İzleyiciyle sözleşme
- Temel soru
- Bu iki insan birbirleri için kendi korkularından ve dünyanın engellerinden vazgeçebilecek mi, ve vazgeçmeye değer mi?
- Hedeflenen duygu
- Özlem: kavuşmayı isterken kaybetmekten korkmak
- Değer ekseni
- birliktelik ↔ yalnızlık
Aşk hikâyesi izleyiciye bir ilişki vaat eder ve seyirciden o ilişkiye yatırım yapmasını ister. Seyirci iki karakteri ayrı ayrı sevmeli, sonra onları birlikte görmek istemelidir; bu iki adım kurulmadan hiçbir engel gerilim üretmez. Romantik komediden farkı mesafesindedir: romantik komedi kavuşmayı bir söz olarak taşır ve engeli oyunlaştırır, ciddi aşk anlatısı ise kavuşmanın gerçekten kaybedilebileceğini seyirciye baştan hissettirir. Tür mutlu da trajik de bitebilir; sözleşme sonun biçimini değil, sonun ilişkiye layık olmasını vaat eder.
Yapısal olarak aşk hikâyesi iki başkarakterli bir anlatıdır, birinin bakışı ağır bassa bile. İki ayrı karakter yayı vardır ve ilişki üçüncü bir yay gibi davranır: çekim, direnç, yakınlaşma, kırılma ve nihai seçim. Engel iki katmanlıdır: dışarıda sınıf, aile, mesafe, savaş ya da evlilik; içeride korku, gurur, eski bir yara. İyi kurulmuş bir aşk hikâyesinde dış engel kalktığında iç engel hâlâ ayaktadır ve hikâye orada bitmez.
Tür Tristan ve Isolde, Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliet gibi engellenmiş aşk anlatılarından beslenir; Doğu geleneğinde aşk çoğu zaman kavuşmanın değil arayışın kendisidir. Hollywood stüdyo dönemi, Fransız ve Doğu Asya sinemaları türü farklı tonlarda işledi. Türk sinemasında aşk, Yeşilçam'da sınıf farkıyla, sonraki dönemde emek, sadakat ve toplumsal baskıyla kurulan anlatılarla güçlü bir damar oldu; Selvi Boylum Al Yazmalım aşkı tutkuyla sadakat arasında bir seçim olarak sorar.
Türün mantığı
Bu tür neden var, hangi soruyu soruyor ve izleyicide nasıl çalışıyor.
Aşk hikâyesi iki yalnızlığın hikâyesidir
Aşk anlatısı iki insanın birbirini bulmasıyla değil, her birinin kendi eksikliğiyle başlar. Karakterlerden biri kalbini kapatmış, öteki hayatını ertelemiş olabilir; biri geçmişe, öteki bir göreve bağlı olabilir. Seyirci bu iki eksikliği ayrı ayrı görmediyse birleşmelerinin ne anlama geldiğini de hissetmez. Bu yüzden türün ilk işi bir çift kurmak değil, iki ayrı insanı sevdirmektir.
Engel, aşkın ölçüsüdür
Hiçbir şey araya girmezse aşk hikâyesi on dakikada biter. Engel aile, sınıf, mesafe, zaman, bir başkası ya da karakterlerin kendi korkusu olabilir; ama gerçek olmalıdır. Seyirci engelin ağırlığını, iki karakterin onu aşmak için neyi göze alacağına bakarak ölçer. Aşkın büyüklüğü söylenmez, engelin büyüklüğüyle gösterilir. Bir sınama yolu: engel ortadan kalksa karakterlerin kaybedeceği tek şeyin adını koyabiliyor musun?
Dış engel ile iç yara birlikte çalışır
En kalıcı aşk hikâyelerinde dışarıdaki engel, karakterlerin içindeki bir yaranın aynasıdır. Aile karşı çıkar, ama asıl mesele karakterin ailesine karşı gelme cesaretinin olup olmamasıdır; mesafe vardır, ama asıl mesele birinin hiç kimseye bağlanmamaya yemin etmiş olmasıdır. Dış engel kalktığında hikâye bitmiyorsa iç yara doğru kurulmuştur.
Kimya gösterilir, anlatılmaz
İki karakterin birbirine uygun olduğunu söylemek hiçbir şey yapmaz; seyirci bunu sahnelerin ritminden anlar. Birbirinin cümlesini tamamlamak, aynı şeye gülmek, birinin ötekini şaşırtabilmesi, sessizliği rahatsız olmadan paylaşmak kimyanın görünür biçimleridir. Kimya yazılabilir: farklılık ve uyum aynı sahnede birlikte bulunduğunda doğar. Bir sahneyi sına: iki karakterin replikleri yer değiştirse bir şey kaybolur mu? Kaybolmuyorsa aralarında henüz kimya değil, yalnızca bilgi alışverişi vardır.
Tür bir değer tartışması yürütür
Aşk anlatıları tutku ile sadakat, kendini gerçekleştirme ile fedakârlık, bireyin seçimi ile ailenin ya da toplumun düzeni arasındaki tartışmayı yürütür. Bazı filmler aşkı her şeyin üstünde tutar; bazıları aşk yerine sadakati ya da görevi seçen karakteri yüceltir; bazıları da sevginin bir duygudan çok bir emek olduğunu söyler. Hangisinin seçildiği filmin sözüdür ve finalde görünür olmalıdır.
Türün anatomisi
- Dramatik motor
- Çekim → engel → yakınlaşma → kırılma → seçim. Her sahne iki karakteri birbirine biraz daha yaklaştırır ya da aralarındaki mesafeyi görünür kılar; ilişkide durağan sahne yoktur. Gerilim «birlikte olacaklar mı?» sorusundan çok «birlikte olmak için neyi bırakacaklar?» sorusundan doğar.
- Başkarakter
- İki başkarakter, her biri kendi eksikliğiyle. Biri kapalı, öteki açık; biri güvende, öteki savruk; biri geçmişe bağlı, öteki yalnız bugüne. Her birinin ilişkiden bağımsız bir amacı olmalıdır (iş, aile, bir hayal), yoksa birbirlerinin aksesuarı olurlar. İhtiyaçları çoğu zaman birbirinde vardır: öteki, karakterin kendi başına göremediği tarafı açar.
- Karşı güç
- Dışta, ilişkiyi imkânsız kılan güç: aile, sınıf, din, mesafe, savaş, mevcut bir evlilik, zaman. İçte, karakterlerin kendi korkusu, gururu ya da yarası. Üçüncü bir kişi (rakip, eski sevgili, nişanlı) karşı güç olarak kullanılacaksa o da tam bir insan olmalıdır; kötü bir rakip seçimi kolaylaştırır ve ilişkiyi ucuzlatır.
- Dünya
- İlişkinin yaşandığı dünya, aşkın önündeki engeli somut kılmalıdır: sınıf farkının görüldüğü bir konak ve bir gecekondu, mesafenin hissedildiği iki şehir, bir savaşın ortası, katı kuralları olan bir köy. Dünyanın kuralları ne kadar açıksa ilişkinin onları ihlal etmesi o kadar anlamlı olur. Mekân çoğu zaman ilişkinin kendisinin de aynasıdır: dar bir ev, bir tren, bir kıyı.
- Tema ve dünya görüşü
- Aşkın bir insanı neye dönüştürdüğü, sevginin özgürlükle mi sadakatle mi sınandığı ve birlikte olmanın neyi gerektirdiği. Bazı aşk hikâyeleri ilişkiyi her şeye değer bulur, bazıları ayrılığın da bir sevgi biçimi olabileceğini söyler. Hangi tutumu seçersen seç, film ilişkinin değeri hakkında bir hüküm verir.
Türün tarihi
Tür nereden geliyor ve her dönem ona ne ekledi.
Halk anlatıları ve destanlar
Aşk anlatısının en eski biçimleri, kavuşamayan âşıkların hikâyeleridir. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı gibi anlatılar Orta Doğu'dan Anadolu'ya kadar geniş bir coğrafyada anlatıldı. Bu hikâyelerde engel çoğu zaman aile ya da toplum, final çoğu zaman ölümdür; aşk bir tür kutsal yazgı olarak anlatılır.
Orta Çağ ve saray aşkı
Avrupa'da şövalye romansları ve trubadur şiiri, ulaşılamayan bir sevgiliye duyulan bağlılığı yüceltti. Tristan ile İsolde gibi hikâyeler, aşkı sadakat ve evlilik kurumuyla çatıştırarak yasak aşk temasının köklerinden birini oluşturdu.
Shakespeare ve trajik âşıklar
Romeo ve Juliet, birbirine düşman iki aileden gelen gençlerin aşkını trajediye dönüştürerek imkânsız aşk kalıbını Batı edebiyatının merkezine yerleştirdi. Oyunun yapısı, zamanın baskısı ve kötü zamanlanmış bir yanlış anlamanın trajik sonuçları sonraki yüzyıllarda sayısız kez yeniden yazıldı.
On dokuzuncu yüzyıl romanı
Jane Austen'ın, Brontë kardeşlerin ve büyük Rus romancılarının eserleri, aşkı sınıf, para ve evlilik kurumu içinde işledi. Aşk artık bir yazgı değil, bir karakterin kendini tanıma sürecinin parçasıydı. Türk edebiyatında Halit Ziya'nın Aşk-ı Memnu'su yasak aşkı bir konağın içinden anlattı.
Hollywood'un altın çağı
Stüdyo döneminde aşk, hem melodramın hem komedinin omurgası oldu. Casablanca gibi filmler aşkı savaşın ve görevin karşısına koydu; Brief Encounter gibi İngiliz filmleri bastırılmış arzuyu sessizlik ve vicdanla anlattı.
Yeşilçam
Türk sinemasında aşk, Yeşilçam'ın en güçlü damarıydı: zengin ile yoksulun, kentli ile taşralının aşkı sayısız filmde işlendi. Bu kalıpların içinden Selvi Boylum Al Yazmalım gibi filmler çıktı ve aşkın ne olduğu sorusunu daha olgun bir biçimde sordu.
Çağdaş sinema
Son dönemde aşk anlatıları türün kalıplarını sorguladı: toplumun yasakladığı aşklar daha görünür oldu, ilişkilerin sonu ve evliliğin içi daha çok işlendi, «doğru insan yanlış zaman» teması öne çıktı. Before Sunrise üçlemesi ya da Past Lives gibi filmler, aşkı büyük olaylardan çok zamanın ve konuşmanın içinde aradı.