İçeriğe geç

6.1 · Seviye 2 · İstek, Güç, Çatışma

Çatışma bağırmak değildir

Ses yükseldikçe gerilimin düştüğü sahneyi tanır; çatışmayı istekler arasındaki uzaklıkla ölçer

Diyalog Akademisi · Çatışmalı Diyalog · 1.667 kelime · 30 replik · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir apartmanda iki komşu kavga ediyor. Biri balkondan, öbürü bahçeden bağırıyor. Sesler bütün sokağa yayılıyor. Pencereler açılıyor, insanlar bakıyor. Ama beş dakika sonra kimse dinlemiyor. Bağırmalar aynı kelimeleri tekrar ediyor, sesler hep aynı yükseklikte, ve sokaktakiler bir süre sonra pencerelerini kapatıp işlerine dönüyor. Gürültü var, ama hikâye yok.

Aynı akşam, aynı apartmanın üçüncü katında bir kadın, mutfakta kocasına alçak sesle bir şey soruyor. «Dün akşam nerdeydin?» Koca çayını karıştırıyor. «Dedim ya. Hasan'daydım.» Kadın bir şey demiyor. Tabakları masaya koyuyor. «Hasan bugün aradı. Seni sordu.» Kimse sesini yükseltmiyor. Ama bu mutfakta, aşağıdaki bahçedekinden çok daha büyük bir çatışma var.

Yeni yazarların sık düştüğü tuzak, çatışmayı sesle karıştırmaktır. Bir sahne çatışmalı olsun diye karakterlere bağırtırlar, ünlemler koyarlar, hakaretler yazarlar. Sahne gürültülü olur, ama gergin olmaz. Bu ders çatışmanın gerçekte nerede durduğunu ve sesin yükselmesinin neden çoğu zaman gerilimi düşürdüğünü anlatıyor.

Tek fikir

Çatışma, iki karakterin istekleri arasındaki uzaklıktır; ses yüksekliği değil. Ses yükseldikçe istekler çoğu zaman görünmez olur ve gerilim düşer.

Kavram

Senaryo Akademisi'nin «Çatışmalı diyalog» birimi bu türün araçlarını sayar: açık ve gizli hedef çatışması, statü mücadelesi, taktik değişimi, soruya soruyla cevap, konu değiştirme. Bu ders o araçların hepsinin altında yatan ölçüye bakıyor: çatışmanın neden sesle ölçülemeyeceğine.

Bir çatışmanın gücünü iki şey belirler.

Birincisi isteklerin uzaklığı. İki karakter birbirine ne kadar uzak şeyler istiyor? Biri çayın şekerli, öbürü şekersiz olmasını istiyorsa uzaklık küçüktür; bir orta yol bulunur. Biri evi satmak, öbürü evde kalmak istiyorsa uzaklık büyüktür; ikisi birden olamaz. Ne kadar az orta yol varsa, çatışma o kadar güçlüdür.

İkincisi bahis. Karakterler için bu isteğin ne kadar önemli olduğu, kaybederlerse neyi kaybedecekleri. Şekerli çay için bahis küçüktür. Ev için bahis bir hayattır. Bahis yüksek ve uzaklık büyükse, sahne fısıltıyla oynansa bile kaynar.

Peki ses yükselince ne olur? Birkaç şey birden.

Birincisi, istekler kaybolur. Bağıran karakter çoğu zaman artık bir şey istemiyor, bir şeyi boşaltıyordur. Öfke, kırgınlık, yorgunluk. «Sana kaç kere söyledim!» bir istek değil, bir duygunun dökülmesidir. Karakter taktiğini kaybetmiştir; karşıdakini bir şeye ikna etmeye, onu bir yere götürmeye çalışmıyordur. Sahnenin motoru durur.

İkincisi, kulak yorulur. Seyirci bir süre yüksek sesi dinler, sonra alışır. Bağırmanın kendi içinde bir tırmanma imkânı yoktur: bağırmanın üstünde daha yüksek bağırmak vardır, o kadar. Bu yüzden bağırarak başlayan bir sahne bir yere gidemez.

Üçüncüsü, bilgi kaybolur. Bağıran karakterler kısa ve genel konuşur: «Hep böylesin!», «Hiç anlamıyorsun!» Bu cümleler bir şey söylemez. Sessiz bir tartışmada ise karakterler tek tek ayrıntılarla, hatırlamalarla, sorularla ilerler. Her ayrıntı karşıdakini bir köşeye sıkıştırır.

Dördüncüsü, bağırmak çoğu zaman bir kaybın işaretidir. Gerçek hayatta insanlar argümanları bittiğinde bağırır. Bu yüzden sahnede bağıran karakter, çoğu zaman sahneyi kaybetmekte olan karakterdir. Bu bilerek kullanılabilir: bir karakterin bağırdığı an, onun yenildiği an olabilir. Ama sahnenin tamamı bağırmaktan oluşuyorsa, kimse kazanıp kaybetmez.

Bu, bağırmanın hiç yazılmaması gerektiği anlamına gelmez. Bir sahnede tek bir bağırma, uzun bir sessiz gerilimden sonra geldiğinde çok güçlüdür. Bir patlama olarak, bir taşma olarak. Ama bu patlamanın gücü, ondan önceki sessizlikten gelir. Sessiz bir sahnenin ortasındaki bir yükselen ses, gürültülü bir sahnenin ortasındaki bir yükselen sesten çok daha fazla duyulur.

Sessiz çatışmanın araçları tanıdık: taktik değişimi, statü işaretleri, soru ve konu kontrolü, kibarlık. Ama bunlara bir şey eklemek gerekir: sessiz çatışmanın kalbi, iki karakterin isteklerinin sayfada açık olmasıdır. Okur, iki kişinin neyi istediğini ve bu isteklerin neden birbirini dışladığını bilmelidir. O zaman en sade cümle bile bir hamle olur.

Sahnede

Son Sefer. Pazar gecesi, randevudan önceki gece. Garajdan dönen Sevgi mutfakta, Şükrü'yle çay içiyorlar. Sevgi, babasının kışı İstanbul'da geçirmesini istiyor; bunu daha önce teklif etmiş, Şükrü «Bakarız» demişti. Şükrü Rize'de kalmak istiyor.

İÇ. ŞÜKRÜ'NÜN EVİ, MUTFAK — GECE. Masada iki çay bardağı. Kombinin sesi.

SEVGİ

Kaan ocak sonuna bilet baktı. Trabzon'dan.

ŞÜKRÜ

Bakmış.

SEVGİ

Odası hazır. Pencere denize bakmıyor ama güneş alıyor.

ŞÜKRÜ

Güzel.

Sevgi çayını karıştırıyor. Şükrü pencereye bakıyor.

SEVGİ

Yarın doktor ne derse diyecek. Ama ne derse desin, kışın bu evde yalnız kalmanı istemiyorum.

ŞÜKRÜ

Yalnız değilim. Hacer var. Nazmi var.

SEVGİ

Hacer gece kalkıp seni kontrol etmez.

ŞÜKRÜ

Etmesin.

SEVGİ

Baba, başın dönmüş. Dolmuşta. Kenara çekmişsin.

Şükrü bardağını masaya bırakıyor. Sessizce.

ŞÜKRÜ

Kerem'den mi duydun?

SEVGİ

Önemli mi?

ŞÜKRÜ

Önemli. Kerem'in benim için konuşması önemli.

SEVGİ

Kerem benden yalnız bir şey sakladığı için özür diledi. Sen hiç dilemedin.

Uzun bir sessizlik. Kombi bir kez tıklıyor.

ŞÜKRÜ

Annenle bu mutfakta kırk yıl çay içtik, Sevgi. Ben de burada kalacağım.

Bu sahnede hiç ünlem yok. Kimse sesini yükseltmiyor. Ama mesafe çok büyük ve bahis çok yüksek. Sevgi babasının yaşamasını ve yalnız kalmamasını istiyor; Şükrü evini, karısıyla ömrünü geçirdiği yeri bırakmamak istiyor. İkisi birden olamaz. Orta yol yok.

Sevgi'nin taktikleri değişiyor: önce bir hazırlık (bilet, oda, güneş), sonra bir gerekçe (yalnız kalmak), sonra bir kanıt (baş dönmesi). Şükrü önce kısa cevaplarla savuşturuyor, sonra karşı saldırıya geçiyor: bilginin kaynağını soruyor, Kerem'i suçluyor. Sevgi'nin «Sen hiç dilemedin» cevabı bir saldırı, ama alçak sesle. Ve Şükrü'nün son repliği, sahnenin en sert sözü, hiçbir ünlem taşımıyor. Bahsi açıklıyor: bu ev yalnız bir ev değil.

İki sürüm

Kalem Odası. Çarşamba sabahı. Meral, Gülsüm Hanım'ı aradı ve kiracının taşındığını söyledi. Gülsüm Hanım kaleme geliyor. Bir tarih istiyor: dava ne zaman bitecek, evini ne zaman geri alacak? Meral bir tarih veremez.

İlk taslak

GÜLSÜM

Altı aydır bekliyorum! Altı ay! Benim maaşım yetmiyor, anlıyor musunuz!

MERAL

Hanımefendi, bağırmayın! Burası adliye!

GÜLSÜM

Bağırırım! Siz işinizi yapmıyorsunuz!

MERAL

Biz işimizi yapıyoruz! Kiracınız kaçmış, bizim suçumuz mu!

GÜLSÜM

Ne zaman bitecek bu dava!

MERAL

Bilmiyorum! Kimse bilmiyor!

Yeniden yazım

Gülsüm Meral'in masasının önünde. Çantasını iki eliyle tutuyor. Meral ayağa kalkmış.

GÜLSÜM

Telefonda söylediğiniz için sağ olun. Ben de bir şey sormaya geldim. Kısa sürer.

MERAL

Oturun, Gülsüm Hanım.

GÜLSÜM

Oturmayayım. Ne zaman biter?

MERAL

Adres araştırması çıktı. Cevap gelince yeni adrese tebligat çıkacak.

GÜLSÜM

O ne kadar sürer?

MERAL

Bir tarih söylemem doğru olmaz.

GÜLSÜM

Yanlış olsun. Bir tarih söyleyin.

Meral bir an susuyor.

MERAL

Size bir ay dersem ve üç ay sürerse, bana gelirsiniz. Haklı olarak.

GÜLSÜM

Gelmem. Söz.

Gülsüm çantasını açıyor, katlanmış bir zarf çıkarıyor. Masaya bırakıyor.

GÜLSÜM

Ekim'in elektrik faturası. Kiracının adına geliyor hâlâ. Ben ödedim. Ay sonuna kadar bir tarih bilmem lazım, Meral Hanım. Kasımın faturasını ödeyemem.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Çatışma, iki karakterin istekleri arasındaki uzaklıktır; ses yüksekliği değil.
  2. Çatışmanın ağırlığını bahis belirler: karakterin kaybederse neyi kaybedeceği.
  3. Ses yükselince istekler kaybolur, kulak yorulur, bilgi silinir ve sahnenin tırmanacak yeri kalmaz.
  4. Bağırmak çoğu zaman bir kaybın işaretidir; bilerek kullanılabilir.
  5. Sessiz bir sahnenin ortasındaki tek bir yükselen ses, gürültülü bir sahnedekinden çok daha fazla duyulur.

İlk taslak bir kavga, ama çatışma değil. İki kadın birbirine bağırıyor ve her replik bir ünlem. Ama kimse bir şey istemiyor; ikisi de duygusunu boşaltıyor. Gülsüm'ün öfkesi anlaşılır ama sahneye bir bilgi katmıyor: «Maaşım yetmiyor» genel bir yakınma. Meral'in «Kiracınız kaçmış, bizim suçumuz mu!» repliği onu kaba ve küçük gösteriyor. Sahne bir yere gitmiyor; son replik başladığı yerde, ses aynı yükseklikte.

Yeniden yazımda iki kadın sesini hiç yükseltmiyor. Gülsüm bir teşekkürle başlıyor, oturmayı reddediyor: bekleyecek vakti yok. İsteği açık ve tek: bir tarih. Meral'in isteği de açık: yanlış bir umut vermemek. İkisi birbirine uzak. Sahne bu uzaklıkta yürüyor: Gülsüm her seferinde aynı isteği daha keskin biçimde soruyor, «Yanlış olsun», Meral her seferinde geri çekiliyor ama dürüst kalıyor.

Sonra Gülsüm bahsi masaya koyuyor: bir elektrik faturası. Bu, ilk taslaktaki «maaşım yetmiyor» yakınmasının somut hâli. Bir zarf, bir ay, bir miktar. Ve son cümle, «Kasımın faturasını ödeyemem», hiçbir ünlem taşımıyor ama ilk taslaktaki bütün bağırmalardan daha ağır. Sahne bir cevapla bitmiyor; Meral'in bir tarih verip vermeyeceği açık kalıyor. Gerilim de tam orada.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÇatışmalı bir sahne gürültülü olmalıdır.
Doğrusu

Gürültü kulağı yorar ve istekleri gizler. Çatışmanın gücü isteklerin uzaklığı ve bahsin büyüklüğüdür; bunlar fısıltıyla da taşınabilir.

Yaygın yanlışÜnlem işareti gerilim yaratır.
Doğrusu

Ünlem bir ses yüksekliği işaretidir. Ünlemlerle dolu bir sahne, okura «Burada herkes bağırıyor» der, «Burada bir şey tehlikede» değil.

Yaygın yanlışKarakterler hiç bağırmamalıdır.
Doğrusu

Bir sahnede tek bir bağırma, uzun bir sessiz gerilimden sonra geldiğinde çok güçlüdür. Sorun bağırmanın kendisi değil, sahnenin tamamının bağırmaktan oluşmasıdır.

Kendi sahnende

Özet

  1. Çatışma, iki karakterin istekleri arasındaki uzaklıktır; ses yüksekliği değil.
  2. Çatışmanın ağırlığını bahis belirler: karakterin kaybederse neyi kaybedeceği.
  3. Ses yükselince istekler kaybolur, kulak yorulur, bilgi silinir ve sahnenin tırmanacak yeri kalmaz.
  4. Bağırmak çoğu zaman bir kaybın işaretidir; bilerek kullanılabilir.
  5. Sessiz bir sahnenin ortasındaki tek bir yükselen ses, gürültülü bir sahnedekinden çok daha fazla duyulur.

Kendini sına

  1. Mutfak sahnesinde iki karakterin istekleri arasında bir orta yol var mı?
  2. Gülsüm Hanım sahnesinin ilk taslağı neden bir yere gitmiyor?
  3. Yeniden yazımda Gülsüm'ün bahsi nasıl somutlaşıyor?

Yanıtlar

  1. Yok. Sevgi babasının kışı yalnız geçirmemesini, Şükrü ise karısıyla kırk yıl yaşadığı evi bırakmamayı istiyor. İkisi birden olamıyor ve bu uzaklık, sahnenin sesi hiç yükselmeden gergin kalmasını sağlıyor.
  2. Çünkü iki kadın da bir şey istemiyor, duygusunu boşaltıyor. Her replik bir ünlem, hiçbiri bilgi katmıyor ve son replik başladığı yerde, aynı ses yüksekliğinde kalıyor.
  3. Bir elektrik faturasıyla. Kiracının adına gelen Ekim faturasını kendisi ödemiş ve Kasım'ınkini ödeyemeyeceğini söylüyor. Genel bir yakınma, bir zarfa, bir aya ve bir miktara dönüşüyor.

Sonraki derse köprü

Mutfakta Sevgi ile Şükrü kavga ettiklerini biliyorlardı; ikisi de isteğini açıkça masaya koydu. Ama bazı sahnelerde karakterler kavga ettiklerinin farkında bile değildir: bir sofrada, bir telefon konuşmasında, sıradan bir sohbetin altında bir çatışma yürür ve kimse onu adlandırmaz. Sıradaki ders bu iki türü ayırıyor: açık çatışma ve örtük çatışma.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.