M07-D02
Klasik koşullanma
Koşulsuz ve koşullu uyaran-tepki ilişkisini köpek deneyinden gündelik örneklere taşır.
Temel Psikoloji Akademisi — M07, Öğrenme · 2.572 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 12 dk okuma · 17 dk dinleme
Klinik tarafı Terapi Akademisi’nde: S01-P02-D03
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Klasik koşullanmada, nötr bir uyaran koşulsuz bir uyaranla tekrar tekrar eşleştiğinde, koşulsuz tepkiye benzeyen bir koşullu tepki doğurmaya başlıyor.
Edinim, koşullu uyaranın koşulsuz uyarandan biraz önce gelip onu haber verdiği düzende en güçlü; iki uyaranın sırası tersine döndüğünde öğrenme zayıf kalıyor.
Rescorla'nın deneyi, öğrenmenin iki uyaranın yan yana gelme sayısına değil, birinin ötekini önceden bildirip bildirmediğine bağlı olduğunu gösterdi.
Kamin'in engelleme deneyi, zaten tahmin edilen bir sonuç için ikinci bir işaretin neredeyse hiç öğrenilmediğini gösterdi; öğrenme bir sürprizle başlıyor.
Bağışıklık tepkileri bile koşullanabiliyor; değerlendirici koşullanma ise bir şeye karşı beğeniyi orta düzeyde etkileyebiliyor.
Açılış sahnesi
Melek'in kızı iki aylık. İlk haftalarda emzirme zamanı geldiğinde Melek bebeğini kucağına alıyor, bebek memeyi kavrıyor ve birkaç saniye sonra sütün geldiğini hissediyor. Altıncı haftada bir şey değişiyor. Bir gece Melek mutfakta su içerken yan odadan bebeğin ağlama sesi geliyor. Daha bebeğe dokunmadan göğüslerinde sütün aktığını hissediyor; tişörtü ıslanıyor.
Ertesi gün bir alışveriş merkezinde, başka birinin bebeği ağlamaya başladığında aynı şey yeniden oluyor. Melek şaşkın: "Bedenim, ben ne olduğunu anlamadan kararını vermiş."
Melek ve kızı kurgu. Ama ağlama sesinin süt salgısını tetiklemeye başlaması, emziren birçok kadının anlattığı ve bedenin iki olay arasındaki bağı nasıl öğrendiğini gösteren tanıdık bir örnek.
Bu derste ne olacak
Bu derste iki uyaranın birlikte gelmesinden doğan öğrenmeyi, ilk sistemli olarak inceleyen laboratuvardan başlayarak ele alacağız. Önce temel parçaları ve bir koşullu tepkinin nasıl kurulduğunu göreceğiz. Sonra bu öğrenmenin bir zamanlama ve olasılık meselesi olduğunu, iki olayın yalnızca yan yana gelmesinin yetmediğini gösteren deneylere geçeceğiz.
Son bölümde koşullanmanın bedenin derinliklerine, bağışıklık sistemine kadar uzanabildiğini ve bir ürüne ya da bir kişiye karşı duyduğumuz beğeniyi nasıl etkileyebildiğini tartacağız. Terapi Akademisi bu sürecin kaygı ve tedavideki yerini anlatıyor; bu ders deneysel temelini kuruyor.
Sıfır noktası
Yirminci yüzyılın başında Rus fizyolog İvan Pavlov, köpeklerde sindirim salgılarını inceliyordu; sindirim üzerine bu çalışmalarıyla 1904'te Nobel'e layık görüldü. Ama laboratuvarda can sıkıcı bir sorun vardı: köpekler yiyecek ağızlarına girmeden önce salya salgılamaya başlıyordu. Yiyeceği getiren görevlinin ayak sesi, yiyecek kabının görüntüsü, hatta görevlinin kendisi salyayı başlatıyordu.
Pavlov bu "psişik salgı" dediği şeyi bir sorun olarak bir kenara koymak yerine incelemeye karar verdi. Köpeklere bir metronom sesi ya da başka bir uyaran verdi ve ardından yiyecek sundu. Bu eşleşme tekrarlandıkça, ses tek başına salyayı başlatmaya başladı.
Bu deneyde dört parça var. Terapi Akademisi uyaranları tanımlıyor: koşulsuz uyaran ve koşullu uyaran. Bu derste tepkilere odaklanacağız.
Koşullu tepki, koşulsuz tepkinin birebir kopyası olmak zorunda değil. Çoğu zaman daha zayıf ya da biraz farklı biçimde ortaya çıkıyor. Melek'in örneğinde koşulsuz uyaran bebeğin memeyi emmesi, koşulsuz tepki süt salgısı; bebeğin ağlama sesi koşullu uyarana, sesin tek başına başlattığı süt salgısı koşullu tepkiye dönüşmüş.
Yaygın yanlış"Koşullanma bilinçli bir çağrışımdır; kişi iki şeyi birbirine bağladığını bilir."
Koşullu tepkiler çoğu zaman kişinin farkında olmadığı ya da iradesiyle kontrol edemediği bedensel tepkiler olarak ortaya çıkıyor. Melek, ağlama sesi ile süt salgısı arasında bir bağ kurmaya karar vermedi. İnsanlarda bazı koşullanma türlerinde eşleşmenin farkında olmak öğrenmeyi güçlendiriyor; ama tepkinin kendisi, istemle başlatılan bir davranış değil.
Mekanizma
Edinim ve zamanlama
Edinimin hızı ve gücü, iki uyaranın birbirine göre zamanlamasına sıkıca bağlı. Koşullu uyaranın koşulsuz uyarandan biraz önce başlayıp onunla çakıştığı düzen, çoğu durumda en güçlü öğrenmeyi sağlıyor.
İki uyaran aynı anda başladığında ya da koşulsuz uyaran koşullu uyarandan önce geldiğinde, öğrenme genellikle çok daha zayıf kalıyor. Bu, koşullanmanın iki şeyin yalnızca birlikte bulunmasından değil, birinin ötekini önceden haber vermesinden beslendiğini düşündürüyor.
Yan yana gelmek yetmez
1960'ların sonuna kadar birçok araştırmacı, koşullanmanın iki uyaranın zaman içinde yan yana gelmesinden ibaret olduğunu düşünüyordu. Robert Rescorla 1968'de bu varsayımı sınayan bir deney yaptı.
Sıçanların bir grubunda, bir ses çaldığında yüzde 40 olasılıkla hafif bir elektrik şoku geliyordu ve ses yokken hiç şok gelmiyordu. Öteki grupta da ses çaldığında aynı yüzde 40 olasılıkla şok geliyordu; ama ses yokken de aynı olasılıkla şok gelebiliyordu. Ses ile şokun yan yana gelme sayısı iki grupta aynıydı. Buna rağmen yalnızca ilk grup sese karşı korku öğrendi.
Leon Kamin 1969'da benzer bir sonuca başka bir yoldan ulaştı. Sıçanlara önce bir sesin şoku haber verdiğini öğretti. Sonra sese bir ışık ekledi ve ses ile ışığı birlikte şokla eşleştirdi. Işık şokla defalarca eşleşmesine rağmen sıçanlar ışığa karşı neredeyse hiç korku öğrenmedi.
Kamin'in açıklamasına göre, ses şoku zaten tam olarak haber verdiği için ışık hiçbir yeni bilgi taşımıyordu. Şokun şiddeti değiştirildiğinde ya da şok kaldırıldığında ise ışık yeniden öğrenilmeye başlanıyordu. Öğrenme, beklenen ile gerçekleşen arasında bir fark, yani bir sürpriz olduğunda oluyordu.
Bu iki bulgu, 1972'de Rescorla ve Allan Wagner'in geliştirdiği ve koşullanmayı beklenti ile gerçekleşen arasındaki farka dayandıran matematiksel modelin temelini oluşturdu. Beklenen ile gerçekleşen arasındaki fark düşüncesi, beyindeki ödül sistemleri üzerine yapılan çalışmalarda da merkezi bir kavram oldu.
Yaygın yanlış"İki şey ne kadar sık birlikte görülürse, aralarındaki bağ o kadar güçlü öğrenilir."
Rescorla ve Kamin'in deneyleri, birlikte görülme sayısının tek başına belirleyici olmadığını gösterdi. Bir uyaran, koşulsuz uyaran hakkında yeni bir bilgi taşımıyorsa, defalarca eşleşse bile neredeyse hiç öğrenilmiyor. Koşullanma bir bilgi edinme süreci gibi çalışıyor.
Usta katmanı
Bedenin derinliklerinde
Koşullanmanın yalnızca salya ya da korku gibi gözle görülen tepkilerle sınırlı olmadığı, bağışıklık sistemine kadar uzandığı 1970'lerde şaşırtıcı bir biçimde ortaya çıktı.
Robert Ader ve Nicholas Cohen 1975'te sıçanlara şekerli bir su içirip ardından bağışıklık sistemini baskılayan bir ilaç enjekte etti. İlaç aynı zamanda bulantı yaptığı için sıçanlar şekerli sudan tiksinmeyi öğrendi. Ader'in sonradan anlattığına göre, ilk denemelerde ilaçsız şekerli su içmeye devam eden sıçanların bir kısmının beklenmedik biçimde ölmesi, ekibi bağışıklık sistemine bakmaya yöneltti. Sonraki deneylerde, ilaç verilmeden yalnızca şekerli su içirilen sıçanlarda bağışıklık tepkisinin baskılandığını gösterdiler.
Bu bulgu, beyin ile bağışıklık sistemi arasında öğrenilebilir bir bağ olduğunu gösterdi ve psikonöroimmünoloji denen alanın kuruluşunda belirleyici oldu. Beyin ile bağışıklık arasındaki bu bağ, biyolojik temeller modülünde temkinle ele alınan bağırsak-beyin tartışmasından ayrılıyor; çünkü burada bağ, kontrol gruplarıyla sınanmış bir öğrenme deneyinden çıkıyor.
Beğeniyi öğrenmek
Koşullanma yalnızca bedensel tepkileri değil, sevip sevmediğimiz şeyleri de etkileyebiliyor.
Reklamcılık bu düşünceye uzun zamandır dayanıyor: bir ürün hoş bir müzikle, güzel bir manzarayla ya da sevilen bir yüzle birlikte gösteriliyor. Wilhelm Hofmann'ın yürüttüğü ve insanlarla yapılmış değerlendirici koşullanma çalışmalarını bir araya getiren 2010 tarihli meta-analiz, güvenilir ama orta büyüklükte bir etki buldu. Etkiyi en çok belirleyen şey, katılımcıların hangi uyaranın hangisiyle eşleştiğinin farkında olmasıydı.
Yaygın yanlış"Reklamlar bizi bilinçaltından koşullayarak istemediğimiz şeyleri satın aldırır."
Değerlendirici koşullanma gerçek bir etki ama büyüklüğü orta düzeyde ve çoğunlukla eşleşmenin farkında olunduğunda ortaya çıkıyor. Bir ürünü hoş bir uyaranla görmek ona karşı tutumu biraz değiştirebiliyor; ama bu, kişinin satın alma kararlarının dışarıdan kolayca yönetildiği anlamına gelmiyor.
Kanıtın sınırı
Klasik koşullanmanın temel olguları, yani bir nötr uyaranın koşulsuz bir uyaranla eşleşmesi sonucunda bir tepki kazanması ve bu öğrenmenin zamanlamaya ve olasılık ilişkisine bağlı olması, sayısız türde ve düzenekte tekrarlandı. Engelleme ve olasılık ilişkisi üzerine yapılan deneyler, koşullanmanın bir bilgi edinme süreci gibi işlediği düşüncesini güçlü biçimde destekliyor.
Bağışıklık sisteminin koşullanması hayvanlarda sağlam biçimde gösterildi; insanlarda ve klinikte kullanımı ise daha erken bir aşamada. Değerlendirici koşullanmanın laboratuvarda orta düzeyde bir etkisi var, ama bu etkinin gerçek hayattaki tüketim ve tutum kararlarına ne ölçüde ve ne kadar süre yansıdığı daha az biliniyor.
Gündelik örneklerin birçoğu, koşullanmanın ilkeleriyle uyumlu ama tek başına koşullanmayla açıklanamayacak kadar karmaşık. Bir kişinin bir şarkıyı ya da bir yeri neden sevdiği, koşullanmanın yanında anılar, anlamlar ve sosyal bağlar gibi başka etkenlerle de şekilleniyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Klasik koşullanmada, nötr bir uyaran koşulsuz bir uyaranla tekrar tekrar eşleştiğinde, koşulsuz tepkiye benzeyen bir koşullu tepki doğurmaya başlıyor.
Edinim, koşullu uyaranın koşulsuz uyarandan biraz önce gelip onu haber verdiği düzende en güçlü; iki uyaranın sırası tersine döndüğünde öğrenme zayıf kalıyor.
Rescorla'nın deneyi, öğrenmenin iki uyaranın yan yana gelme sayısına değil, birinin ötekini önceden bildirip bildirmediğine bağlı olduğunu gösterdi.
Kamin'in engelleme deneyi, zaten tahmin edilen bir sonuç için ikinci bir işaretin neredeyse hiç öğrenilmediğini gösterdi; öğrenme bir sürprizle başlıyor.
Bağışıklık tepkileri bile koşullanabiliyor; değerlendirici koşullanma ise bir şeye karşı beğeniyi orta düzeyde etkileyebiliyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir koşullu tepkinin nasıl kurulduğunu gördük. Ama kurulan bir tepki ne olur, koşullu uyaran artık koşulsuz uyaranı haber vermez hâle geldiğinde?
Pavlov'un köpekleri, ses yiyecek olmadan defalarca çalındığında salya salgılamayı bıraktı. Ama birkaç gün sonra ses yeniden çalındığında salya da geri geldi; benzer seslere de tepki vermeye başladılar. Bir tepkinin söndüğünü sandığımızda neyin gerçekten değiştiği, neyin yerinde kaldığı ve bir tepkinin benzer uyaranlara nasıl yayıldığı, sıradaki dersin konusu: sönme, kendiliğinden geri gelme ve genelleme.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.