M04-D06
Kültürel doğruluk ve klişeden kaçınmak
Bir topluluğun mekânını tasvir eden bir tasarımı, o topluluktan danışmanla birlikte klişeler açısından denetler.
Yapım Tasarımı Akademisi — M04, Araştırma · 2.265 kelime · 8 tasarım durumu · 2 film örneği · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir topluluğun mekânını tasvir etmek, onu bir dekora ya da bir vitrine dönüştürme tehlikesi taşır. Klişe, bir topluluğun dışarıdan bakılarak oluşmuş birkaç işarete indirgenmesidir ve çoğunlukla bilgisizlikten ve aceleden doğar. Gerçek evlerde bir topluluğun kimliği birkaç sessiz ayrıntıda durur; tasarım işaretleri çoğaltmamalı, o ayrıntıları bulmalıdır.
Egzotikleştirme bir topluluğu çekici, gizemli ve tuhaf bir şey olarak gösterir ve onun gündelik hayatını görünmez kılar; olumlu görünen tasvirler de birer klişe olabilir. Kültürel danışman, tasvir edilen topluluğun içinden gelen ve tasarımın başında çağrılması gereken bir uzmandır; emeği ücretlendirilir, adı jenerikte yer alır, söyledikleri ciddiye alınır. Bir topluluğun içinden gelmenin de körlükleri vardır.
Koyu tenli bir karaktere, kökeninden ya da teninden dolayı "sıcak" ya da "Doğulu" bir palet atamak, iki klişenin üst üste binmesidir. Bir karakterin paleti, onun gerçek hayatından ve yüzünün değerinden çıkarılır; kökeni, evinde birkaç sessiz nesnede durabilir, ama bütün dünyasını boyamaz.
Açılış sahnesi
Set dekoratörü Halit, Elif'in dairesi için hazırladığı ilk döşeme önerisini masaya yayıyor. Önerinin her köşesinde Antakya var: duvarlarda bakır tepsiler, rafta oymalı ahşap kutular, kanepenin üstünde işlemeli yastıklar, mutfakta bir dizi baharat kavanozu, köşede bir nargile, pencerede renkli cam bir fener. Halit bütün bunları internette "Antakya evi" diye aratarak bulmuş.
Suna öneriye bakıyor ve bir rahatsızlık hissediyor, ama nedenini tam söyleyemiyor. O akşam, filme kültürel danışman olarak katılan, Antakya'da doğup büyümüş ve on beş yıldır İstanbul'da yaşayan bir öğretmen, Hacer Hanım, öneriye bakıyor. Uzun bir süre sessiz kalıyor. Sonra şunu söylüyor: "Bu, bir otelin 'Antakya odası'. Benim annemin evinde bunların hiçbiri yoktu. Elif'in dairesinde ise bir kilim, birkaç fotoğraf ve bir de annesinin gönderdiği bir kavanoz nar ekşisi olur."
Bir topluluğun mekânını tasvir etmek, o topluluğu bir dekora dönüştürme tehlikesi taşır. Bu derste, tasvir edilen insanların kendi gözünü tasarım masasına çağırmayı ve onunla birlikte klişeyi ayıklamayı ele alıyoruz.
Bu derste ne olacak
Önceki derslerde araştırmanın kaynaklarını, dönem dosyasını, arşivleri, sahayı ve referans panosunu gördük. Bu derste araştırmanın en hassas sorusuna geliyoruz: tasarımcının kendisinin üyesi olmadığı bir topluluğun, bir şehrin, bir dinin, bir kuşağın ya da bir kültürün mekânını nasıl tasvir edeceği.
Önce klişenin ne olduğunu ve bir tasarımcının onu nasıl farkında olmadan ürettiğini kuracağız. Ardından bir topluluğun egzotik, renkli ve tuhaf bir şey olarak gösterilmesine, yani egzotikleştirmeye bakacağız. Sonra kültürel danışmanla çalışmayı, onu ne zaman çağırmak, nasıl dinlemek ve emeğini nasıl tanımak gerektiğini ele alacağız.
Suna'nın Hacer Hanım'la birlikte Elif'in dairesini yeniden düşündüğü süreci izleyeceğiz. Hayali bir Afrika ülkesini, kıtanın gerçek kültürlerinden yola çıkan uzun bir araştırmayla kuran bir filme ve Doğu Karadeniz'in dağ köylerinde bir çocuğun ve arıcı babasının hayatını anlatan bir filme bakacağız. Koyu tenli bir karaktere, kökeninden dolayı "sıcak" ve "Doğulu" bir palet atamanın kendisinin de bir klişe olduğunu göreceğiz.
Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Film örnekleri ve kaynaklar gerçektir.
Sıfır noktası
Bir tasarımcı her mekânı kendi deneyiminden kuramaz. Başka bir şehirde, başka bir kültürde, başka bir dinin içinde ya da başka bir kuşakta yaşamış insanların evlerini, dükkânlarını, ibadet yerlerini tasarlamak zorunda kalır. Bu durumda tasarımcının elinde çoğunlukla dışarıdan bakan kaynaklar vardır: turistik fotoğraflar, filmler, internet aramaları, kulaktan dolma bilgiler. Bu kaynaklar o topluluğu, kendi gözüyle değil, başkalarının gözüyle gösterir.
Klişeler çoğunlukla kötü niyetten değil, bilgisizlikten ve aceleden doğar. Bir tasarımcı bir topluluğu tanımadığında, o topluluğu en hızlı tanıtan işaretlere başvurur. Ama bu işaretler, o topluluğun içindeki insanların gündelik hayatıyla çoğu zaman uyuşmaz; ve seyirciler arasında o topluluktan gelenler, bunu hemen görür.
Mekanizma
Klişe nasıl doğar
Bir klişe, bir tasarımcının bir topluluğu en kolay tanınır hâliyle göstermeye çalışmasından doğar. Bir topluluğun gerçek evleri çoğunlukla başka evlere benzer: aynı mobilya mağazalarından alınmış eşyalar, aynı televizyonlar, aynı mutfak aletleri. Onları ayıran şey birkaç küçük ayrıntıdır. Tasarımcı bu ayrıntıları büyütüp çoğalttığında, ev gerçek bir ev olmaktan çıkar ve bir topluluğun vitrinine dönüşür.
Egzotikleştirme: tanıdık olanı tuhaf göstermek
Klişenin bir türü, bir topluluğu yalnızca basitleştirmekle kalmaz, onu tuhaf, renkli, gizemli ve uzak bir şeymiş gibi gösterir. Bu bakış, o topluluğu izleyen seyirciye onun kendisinden farklı, başka bir dünyaya ait olduğunu söyler; oysa o topluluğun insanları için bu, sıradan bir hayattır.
Kültürel danışmanla çalışmak
Kültürel danışman, tasvir edilen topluluğun içinden gelen ve tasarımcının bilemeyeceği şeyleri bilen kişidir. Onu ne zaman çağırdığınız önemlidir: tasarım bittikten sonra çağrılan bir danışman, yalnızca hataları gösterebilir; tasarımın başında çağrılan bir danışman, onları önler. Onu nasıl dinlediğiniz de önemlidir: danışmanın sözü bir onay değil, bir bilgidir.
Tasarım masasında
Suna ile Hacer Hanım, Elif'in dairesini baştan, Elif'in hayatından yola çıkarak yeniden düşünüyor. Hacer Hanım ilk olarak bir soru soruyor: Elif Antakya'dan ne zaman ayrıldı ve neden? Senaryo bunu söylemiyor; ama Elif İstanbul'da okumuş, hemşire olmuş, iki yıl önce bu daireye taşınmış. Hacer Hanım'a göre böyle biri, evini Antakya'nın bir vitrinine çevirmez; Antakya, onun evinde birkaç sessiz nesnede durur.
Halit'in önerisindeki kırk iki nesneden geriye dört tanesi kalıyor. Kanepenin arkasındaki, anneannesinden kalma iki metreye bir metre altmış santimetrelik kilim. Kilimin desenini Hacer Hanım seçiyor; internetteki "Antakya kilimi" aramalarının çoğunun aslında başka bölgelerin dokumalarını gösterdiğini söylüyor ve tasarım ekibini, kendi ailesinden birinin elindeki bir dokumanın fotoğrafına yönlendiriyor. Mutfak rafında, annesinin gönderdiği, etiketsiz bir cam kavanozda nar ekşisi. Buzdolabının kapağında, ailesiyle çekilmiş birkaç fotoğraf. Ve bir de, hâlâ kutusunda duran, babasının verdiği duvar saati.
Hacer Hanım bir konuda daha uyarıyor. İki bin yirmi üç yılının şubatında Antakya'yı da yıkan depremlerden sonra, seyirciler filmde Antakya adını duyduklarında, onu ilk olarak bu yıkımla birlikte düşünecek. Senaryo depremden söz etmiyor. Hacer Hanım, tasarımın bu boşluğu kendi başına doldurmamasını istiyor: kilimin yıpranmış, yırtık ya da tozlu görünmesi, onu bir felaketin işaretine dönüştürür. Elif'in bu konuda ne yaşadığını senaryo ve yönetmen belirlemeli; tasarım, yazılmamış bir acıyı bir nesneye yüklememeli. Kilim temiz, bakımlı ve sevilerek kullanılmış bir kilim olarak kalıyor.
Son uyarı, renkle ilgili. Halit'in önerisindeki palet sıcak, doygun, bakır ve turuncu tonlardan oluşuyordu; Halit bunu hem Antakya'ya hem de Elif'in koyu tenine "uygun" bulmuştu. Hacer Hanım ile Suna, bunun iki klişenin üst üste binmesi olduğunu konuşuyor: bir şehri sıcak ve "Doğulu" renklerle tanıtmak ve koyu tenli bir karaktere, kökeninden ve teninden dolayı bir "Doğu" paleti atamak. Elif, İstanbul'un bir sitesinde, beyaz duvarlı bir kiralık dairede yaşayan bir hemşire. Paleti, önceki derslerde onun hayatından ve yüzünün değerinden çıkarılmıştı; kilimin toprak tonları bir anı olarak orada, geri kalan ev ise bir İstanbul dairesi.
Usta katmanı
Deneyimli tasarımcılar bir topluluğun içinden gelmenin de körlükleri olduğunu bilir. Bir şehirden gelen biri, o şehrin başka bir mahallesini, başka bir kuşağını ya da başka bir sınıfını kendi deneyimi sanabilir. Bu yüzden tasarımcı, kendisi de o topluluğun üyesi olsa, birden fazla insanla konuşur ve kendi hafızasını bir kaynak olarak, ama tek kaynak olarak değil, kullanır.
İkinci incelik, danışmanın emeğini tanımaktır. Kültürel danışmanlık, bir arkadaşın bir akşam yemeğinde verdiği bir tavsiye değil, bir uzmanlık işidir. Danışman ücretlendirilir, adı jenerikte yer alır ve önerileri ciddiye alınır. Bir danışmanı çağırıp söylediklerini dinlememek, hiç çağırmamaktan daha kötüdür; topluluğa, onu dinliyormuş gibi yapıp dinlemediğinizi gösterir.
Yaygın yanlış"Bir topluluğu tanınır kılmak için onun en bilinen işaretlerini çoğaltmak gerekir."
Bir topluluğun en bilinen işaretleri, çoğunlukla dışarıdan bakanların bildiği işaretlerdir ve çoğaltıldıklarında bir evi bir vitrine dönüştürür. Gerçek evlerde bir topluluğun kimliği birkaç sessiz ayrıntıda durur; tasarım bu ayrıntıları bulmalı, işaretleri çoğaltmamalıdır.
Yaygın yanlış"Olumlu bir tasvir klişe olamaz."
Bir topluluğu her zaman sıcak, misafirperver, neşeli ya da bilge göstermek de bir klişedir; insanları gerçek, karmaşık ve çelişkili hayatlarından koparır ve birkaç güzel işarete indirger. Bir tasvirin doğruluğu, olumlu ya da olumsuz olmasıyla değil, o topluluğun insanlarının kendilerini orada tanıyıp tanımadığıyla ölçülür.
Kendin dene
Aklında kalsın
Bir topluluğun mekânını tasvir etmek, onu bir dekora ya da bir vitrine dönüştürme tehlikesi taşır. Klişe, bir topluluğun dışarıdan bakılarak oluşmuş birkaç işarete indirgenmesidir ve çoğunlukla bilgisizlikten ve aceleden doğar. Gerçek evlerde bir topluluğun kimliği birkaç sessiz ayrıntıda durur; tasarım işaretleri çoğaltmamalı, o ayrıntıları bulmalıdır.
Egzotikleştirme bir topluluğu çekici, gizemli ve tuhaf bir şey olarak gösterir ve onun gündelik hayatını görünmez kılar; olumlu görünen tasvirler de birer klişe olabilir. Kültürel danışman, tasvir edilen topluluğun içinden gelen ve tasarımın başında çağrılması gereken bir uzmandır; emeği ücretlendirilir, adı jenerikte yer alır, söyledikleri ciddiye alınır. Bir topluluğun içinden gelmenin de körlükleri vardır.
Koyu tenli bir karaktere, kökeninden ya da teninden dolayı "sıcak" ya da "Doğulu" bir palet atamak, iki klişenin üst üste binmesidir. Bir karakterin paleti, onun gerçek hayatından ve yüzünün değerinden çıkarılır; kökeni, evinde birkaç sessiz nesnede durabilir, ama bütün dünyasını boyamaz.
Sonraki derse köprü
Hacer Hanım, Elif'in kiliminin desenini kendi ailesinden birinin elindeki bir dokumanın fotoğrafından seçti. O fotoğraf bir başkasına ait; dokuma bir başkasının anneannesinin elinden çıkmış. Suna'nın panosundaki her görüntünün de bir sahibi var: bir arşiv, bir fotoğrafçı, bir koleksiyoncu, bir aile. Bir referans görseli ne ölçüde kullanılabilir, bir tasarım bir referansa ne kadar yaklaşırsa bir kopyaya dönüşür? Bir referans görselin kullanım sınırlarını ve bir tasarımın kopyaya dönüşmemesi için gereken mesafeyi açıklamak, M04-D07 "Referansın hakkı ve etiği" dersinin konusu.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.