14.1 · Seviye 6 · Ritim ve Sahne
Sahneye geç girmek
Selamı, hal hatırı ve hazırlığı keserek diyaloğa konuşmanın ortasından başlar
Diyalog Akademisi · Sahnenin İçinde Diyalog · 1.569 kelime · 19 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Açılış
Bir arkadaşının evine akşam yemeğine gidiyorsun. Kapıyı çalıyorsun, ayakkabılarını çıkarıyorsun, «Hoş geldin», «Hoş bulduk», «Yol nasıldı?», «Trafik vardı», «Otur, otur, çay koyayım.» Bu konuşmanın her kelimesi gerekli, çünkü iki insan bir araya geliyor ve bunun bir töreni var. Ama bir arkadaşın sana o akşamı anlatırken bu kısmı atlar. «Dün akşam Elif'teydim, mutfakta bir baktım ki…» diye başlar. Hikâye, olayın başladığı yerden başlar, kapının açıldığı yerden değil.
Senaryo da bir anlatıcıdır. Seyirci kapının çalınmasını, ayakkabıların çıkarılmasını, hal hatırı görmek istemez; neyin değiştiğini görmek ister. Bu yüzden iyi sahnelerin çoğu bir konuşmanın ortasından başlar. Seyirci içeri girdiğinde karakterler zaten konuşuyordur ve seyirci yakalamak için koşar.
Önceki modülde bir sahneyi yüzde otuz kısalttık ve ilk kesim bir selamdı. Bu modül sahnenin içindeki diyaloğa bakıyor ve o ilk kesimi bir ilkeye çeviriyor: sahneye geç girmek.
Tek fikir
Bir sahneye selamdan, hal hatırdan ve hazırlıktan sonra, konuşmanın ortasından girmek, seyirciyi doğrudan olayın içine koyar. Seyirci kaçırdığı başlangıcı kendi kurar ve bu çaba onu sahneye bağlar. Selam ancak bir şey taşıyorsa kalır.
Kavram
Gerçek konuşmaların büyük bir kısmı töreni taşır: selam, hal hatır, hava, yol, yorgunluk. Bu tören insanlar arasında gereklidir ama seyirci için çoğu zaman boştur. Bir sahneyi kapının açılmasından başlatmak, seyirciyi bu töreni karakterlerle birlikte yaşamaya zorlar; asıl mesele üçüncü, dördüncü replikte gelir ve o zamana kadar seyircinin dikkati dağılmıştır.
Geç girişin bir bedeli yoktur, çünkü seyirci boşlukları doldurmayı bilir. Bir sahne «…ve kutu hâlâ açılmamış, baba» diye başladığında, seyirci karakterlerin bir süredir konuştuğunu, konunun bir kutu olduğunu, kızın babasına bir şey sorduğunu anlar. Kaçırdığı başlangıcı kendi kurar. Bu kurma çabası bir yorgunluk değil, bir katılımdır: seyirci sahnenin içine bir adım atmış olur.
Tören diyaloğunun bir istisnası var: tören bir şey taşıdığında. Bir selam soğuksa, alınmıyorsa, fazla resmîyse, bir ilişkinin durumunu gösterir. Rıfat'ın Şükrü'nün selamını almaması, bir hal hatırın yerine geçmiş ve bir küslüğü anlatmıştı. Sevgi'nin Hacer'e önce «Hacer Hanım» deyip sonra «Hacer abla»ya geçmesi bir ilişkinin yeniden kurulmasıydı. Bu durumlarda tören diyaloğu bir olaydır ve sahnede kalır. Ölçü basit: törenin bu sahnede bir şeyi değiştirip değiştirmediğine bak. Değiştirmiyorsa kes.
Geç girişin bir başka biçimi, hazırlığı kesmektir. Bir karakter bir şey söylemeden önce zemin hazırlar: «Sana bir şey söylemem lazım», «Otur, konuşmamız gereken bir şey var», «Kızma ama». Bu hazırlık cümleleri gerçek konuşmada yaygındır, ama sahnede genellikle gereksizdir; seyirci bir şeyin geleceğini zaten hisseder. Hazırlığı kes ve doğrudan söylenecek şeye gir. Hazırlık ancak bir ertelemenin parçasıysa, itiraf dersinde gördüğümüz gibi, gerilim kuruyorsa kalır.
Geç girişin bir sınırı da var: seyircinin yönünü kaybetmesi. Konuşmanın ortasından girildiğinde seyirci en azından şunları çabucak anlamalı: kim kiminle konuşuyor, nerede, ve konu kabaca ne. Bunlar eylem satırlarıyla, ilk replikteki bir adla, bir nesneyle sağlanabilir. Geç giriş seyirciyi şaşırtmalı ama kaybettirmemeli. Bunun en ekonomik aracı ilk eylem satırıdır: tek bir ayrıntı, bir nesne ya da bir duruş, seyirciye üç sorunun üçünü de birden cevaplayabilir. İlk üç replikte seyirci hâlâ kimin konuştuğunu bilmiyorsa, giriş çok geç olmuştur.
Son olarak, geç giriş sahnenin hangi noktasından başlanacağı sorusunu da sorar. Bunun pratik bir yolu var: sahneyi baştan yaz, sonra ilk replikleri birer birer sil ve her silişte sahneyi yeniden oku. Sahne ne zaman anlaşılmaz hâle geliyorsa, bir önceki replik sahnenin doğru başlangıç noktasıdır. Çoğu zaman bu nokta, yazarın sandığından iki üç replik ileridedir.
Sahnede
Sevgi cuma akşamı geldi. Seyirci onu en son telefonda, «Cuma» derken duydu. Şimdi babasının mutfağındayız; geliş, otogar, kucaklaşma, hal hatır çoktan geride kalmış.
İÇ. ŞÜKRÜ'NÜN EVİ, MUTFAK — GECE. Sevgi masada, önünde bir ilaç kutusu, kutunun içindeki yaprağın tabletlerini sayıyor. Şükrü ocakta çay demliyor. Sevgi'nin bavulu kapının yanında, açılmamış.
SEVGİ
On dört. On dört gitmiş.
ŞÜKRÜ
On beş. Bu sabahki de.
SEVGİ
Saydım baba. On dört.
ŞÜKRÜ
Ben de saydım.
Sevgi kutuyu masaya bırakır. Bir süre bakar.
SEVGİ
Açmışsın.
ŞÜKRÜ
Doktor her gün dedi.
SEVGİ
Doktor geçen sefer de her gün demişti.
Şükrü çayı iki bardağa koyar, birini Sevgi'nin önüne bırakır.
ŞÜKRÜ
Bu sefer cuma gelirim dedin. Geldin.
Sevgi bardağı alır. Bavul kapının yanında durmaya devam eder.
Sahne bir sayıyla başlıyor: «On dört.» Seyirci Sevgi'nin gelişini, otogarı, kapıda kucaklaşmayı görmedi. Bunların hepsi oldu, ama sahnenin dışında. Seyirci mutfağa girdiğinde Sevgi zaten masada, zaten kutuyu açmış, zaten sayıyor. İlk replik bütün durumu veriyor: bir ilaç kutusu var ve Sevgi babasının ilaçlarını kontrol ediyor. Seyirci kaçırdığı başlangıcı kendisi kuruyor: Sevgi daha bavulunu açmadan kutuya gitmiş.
Geç giriş bir şeyi daha kazandırıyor: sahnenin ilk anı zaten bir anlaşmazlık. On dört mü, on beş mi? Bir hal hatır ile başlayan sahne bu anlaşmazlığa ancak dördüncü, beşinci replikte gelirdi. Burada ilk iki replik bir sayı düellosu ve bu düello ilişkinin bütün geçmişini taşıyor: Sevgi'nin babasına güvenmemesi, babasının da bunu bilmesi.
Eylem satırları seyircinin yönünü kaybetmesini önlüyor. Yer belli, mutfak; kimin konuştuğu belli; konu belli, ilaç kutusu. Bavulun açılmamış olması da bir ayrıntı olarak sahneyi çerçeveliyor: Sevgi yeni geldi ve ilk işi bu oldu. Sahnenin son repliği ise bir geri çağırma: Şükrü kızının telefonda söylediği sözü ona geri veriyor. Sahne bir selamla başlamadı, ama bir tür hoş geldin ile bitti.
İki sürüm
Aynı sahnenin kapıdan başlayan hâli.
İlk taslak
İÇ. ŞÜKRÜ'NÜN EVİ — GECE. Kapı çalar. Şükrü açar. Sevgi kapıda, elinde bavul.
SEVGİ
Baba!
ŞÜKRÜ
Hoş geldin kızım.
SEVGİ
Hoş bulduk. Nasılsın? Yol çok uzundu, Bolu'da biraz bekledik.
ŞÜKRÜ
İyiyim, iyiyim. Gel, otur, çay koyayım.
Mutfağa geçerler. Sevgi oturur.
SEVGİ
Baba, ilaçlarını içiyor musun? Bir bakayım mı?
ŞÜKRÜ
İçiyorum. Bak istersen.
Sevgi ilaç kutusunu bulur, açar, sayar.
SEVGİ
On dört tane gitmiş. İçiyorsun gerçekten.
Yeniden yazım
İÇ. ŞÜKRÜ'NÜN EVİ, MUTFAK — GECE. Sevgi masada, önünde bir ilaç kutusu, tabletleri sayıyor. Sevgi'nin bavulu kapının yanında, açılmamış.
SEVGİ
On dört. On dört gitmiş.
ŞÜKRÜ
On beş. Bu sabahki de.
SEVGİ
Saydım baba. On dört.
ŞÜKRÜ
Ben de saydım.
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Geç giriş, sahneyi selamdan, hal hatırdan ve hazırlıktan sonra, konuşmanın ortasından başlatır.
- Seyirci kaçırdığı başlangıcı kendi kurar ve bu çaba onu sahneye bağlar.
- Tören diyaloğu ancak bir şey taşıyorsa kalır: alınmayan bir selam, bir hitap değişimi.
- Hazırlık cümleleri, bir ertelemenin parçası değilse, kesilir.
- Seyirci ilk birkaç replikte kim, nerede ve ne sorularının cevabını almalıdır; doğru başlangıç noktası, sahnenin anlaşılmaz hâle geldiği yerden bir önceki repliktir.
İlk taslakta sahne kapıdan başlıyor ve asıl meseleye, ilaç kutusuna, ancak altıncı replikte ulaşıyor. Önündeki her şey tören: «Hoş geldin», «Hoş bulduk», «Nasılsın?», «Yol uzundu», «Otur, çay koyayım». Bu repliklerin hiçbiri bu ilişkiye özgü değil; her baba ile her kız aynı biçimde selamlaşabilir. Sevgi'nin «Bir bakayım mı?» sorusu da bir hazırlık. Kutu bulunduğunda sahnenin gerilimi çoktan dağılmış; sonuç bir doğrulama: «İçiyorsun gerçekten.»
Yeniden yazımda tören kesilmiş ve sahne kutudan başlıyor. Hazırlık yok; Sevgi sormuyor, sayıyor. İlk replikten itibaren bir anlaşmazlık var ve bu anlaşmazlık ilişkiyi taşıyor. Açılmamış bavul, ilk taslaktaki bütün kapı sahnesinin söylediğini bir eylem satırında söylüyor: Sevgi yeni geldi ve ilk işi kutuya bakmak oldu.
Ekranda
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışSeyirci kaybolmasın diye sahne karakterlerin buluşmasından başlamalıdır.
Seyirci boşlukları doldurmayı bilir. Buluşma töreni çoğu zaman bir şey taşımaz ve asıl meseleyi geciktirir.
Yaygın yanlışSelam ve hal hatır her zaman kesilmelidir.
Tören bir şey taşıyorsa kalır: alınmayan bir selam, fazla resmî bir hitap, bir ilişkinin yeniden kurulması. Ölçü, törenin bu sahnede bir şeyi değiştirip değiştirmediğidir.
Yaygın yanlışGeç giriş ne kadar geç olursa o kadar iyidir.
Seyirci ilk birkaç replikte kimin konuştuğunu, nerede olduğunu ve konunun kabaca ne olduğunu anlamalıdır. Bunu sağlamayan giriş, seyirciyi şaşırtmaz, kaybettirir.
Kendi sahnende
Özet
- Geç giriş, sahneyi selamdan, hal hatırdan ve hazırlıktan sonra, konuşmanın ortasından başlatır.
- Seyirci kaçırdığı başlangıcı kendi kurar ve bu çaba onu sahneye bağlar.
- Tören diyaloğu ancak bir şey taşıyorsa kalır: alınmayan bir selam, bir hitap değişimi.
- Hazırlık cümleleri, bir ertelemenin parçası değilse, kesilir.
- Seyirci ilk birkaç replikte kim, nerede ve ne sorularının cevabını almalıdır; doğru başlangıç noktası, sahnenin anlaşılmaz hâle geldiği yerden bir önceki repliktir.
Kendini sına
- Sahne neden «On dört» ile başlıyor ve bu ilk replik seyirciye neler veriyor?
- Açılmamış bavul ne iş görüyor?
- İlk taslakta asıl mesele neden geç geliyor?
Yanıtlar
- Çünkü sahnenin asıl meselesi ilaç kutusu ve Sevgi'nin babasına güvenmemesi. İlk replik bir kutunun var olduğunu, Sevgi'nin onu saydığını ve bir sayı anlaşmazlığının başlayacağını aynı anda veriyor; seyirci kaçırdığı gelişi kendisi kuruyor.
- İlk taslaktaki bütün kapı sahnesinin söylediğini tek bir ayrıntıyla söylüyor: Sevgi yeni geldi, bavulunu bile açmadı ve ilk işi kutuya bakmak oldu.
- Çünkü sahne kapıdan başlıyor ve beş replik boyunca tören diyaloğu ilerliyor: selam, hal hatır, yol, çay. Bu repliklerin hiçbiri bu ilişkiye özgü değil; asıl mesele ancak altıncı replikte, bir hazırlık sorusundan sonra geliyor.
Sonraki derse köprü
Mutfak sahnesi bir sayı düellosuyla başladı ve Şükrü'nün «Geldin» cümlesiyle başka bir yere döndü. Her sahnede böyle bir an vardır: sahnenin yönünü değiştiren tek bir replik. Bir sonraki ders o dönüş repliğini bulmayı ve sahnenin geri kalanını ona göre düzenlemeyi inceliyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.