Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Zevk doğuştan gelmez; örneklerden, karşılaştırmalardan, kültürel bilgiden, teknik deneyimden ve sonuç gözlemlerinden birikir. Beş kaynağın en az kullanılanı sonuncusudur: bir işin dünyaya çıktıktan sonra ne yaptığını görmek.
Tercih savunulmaz, zevk gerekçelendirilir. Gerekçe yazılamıyorsa elindeki şey bir yargı değil, bir tercihtir; tercih meşrudur ama başkasına dayatılamaz.
Yargı bir farkta oluşur. Aynı problemi çözen işleri aynı koşullarda yan yana koymak, tek tek bakmaktan çok daha fazlasını öğretir.
Yeniden kurmak kararları elle öğrenmektir. En çok öğreten an, senin yapmayacağın kararla karşılaştığın andır.
İşe yarayan ölçüt bir şeyi feda eder. Rams'ın ilkeleri de Warde'ın kadehi de gücünü neyi bıraktıklarından alır.
Açılış sahnesi
Almanya, bin dokuz yüz yirmi sekiz. Yazı ustası olarak yetişmiş yirmi altı yaşındaki Jan Tschichold, Die neue Typographie adlı kitabını yayımlıyor. Kitap bir manifesto gibi yazılmış: tırnaksız harfler, asimetrik düzen ve ortalanmış klasik sayfaya karşı açık bir savaş. Genç Tschichold'a göre simetri geçmişin alışkanlığıdır ve yeni çağın sayfası onu terk etmek zorundadır.
Yirmi yıla yakın bir süre sonra aynı adam Londra'da, Penguin Books'un masasında oturuyor. Yayınevinin ucuz cep kitaplarını baştan düzenliyor ve bunu bir zamanlar küçümsediği araçlarla yapıyor: tırnaklı harfler, ortalanmış başlıklar, dikkatle ölçülmüş klasik kenar boşlukları. Arada, bin dokuz yüz kırk altıda yazdığı bir yazıda gençliğindeki kesinliği açıkça eleştirmiş, tek doğru ilan eden tavrı hoşgörüsüzlük olarak adlandırmıştır.
Tschichold'un zevki kaybolmadı; değişti. Değişmesinin sebebi de keyfî bir heves değildi. Binlerce sayfa dizmiş, okurun gözünün neyi yorulmadan izlediğini görmüş, iki üslubu da kendi eliyle denemişti. Zevk dediğimiz şey burada bir yetenek gibi değil, bir birikim gibi çalışıyor ve bu ders o birikimin nasıl kurulduğunu anlatıyor.
Bu derste ne olacak
Önce zevkle tercih arasındaki farkı kuracağız, çünkü ikisi aynı kelimeyle konuşuluyor ama aynı şey değil. Sonra zevki besleyen beş kaynağa bakacağız ve beşinin de edinilebilir olduğunu göreceğiz. Ardından zevki geliştiren alıştırmalardan en rahatsız edici ikisini ve elle öğrenmenin yolunu, usta işlerini yeniden kurmayı açacağız. En sonda "bunu sevmedim" cümlesini gözlem, etki ve gerekçeden oluşan bir yargıya çevireceğiz.
Örnekler Josef Albers'in renk sınıfından Dieter Rams'ın on ilkesine, Osmanlı hattatlarının meşk geleneğinden Effie Ödülleri'ne uzanıyor. Ders bittiğinde bir sıralamayı gerekçeleriyle savunabiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Zevk hakkında iki yaygın inanç var ve ikisi de insanı yerinde saydırır. Birincisine göre zevk doğuştandır; ya vardır ya yoktur. İkincisine göre zevk tamamen özneldir ve tartışılamaz. İlki öğrenmeyi gereksiz, ikincisi konuşmayı anlamsız kılar. Tschichold'un hikâyesi ikisini birden yalanlıyor: zevki doğuştan sabit değildi ve değiştiğinde gerekçesini yazabildi.
Bu tanımdaki beş kaynağın hiçbiri doğuştan gelmiyor; beşi de zamanla biriktiriliyor. Ama beşi eşit sıklıkta kullanılmıyor. En az kullanılanı sonuncusu, yani bir işin dünyaya çıktıktan sonra ne yaptığını gözlemek. Beğendiğin bir tasarımın işe yaramadığını bir kez görmek, on güzel tasarımı incelemekten daha çok şey öğretir.
Ayrım pratikte şöyle görünür. "Turuncuyu severim" bir tercih cümlesidir ve tartışılmaz. "Bu turuncu burada işe yaramıyor, çünkü uyarı rengiyle karışıyor" bir zevk cümlesidir ve tartışılabilir. İkincisinin arkasında bir sebep var ve sebep yanlışsa gösterilebilir. Sanat yönetmeninin işi ikinci tür cümleler kurmaktır; birinci türü kendine saklar.
Mekanizma
Karşılaştırma: yargı bir farkta oluşur
İnsan tek bir nesneye bakarak mutlak bir değer biçmekte zorlanır, ama iki nesne arasındaki farkı hızla görür. Bir afişe tek başına bakınca "fena değil" dersin. Aynı problemi çözen yirmi afişi yan yana dizdiğinde hangisinin net, hangisinin gürültülü olduğu neredeyse kendiliğinden ortaya çıkar. Görmek yetmez; karşılaştırmak gerekir.
Karşılaştırmanın bir koşulu var: koşullar aynılaştırılmalıdır. Aynı ölçek, aynı ışık, aynı zemin. Koşullar farklıysa gördüğün fark işlerden değil, sunumdan gelir. Bu yüzden iyi bir karşılaştırma masası bir laboratuvar düzeni gibi kurulur.
İki rahatsız edici alıştırma
Zevki geliştiren pek çok alıştırma var: aynı problemi çözen işleri karşılaştırmak, tasarım dışındaki bilim ve sanat alanlarını incelemek, tarihsel bağlamı öğrenmek, malzemeyle elle çalışmak. Farklı kültürlerden okumak ve gerçek kullanıcıyı izlemek de bunlara eklenir. Hepsi işe yarar. Ama ikisi özellikle rahatsız edicidir ve tam da bu yüzden en çok öğretir.
Birincisi, iyi görünen ama çalışmayan işleri ayırmaktır. Bunu yapmak kendi beğenine karşı çalışmayı gerektirir. Bir işi güzel bulduğunu kabul edip aynı anda görevini yapmadığını söylemek zordur. Oysa profesyonel yargının temeli bu ayrımdır: bir işin ölçütü etkileyici olması değil, görevini yerine getirmesidir.
İkincisi, kendi eski işini eleştirmektir. Bu daha da zordur, çünkü eski işi eleştirmek geçmişteki kendini eleştirmektir. Ama başka hiçbir yerden alınamayacak bir ölçü verir: bugünkü yargın ile o günkü yargın arasındaki mesafe, senin gelişme hızındır. Eski işine bakıp hiçbir şey söyleyemiyorsan, o günden bu yana yargın yerinde saymış demektir.
Yaygın yanlışYaygın bir yanlış, çok iş görmenin zevki kendiliğinden geliştireceğini sanmaktır.
Görmek bilgi biriktirir ama yargı biriktirmez. Aynı problemi çözen yirmi işi yan yana koymak, yirmi farklı işi ayrı ayrı görmekten çok daha öğreticidir.
Usta işlerini yeniden kurmak
Bir usta işini yeniden kurmak onu kopyalamak değildir. Kopyalarken sonucu alırsın; yeniden kurarken kararları tek tek fark edersin. Bir afişi sıfırdan çizmeye başladığında her ölçünün bir karar olduğunu görürsün: neden bu punto, neden bu boşluk, neden bu hizalama. Genellikle ikinci ya da üçüncü kararda tıkanırsın, çünkü orada senin aklına gelmeyecek bir şey yapılmıştır.
Bu yöntem tasarım eğitiminden çok daha eskidir. Resim atölyelerinde öğrenciler yüzyıllarca ustanın tablosunu kopya ederek çalıştı. Osmanlı hat geleneğinde öğrenci, hocasının yazdığı örneği defalarca yazarak ilerledi. Ortak fikir aynı: gözün atladığını el yakalar.
Yargıyı yapıya çevirmek
"Bunu sevmedim" bir başlangıç olabilir ama sonuç değildir. Bir yargıyı başkasının da sınayabileceği bir cümleye çevirmek için üç bölüm gerekir: gözlem, etki ve gerekçe. Kalıp şudur: bu karar, gözlenen şu özellik yüzünden amaçlanan etkiyi zayıflatıyor, çünkü algısal, kültürel ya da teknik bir sebep var.
Bir örnekle deneyelim. "Bu afişi sevmedim" cümlesinin gözlemi şu olabilir: başlıkla alt metin arasındaki ölçek farkı çok küçük. Etkisi şu: ilk bakışta hangisinin okunacağı belli olmuyor ve afiş üç saniyede mesaj vermiyor. Gerekçesi şu: uzaktan bakan göz önce en büyük öğeye gider ve iki öğe yakın ölçüdeyse bu yönelim oluşmaz.
Üç bölüm tamamlandığında ortada bir beğeni tartışması değil, bir düzeltme kalır. Geri bildirim dersindeki dört basamaklı yapıyla akrabadır, ama odağı farklıdır: orada karşı tarafa yön veriyordun, burada kendi yargını sınıyorsun. Gerekçe bölümü yazılamıyorsa elindeki şey bir yargı değil, bir tercihtir. Tercih meşrudur; yalnız başkasına dayatılamaz.
Örneklerden okuma
Aşağıdaki işler dört yöne ayrılıyor. Önce karşılaştırarak ve elle çalışarak görmeyi öğretenler geliyor. Sonra yargısını yazıya döken tasarımcılar, ardından yargıyı dünyanın tepkisiyle sınayan düzenler. En sonda bakışı tasarımın dışına taşıyan iki okuma var.
Karşılaştırarak ve elle görmek
Yargıyı yazıya dökmek
Yargıyı dünyayla sınamak
Bakışı tasarımın dışına taşımak
Usta katmanı
Yeniden kurma alıştırmasında en çok öğreten an, senin yapmayacağın bir kararla karşılaştığın andır. Bir işi yeniden kurarken kararların çoğu seninkiyle örtüşür ve bu yüzden fark edilmez. Bir yerde ise durup "ben burada bunu yapmazdım" dersin. Deneyimli tasarımcılar o anları not eder ve iki soru sorar: ben neden yapmazdım, o neden yaptı? Cevap çoğu zaman bir bilgi eksikliğini gösterir: bir malzeme, bir dönem, bir üretim koşulu ya da bir kültürel kod.
İkinci incelik ölçüt yazımıyla ilgili. Kişisel ölçütler yazılırken en sık yapılan hata evrensel ilkeleri tekrarlamaktır: netlik, denge, sadelik. Bunlar herkesin ölçütüdür ve hiçbir seçim yaptırmaz. İşe yarayan ölçüt bir şeyi feda eder, örneğin "okunabilirlik uğruna atmosferi feda ederim". Böyle bir cümle iki karar arasında kaldığında sana yol gösterir; feda ettiği bir şey olmayan ölçüt ise yalnızca bir iyi niyet beyanıdır.
Üçüncüsü bir sınır durumu. Zevkin geliştirilebilir olması her kararın gerekçelendirilebileceği anlamına gelmez. Bir karar bir amaca hizmet ediyorsa gerekçesi aranır; hiçbir amacı etkilemiyorsa tercih alanındadır. Tercih alanının varlığını kabul etmek yargının güvenilirliğini artırır. Her şeyi gerekçelendirmeye çalışan kişi, gerçek gerekçelerini de şüpheli hâle getirir.
Dördüncüsü küçük bir meslek alışkanlığı. Beğendiğin bir işe rastladığında üç dakika ayır ve iki soru yaz: bu iş hangi problemi çözüyor olabilir, ve gerçekten çözüyor mu? Bu iki soru beğeniyi yargıya çeviren en kısa yoldur. Alışkanlık hâline geldiğinde bakış biçimini değiştirir, çünkü beğeni tek başına birikmez; sorularla birlikte biriken şey yargıdır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışZevkin tartışılmayacağı sanılır.
Tartışılmayan şey tercihtir; zevk bir gerekçeye dayandığı için tartışılır. "Zevkler tartışılmaz" savunması çoğu zaman gerekçesi olmayan bir kararın son sığınağıdır. Bir ekipte kullanıldığında öğrenmeyi durdurur, çünkü kimsenin kimseye bir şey gösteremeyeceğini ilan eder.
Yaygın yanlışÇok şeyi beğenmemenin iyi zevkin işareti olduğu sanılır.
Beğenmemek kolaydır ve bilgi gerektirmez; zor olan, neden çalışmadığını söyleyebilmektir. Sürekli olumsuz yargı kişiyi kendi işinde de felç eder. Kendi eskizini de aynı sertlikle keser ve hiçbir fikir olgunlaşmaya vakit bulamaz.
Yaygın yanlışTrendleri takip etmenin zevki geliştirdiği sanılır.
Trend takibi bilgi verir ama yargı vermez. Trend bir çözümdür ve hangi problemi çözdüğü genellikle görünmez. Sonuçların en hızlı dolaştığı yer trendlerdir; gerekçeler en geride kalır.
Yaygın yanlışYargı geliştikçe iş yapmanın kolaylaşacağı sanılır.
Çoğu zaman tersi olur ve bu normaldir. Ira Glass'ın anlattığı boşluk tam burada açılır: yargı üretim becerisinden hızlı gelişir ve kişi bir süre kendi işini beğenmez. Bu boşluğun varlığını bilmek, onu bir yeteneksizlik işareti sanmayı önler.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
Zevk doğuştan gelmez; örneklerden, karşılaştırmalardan, kültürel bilgiden, teknik deneyimden ve sonuç gözlemlerinden birikir. Beş kaynağın en az kullanılanı sonuncusudur: bir işin dünyaya çıktıktan sonra ne yaptığını görmek.
Tercih savunulmaz, zevk gerekçelendirilir. Gerekçe yazılamıyorsa elindeki şey bir yargı değil, bir tercihtir; tercih meşrudur ama başkasına dayatılamaz.
Yargı bir farkta oluşur. Aynı problemi çözen işleri aynı koşullarda yan yana koymak, tek tek bakmaktan çok daha fazlasını öğretir.
Yeniden kurmak kararları elle öğrenmektir. En çok öğreten an, senin yapmayacağın kararla karşılaştığın andır.
İşe yarayan ölçüt bir şeyi feda eder. Rams'ın ilkeleri de Warde'ın kadehi de gücünü neyi bıraktıklarından alır.
Sonraki derse köprü
Bu derste yargıyı bir gerekçeye bağladık, ama gerekçenin neye göre kurulduğunu sormadık. Bir iş iyi olabilir, çünkü problemi çözüyor; iyi olabilir, çünkü daha önce görülmemiş bir şey yapıyor; iyi olabilir, çünkü kusursuz üretilmiş. Bu üçü aynı şey değil ve bir işin üçünde birden güçlü olması gerekmeyebilir.
Bir de rahatsız edici bir soru var: özgün olmak, sadece farklı olmak mı demek? Sonraki derste etki, özgünlük ve uygunluk eksenlerini birbirinden ayıracağız.