K3Ders 06-21
Eklem Yüzü, Faset ve Ramus
06.3 — Kemik Yüzey İşaretleri · K3 Tıp: Tıp fakültesi düzeyinde terminoloji, komşuluk, damar, sinir, lenf, histoloji ve embriyoloji.
1.492 kelime · yaklaşık 10 dakika · 2 kaynak
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Facies articularis, tek bir anın değil, bütün hareket boyunca temas eden alanların toplamıdır; sınırı hareketin sınırına karşılık gelir.
- Kuru kemikte eklem yüzü, pürüzsüz ve periosttan yoksun alanın sınırından okunur.
- Faset düz ve küçüktür; dönmez, yalnızca kısa bir mesafe kayar.
- Omurganın processus articularis'lerindeki çok sayıda küçük faset, toplamda büyük ama kararlı bir hareket verir; fasetlerin yönü bölgenin hareket yönünü söyler.
- Fovea costalis gibi kaburga fasetleri, göğüs omurlarını bel omurlarından ayırt ettirir.
- Ramus bir yüzey işareti değil, kendi yüzeyleri ve işaretleri olan bir kemik bölümüdür; corpus ile birbirine göre tanımlanır.
- Nervus alveolaris inferior, ramus mandibulae'nin iç yüzündeki delikten girer; diş hekimi uyuşturmayı orada yapar ve alt dudak bu yüzden uyuşur.
- Anatomik bir liste tek bir düzeyde olmak zorunda değildir; her adın yüzey biçimi mi yoksa bölüm mü olduğunu sormak gerekir.
Bu bölüm boyunca kemik yüzeyindeki biçimlere tek tek ad verdik. Bir sonraki derste hiç yeni ad öğrenmeyeceğiz. Bir kemiğin bütün işaretlerini adlandırabilen biri, o kemiğin ne işe yaradığını hâlâ bilmiyor olabilir: adlandırmak bir sözlük işidir, çıkarmak ise bir sıra işidir. Önüne hiç görmediğin bir kemik konduğunda hangi soruyu önce soracağını bilmenin, ne kadar çok ad bildiğinden daha önemli olduğunu göreceğiz. Yüzey İşaretlerinden Yapı ve İşlev Çıkarma.
Açılış
Otuz yaşındaki bir adam, sol alt azı dişinin dolgusu için diş hekimine gider. Hekim, dişin bulunduğu yere değil, ağzın çok daha gerisine, alt çenenin arkada yukarı doğru yükselen bölümünün iç yüzüne iğneyi batırır. Birkaç dakika içinde adamın sol alt dudağı ve çenesinin sol yarısı uyuşur; dili de o tarafta karıncalanır. Dolgu bittikten saatler sonra bile dudağını hissedemediği için kahvesini dökerek içer. Adam merak eder: dolgu dişe yapıldığı hâlde, iğne neden dişin yanına değil de ağzın arka bölümüne, alt çenenin dikilen kolunun içine yapılır, ve uyuşukluk neden dudağa ve çeneye kadar yayılır? Cevap, alt çenenin o arka kolunun yalnızca bir çıkıntı değil, kendi yüzeyleri, kendi deliği ve içinden geçen kendi siniri olan bir kemik bölümü olmasındadır.
Bir eklem yüzü neden iki kemiğin bir anda değdiği alandan daha büyüktür? Düz, küçük eklem yüzleri hareket hakkında ne söyler? Ve ramus gibi bir ad, kemiğin yüzeyindeki bir işareti mi, yoksa kemiğin bir bölümünü mü adlandırır?
Bu derste ne olacak
Önce eklem yüzünün neyi kaydettiğini göreceğiz. Sonra küçük ve düze yakın eklem yüzlerinin, fasetlerin, hareket hakkında ne söylediğini soracağız. Ardından ramusun neden bu bölümün öbür adlarından farklı bir düzeyde durduğunu kuracağız ve açılıştaki çeneye döneceğiz. Son olarak tek bir listede iki farklı düzeyin nasıl bir arada bulunabildiğini göreceğiz.
Sıfır noktası
Mekanizma
Eklem yüzü neyi kaydeder
Eklem yüzü ilk bakışta "iki kemiğin değdiği yer" diye tanımlanabilir. Ama bu tanım eksiktir. Herhangi bir anda iki kemik yüzünün gerçekten değdiği alan çoğu zaman eklem yüzünün yalnızca bir bölümüdür. Eklem hareket ettikçe bu temas alanı yüzey üzerinde kayar; bir açıda bir bölge, başka bir açıda başka bir bölge değer. Eklem yüzü bu yüzden tek bir anın temas alanı değil, bütün hareket boyunca temas eden alanların toplamıdır.
Bunun bir sonucu vardır: eklem yüzünün sınırı, o eklemin hareketinin sınırına karşılık gelir. Kıkırdağın bittiği yer, eklemin olağan olarak gidebildiği en uç konumu işaretler. Bu kayıt kuru bir kemikte de okunabilir. Ders 06-16'da gördüğümüz gibi eklem yüzü pürüzsüzdür ve periost taşımaz; kıkırdak kurumuş olsa bile pürüzsüz alanın nerede bitip pürüzlü yüzeyin nerede başladığı gözle görülür. Bir kemiğin eklem yüzünün genişliği, o eklemin ne kadar hareket ettiğinin kaba bir ölçüsüdür.
Fasetin düzlüğü ne söyler
Ders 06-17'de eklem yüzünün biçiminin izin verilen hareketin haritası olduğunu görmüştük: küre birçok eksende döner, silindir tek eksende yuvarlanır. Bir eklem yüzü düze yakınsa, karşısındaki düz yüze göre dönemez ya da yuvarlanamaz; yalnızca kayabilir. Bu kayma da kısa tutulur, çünkü düz iki yüzü bir arada tutan eklem kapsülü ve bağlar hareketi küçük bir aralıkta sınırlar. Faset, küçük ve sınırlı bir hareketin yüzüdür.
Sınırlı hareketin değeri, çok sayıda fasetin bir araya geldiği yerde ortaya çıkar. Ders 06-01'de iskeletin taşıma ile hareket etme arasındaki çelişkiyi parçalara bölünerek çözdüğünü görmüştük. Omurga aynı çözümün daha küçük ölçekteki hâlidir. Her omurun arkasındaki eklem çıkıntılarının, processus articularis, üst ve alt yüzlerinde birer faset bulunur ve komşu omurların fasetleri birbiriyle eklem yapar. Her bir eklem çok az hareket verir; ama yirmiyi aşkın omurun küçük hareketleri toplanınca gövde öne eğilebilir, yana bükülebilir ve dönebilir. Her eklem ayrı ayrı sınırlı olduğu için bütün kararlı kalır ve içinden geçen omurilik korunur.
Fasetlerin yönü de hareketin yönünü söyler. Göğüs bölgesindeki omurlarda fasetler daha çok önden arkaya bakan bir düzlemde durur ve gövdenin dönmesine izin verir; bel bölgesinde ise fasetler daha çok birbirine yan yana bakar ve dönmeyi kısıtlarken öne ve arkaya eğilmeye izin verir. Göğüs omurlarının gövdesinde ve yan çıkıntılarında kaburgalarla eklem yapan küçük fasetler, fovea costalis, de vardır; bir göğüs omurunu bel omurundan ayırt etmenin en kolay yolu, bu küçük eklem yüzlerini aramaktır.
Ramus neden farklı bir düzeyde durur
Bu bölüm boyunca gördüğümüz adlar kemiğin yüzeyindeki biçimleri adlandırıyordu: bir tüberkül yüzeyin üstünde bir kabartı, bir fossa yüzeyin içinde bir çanak, bir foramen yüzeyi geçen bir açıklıktır. Hepsi bir yüzeyin üstünde tarif edilir.
Ramus öyle değildir. Ramus, kemiğin gövdesinden ayrılıp bir yöne uzanan bir koldur ve kendi ön ve arka yüzleri, kendi kenarları vardır. Bu yüzeylerin üstünde kendi tüberkülleri, olukları ve delikleri bulunabilir. Ramus bir yüzeyin üstünde durmaz; yüzeyleri taşır.
Bunu ayırt etmek için basit bir ölçüt kullanılabilir: bir adın üstünde başka bir işaret gösterilebiliyor mu? Gösterilebiliyorsa o ad bir yüzey işaretini değil, kemiğin bir bölümünü adlandırır. Gövde ile ramus da bu düzeyde birbirine göre tanımlıdır: kemiğin ana kütlesi gövde, ondan ayrılan kol ramustur. Alt çenenin önde, dişleri taşıyan yatay bölümü onun gövdesi, arkada yukarı doğru dikilen bölümü ise ramusudur, ramus mandibulae. Kalça kemiğinde de oturma kemiği ile çatı kemiğinin gövdelerinden uzanan ve birbirine kavuşarak bir halka kuran kollar ramus adını alır.
Klinik bağ: ramusun iç yüzündeki delik
Açılıştaki adama dönelim. Alt çenenin bütün dişlerine giden sinir, nervus alveolaris inferior, kafatası tabanından aşağı inerek alt çenenin ramusuna, onun iç yüzündeki bir delikten girer. Bu delik ramusun ortasına yakın bir yerdedir ve önünde, sinirin girişini kısmen örten ince, dil biçimli bir kemik çıkıntısı bulunur. Sinir bu delikten girdikten sonra kemiğin içindeki bir kanalda öne doğru ilerler, dişlere dallar verir ve çenenin ön yüzündeki küçük bir delikten dışarı çıkarak alt dudağın ve çenenin derisini besler. Dil siniri de aynı bölgede, ramusun iç yüzünün hemen önünden aşağı iner.
Diş hekimi bu yüzden uyuşturucuyu dişin yanına değil, sinirin kemiğe girmeden hemen önce bulunduğu yere, ramusun iç yüzündeki deliğin çevresine yapar. Tek bir enjeksiyon, sinir henüz dallanmadan onu uyuşturduğu için, o taraftaki bütün alt dişleri, alt dudağı ve çenenin derisini birden uyuşturur; komşudaki dil siniri de çoğu zaman etkilenir ve dilin o yarısı karıncalanır. Uyuşukluğun dudağa yayılması, sinirin işini bitirip dışarı çıktığı yeri gösterir; bu, iğnenin doğru yere ulaştığının da işaretidir.
Bu uygulama, ramusun bir bölüm olmasının pratik anlamını gösterir. Diş hekimi iğneyi yönlendirirken ramusun ön kenarını, iç yüzünü ve bu yüzdeki deliği birer işaret olarak kullanır: bir bölümün üzerinde, o bölümün kendi işaretleri vardır. Hekim aynı zamanda ramusun hemen arkasında, kulak önündeki büyük tükürük bezinin içinden geçen yüz sinirini düşünür; iğne çok derine ve arkaya giderse uyuşturucu bu bezin içine ulaşıp yüzün o yarısında geçici bir felç yaratabilir.
İki ölçek, tek liste
Bu dersin üç adı aynı düzeyde durmaz: eklem yüzü ve faset kemiğin yüzeyindeki biçimleri, ramus ise kemiğin bir bölümünü adlandırır. Yüzey işaretleri listesi, "kemik üzerinde adı olan yapılar" diye toplandığı için bu iki düzeyi bir arada taşır. Bu bir yanlışlık değil, anatomik adlandırmanın yerleşmiş bir özelliğidir. Bir listeyi okumanın ilk adımı, her adın hangi düzeyde durduğunu sormaktır: bu bir yüzey biçimi mi, yoksa kendi yüzeyleri olan bir bölüm mü?
Yaygın yanlışEklem yüzünü "iki kemiğin değdiği nokta" sanmak ve yüzeyin tamamının her an yük taşıdığını düşünmek.
Eklemin her konumunda yüzeyin yalnızca bir bölümü temas hâlindedir; geri kalanı o an yük taşımaz. Eklem yüzünün anlık temas alanından büyük olması, yüzeyin hareket boyunca değen alanların toplamı olmasından gelir; sınırı da hareketin sınırına karşılık gelir.
Kendin dene
Toparlayalım
- Facies articularis, tek bir anın değil, bütün hareket boyunca temas eden alanların toplamıdır; sınırı hareketin sınırına karşılık gelir.
- Kuru kemikte eklem yüzü, pürüzsüz ve periosttan yoksun alanın sınırından okunur.
- Faset düz ve küçüktür; dönmez, yalnızca kısa bir mesafe kayar.
- Omurganın processus articularis'lerindeki çok sayıda küçük faset, toplamda büyük ama kararlı bir hareket verir; fasetlerin yönü bölgenin hareket yönünü söyler.
- Fovea costalis gibi kaburga fasetleri, göğüs omurlarını bel omurlarından ayırt ettirir.
- Ramus bir yüzey işareti değil, kendi yüzeyleri ve işaretleri olan bir kemik bölümüdür; corpus ile birbirine göre tanımlanır.
- Nervus alveolaris inferior, ramus mandibulae'nin iç yüzündeki delikten girer; diş hekimi uyuşturmayı orada yapar ve alt dudak bu yüzden uyuşur.
- Anatomik bir liste tek bir düzeyde olmak zorunda değildir; her adın yüzey biçimi mi yoksa bölüm mü olduğunu sormak gerekir.
Bu bölüm boyunca kemik yüzeyindeki biçimlere tek tek ad verdik. Bir sonraki derste hiç yeni ad öğrenmeyeceğiz. Bir kemiğin bütün işaretlerini adlandırabilen biri, o kemiğin ne işe yaradığını hâlâ bilmiyor olabilir: adlandırmak bir sözlük işidir, çıkarmak ise bir sıra işidir. Önüne hiç görmediğin bir kemik konduğunda hangi soruyu önce soracağını bilmenin, ne kadar çok ad bildiğinden daha önemli olduğunu göreceğiz. Yüzey İşaretlerinden Yapı ve İşlev Çıkarma.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.
Eğitim içeriğidir. Anatomik bilgi tıbbi tanı, tedavi ya da sağlık tavsiyesi değildir ve hiçbir tıp fakültesi dersinin veya klinik eğitimin yerine geçmez. Kişisel bir sağlık sorusu için hekime başvurun.