K1Ders 06-16
Çıkıntı ve Çukur Kavramları
06.3 — Kemik Yüzey İşaretleri · K1 Keşif: Ön bilgisi olmayan herkes için sade kavramsal giriş.
1.418 kelime · yaklaşık 9 dakika · 2 kaynak
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Her yüzey işareti önce tek bir soruya cevap verir: dışa mı çıkıyor, içe mi giriyor, içinden mi geçiyor?
- Kemiğin biçimi birikmiş olduğu için hiçbir işaret rastgele değildir; her biri bir şeyin izidir.
- Processus gibi pürüzlü çıkıntılar çekmenin izidir; kas ne kadar güçlü çekiyorsa iz o kadar belirgindir.
- Pürüzlü yüzey lif tutar, pürüzsüz yüzey kayar; eklem yüzleri pürüzsüzdür ve periosttan yoksundur.
- Çukurlar komşuluğun izidir: orada bir şey oturur ya da sulcus gibi bir oluk boyunca bir şey geçer.
- Delikler geçişin izidir; foramen nutricium gibi her deliğin önünde "buradan ne geçiyor" sorusu durur.
- Humerus'un sulcus nervi radialis'i, nervus radialis'in yerini gösterir; gövde kırığında sinir zarar görebilir ve bilek düşer.
- Bir kemiğin yüzeyi komşularının haritasıdır; işaretler kemiği değil, çevresini anlatır.
Bu derste yüzey işaretlerini üç aileye ayırdık ve her birinin neyin izi olduğunu sorduk. Bir sonraki derste adlar başlıyor ve ilk adlar, kemiğin komşu kemikle buluştuğu yuvarlak uçlar ile onların hemen yanında duran, kasların tutunduğu pürüzlü komşularıdır. Aynı kemik ucunda ikisi yan yana durur: biri kayar, öbürü çekilir. Yuvarlak bir ucun hangi durumda bir baş, hangi durumda bir kondil sayıldığını ve kondilin yanındaki tümseğin neden ayrı bir ad aldığını göreceğiz. Baş, Boyun, Kondil ve Epikondil.
Açılış
Bir tıp fakültesinin anatomi laboratuvarında, okula bu yıl başlamış bir öğrenci elindeki kuru kol kemiğini, humerus, çevirip inceler. Kemiğin gövdesi düz bir çubuk değildir. Omuz ucunda yuvarlak, pürüzsüz bir baş vardır; hemen yanında pürüzlü iki tümsek durur. Gövdenin dış yüzünün ortasında kabarık, sert bir alan, arka yüzünde ise gövdeyi yukarıdan aşağı ve içten dışa doğru çapraz dolanan sığ bir oluk göze çarpar. Öğrenci oluğun bir kırık izi olup olmadığını sorar. Hocası oluğun, yaşarken orada uzanan bir sinirin kemiğe bıraktığı iz olduğunu söyler ve ekler: kolun gövdesi tam bu bölgeden kırıldığında, o sinir de zarar görebilir ve hasta bileğini kaldıramaz hâle gelir. Öğrencinin aklına takılan soru şudur: kemiğin üzerindeki bütün bu tümsekler, oluklar ve delikler nereden gelir, ve kuru bir kemik neden artık orada olmayan bir sinirin yerini gösterebilir?
Bir kemiğin yüzeyindeki tümsekler, oyuklar ve delikler neden vardır? Bu işaretler kemiğin kendisi hakkında mı, yoksa çevresi hakkında mı bir şey söyler?
Bu derste ne olacak
Önce her yüzey işaretinin önce cevap verdiği tek soruyu kuracağız: dışa mı çıkıyor, içe mi giriyor, yoksa içinden mi geçiyor? Sonra çıkıntıların neyin izi olduğunu ve iki tür çıkıntının nasıl ayırt edildiğini göreceğiz. Ardından çukurları ve olukları, sonra delikleri ele alacağız ve açılıştaki oluğa döneceğiz. Son olarak üç aileyi tek bir okuma alışkanlığında birleştireceğiz.
Sıfır noktası
Mekanizma
Dışa mı, içe mi, içinden mi
Bu bölümün ilerleyen derslerinde onlarca işaret adı gelecek. Hepsinden önce, her işaretin cevap verdiği basit bir soru vardır: yüzeye göre nerede duruyor? Dışa çıkıyorsa bir çıkıntıdır. İçe giriyorsa bir çukurdur. Yüzeyi delip öbür tarafa geçiyorsa bir deliktir. Her ad bu üç aileden birine girer.
Bu soru bir sınıflamanın başlangıcıdır ama tek başına yetmez. Asıl merak edilen, işaretin yönü değil nedenidir. Ders 06-13'te kemiğin biçiminin bir yerde çizilmiş olmadığını, yüzeylerin yıllar boyunca biriken ekleme ve kaldırma kararlarıyla oluştuğunu görmüştük. Öyleyse yüzeydeki hiçbir tümsek ve hiçbir oyuk rastgele değildir; her biri bir şeyin bıraktığı izdir.
Çıkıntı: çekmenin izi
Tendonlar ve bağlar kemiğe periost üzerinden tutunur ve periostun lifleri kemiğin içine dalarak bu çekişi kemiğe aktarır. Bir kas kasıldığında bütün çekme kuvveti, tendonun kemiğe tutunduğu küçük alana yüklenir. Yük gören yüzey yük görmeyen yüzeyden farklı davranır: orada kemik birikir ve yüzey dışa doğru kabarır. Açılıştaki kol kemiğinin dış yüzündeki kabarık, sert alan, omzun üstünü örten kalın kasın tutunduğu yerdir.
Bir çıkıntı bu yüzden bir kayıttır: hangi kasın oraya tutunduğunu ve ne kadar çektiğini yazar. Aynı kemik iki farklı kişide aynı belirginlikte değildir; ağır bedensel iş yapan ya da yıllarca belirli bir sporu yapan birinin kemiklerinde bu tutunma yerleri genellikle daha belirgindir.
Ama her çıkıntı bir çekme izi değildir. Bazı çıkıntılar, kemiğin komşu kemikle buluştuğu yuvarlak eklem uçlarıdır. İkisini ayırmanın kolay bir yolu vardır. Eklem yüzü kaygan olmak zorundadır; orada periost yoktur, kemik pürüzsüzdür ve canlıyken kıkırdakla kaplıdır. Kas ve bağların tutunduğu yer ise lifleri tutabilmek için pürüzlüdür. Pürüzlü yüzey lif tutar, pürüzsüz yüzey kayar. Açılıştaki kemiğin omuz ucundaki pürüzsüz baş bir eklem yüzüdür; hemen yanındaki pürüzlü tümsekler ise omzu döndüren kasların tutunduğu yerlerdir.
Çukur: komşuluğun izi
Çukurun öyküsü tersten yürür. Çıkıntıda kemik dışa doğru eklenir; çukurda yer açılır. Yer iki tür komşu için açılır. Bazı çukurlarda bir yapı oturur: komşu kemiğin yuvarlak ucu, bir kasın kalın gövdesi ya da bir organ. Bazı çukurlarda ise bir yapı yüzey boyunca geçer: bir damar, bir sinir ya da bir tendon. Geçen yapılar uzun ve dar bir iz bırakır; bu iz bir oluktur.
Kuru bir kemiğin en şaşırtıcı özelliği buradan çıkar: üzerinde artık hiçbir yumuşak doku olmasa bile, yüzeyi komşularının nerede durduğunu söyler. Damar gitmiştir, oluğu kalmıştır.
Delik: geçişin izi
Kemik bir duvardır ve bu duvarın bir yüzünden öbür yüzüne geçmesi gereken yapılar vardır: kemiğin içine giren damarlar, kemiğin öbür yanındaki bir boşluğa ulaşan sinirler. Duvarı geçen her yapının bir kapısı olmalıdır; o kapı bir deliktir. Ders 06-08'de bunun ilk örneğini görmüştük: besleyici atardamar uzun kemiğin gövdesine kendi deliğinden, foramen nutricium, girer ve bu deliğin eğimi, kemiğin hangi ucunun daha çok uzadığını bile yazar.
Bir delik uzayıp kemiğin içinde bir tünele dönüşürse kanal, kemiğin kenarına kayıp bir yanı açık kalırsa bir çentik olur. Bunların adları bölümün ilerleyen derslerinde gelecek. Şimdilik yeten şey şudur: bir delik görüldüğünde sorulacak soru "bu ne" değil, "buradan ne geçiyor" sorusudur.
Klinik bağ: oluktaki sinir
Açılıştaki oluğa dönelim. Kol kemiğinin arka yüzünde gövdeyi çapraz dolanan bu oluk, sulcus nervi radialis, kolun arkasından önkola inen ve bileği ve parmakları geriye kaldıran kasları çalıştıran sinirin, nervus radialis, kemiğe yaslanarak geçtiği yerdir. Sinir bu bölgede kemiğe o kadar yakındır ki, kemiğin içine bir iz bırakmıştır.
Bu komşuluğun bir bedeli vardır. Kol kemiğinin gövdesi bu oluğun bulunduğu orta bölgeden kırıldığında, kırık uçları ya da kırığı oluşturan darbe, kemiğe yaslanan siniri gerebilir, ezebilir ya da nadiren kesebilir. Sinir çalışmazsa bileği ve parmakları geriye kaldıran kaslar da çalışmaz ve hasta bileğini kaldıramaz; el, bilekten aşağı düşük kalır. Bu yüzden kol kemiği gövdesi kırığı olan bir hastada hekim, kırığa bakmadan önce bileğini kaldırıp kaldıramadığını ve el sırtındaki duyuyu yoklar. Çoğu durumda sinir yalnızca gerilmiştir ve haftalar ya da aylar içinde iyileşir. Kemik üzerindeki bir oluğu okuyabilmek, burada hangi yumuşak yapının tehlikede olduğunu önceden bilmek demektir.
Kemik yüzeyi bir haritadır
Üç aile yan yana konduğunda ortak bir yan görülür. Çıkıntı, oraya bir kasın ya da bağın tutunduğunu; çukur, orada bir şeyin oturduğunu ya da oradan bir şeyin geçtiğini; delik, oradan bir şeyin kemiğin içine girdiğini ya da öbür yanına geçtiğini söyler. Hiçbiri kemiğin kendisini anlatmaz; hepsi kemiğin çevresini anlatır. Bir kemiğin yüzeyi, komşularının bir haritasıdır.
Bu yüzden yüzey işaretleri ezberlenecek bir liste olarak değil, okunacak bir yüzey olarak ele alınabilir. Her işaret için iki soru sorulur: dışa mı, içe mi, içinden mi? Ve orada ne tutunuyor, ne oturuyor, ne geçiyor? Uyluk kemiği, os femoris, gibi büyük bir kemiğin yüzeyi de aynı iki soruyla, adlar bilinmeden önce okunmaya başlanabilir.
Yaygın yanlışKemik yüzeyindeki tümsekleri ve sırtları bir pürüz, kusur ya da yaşla ortaya çıkan bozukluk sanmak; "düzgün" bir kemiğin pürüzsüz bir kemik olduğunu düşünmek.
Pürüzsüz olan yalnızca eklem yüzleridir. Geri kalan yüzeyin her tümseği bir kasın ya da bağın tutunduğu yer, her oluğu bir komşunun geçtiği yerdir. Pürüzsüz bir kemik, üzerinde hiçbir kasın çalışmadığı ve yanından hiçbir sinirin geçmediği bir kemik olurdu.
Kendin dene
Toparlayalım
- Her yüzey işareti önce tek bir soruya cevap verir: dışa mı çıkıyor, içe mi giriyor, içinden mi geçiyor?
- Kemiğin biçimi birikmiş olduğu için hiçbir işaret rastgele değildir; her biri bir şeyin izidir.
- Processus gibi pürüzlü çıkıntılar çekmenin izidir; kas ne kadar güçlü çekiyorsa iz o kadar belirgindir.
- Pürüzlü yüzey lif tutar, pürüzsüz yüzey kayar; eklem yüzleri pürüzsüzdür ve periosttan yoksundur.
- Çukurlar komşuluğun izidir: orada bir şey oturur ya da sulcus gibi bir oluk boyunca bir şey geçer.
- Delikler geçişin izidir; foramen nutricium gibi her deliğin önünde "buradan ne geçiyor" sorusu durur.
- Humerus'un sulcus nervi radialis'i, nervus radialis'in yerini gösterir; gövde kırığında sinir zarar görebilir ve bilek düşer.
- Bir kemiğin yüzeyi komşularının haritasıdır; işaretler kemiği değil, çevresini anlatır.
Bu derste yüzey işaretlerini üç aileye ayırdık ve her birinin neyin izi olduğunu sorduk. Bir sonraki derste adlar başlıyor ve ilk adlar, kemiğin komşu kemikle buluştuğu yuvarlak uçlar ile onların hemen yanında duran, kasların tutunduğu pürüzlü komşularıdır. Aynı kemik ucunda ikisi yan yana durur: biri kayar, öbürü çekilir. Yuvarlak bir ucun hangi durumda bir baş, hangi durumda bir kondil sayıldığını ve kondilin yanındaki tümseğin neden ayrı bir ad aldığını göreceğiz. Baş, Boyun, Kondil ve Epikondil.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.
Eğitim içeriğidir. Anatomik bilgi tıbbi tanı, tedavi ya da sağlık tavsiyesi değildir ve hiçbir tıp fakültesi dersinin veya klinik eğitimin yerine geçmez. Kişisel bir sağlık sorusu için hekime başvurun.