Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi. Editoryal tasarımın ölçütü çekicilik değil dayanıklılıktır. Üç saniyede yorulma yoktur, kırk dakikada tek düşman odur.
İkincisi. Sen doğrusal bir yapı kurarsın, okur onu doğrusal kullanmaz. Yapının birçok giriş noktası olmalıdır.
Üçüncüsü. Kapak göstermez, yorumlar. Sınama şudur: başlığı kapat, görsel tek başına bir soru üretiyor mu?
Dördüncüsü. Ritim üç tür sayfayla kurulur: yoğun, sakin ve geçiş. Sahanlığın yeri sayfa sayısına değil metnin ağırlığına göre belirlenir.
Beşincisi. En çok atlanan karar gövde metni okunaklılığıdır, çünkü en az gösterişli olan odur. Yayının yüzde doksanı da odur.
Açılış sahnesi
Bir merdiven düşün. Altmış basamak, hiç sahanlık yok.
Çıkabilir misin? Çıkarsın. Ama yukarıda nefes nefese olursun ve bir daha o merdiveni kullanmak istemezsin.
Şimdi aynı altmış basamağı üç sahanlıkla böl.
Aynı yükseklik. Aynı basamak sayısı. Aynı çaba.
Ama bu sefer çıkılabilir.
Sahanlık boşa harcanmış bir alan değildir. Merdivenin çalışan parçasıdır.
Şimdi bir dergi aç. Ya da uzun bir makale.
Sahanlıkları nerede?
"Duraklar" diyor. Sahanlıklar.
Bu derste ne olacak
Önce editoryal tasarımın neyi yönettiğini göreceğiz — güzellik değil, davranış. Sonra on kararı açacağız; bunlar bir yayının anayasasıdır. Ardından kapak meselesine geleceğiz: göstermek ile yorumlamak arasındaki fark. Sonra ritmi kuracağız — sahanlıklar nereye konur. En sonda on dört işten örneklerle bunu okuyacağız. Ders bittiğinde uzun bir metni okunabilir bir yapıya çevirebiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Merdivene geri dönelim, çünkü bu benzetme ders boyunca bizimle kalacak.
Editoryal tasarımı diğer alanlardan ayıran şey süredir.
Bir afiş üç saniye görülür. Bir uygulama ekranı yirmi saniye. Bir makale ise on beş dakika, bazen kırk.
Bu süre farkı her şeyi değiştirir.
Üç saniyede yorulma diye bir şey yoktur. Kırk dakikada yorulma tek gerçek düşmandır.
Bir önceki derste mecra rollerini konuşmuştuk. Editoryal, kendi içinde de rol dağıtır: bazı sayfalar bilgi verir, bazıları nefes aldırır, bazıları yön değiştirir.
Ve bir şey daha var, çok kolay atlanan.
Okur bir yayını baştan sona sırayla okumaz. Kapağa bakar, içindekilere göz atar, ortadan açar, bir görselde durur, geri döner.
Yani sen doğrusal bir yapı kurarsın; okur onu doğrusal kullanmaz.
Bu benzetme bir yere kadar doğru. Şurada bozulur: merdivende yön tektir, yukarı. Okumada okur istediği yerden girer ve istediği yerde çıkar. Yani senin işin bir yol yapmak değil, birçok giriş noktası olan bir yol yapmak.
Mekanizma
On karar
Kaynak on temel karar sayıyor.
Yayının editoryal sesi. Kapak yaklaşımı. İçindekiler ve navigasyon. Bölüm başlangıçları. Başlık hiyerarşisi. Gövde metni okunaklılığı. Görsel ile metin ilişkisi. Alıntı ve ara bilgi kullanımı. Sayfalar arası ritim. Dijital ve basılı davranış.
Bunları üç gruba ayıralım.
Birinci grup kimliktir: editoryal ses ve kapak yaklaşımı. Bu iki karar yayının ne olduğunu söyler ve nadiren değişir.
İkinci grup yapıdır: içindekiler, bölüm başlangıçları, başlık hiyerarşisi, gövde metni. Bunlar her sayıda tekrarlanan iskelettir.
Üçüncü grup davranıştır: görsel ile metin ilişkisi, alıntı kullanımı, sayfalar arası ritim, dijital ve basılı fark. Bunlar içeriğe göre değişir.
Bir önceki modülde değişmez ile değişken ayrımını yapmıştık. Burada aynı ayrım kendiliğinden çıkıyor: ilk iki grup değişmez, üçüncü grup değişken.
Yaygın yanlışBurada çok yaygın bir yanlış var: gövde metni bir arka plandır, tasarım başlıklarda yapılır.
Tersi. Okur zamanının neredeyse tamamını gövde metninde geçirir. Bir punto küçük seçilmiş gövde metni, en gösterişli bölüm başlangıcının kazandırdığı her şeyi geri alır.
Kapak: göstermek değil yorumlamak
Şimdi kaynağın en keskin cümlelerinden birine geldik.
Bu cümleyi açalım.
Bir yazı kuraklık hakkındaysa, kapağa çatlamış toprak koymak metni tekrarlamaktır. Okur zaten başlıktan kuraklık olduğunu anladı; görsel ona yeni bir şey vermedi.
Yorumlayan bir kapak ise bir açı seçer. Kuraklığın nedenini mi, sonucunu mu, kimin üzerinde kaldığını mı?
Birinci seviyedeki göstergebilim dersinde konuştuğumuz düz anlam ve yan anlam ayrımı burada doğrudan işe yarıyor. Tekrarlayan kapak düz anlamda kalır; yorumlayan kapak yan anlam açar.
Pratik bir sınama vereyim. Kapağı göster ve başlığı kapat. Görsel tek başına bir soru üretiyorsa yorumluyordur. Hiçbir soru üretmiyorsa yalnız gösteriyordur.
Ritim: sahanlıkları yerleştirmek
Kaynak ritmi müziğe benzetiyor: yoğun sayfalar, sakin boşluklar, büyük görüntüler, küçük ayrıntılar ve bölüm geçişleri bir okuma temposu kurar.
Şimdi bunu somutlaştıralım.
Bir yayında üç tür sayfa vardır.
Yoğun sayfa çok bilgi taşır: metin ağırlıklı, küçük görseller, dolu.
Sakin sayfa az şey taşır: tek bir büyük görsel ya da geniş boşluk.
Geçiş sayfası yön değiştirir: bölüm başlangıcı, ara başlık, tam sayfa alıntı.
Bu oran bir yasa değil, bir başlangıç noktası. Asıl ölçü okurun yorulduğu yerdir; sakin sayfa, o yorgunluğun hemen öncesine denk gelmelidir.
Dijitalde ise sayfa yoktur ve bu, ritmi kurmayı zorlaştırır. Orada sahanlık görevini ara başlıklar, tam genişlikte görseller ve alıntı blokları görür. Ölçü ekran değil, kaydırma mesafesidir.
Teoriyi bırakıp işlere bakalım.
Örneklerden okuma
Örnekleri üç grupta topladım. Önce yapı kararı çok net olan yayınlar. Sonra ritmi sayfa çevirmeyle kuranlar. En sonda yoğun bilgiyle çalışanlar.
Önce yapı kararı çok net olanlar
Sonra ritmi sayfa çevirmeyle kuranlar
Ve yoğun bilgiyle çalışanlar
Usta katmanı
Az önce her on beş basamakta bir sahanlık dedim. İşin aslı biraz daha ince: sahanlığın yeri, içeriğin zorluk derecesine göre kayar.
Kolay bir metin uzun süre kesintisiz okunabilir. Zor bir metin — teknik, yoğun terimli ya da duygusal olarak ağır — daha sık durak ister. Bu yüzden ritim, sayfa sayısına değil metnin ağırlığına göre kurulur. Deneyimli editoryal tasarımcılar dizgiden önce metni okur ve zorluğun yoğunlaştığı yerleri işaretler; sakin sayfalar oraya konur. Metni okumadan sayfa planı yapmak, bu meslekte en yaygın kestirme yoldur ve her seferinde belli olur.
İkinci nüans görsel ile metin ilişkisiyle ilgili. Kaynak kapak için tekrar etmemeyi söylüyor; aynı kural iç sayfalar için de geçerlidir ama bir istisnası vardır. Karmaşık bir süreç anlatılıyorsa görsel metni tekrar etmelidir — orada işi yorumlamak değil doğrulamaktır. Yani kural, metnin türüne bağlıdır: anlatı metninde görsel yorumlar, açıklayıcı metinde görsel doğrular. İkisini karıştırmak, bir tarif kitabında şiirsel fotoğraflar üretir.
Üçüncüsü bir sınır durumu. Her yayın güçlü bir editoryal ses taşımaz ve taşımamalıdır. Bir kullanım kılavuzunda, bir yasal metinde ya da bir başvuru rehberinde belirgin bir tasarımcı sesi, okuru yavaşlatır. Oralarda iyi tasarım görünmez olandır. Editoryal ses, okurun içeriği seçtiği yayınlarda değerlidir; zorunlu okunan metinlerde değil.
Dördüncüsü bir meslek pratiği. Dizgi bittiğinde bütün sayfaları küçük ölçekte tek bir yüzeye diz ve metinleri okuma. Yalnız gri lekelere bak. Yoğun ve sakin sayfaların dağılımı düzenli mi, yoksa yedi yoğun sayfa üst üste mi geliyor? Bu bakış on saniye sürer ve ritim sorununu okumadan gösterir. Basılı yayınlarda buna sayfa planı denir ve dijital yayınlarda karşılığı çoğu zaman hiç kurulmaz.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışBirinci yaygın yanlış: boşluk israftır.
Sayfa maliyeti tartışmasında en sık duyulan itiraz budur ve editoryal tasarımın en eski savaşıdır. Boşluk okuma hızını düşürür, dikkati toplar ve yorulmayı geciktirir. Sıkıştırılmış bir yayında okur daha az sayfa çevirir ve daha az şey okur; kazanılan kâğıt, kaybedilen okumayla ödenir.
Yaygın yanlışİkincisi: her sayfa ilginç olmalıdır.
Olmamalıdır. Sakin sayfalar tam olarak ilginç olmadıkları için işe yarar. Her sayfası sürprizli bir yayın, hiçbir sürprizi olmayan bir yayın kadar tekdüzedir — çünkü sürpriz ancak zemin sakinken fark edilir.
Yaygın yanlışÜçüncüsü: dijital sürüm basılı sürümün aynısıdır.
Değildir ve olamaz. Kaynak bunu ayrı bir karar maddesi olarak sayıyor. Basılıda sayfa bir birimdir, dijitalde kaydırma sürekli akar. Sabit sayfa düzenini ekrana taşımak, iki mecrada da kötü çalışan bir melez üretir.
Yaygın yanlışDördüncüsü: başlık hiyerarşisi üç düzeyle çözülür.
Genellikle yeter, bazen yetmez ve asıl sorun düzey sayısında değil aralarındaki farkın büyüklüğündedir. İki düzey arasındaki fark küçükse okur ikisini aynı sayar ve hiyerarşi çöker. Az sayıda düzey ve aralarında belirgin fark, çok sayıda düzey ve küçük farktan her zaman daha iyi çalışır.
Uygulama — kendin dene
Uzun bir makale bul. Kendi yazdığın bir metin de olur.
Önce metni oku ve zorluğun yoğunlaştığı iki yeri işaretle.
Sonra on altı küçük dikdörtgen çiz. Bunlar senin sayfaların.
Her dikdörtgene bir tür yaz: yoğun, sakin ya da geçiş. Metin yazma, yalnız tür.
Kuralı uygula: en fazla dört yoğun sayfadan sonra bir sakin sayfa gelsin. Ve işaretlediğin iki zor yerin hemen ardına birer sakin sayfa koy.
Sonra kapağı düşün. Metnin konusunu tekrar eden bir görsel değil, bir açı seçen bir görsel yaz — tek cümleyle tarif etmen yeter.
Son adım: on altı dikdörtgene uzaktan bak. Gri lekeler düzenli dağılmış mı?
Şuna dikkat et: çoğu kişi ilk denemede baştaki sayfaları sakin, sondakileri yoğun kurar. Bu, dikkatin en çok ihtiyaç duyulduğu yerde en az desteklendiği anlamına gelir. Bu dağılımı fark etmek, dersin sana bıraktığı asıl şey.
Kilit özet
Birincisi. Editoryal tasarımın ölçütü çekicilik değil dayanıklılıktır. Üç saniyede yorulma yoktur, kırk dakikada tek düşman odur.
İkincisi. Sen doğrusal bir yapı kurarsın, okur onu doğrusal kullanmaz. Yapının birçok giriş noktası olmalıdır.
Üçüncüsü. Kapak göstermez, yorumlar. Sınama şudur: başlığı kapat, görsel tek başına bir soru üretiyor mu?
Dördüncüsü. Ritim üç tür sayfayla kurulur: yoğun, sakin ve geçiş. Sahanlığın yeri sayfa sayısına değil metnin ağırlığına göre belirlenir.
Beşincisi. En çok atlanan karar gövde metni okunaklılığıdır, çünkü en az gösterişli olan odur. Yayının yüzde doksanı da odur.
Sonraki derse köprü
Bu derste basılı bir yapıyla çalıştık. Sayfa, çevirme, sahanlık.
Ama son bölümde bir sorunla karşılaştık: dijitalde sayfa yok.
Ve dijitalin getirdiği tek fark bu değil. Orada içerik yüklenmeyebilir, kullanıcı fare kullanmayabilir, ekran karanlık olabilir, hareket rahatsızlık verebilir.
Üstelik dijitalde bir şey daha var ki diğer bütün mecralarda yok: sayı olarak ölçülen erişilebilirlik eşikleri. Kontrast oranı, hedef boyutu, odak görünürlüğü.
Sonraki derste dijital sanat yönetmenliğini ve erişilebilirliği göreceğiz. Ve Seviye İki'yi orada kapatacağız.