Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi. Unvanlar evrensel bir tanım değildir; aynı unvan iki şirkette iki farklı iş anlamına gelir. Tanımı arayacağın yer unvan değil, verilen karardır.
İkincisi. Bir işe başlamadan önce üç şey netleşmelidir: karar yetkisi, sorumluluk alanı ve teslim yükümlülüğü. Bunları sormak güvensizlik değil, işi yönetmeye başlamaktır.
Üçüncüsü. Sinemada prodüksiyon tasarımcısı dünyanın nasıl olacağına karar verir; sanat yönetmeni o dünyanın ayağa kalkmasını sağlar. Reklam dünyasındaki aynı kelime başka bir basamağı gösterir.
Dördüncüsü. Ekip büyüklüğü bir kaynak meselesi değil, üslup meselesidir. Küçük ekip inceliği korur, büyük ekip ölçeği taşır.
Beşincisi. Yaratıcı ekiplerdeki çatışmaların çoğu zevk çatışması kılığına girmiş alan çatışmasıdır. Doğru soru genellikle "hangisi daha güzel" değil, "bunu kim seçecek" sorusudur.
Açılış sahnesi
Kalabalık bir restoranın mutfağına giriyorsun. Akşam servisi başlamış.
Dört kişi aynı anda çalışıyor. Biri tavayı sallıyor, biri tabağın kenarındaki sosu siliyor, biri fişleri okuyup bağırıyor, biri de hiçbir şeye dokunmadan dolaşıyor.
Hiçbir şeye dokunmayan kişi en yüksek maaşı alan kişi.
Bu ilk bakışta haksızlık gibi görünür. Ama bir saat izlersen anlarsın. O kişi bir tabağa bakıp geri gönderiyor. Bir başkasına bakıp geçiyor. Yeni gelen birine "bu et burada üç dakika daha kalacak" diyor. Servis boyunca tek bir yemek pişirmiyor, ama o akşam çıkan iki yüz tabağın hepsi birbirine benziyor.
İşte yaratıcı ekiplerde de aynı sahne kuruludur. Ve yeni başlayan birinin en çok kafasını karıştıran şey şudur: kim ne yapıyor, kim neye karar veriyor, ve neden bazı insanlar hiçbir şey üretmediği hâlde işin kalitesini belirliyor.
Bugün o mutfağın krokisini çıkaracağız.
Bu derste ne olacak
Önce yaratıcı ekiplerdeki temel unvanları tek tek açacağız ve her birinin gerçekte neye karar verdiğini konuşacağız. Sonra film ve televizyon tarafına geçip en çok karıştırılan iki unvanı ayıracağız: prodüksiyon tasarımcısı ile sanat yönetmeni aynı iş değildir. Ardından ekip büyüklüğünün rolleri nasıl değiştirdiğine bakacağız; iki kişilik stüdyoyla üç yüz kişilik yapım aynı meslek değildir. Sonra on altı filmden örneklerle bunu okuyacağız. Ders bittiğinde bir projede sana verilen unvanın ne anlama geldiğini ve neyi sormadan işe başlamaman gerektiğini biliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Mutfağa geri dönelim, çünkü bu benzetme dersin sonuna kadar bizimle.
Bir mutfakta üç ayrı iş vardır ve bunlar birbirine benzemez.
Birinci iş, menüyü yazmaktır. Bu restoran ne yapacak, neyi yapmayacak, hangi malzemeyi kullanacak, hangi tadı imza hâline getirecek. Bu iş yılda birkaç kez yapılır ve her şeyi belirler.
İkinci iş, tabağı kurmaktır. Bugün, bu masa için, bu malzemeyle. Bu iş her gün yüzlerce kez yapılır.
Üçüncü iş, ikinci işin birinci işe sadık kalmasını sağlamaktır. Yani iki yüzüncü tabağın, ilk tabakla aynı olmasını. Bu iş görünmezdir ve en zorudur.
Bu benzetme bir yere kadar doğru. Şurada bozulur: mutfakta menüyü yazan da tabağı kurabilir, çünkü ikisi aynı beceridir. Yaratıcı işlerde ise bu iki beceri farklıdır. Çok iyi tasarım yapan biri, başkalarına yön verirken kötü olabilir. Ve bunun tersi de doğrudur.
Mekanizma
Ajans ve stüdyo tarafındaki roller
Şimdi unvanları tek tek açalım. Her unvanda tek bir soruya cevap arayacağım: bu kişi neye karar veriyor.
Grafik tasarımcı, belirlenen iletişim ve görsel sistem doğrultusunda çözüm üretir. Metin yazarı, mesajın sözel fikrini ve anlatı tonunu geliştirir. Prodüktör bütçeyi, kaynağı, sözleşmeyi ve zamanı yönetir. Fotoğrafçı ya da yönetmen ise görsel yönü kendi uzmanlığıyla üretir; sadece uygulamaz, yorumlar da.
Şimdi buradaki en önemli noktayı söyleyeyim. Bu unvanların hiçbirinin evrensel bir tanımı yoktur. Aynı unvan iki ajansta iki farklı iş anlamına gelir. Küçük bir stüdyoda sanat yönetmeni konsepti de tasarımı da çekimi de sunumu da yapar. Büyük bir yapıda ise onlarca uzmanı yönlendirir ve aylarca hiçbir dosya açmaz.
Bu yüzden unvan bir tanım değil, bir başlıktır. Asıl tanım başka yerde.
Unvandan önce netleşmesi gereken üç şey
Bir işe başlarken sorman gereken üç soru var. Bunlar sorulmadığında ortaya çıkan sorun her zaman aynıdır: iş bittiğinde kimsenin sorumlu olmadığı bir hata bulunur.
Birincisi karar yetkisi. Bu konuda son sözü kim söylüyor. Dikkat et, "kim fikir veriyor" diye sormuyorum; herkes fikir verir. Kim karar veriyor.
İkincisi sorumluluk alanı. Neyin yanlış gitmesi senin adına yazılır. Bu alan çoğu zaman karar yetkisinden geniştir ve asıl gerilim buradan çıkar. Karar veremediğin bir şeyden sorumlu tutuluyorsan, o proje daha başlamadan sorunludur.
Üçüncüsü teslim yükümlülüğü. Elinden tam olarak ne çıkacak, hangi biçimde, ne zaman. "Kampanyanın görsel yönü" bir teslim değildir. "Üç ana görsel, altı mecra uyarlaması, bir kullanım kılavuzu" teslimdir.
Yaygın yanlışBurada yaygın bir yanlış var: bu üç şeyin konuşulması güvensizlik işareti sayılır.
Yeni başlayan biri sormaya çekinir, çünkü sanki işi almak istemiyor gibi görünmekten korkar. Oysa tam tersi doğrudur. Bu üç soruyu soran kişi, işi daha başlamadan yönetmeye başlamıştır ve karşı taraf bunu fark eder.
Film ve televizyonda iki ayrı unvan
Şimdi en çok karıştırılan yere geliyoruz.
Sinema ve televizyonda sanat yönetmeni ile prodüksiyon tasarımcısı aynı kişi değildir ve aynı iş değildir.
Aradaki farkı tek cümleyle kurmak istersen şöyle diyebilirsin: prodüksiyon tasarımcısı dünyanın nasıl olacağına karar verir, sanat yönetmeni o dünyanın gerçekten ayağa kalkmasını sağlar.
Bu ayrımın önemi şurada. Reklam ve tasarım dünyasından gelen biri "sanat yönetmeni" unvanını en üst yaratıcı unvan sanır. Sinemada ise o unvan, uygulama ve yönetim tarafına daha yakındır. Aynı kelime, iki sektörde farklı bir basamağı gösterir.
Bir de tarihsel bir not var. Prodüksiyon tasarımcısı unvanı sinemanın başından beri yoktu. Bin dokuz yüz otuzların sonunda, bir filmin bütün görsel dünyasının tek bir kişinin sorumluluğuna verilmesi gerektiği anlaşıldığında ortaya çıktı. Yani unvan bir yeteneği değil, bir koordinasyon ihtiyacını adlandırır. Bunu birazdan bir filmle konuşacağız.
Teoriyi bırakıp perdeye bakalım.
Filmlerden okuma
Örnekleri üç grupta topladım. Önce tek bir kişinin bütün dünyayı belirlediği işler. Sonra ekibin büyüdüğü ve rolün değiştiği işler. En sonda da rolleri bilerek dağıtan ya da tamamen kaldıranlar.
Önce unvanın doğduğu yer
Sonra ekip büyüdükçe değişen rol
Türkiye'den üç örnek
Üç kısa destek örneği
Ve rolleri bilerek dağıtan ikisi
Buraya kadar herkes bir yapının içinde çalışıyordu. Şimdi o yapıyı bilerek bozan iki örneğe bakalım.
Usta katmanı
Az önce unvanların evrensel bir tanımı olmadığını söyledim. İşin aslı biraz daha ince: unvanlar tanım değil, pazarlık aracıdır.
Bir kişiye verilen unvan çoğu zaman yaptığı işi değil, bulunduğu şirketteki konumunu gösterir. Aynı işi yapan iki kişiden biri "kıdemli tasarımcı", diğeri "sanat yönetmeni" olabilir; fark, işe alındıkları tarihte şirketin unvan yapısının nasıl olduğudur. Bu yüzden bir portfolyoya bakarken unvana değil, teslim edilen işe ve o işte verilen karara bakılır.
İkinci nüans yetki ile itibar arasındaki farkla ilgili. Kâğıt üzerindeki karar yetkisi, gerçek etkinin yalnızca bir kısmıdır. Ekiplerde bazı insanların sözü unvanlarından fazla geçer, çünkü daha önce haklı çıkmışlardır. Bu, adaletsizlik değil, güvenin nasıl biriktiğidir. Yeni bir ekibe girdiğinde ilk aylarda söylediklerinin ağırlığı düşük olacaktır ve bu normaldir.
Üçüncüsü bir sınır durumu. Küçük ekipte roller birleştiğinde bir tehlike doğar: kendi işini kendin onaylarsın. Tasarımı da sen yaptıysan, kaliteyi de sen ölçüyorsan, aradaki mesafe kaybolur. Deneyimli tek kişilik stüdyolar bu mesafeyi yapay olarak kurar; işi bir gün bekletmek, farklı boyutta bakmak, birine göstermek gibi. Mesafe bir lüks değil, kalite kontrolünün kendisidir.
Dördüncüsü meslek içi bir gerçek. Yaratıcı ekiplerde en sık çıkan çatışma zevk çatışması değildir; alan çatışmasıdır. İki kişi aynı kararın kendisine ait olduğunu düşündüğünde ortaya çıkan gerilim, estetik bir tartışma kılığına girer. Tartışma "bu renk doğru mu" gibi görünür, ama gerçek soru "bu rengi kim seçecek" sorusudur. Bunu fark eden kişi tartışmayı doğru yerde çözer.
Yaygın yanlışSon olarak yaygın bir kültürel yanlışa değinelim.
Yaratıcı ekiplerde "bu benim fikrimdi" kültürü çok yaygındır ve zararlıdır. Sanat yönetmeni fikrin kaynağıyla değil, bütünün kalitesiyle ilgilenir. Buna karşın katkı sahiplerinin görünür kılınması etik bir zorunluluktur. İkisi çelişmez: fikri sahiplenme yarışını bırakmak ile emeği gizlemek aynı şey değildir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışBirinci yaygın yanlış: sanat yönetmeni, kıdemli grafik tasarımcı demektir.
Mantıklı görünüyor, çünkü çoğu sanat yönetmeni tasarımcı olarak başlar. Ama iki iş farklı beceriler ister. Tasarımcının işi bir problemi çözmektir; sanat yönetmeninin işi, birden fazla kişinin aynı problemi uyum içinde çözmesini sağlamaktır. İyi bir tasarımcının terfi ettirilmesi, ekibe iyi bir yönetici kazandırmaz; çoğu zaman ekibe kötü bir yönetici ve bir tasarımcı eksiği kazandırır.
Yaygın yanlışİkincisi: büyük ekip daha iyi iş çıkarır.
Kırmızı Kaplumbağa örneğinde konuştuk. Ekip büyüdükçe kararların tutarlı kalması zorlaşır ve incelik ilk kaybedilen şeydir. Büyük ekip daha büyük iş çıkarır; daha iyi değil.
Yaygın yanlışÜçüncüsü: yönetmen ya da fotoğrafçı, sanat yönetmeninin talimatını uygulayan kişidir.
Değildir. Bu kişiler görsel yönü kendi uzmanlıklarıyla üretir ve yorumlar. Bir fotoğrafçıya kadrajın kopyasını verip "bunu çek" demek, o kişinin getirdiği her şeyi baştan silmektir. Doğru yöntem niyeti ve sınırı paylaşmaktır; çözümü değil.
Yaygın yanlışDördüncüsü: unvan büyüdükçe yaratıcılık artar.
Genellikle tersi olur. Unvan büyüdükçe doğrudan üretim azalır ve iş, başkalarının üretiminin koşullarını hazırlamaya kayar. Bunu istemeyen çok yetenekli insanlar vardır ve terfi etmemek meşru bir tercihtir. Sorun, bunu fark etmeden terfi edip mutsuz olmaktır.
Uygulama — kendin dene
Üç ayrı proje düşün: bir reklam filmi, bir moda çekimi ve bir internet sitesi.
Her biri için bir ekip şeması çiz. Kutuları çizerken unvan yazmakla yetinme; her kutunun altına iki satır ekle. Birinci satıra o kişinin karar verdiği şeyi yaz. İkinci satıra kime danıştığını yaz.
Şimdi şemalara bak ve şu üç şeyi ara. Birincisi, aynı kararın iki kutuda birden yazdığı yer var mı. İkincisi, hiçbir kutuda yazmayan ama birinin vermesi gereken bir karar var mı. Üçüncüsü, çok fazla kişinin danıştığı tek bir kutu var mı.
Bu üç işaret gerçek ekiplerde de aynı anlama gelir. Birincisi çatışma çıkacak yerdir. İkincisi işin son gün patlayacağı yerdir. Üçüncüsü ise işi yavaşlatacak dar boğazdır.
Şuna dikkat et: doğru şema diye bir şey yok. Aradığın şey, üç şemanın birbirinden ne kadar farklı çıktığı.
Kilit özet
Birincisi. Unvanlar evrensel bir tanım değildir; aynı unvan iki şirkette iki farklı iş anlamına gelir. Tanımı arayacağın yer unvan değil, verilen karardır.
İkincisi. Bir işe başlamadan önce üç şey netleşmelidir: karar yetkisi, sorumluluk alanı ve teslim yükümlülüğü. Bunları sormak güvensizlik değil, işi yönetmeye başlamaktır.
Üçüncüsü. Sinemada prodüksiyon tasarımcısı dünyanın nasıl olacağına karar verir; sanat yönetmeni o dünyanın ayağa kalkmasını sağlar. Reklam dünyasındaki aynı kelime başka bir basamağı gösterir.
Dördüncüsü. Ekip büyüklüğü bir kaynak meselesi değil, üslup meselesidir. Küçük ekip inceliği korur, büyük ekip ölçeği taşır.
Beşincisi. Yaratıcı ekiplerdeki çatışmaların çoğu zevk çatışması kılığına girmiş alan çatışmasıdır. Doğru soru genellikle "hangisi daha güzel" değil, "bunu kim seçecek" sorusudur.
Sonraki derse köprü
Bu derste kimin neye karar verdiğini konuştuk. Ama bir şeyi kasten atladım: karar verilecek şeyin ne olduğunu kim belirliyor.
Çünkü sana gelen istek neredeyse hiçbir zaman çözülmesi gereken problem değildir. "Bir afiş tasarla" bir görevdir. Altında yatan problem bambaşka bir şey olabilir ve yanlış problemi mükemmel çözmek, doğru problemi kötü çözmekten daha pahalıdır. Sonraki derste görev ile problemi ayırmayı ve bir isteğin altındaki gerçek soruyu bulmayı konuşacağız.