11.7 · Seviye 5 · Bilgi
Jargon
Hukuki, tıbbi ve teknik dili karakterin ağzında doğal tutarken seyirciyi kaybetmemenin yollarını öğrenir; Kalem Odası’nın adliye dilini örnek alır
Diyalog Akademisi · Açıklama · 1.531 kelime · 21 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Açılış
Bir otomobil tamircisine arabanı götürüyorsun. Usta kaputu açıyor, bir süre bakıyor ve çırağına sesleniyor: «Triger gitmiş, gergi de bitik. Bir de baksana conta terlemiş mi.» Bu kelimelerin hiçbirini tam olarak bilmiyorsun. Ama yine de bir şey anlıyorsun: bir şey kötü gitmiş, iş tek bir parçayla bitmeyecek, usta bir şeyden endişeli. Sonra usta sana dönüyor ve şöyle diyor: «Abla, bu araba bu hâliyle yola çıkarsa motoru yakarsın. Üç gün bırak.» İşte bunu tam olarak anlıyorsun.
Usta iki dil konuşuyor: çırağıyla mesleğin dilini, seninle sonuçların dilini. İkisi de doğal, ikisi de gerçek. Ve sen, kelimeleri bilmesen bile, olan biteni izleyebiliyorsun.
Önceki derste Gülsüm Hanım'ın dosyasını parçalara bölerken, kalemde her gün duyulan bir dilin varlığını sezdik. Bu ders o dili, mesleklerin kendi kelimelerini, diyaloğa sokmanın yollarına bakıyor.
Tek fikir
Jargon karakteri gerçek kılar; ama seyirciyi dışarıda bırakma tehlikesi taşır. Çözüm jargonu tanımlamak değil, onun sonucunu görünür kılmaktır: seyirci kelimenin anlamını değil, ne pahasına söylendiğini bilmelidir.
Kavram
Jargonun diyalogda iki işi vardır. Birincisi, karakteri gerçek kılmak. Bir zabıt kâtibi «tebligat», «ara karar», «tefhim» der; bir hemşire «tansiyon», «satürasyon», «serum» der. Bu kelimeler karakterin işini bildiğini, o dünyada yıllarını geçirdiğini kanıtlar. Mesleğinin kelimelerini kullanmayan bir doktor ya da avukat, kostüm giymiş bir oyuncu gibi duyulur. İkincisi, jargon bir dünyanın dokusunu kurar. Seyirci kelimeleri anlamasa da bir yere geldiğini, burada başka kuralların geçerli olduğunu hisseder.
Ama jargonun bir bedeli de vardır: seyircinin bağlantısını koparabilir. Seyirci bir sahnede ne olduğunu anlamazsa, karakterin neden korktuğunu, neden sevindiğini, neyin tehlikede olduğunu bilemez. Bu yüzden asıl soru, seyircinin kelimeyi bilip bilmediği değil, kelimenin ne pahasına söylendiğini bilip bilmediğidir.
Jargonu seyirciye kaptırmadan kullanmanın yolları:
Uzmanlar birbirine açıklamaz. İki doktor «satürasyon düşüyor» der ve devam eder. Biri ötekine «satürasyon, yani kandaki oksijen oranı» derse, bu bir bildiğin gibi repliğidir. Uzmanlar arasında jargon akar ve akmalıdır.
Seyirci anlamı bağlamdan ve tondan alır. Uzmanın sesi hızlanıyorsa, eli titriyorsa, karşısındakinin yüzü değişiyorsa, seyirci «satürasyon»un ne olduğunu bilmeden bunun kötü bir şey olduğunu anlar. Tonun ve eylemin taşıdığı bilgi çoğu zaman yeterlidir.
Uzman olmayan biri sahnedeyse, çeviri o kişiye yapılır ve sonuçla yapılır. Bir hasta yakını «Bu ne demek?» diye sorduğunda doktor bir sözlük tanımı vermez; «Akciğerleri yeterince oksijen alamıyor. Makineye bağlamamız gerekebilir» der. Çeviri, kelimenin ne olduğunu değil, ne yapacağını söyler.
Doz önemlidir. Bir sahnede seyircinin bilmediği birkaç kelime olabilir; ama her cümle anlaşılmaz bir kelimeyle doluysa, seyirci tutunacak bir yer bulamaz. Genel bir ölçü: her vuruşta yeni bir bilinmeyen kelime, ve o vuruşun sonucu tonla ya da bir çeviriyle görünür olsun.
Doğruluk pazarlık konusu değildir. Jargonu yanlış kullanmak, o dünyayı bilen seyircinin güvenini ilk replikte kaybettirir. Bir avukatın bir terimi yanlış yerde kullanması, mesleği bilen her izleyiciyi sahneden koparır. Bu yüzden jargon yazmadan önce o dünyayı dinlemek, gerekirse bir uzmana okutmak gerekir.
Jargon karakterleri de ayırır. Aynı kurumda çalışan iki karakter jargonu farklı kullanabilir: biri her kelimeyi kesin ve kuru söyler, öteki onu yumuşatır, bir başkası yeni öğrenmiş bir öğrenci gibi gösterişle kullanır. Önceki modülde öğrendiğimiz ses kartları, jargonun da bir ses özelliği olduğunu hatırlatır. Jargonun kimin ağzında nasıl durduğu, o karakterin mesleğiyle ilişkisini gösterir. Yirmi beş yıllık bir kâtip terimleri hiç düşünmeden, kısaltarak söyler; stajyer aynı terimleri tam ve dikkatle telaffuz eder; meslek dışından gelip yeni öğrenen biri ise onları yanlış yerde, biraz da övünerek kullanır. Bu farklar seyirciye bir şey öğretmez, ama karakterleri birbirinden ayırır. Jargon bu yüzden yalnızca bir bilgi sorunu değil, bir ses sorunudur da: aynı kelime, kimin ağzından çıktığına göre bir yetkinliği, bir kaygıyı ya da bir gösterişi taşır.
Sahnede
Ayın yirmi altısı, sabah. Gülsüm Hanım'ın duruşması saat onda. Gülsüm erken gelmiş ve kalemin kapısında bekliyor. Meral ile Ozan dosyanın son kontrolünü yapıyor.
İÇ. KALEM ODASI — SABAH. Meral dosyayı çeviriyor. Ozan saatine bakıyor. Gülsüm kapıda, çantası kolunda.
MERAL
Davalı vekil göndermiş mi? Mazeret dilekçesi var mı?
OZAN
Yok. Ne kendisi geldi ne vekil. Saat ona on var.
MERAL
Gelmezse hâkim bey ara karar kurar herhalde.
GÜLSÜM
Davalı kim?
Ozan döner, Gülsüm'ü görür.
OZAN
Kiracınız, Gülsüm Hanım.
GÜLSÜM
Gelmedi mi?
OZAN
Daha gelmedi.
GÜLSÜM
Ara karar ne demek? Bugün evime girebilir miyim?
Ozan Meral'e bakar. Meral başını dosyadan kaldırmaz.
OZAN
Bugün bir karar çıkar, ama son karar değil. Evinize bugün değil.
GÜLSÜM
Bugün değil.
MERAL
Gülsüm Hanım, içeride sağ tarafa oturun. Ozan sizi götürsün.
Bu sahnede jargon iki katmanda akıyor. Meral ile Ozan arasında hiçbir kelime açıklanmıyor: «davalı», «vekil», «mazeret dilekçesi», «ara karar». İkisi de bu kelimeleri bilir ve birbirine anlatmaz. Seyirci bunları tam anlamasa da tondan bir şey yakalıyor: Meral bir eksikliği kontrol ediyor, Ozan saati söylüyor, bir şey olması gerekiyordu ve olmadı.
Gülsüm sahneye uzman olmayan biri olarak giriyor ve çeviriyi o çağırıyor. Ama çeviri bir tanım değil. Ozan «davalı»yı bir sözlük gibi açıklamıyor; tek kelimeyle, Gülsüm'ün dünyasında karşılığı olan bir kelimeyle söylüyor: «Kiracınız.» «Ara karar»ı da tanımlamıyor; Gülsüm'ün asıl sorusuna, evine girip giremeyeceğine cevap veriyor: «Evinize bugün değil.» Seyirci kelimeyi öğrenmiyor, kelimenin bedelini öğreniyor. Meral'in son repliği ise jargonun dışına, Gülsüm'ün kulağına dönüyor: sağ tarafa oturun. Yetmiş yaşındaki bir kadının sol kulağını bilmek de bir tür meslek bilgisi.
İki sürüm
Aynı sahnede Ozan'ın jargonu sözlük gibi tanımladığı hâli.
İlk taslak
GÜLSÜM
Davalı kim?
OZAN
Davalı, Gülsüm Hanım, bir davada hakkında dava açılan taraftır. Sizin davanızda kiracınız davalı, siz de davacısınız.
GÜLSÜM
Ara karar ne demek?
OZAN
Ara karar, mahkemenin davayı sonuçlandırmadan, yargılamanın devamı için verdiği karardır. Yani hâkim bey bugün davayı bitirmeyecek, bir sonraki adımı belirleyecek.
GÜLSÜM
Anladım. Çok teşekkür ederim.
Yeniden yazım
GÜLSÜM
Davalı kim?
OZAN
Kiracınız, Gülsüm Hanım.
GÜLSÜM
Ara karar ne demek? Bugün evime girebilir miyim?
OZAN
Bugün bir karar çıkar, ama son karar değil. Evinize bugün değil.
GÜLSÜM
Bugün değil.
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Jargon karakteri gerçek kılar ve bir dünyanın dokusunu kurar.
- Seyircinin kelimeyi bilmesi gerekmez; kelimenin bedelini bilmesi gerekir.
- Uzmanlar birbirine terim açıklamaz; seyirci anlamı ton ve eylemden alır.
- Uzman olmayana çeviri tanımla değil, sonuçla yapılır.
- Jargon doğru kullanılmalıdır; tek bir yanlış terim o dünyayı bilen seyirciyi kaybettirir.
İlk taslakta Ozan bir hukuk kitabı gibi konuşuyor. Tanımları doğru, ama Gülsüm'ün sorusuna değil, terimin kendisine cevap veriyor. Gülsüm «ara karar»ın ne olduğunu değil, evine ne zaman gireceğini merak ediyor; ilk taslak bu soruyu hiç duymuyor. Seyirci de bir sınav sorusunun cevabını dinliyor gibi. Gülsüm'ün «Anladım, çok teşekkür ederim» cevabı sahnenin hiçbir şeye mal olmadığını gösteriyor: kimse bir şey kaybetmedi, kimse bir şey öğrenmedi.
Yeniden yazımda çeviri sonuçla yapılıyor. «Davalı» tek bir kelimeyle, Gülsüm'ün dünyasındaki karşılığıyla veriliyor. «Ara karar»ın tanımı hiç yapılmıyor; onun yerine Gülsüm için ne anlama geldiği söyleniyor. Gülsüm'ün «Bugün değil» tekrarı da bilginin ona ulaştığını ve bir bedeli olduğunu gösteriyor. Seyirci «ara kararın» ne olduğunu belki hâlâ tam bilmiyor; ama Gülsüm'ün bugün eve dönemeyeceğini biliyor, ve sahnenin bilmesini istediği tek şey bu.
Ekranda
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışSeyirci kaybolmasın diye her jargon kelimesi açıklanmalıdır.
Uzmanların birbirine terim açıklaması bir bildiğin gibi repliğidir. Seyirci kelimeyi değil, kelimenin bedelini bilmelidir; bunu da ton, eylem ve sonuç taşır.
Yaygın yanlışJargonu çevirmenin en iyi yolu doğru bir tanım vermektir.
Tanım bir sözlük işidir. Uzman olmayan bir karakter bir terimi sorduğunda, asıl merak ettiği o terimin kendi hayatı için ne demek olduğudur.
Yaygın yanlışJargonun yaklaşık kullanılması yeterlidir, seyirci zaten bilmez.
Mesleği bilen seyirci için tek bir yanlış terim, bütün sahnenin inandırıcılığını götürür. Jargon yazmadan önce o dünyayı dinle ve gerekirse bir uzmana okut.
Kendi sahnende
Özet
- Jargon karakteri gerçek kılar ve bir dünyanın dokusunu kurar.
- Seyircinin kelimeyi bilmesi gerekmez; kelimenin bedelini bilmesi gerekir.
- Uzmanlar birbirine terim açıklamaz; seyirci anlamı ton ve eylemden alır.
- Uzman olmayana çeviri tanımla değil, sonuçla yapılır.
- Jargon doğru kullanılmalıdır; tek bir yanlış terim o dünyayı bilen seyirciyi kaybettirir.
Kendini sına
- Meral ile Ozan'ın konuşmasında seyirci jargonu anlamadan neyi anlıyor?
- Ozan «davalı»yı nasıl çeviriyor ve bu neden etkili?
- İlk taslakta Ozan'ın tanımları neden Gülsüm'ün sorusunu kaçırıyor?
Yanıtlar
- Bir şeyin olması gerektiğini ve olmadığını: Meral bir eksikliği kontrol ediyor, Ozan saati söylüyor, karşı taraf gelmemiş. Ton ve kısa cümleler bir sorunun varlığını taşıyor.
- Tek bir kelimeyle, Gülsüm'ün dünyasındaki karşılığıyla: «Kiracınız.» Bir tanım yerine, Gülsüm'ün tanıdığı bir kişiyi veriyor; bilgi hemen bir yüze bağlanıyor.
- Çünkü Gülsüm terimin tanımını değil, evine ne zaman gireceğini merak ediyor. Ozan terimin kendisine cevap veriyor, Gülsüm'ün asıl sorusuna değil; sahne bu yüzden hiçbir şeye mal olmuyor.
Sonraki derse köprü
Bu modülde bilginin ne zaman, kimin ağzından, hangi bedelle ve hangi parçalarla verileceğini gördük. Sıra, bu araçları aynı masada, tek bir sahnenin üzerinde denemekte. Bir sonraki atölyede bilgi dökümüne dönüşmüş bir açıklama sahnesini, aynı bilgiyi taşıyan bir çatışma sahnesi olarak yeniden yazacaksın.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.