İçeriğe geç

11.5 · Seviye 5 · Bilgi

Yabancı karakter

Soru soran yeni gelen karakterin kullanışlılığını ve aşırı kullanılınca nasıl bir rehbere dönüştüğünü görür

Diyalog Akademisi · Açıklama · 1.562 kelime · 25 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir şirkete yeni bir çalışan gelir. İlk gün herkes ona bir şey anlatır: mutfakta kimin bardağının hangisi olduğunu, toplantıların neden hep geç başladığını, müdürün hangi saatte rahatsız edilmemesi gerektiğini. Yeni çalışan soru sorar, eskiler cevap verir. Birkaç hafta içinde o da eski olur ve artık kimse ona bir şey anlatmaz; o da artık sormaz, çünkü bilir.

Yeni gelen, bir dünyanın kurallarını öğrenmenin en doğal yoludur. Hikâyelerde de bu böyledir. Seyirci de o dünyaya yeni gelmiştir ve yeni gelen bir karakterin soruları, seyircinin sormak istediği sorulardır. Bu yüzden yazarlar yabancı karakteri sever: polis teşkilatına yeni katılan dedektif, köye gelen öğretmen, aileye ilk kez gelen gelin.

Önceki derste bilgiyi elde etmek için uğraşan bir karakter gördük. Bu ders, bilgiyi doğal olarak sorabilen karakteri, yabancıyı inceliyor: hangi sahnede bir nimet olduğunu, hangi sahnede bir tur rehberinin peşindeki turiste dönüştüğünü.

Tek fikir

Yabancı karakter, bilgiyi sormak için doğal bir sebebe sahiptir; bu onu açıklamanın en kullanışlı aracı yapar. Ama yalnızca soru sormak için sahnede duran yabancı, seyircinin kılık değiştirmiş hâline, yerliler de rehberlere dönüşür. Yabancının da bir isteği olmalı ve sorduğu her soruya tam cevap gelmemeli.

Kavram

Yabancının kullanışlılığı açıktır. Önceki derslerde, ortak bir geçmişi paylaşan iki kişinin o geçmişi birbirine özetlemesinin ne kadar sahte duyulduğunu gördük. Yabancı bu sorunu ortadan kaldırır: o gerçekten bilmez, sorması doğaldır, cevabı duymak da. Seyirci yabancıyla birlikte öğrenir ve öğrenirken yabancının şaşkınlığını, merakını ya da rahatsızlığını paylaşır. Bu yüzden pek çok hikâye bir yabancının gelişiyle başlar.

Rehber tuzağının belirtileri kolay tanınır. Yabancı sırayla sorular sorar: bu ne, o kim, neden böyle? Her sorunun cevabı tam ve düzgündür. Yerliler sabırla anlatır, hiçbir şeyi saklamaz, hiçbir şeyde anlaşmazlığa düşmez. Yabancının sorularının dışında bir isteği yoktur; o sahnede yalnızca sormak için vardır. Sonuç, bir müze gezisine benzeyen bir sahnedir: bilgi akar ama hiçbir şey olmaz.

Tuzaktan kaçmanın birkaç yolu var.

Yabancıya bir istek ver. Yabancı bir şey öğrenmek için değil, bir şey yapmak için oradadır: bir iş bulmak, bir yere ulaşmak, uyumak, bir sorunu çözmek. Soruları bu isteğin yan ürünü olarak gelir. Böylece soru sormak sahnenin amacı olmaktan çıkar, isteğe hizmet eden bir araç olur.

Cevapları eksik bırak. Yerliler her soruya tam cevap vermek zorunda değildir. Bazı sorular onları rahatsız eder, bazılarını cevaplamak istemezler, bazılarına farklı cevaplar verirler. Yabancının sorusu bir yaraya dokunduğunda, cevapsızlık bilginin kendisinden daha çok şey söyler.

Yerlileri anlaşmazlığa düşür. İki yerli aynı soruya iki farklı cevap verebilir. Bu, bilgiyi bir tartışmaya çevirir ve yerlilerin arasındaki ilişkiyi de gösterir.

Yabancının da bir bilgisi olsun. Yabancı her şeyi bilmeyen biri değildir; başka bir dünyadan gelmiştir ve o dünyanın bilgisini taşır. Bu bilgi, yerlilerin göremediği bir şeyi görmesini sağlar. Böylece bilgi iki yönlü akar.

Son olarak, yabancı uzun süre yabancı kalmamalıdır. Bir hikâyede yabancının işlevi, dünyanın kurallarını seyirciye taşımaktır; bu iş bittiğinde yabancı da dünyaya karışmalı, ya da yabancılığı bir çatışmaya dönüşmelidir. Hikâyenin sonuna kadar soru sormaya devam eden bir yabancı, yazarın her bilgiyi onun ağzından vermeye alıştığını gösterir.

Yabancının en ilginç anı da çoğu zaman yabancılığının bittiği andır. Bir gün yeni gelen biri ona bir soru sorar ve o, bir zamanlar kendisine anlatılan şeyi bu kez kendisi anlatır. Bu an seyirciye, karakterin dünyaya ne kadar karıştığını tek bir replikle gösterir. Ama yabancılık her zaman bitmez. Bazı karakterler hiçbir zaman içeri alınmaz; yerliler onlara her şeyi anlatır ama hiçbir şeyi paylaşmaz. Bu da bir bilgidir: topluluğun kapısının nerede kapandığını gösterir. Yazar için soru şudur: yabancının yolculuğu içeri girmekle mi, dışarıda kalmakla mı biter? Bu soruya verilen cevap, yabancının hangi sorularına cevap verileceğini de belirler.

Sahnede

Kerem'in ayın ilk cumartesi sabah seferi. Geçen ay ilk kez binen hemşire Burcu yine gece nöbetinden çıkmış. Arkada sabahçılardan Safiye abla var. Ön koltuk boş; Kerem onu Şükrü için boş tutuyor.

İÇ. DOLMUŞ — SABAH. Burcu kapıyı açar, arka sıralar dolu. Ön koltuğa uzanır.

BURCU

Öne oturabilir miyim? Arkada uyuyamıyorum, başım cama çarpıyor.

KEREM

O koltuk… şey, dolu sayılır, abla.

BURCU

Kim oturuyor?

KEREM

Kimse.

BURCU

Kimse oturmuyorsa dolu değil.

SAFİYE

Şükrü'nün yeri o, kızım. Kırk yıl o direksiyondaydı.

KEREM

Direksiyonda değil, ön koltukta, Safiye abla. Direksiyon artık benim.

BURCU

Şükrü kim?

Kerem aynadan Safiye'ye bakar. Safiye pencereye döner.

KEREM

Arabanın eski sahibi. Bazen gelir.

BURCU

Bugün gelecek mi?

KEREM

Gelmez. Cumartesi gelmez.

Burcu ön koltuğa oturur. Kerem bir şey demez. Burcu gözlerini kapatır.

BURCU

Gelirse kalkarım.

Burcu bu sahnede bir yabancı ve soruları seyircinin soruları: ön koltuk neden boş, Şükrü kim? Ama Burcu bu soruları bilgi almak için sormuyor; uyumak istiyor. Soruları bu isteğin yan ürünü. «Kimse oturmuyorsa dolu değil» repliği bir mantık hamlesi, bir pazarlık: Burcu koltuğu kazanmak için konuşuyor.

Yerliler ona tam cevap vermiyor ve kendi aralarında anlaşamıyorlar. Safiye «direksiyondaydı» diyor, Kerem düzeltiyor: artık direksiyon onun. Bu küçük düzeltme, Kerem'in yeni sahiplikle ilgili hassasiyetini gösteriyor. «Şükrü kim?» sorusunun cevabı ise eksik ve bilinçli olarak kısa: «Arabanın eski sahibi. Bazen gelir.» Kerem ile Safiye'nin aynadan bakışması, cevabın arkasında daha uzun bir hikâye olduğunu seyirciye haber veriyor. Seyirci, Burcu'nun öğrendiğinden fazlasını öğreniyor; Burcu'nun öğrenmediğini de.

İki sürüm

Aynı sahnenin rehber tuzağına düşmüş hâli.

İlk taslak

BURCU

Bu hat kaç yıllık?

KEREM

Kırk yıllık abla. Kırk yıl boyunca Şükrü abi çalıştırdı bu hattı.

BURCU

Şükrü abi kim?

KEREM

Benim ustam. Emekli oldu, plakasını bana sattı. Karısı Nebahat abla geçen yıl ölünce devam edemedi.

BURCU

Peki ön koltuk neden boş?

KEREM

Ona saygıdan, abla. Şükrü abi bazen gelip ön koltukta oturur, ben de koltuğu ona ayırırım.

BURCU

Ne güzel. Çok vefalısın.

Yeniden yazım

BURCU

Öne oturabilir miyim? Arkada uyuyamıyorum, başım cama çarpıyor.

KEREM

O koltuk… şey, dolu sayılır, abla.

BURCU

Kimse oturmuyorsa dolu değil.

BURCU

Şükrü kim?

KEREM

Arabanın eski sahibi. Bazen gelir.

BURCU

Gelirse kalkarım.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Yabancı karakter, bilgiyi sormak için doğal bir sebebe sahip olduğundan açıklamanın en kullanışlı aracıdır.
  2. Rehber tuzağında yabancı yalnızca sorar, yerliler yalnızca cevaplar; sahne bir tanıtım turuna döner.
  3. Tuzaktan çıkış: yabancıya bir istek ver, cevapları eksik bırak, yerlileri anlaşmazlığa düşür, yabancıya bir bilgi ver.
  4. Cevapsız kalan bir soru, tam bir cevaptan daha çok şey söyleyebilir.
  5. Yabancı uzun süre yabancı kalmamalı; ya dünyaya karışmalı ya da yabancılığı bir çatışmaya dönüşmelidir.

İlk taslakta Burcu bir turist, Kerem bir rehber. Burcu sırayla üç soru soruyor ve her sorunun cevabı tam, düzgün, eksiksiz geliyor: kırk yıl, usta, emeklilik, plaka, Nebahat'ın ölümü, saygı. Burcu'nun hiçbir isteği yok; yalnızca soruyor ve sonunda «Ne güzel» diyerek bir izleyici gibi alkışlıyor. Kerem de sesini kaybetmiş: kendi hayatını bir yabancıya bu kadar açık anlatan bir Kerem, şeyli ve dolaylı Kerem değil. Üstelik Nebahat'ın ölümü, seyircinin ihtiyaç duymadığı bir anda, bir yabancıya söylenecek en son şey olarak harcanıyor.

Yeniden yazımda Burcu'nun bir isteği var ve soruları ona hizmet ediyor. Kerem cevap veriyor ama az veriyor; geri kalanı Safiye'nin araya girmesi ve aynadan bir bakış taşıyor. Sahne bir tanıtım turu değil, küçük bir koltuk kavgası. Burcu'nun son repliği de bir uzlaşma: koltuğu alıyor, ama Şükrü'nün hakkını tanıyarak.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışYabancı karakter seyircinin sorularını sormak için vardır.
Doğrusu

Yalnızca soru soran yabancı, seyircinin kılığına girmiş bir araçtır. Yabancının da bir isteği olmalı ve soruları o isteğin yan ürünü olarak gelmeli.

Yaygın yanlışYabancının her sorusuna tam bir cevap verilmelidir.
Doğrusu

Tam cevaplar sahneyi bir tanıtım turuna çevirir. Eksik bırakılan cevap, rahatsız olan bir yerli ya da iki yerlinin anlaşmazlığı, bilgiden daha fazlasını taşır.

Yaygın yanlışYabancı hikâye boyunca yabancı kalabilir.
Doğrusu

Yabancının işlevi bir dünyanın kurallarını taşımaktır. Bu iş bitince ya dünyaya karışmalı ya da yabancılığı bir çatışmaya dönüşmelidir.

Kendi sahnende

Özet

  1. Yabancı karakter, bilgiyi sormak için doğal bir sebebe sahip olduğundan açıklamanın en kullanışlı aracıdır.
  2. Rehber tuzağında yabancı yalnızca sorar, yerliler yalnızca cevaplar; sahne bir tanıtım turuna döner.
  3. Tuzaktan çıkış: yabancıya bir istek ver, cevapları eksik bırak, yerlileri anlaşmazlığa düşür, yabancıya bir bilgi ver.
  4. Cevapsız kalan bir soru, tam bir cevaptan daha çok şey söyleyebilir.
  5. Yabancı uzun süre yabancı kalmamalı; ya dünyaya karışmalı ya da yabancılığı bir çatışmaya dönüşmelidir.

Kendini sına

  1. Burcu'nun soruları hangi isteğe hizmet ediyor?
  2. Safiye ile Kerem'in küçük anlaşmazlığı neyi gösteriyor?
  3. İlk taslakta Nebahat'ın ölümünün söylenmesi neden bir hata?

Yanıtlar

  1. Uyumak ve ön koltuğu almak. Burcu arkada uyuyamıyor; soruları ve «Kimse oturmuyorsa dolu değil» repliği koltuğu kazanmak için.
  2. Kerem'in yeni sahiplikle ilgili hassasiyetini: Safiye Şükrü'nün «direksiyonda» olduğunu söyleyince Kerem düzeltiyor, artık direksiyon onun. Bilgi bir düzeltmenin içinden geliyor ve iki yerlinin ilişkisini de gösteriyor.
  3. Çünkü seyircinin o anda ihtiyaç duymadığı ağır bir bilgi, bir yabancıya ve tek bir cevabın içinde harcanıyor. Kerem'in de karakteri bozuluyor: kendi ustasının yasını bir yolcuya bu kadar açık anlatmaz.

Sonraki derse köprü

İlk taslaktaki Kerem, Burcu'nun üç sorusuna cevap verirken bütün geçmişi tek bir konuşmaya sığdırdı. Bilgi bir kez döküldü ve bitti. Bir sonraki ders, tek seferde dökülen bilgiyi parçalamayı, sahnelere bölmeyi ve her parçaya bir merak bağlamayı inceliyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.