6.7 · Seviye 2 · İstek, Güç, Çatışma · Atölye
Aynı kavga üç basamakta
Son Sefer’den bir baba–kız tartışmasını üç tırmanma basamağıyla yeniden yazar
Diyalog Akademisi · Çatışmalı Diyalog · 1.341 kelime · 27 replik · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Görev
Bu atölyede tek bir kavgayı yazacaksın, ama iki kez. Önce içinden geldiği gibi; sonra üç tırmanma basamağına bölerek. İki karakter bir baba ile kızı. Kendi hikâyenden bir baba–kız çifti seçebilirsin; elinde yoksa Son Sefer'in Sevgi'si ile Şükrü'sünü kullan.
Kavganın bir görünür konusu olsun: somut, küçük, elle tutulur bir şey. Bir ilaç kutusu, bir anahtar, bir fatura, unutulmuş bir telefon. Bir de gerçek konusu olsun: iki karakterin yıllardır konuşmadığı, birbirine söyleyemediği bir şey. Görünür konu sahneyi başlatır, gerçek konu sahnenin sonunda yüzeye yaklaşır.
Basamakları önceden planla. Her basamağa bir satır ayır ve büyüme yönünü adlandır. Kapsamda mı (bir olaydan bir örüntüye), zamanda mı (bugünden geçmişe), hedefte mi (yapılandan olunana), taraflarda mı (üçüncü bir kişiyi kavgaya çağırarak)? Üç basamağın üçü de aynı yönde büyümesin.
Sonra son basamağın geri alınamaz sözünü belirle. Bu söz bir sır, bir itiraf ya da yıllardır taşınan bir suçlama olabilir. Söylendikten sonra baba ile kız aynı mutfakta aynı biçimde oturamamalı.
İki kural var. Birincisi, kavgada tek bir ünlem işareti olmasın ve hiçbir yönergede «bağırarak» yazmasın. Tırmanan şey ses değil, söylenenin ağırlığı olmalı. İkincisi, iki taraf da haklı olsun. Babanın da kızın da en güçlü argümanı sahnede dursun.
Bitirdiğinde basamakları birine göstermeden sahneyi okut ve ona sor: kavga nerede bir üst kata çıktı? İşaret ettiği yerler senin basamaklarınla örtüşüyorsa, merdiveni kurmuşsun demektir.
Örnek çözüm
Görevi Son Sefer'le yapalım. Pazartesi gecesi. Sevgi ile Şükrü hastaneden dönmüş, doktor ilaçları yeniden yazmış. Sevgi'nin otobüsü yarın sabah kalkıyor. Babasının yeni ilaçlarını yerleştirmek için mutfak çekmecesini açıyor ve geçen hafta Şükrü'nün «İçiyorum» deyip oraya koyduğu kutuyu buluyor: açılmamış.
Görünür konu: bir ilaç kutusu. Gerçek konu: Sevgi'nin uzakta oluşu ve annesinin son günleri. Basamaklar: birincisi olay (bir kutu, bir yalan), ikincisi zaman (annenin ertelenen kontrolü), üçüncüsü taraflar ve geri alınamaz söz (annenin hastaneye yattığı gün Sevgi'yi kimin aradığı).
İlk deneme çoğu zaman şöyle çıkar.
İlk taslak
İÇ. MUTFAK, ŞÜKRÜ'NÜN EVİ — GECE. Sevgi elinde açılmamış bir ilaç kutusuyla.
SEVGİ
Baba, bu ne? İçmiyorsun ilaçlarını!
ŞÜKRÜ
İçiyorum.
SEVGİ
Açılmamış bu! İçmiyorsun!
ŞÜKRÜ
Unuttum bir kere.
SEVGİ
Bir kere değil! Hiç içmemişsin! Neden yapıyorsun bunu?
ŞÜKRÜ
Bağırma bana!
SEVGİ
Bağırırım! Sen kendini öldürmeye mi çalışıyorsun?
ŞÜKRÜ
Yeter! Git İstanbul'una!
Bu taslakta kavga yüksek ama merdiven yok. İlk replikte ünlemle başlıyor ve sonraki her replik aynı yükseklikte. Sevgi'nin dört repliği aynı suçlamanın dört biçimi: içmiyorsun, açılmamış, hiç içmemişsin, kendini öldürüyorsun. Şükrü'nün cevapları inkâr ve öfke. Gerçek konu hiç yüzeye yaklaşmıyor; «Git İstanbul'una» ona en çok yaklaşan söz, ama bir öfke patlaması olarak geliyor ve hiçbir şey açmıyor. İki taraf da haklı değil; Şükrü bir inatçı, Sevgi bir bağıran.
Şimdi aynı kavga, üç basamakta.
Yeniden yazım
İÇ. MUTFAK, ŞÜKRÜ'NÜN EVİ — GECE. Sevgi yeni ilaçları çekmeceye yerleştirirken eli bir kutuya çarpıyor. Kutuyu çıkarıyor. Bandı yerinde. Şükrü kapıda.
SEVGİ
Bu geçen haftaki kutu.
ŞÜKRÜ
Öyle.
SEVGİ
Telefonda «İçiyorum» dedin.
ŞÜKRÜ
Dedim.
Sevgi kutuyu tezgâhın üstüne koyuyor. Yeni kutunun yanına.
SEVGİ
Annem de böyleydi. Kontrole sonra giderim derdi. Sonra derken bir sabah hastaneye yattı.
ŞÜKRÜ
Annenin hastalığı başkaydı.
SEVGİ
Hastalık başka. Sonra demek aynı.
Şükrü sandalyeyi çekip oturuyor. Kutuya bakmıyor.
ŞÜKRÜ
Sen o zaman da sonra dedin. Annen yattığı hafta. «Cumartesi gelirim baba.» Cumartesi gelmeden gitti.
SEVGİ
Sen beni cuma aradın. Perşembe yatmıştı.
Uzun bir sessizlik. Buzdolabının motoru çalışıp duruyor.
ŞÜKRÜ
Ben aramadım seni, Sevgi.
SEVGİ
Aradın. Sesini hatırlıyorum.
ŞÜKRÜ
Hacer aradı. Ben telefonu elime aldım, tuşlara basamadım. Hacer aldı elimden. Sonra bana verdi, «Söyle» dedi. Ben yalnız «Gel» dedim.
Sevgi tezgâha tutunuyor. Şükrü kalkıyor, açılmamış kutuyu alıyor, bandını tırnağıyla kesiyor.
ŞÜKRÜ
Sabah içerim. Sen gittikten sonra. Söz.
Kavga üç basamakta ve hiç ünlem olmadan tırmanıyor.
Birinci basamak olay. Bir kutu ve bir yalan. Sevgi suçlamıyor, yalnızca tespit ediyor: «Bu geçen haftaki kutu.» «Telefonda içiyorum dedin.» Şükrü inkâr etmiyor: «Öyle.» «Dedim.» Bu iki kısa kabul, kavgayı bir inkâr kavgası olmaktan çıkarıyor ve onu daha derin bir yere götürmeye hazırlıyor. Sevgi'nin kutuyu yeni kutunun yanına koyması, iki haftayı yan yana getiren sessiz bir hamle.
İkinci basamak zamanda büyüyor. Sevgi annesini kavgaya çağırıyor: kontrolü erteleyen, bir sabah hastaneye yatan anne. Kavga artık bir kutu hakkında değil, bir örüntü hakkında: ertelemek. Şükrü'nün itirazı, «Annenin hastalığı başkaydı», bir savunma; Sevgi'nin cevabı, «Hastalık başka. Sonra demek aynı», bu savunmayı bir cümleyle kapatıyor. Burada Sevgi haklı.
Üçüncü basamak taraflarda büyüyor ve kavga yön değiştiriyor. Şükrü ilk kez karşı saldırıya geçiyor: Sevgi de ertelemişti, «Cumartesi gelirim baba» demişti. Bu, Sevgi'nin en derin yarası ve Şükrü bunu biliyor. Burada da Şükrü haklı. Sevgi'nin cevabı bir tarih düzeltmesi, «Sen beni cuma aradın», ama bu düzeltme bir kapı açıyor.
Geri alınamaz söz o kapıdan giriyor: «Ben aramadım seni, Sevgi.» Sevgi yıllardır babasının sesini hatırladığını sanıyordu; oysa telefonu Hacer çevirmişti, babası yalnızca «Gel» diyebilmişti. Bu söz kavgayı tamamen başka bir yere taşıyor. Şükrü'nün ilaç içmemesi, karısının son haftasında tuşlara basamayan bir adamın korkusu olarak yeniden okunuyor. Sevgi'nin öfkesi bir anda yere iniyor; tezgâha tutunması bunu gösteriyor.
Son hamle bir eylem: Şükrü kutunun bandını tırnağıyla kesiyor. Görünür konu, açılmamış kutu, sahnenin sonunda yeni bir anlam kazanıyor. «Sen gittikten sonra» ise küçük bir onur payı: Şükrü kızının önünde değil, kendi başına içecek. İki taraf da haklı kaldı, kimse bağırmadı ve baba ile kız artık o sabahı başka biçimde hatırlayacak.
Hatayı bul
Bir öğrenci bu atölye için «üç basamaklı» bir kavga yazmış ve basamakları kenara numaralarla işaretlemiş. Sahne neden tırmanmıyor?
KIZ
Baba, arabanın anahtarını yine yanlış yere koymuşsun. (1)
BABA
Koymadım.
KIZ
Koymuşsun! Hep yanlış yere koyuyorsun! (2)
BABA
Hep mi? Ne zaman koydum?
KIZ
Dün de koydun! Geçen hafta da! Her gün koyuyorsun! (3)
BABA
Tamam, tamam, bir daha koymam.
Cevap
Öğrencinin üç basamağı aslında tek bir yönde büyüyor: kapsamda. Birinci basamak bir olay, ikinci «hep», üçüncü «her gün». Ama «hep» ile «her gün» aynı basamak; kavga kapsamda bir kez büyüdükten sonra aynı yerde dönüyor. Ünlemler artıyor, ağırlık artmıyor. Zaman, hedef ve taraflar hiç kullanılmamış: kimse geçmişi açmıyor, kimse babanın kim olduğuna dokunmuyor, kimse üçüncü bir kişiyi çağırmıyor.
İkinci sorun, geri alınamaz söz yok. Kavga babanın «bir daha koymam» sözüyle kapanıyor ve baba ile kız arasında hiçbir şey değişmiyor. Seyirci anahtarın kızın gözünde neyi temsil ettiğini öğrenmiyor; anahtar gerçek bir konunun görünür yüzü olabilirdi, örneğin babanın unutkanlığının bir hastalığın başlangıcı olup olmadığı. Ama öğrenci gerçek konuyu hiç kurmamış.
Üçüncü sorun, iki haklı yok. Baba yalnızca inkâr ediyor ve teslim oluyor; en güçlü argümanı yazılmamış. Belki anahtarı bilerek oraya koyuyordur; belki kızının her geldiğinde evi düzenlemesinden yorulmuştur. Öğrenci kızın tarafında ve baba bir saman adam olarak kalıyor.
Teslim
Rubrik
Kavganı bu ölçütlerle değerlendir.
- Basamaklar. Zayıf: kavga aynı yükseklikte dönüyor ya da ilk replikte tepeye çıkıyor. Yeterli: üç basamak var ama ikisi aynı yönde büyüyor. Güçlü: üç basamak üç ayrı yönde büyüyor ve okuyucu basamakları senin işaretlerinle aynı yerde buluyor.
- Geri alınamaz söz. Zayıf: kavga bir teslim ya da bir patlamayla kapanıyor, ilişkide hiçbir şey değişmiyor. Yeterli: son basamakta ağır bir söz var ama önceki basamaklardan doğmuyor. Güçlü: söz önceki basamaklar tarafından hazırlanmış ve söylendikten sonra iki karakter eskisi gibi konuşamıyor.
- Görünür ve gerçek konu. Zayıf: yalnız görünür konu var. Yeterli: gerçek konu var ama bir yerde açıkça söyleniyor. Güçlü: gerçek konu basamaklarla yüzeye yaklaşıyor ve görünür konu sahnenin sonunda yeni bir anlam kazanıyor.
- İki haklı. Zayıf: taraflardan biri saman adam. Yeterli: iki tarafın da bir gerekçesi var. Güçlü: iki tarafın da en güçlü argümanı ve seyircinin kalbine dokunan birer anı var.
- Ses. Zayıf: ünlemler ve «bağırarak» yönergeleri kavgayı taşıyor. Yeterli: ses alçak ama kavga da sönük. Güçlü: ses hiç yükselmeden kavga tırmanıyor.
Sonraki derse köprü
Mutfaktaki kavgada Şükrü bir kez bile «korkuyorum» demedi; Sevgi bir kez bile «seni kaybetmek istemiyorum» demedi. İkisinin de asıl söylemek istediği, söylediklerinin altında akıyordu. Sözün altında akan o isteğin bir adı var: alt metin. Sıradaki ders onu tanımlıyor ve onun yazarın gizlediği değil, karakterin gizlediği şey olduğunu gösteriyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.