İçeriğe geç

M20-D07

Projektif testler

Rorschach ve tematik algı testinin psikometrik durumunu değerlendirir.

Psikanaliz Akademisi — M20, Psikanaliz bilim mi? · 3.034 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Temel Psikoloji Akademisi’nde: M12-D09

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Rorschach psikanalize bağlı bir psikiyatrdı, ama 1921'de yayımladığı yöntemi bir algı deneyi olarak sundu; testin bilinçdışına açılan pencereye dönüşmesi Murray, Frank ve Menninger geleneğiyle Amerika'da oldu.

Projektif hipotez Freud'un savunma olarak tarif ettiği yansıtmayı her algıya yaydı. Bu genişleme testlere çekiciliğini verdi, ama hangi cevabın neyi gösterdiğini sınanması zor bir soru olarak bıraktı.

Moratoryum çağrısından meta-analiz kavgasına uzanan yirmi yıl, iki tarafı ortak bir zemine getirdi: düşünce ve algıyla ilgili puanlar. Ayakta kalan puanlar kişinin görevi nasıl çözdüğünü anlatıyor; psikanalitik içerik bu uzlaşmanın dışında kaldı.

Psikanalitik bir kavram ölçülmeye çalışıldığında ayakta kalan kısmı genellikle daha dar, daha tanımlı ve daha mütevazıdır. Projektif testlerin tarihi bunun en uzun örneklerinden biri.

Açılış sahnesi

Kağızman çarşısının alt ucunda, eski kilim ve bakır eşya satan bir dükkân, ilk karın yağdığı haftanın bir öğleden sonrası. Sobanın üstünde çaydanlık kaynıyor. Esra dükkânın sahibi; eskiyen kilimleri köylerden toplayıp kenar ipliklerini yeniler, söküğü kapatır, sonra satar. Mert ilçenin son nalbantlarından; anneannesinden kalan kilimi onarıma getirmiş.

Kilimin ortasında yan yana dizilmiş, uçları kıvrık bir motif var. Mert eğilip bakıyor. "Anneannem buna koç derdi. Boynuzları bunlar."

Esra başını yana eğiyor. "Bana el gibi geliyor. Belden tutan iki el."

"Aynı desen ama."

"Aynı desen. Ben her gün yüzlercesine bakıyorum, sen bir tanesine. Sen anneanneni görüyorsun, ben dokuyanın elini."

Mert gülüyor. "O zaman desen bizi mi anlatıyor, kilimi mi?"

Esra makası bırakıyor. "İkisini de biraz. Ama hangisinin ne kadar olduğunu bilmek istersen, yüz kişiye göstermen lazım. Bir de kimin ne gördüğünü yazman."

Esra'nın dükkânı da Mert'in kilimi de gerçek bir çarşıdan alınmadı; ikisini bu konuşma için biz yerleştirdik. Esra'nın son cümlesi ise yüz yıllık bir ölçme tartışmasının tam ortasına düşüyor.

Bu derste ne olacak

Bastırma deneylerinin (M20-D06) ölçtüğü, belirli bir koşulda bir maddenin ne kadar hatırlandığıydı. Projektif testler daha büyük bir şeyi yakalamayı vaat etti: kişinin kendine bile söyleyemediği istekleri ve çatışmaları. Önce testlerin psikanalizle nasıl iç içe doğduğuna bakacağız: Rorschach'ın kitabı, Murray'in fantezi araştırması, Frank'in adlandırması, Rapaport'un yorum geleneği. Sonra puanların neyi tutarlı biçimde yakalayıp neyi yordayabildiğine geçeceğiz. Sonunda bu tarihin psikanalizin bilimselliği tartışmasına ne söylediğini soracağız.

Testlerin genel tanımı, Kapsamlı Sistem, Chapman deneyleri ve 2013 meta-analizi M12-D09'da (Temel Psikoloji) işlendi; burada yalnız psikanalitik köke ve ondan bugün ne kaldığına bakıyoruz.

Sıfır noktası

Freud yansıtma kavramını bir savunma işlemi olarak kurdu: kişi kendinde kabul edemediği bir duyguyu ya da isteği dışarıya, bir başkasına yükler (M06-D05). Projektif testler bu fikri genişleterek kullandı. Belirsiz bir uyaranla karşılaşan kişinin onu kendi iç dünyasına göre biçimlendireceği varsayıldı; savunma olmaktan çıkan yansıtma, her algının taşıdığı kişisel bir iz sayıldı.

Freud'un yansıtması belirli bir çatışmanın ürünüydü. Projektif hipotez ise her cevabı kişinin derinliğine bağladı ve hangi cevabın neyi gösterdiği sorusunu açık bıraktı.

Yaygın yanlış"Rorschach testi baştan bir kişilik testi olarak tasarlandı."
Doğrusu

Rorschach'ın 1921'deki kitabının alt başlığı yöntemi algıya dayalı bir tanı deneyi olarak sunar. Kitapta kişinin ne gördüğü kadar, nasıl gördüğü de işlenir: lekenin bütününe mi parçasına mı baktığı, biçime mi renge mi yaslandığı. Testin geniş bir kişilik penceresine dönüşmesi büyük ölçüde Rorschach'ın ölümünden sonra, başka ellerde oldu.

Mekanizma

Bir algı deneyinin doğuşu

Hermann Rorschach İsviçreli bir psikiyatrdı ve psikanalize yakından bağlıydı; Zürih'te kurulan psikanaliz derneğinin kurucuları arasında yer aldı. Mürekkep lekeleriyle yürüttüğü çalışmayı 1921 yazında Bern'de, on levhalık test setiyle birlikte yayımladı. Bir yıl sonra, Nisan 1922'de, otuz yedi yaşında öldü.

Rorschach'ın kitabı bir ikiliği taşır. Yazarı psikanalisttir, ama yöntemi Freud'un sözlüğüyle kurmaz. Puanladığı şey algının örgütlenmesidir: kişinin lekeyi kaç parçaya böldüğü, gördüğü biçimin lekenin dış hattına ne kadar uyduğu, cevabında hareket ya da renk olup olmadığı. Lekeler bir algı görevi olarak sunulmuştu; bilinçdışına açılan kapı fikri sonradan geldi.

Yansıtmaya ad koymak

Testlerin psikanalitik kimliği 1930'larda Amerika'da kuruldu. Christiana Morgan ile Henry Murray 1935'te resimlere anlatılan öykülerle fantezileri araştırmanın bir yöntemini tanıttılar; makalenin başlığı doğrudan fantezilerden söz ediyordu. Fantezi, psikanalizin merkezindeki kavramlardan biriydi ve öykü kişinin onları dışarıya taşıyan bir araç olarak düşünülmüştü.

Dört yıl sonra Lawrence Frank, The Journal of Psychology'de yayımlanan bir makalede lekeleri, öykü resimlerini ve benzeri teknikleri tek bir başlık altında topladı ve onlara "projektif yöntemler" adını verdi. Sonraki yazın Frank'e şu fikri bağlar: yapısı az olan bir uyaran, kişinin kendi özel dünyasını ona dökmesine izin verir. Bu ad, Rorschach'ın algı deneyini Freud'un yansıtma kavramına bağlayan köprü oldu.

Kuramı kliniğe taşıyan en sistemli çalışma Kansas'taki Menninger Kliniği'nden geldi. David Rapaport, Merton Gill ve Roy Schafer 1945 ile 1946 arasında iki ciltlik bir tanı testi kitabı yayımladı. Rapaport'un ego psikolojisindeki yeri M15-D06'da anlatıldı; test kitabında onu ilgilendiren şey içerikten çok düşüncenin nasıl örgütlendiğiydi: bir cevabın mantığı, tutarlılığı, gerçekliğe ne kadar bağlı kaldığı. Robert Holt'un birincil süreç puanlaması (M03-D08) ve Joseph Masling'in oral bağımlılık puanı (M05-D09) bu geleneğin sonraki ürünleriydi.

Sayıların mahkemesi

1970'lerde John Exner'in Kapsamlı Sistemi (Temel Psikoloji M12-D09) dağınık puanlama okullarını bir uygulama ve kodlama standardına bağladı. Bu, testin psikanalitik kökeninden belirgin bir uzaklaşmaydı: sistem kendini kuramdan bağımsız, veriye dayalı bir araç olarak tanıtıyordu. Ama norm sorunları ve göstergelerin dağınık kanıtı 1990'ların sonunda sert bir eleştiriye yol açtı.

Çağrının ardından gelen yıllar Temel Psikoloji'de anlatılan geniş eleştirel incelemeyi (Lilienfeld, Wood ve Garb, 2000) ve testin destekçisi bir ekipten gelen 2013 meta-analizini getirdi. O meta-analizin ayrıntısını burada yinelemeyeceğiz. Bu derste önemli olan, meta-analize kimin nasıl yanıt verdiği.

Bu uzlaşmanın neye benzediğine dikkat et. Yirmi yıllık kavganın sonunda iki taraf ortak bir zemin buldu, ve o zemin Freud'un bilinçdışından değil, Rorschach'ın algı deneyinden ve Rapaport'un düşünce örgütlenmesinden geliyordu.

Neyin kaldığı

2011'de Gregory Meyer, Donald Viglione, Joni Mihura, Robert Erard ve Philip Erdberg, kanıtı zayıf göstergeleri ayıklayan ve uluslararası normlara dayanan yeni bir puanlama sistemi yayımladı: Rorschach Performansa Dayalı Değerlendirme Sistemi (R-PAS). Sistemin adındaki "performans" sözcüğü bilinçli bir seçimdi; yazarlar testi kişinin kendini anlatmasından çok, bir görevi nasıl yerine getirdiğinin gözlemi olarak tanımlıyordu.

Viglione ve arkadaşlarının 2012'deki güvenirlik çalışmasında on altı uygulayıcının topladığı 50 protokol yeniden kodlandı ve puanlayıcılar arası uyum, sınıf içi korelasyonla (M06-D09) ölçüldüğünde ortalama .88 çıktı. Tutarlılık geçerliğin yerini tutmasa da onun ön koşuluydu.

Testin en sağlam yanını tek başına ölçmek için tasarlanmış bu sürüm, bilinçdışı içerikten hiç söz etmiyor.

Yaygın yanlış"Eleştirmenler Rorschach'ın bütünüyle geçersiz olduğunda birleşti."
Doğrusu

En sert eleştirmenler bile 2015'te bilişsel puanların düşünce bozukluğu ve bilişsel güçlükle ilişkisini ikna edici buldu. Anlaşmazlık, duygu, ilişki ve bilinçdışı çatışma gibi alanlara dair puanlarda sürüyor. Toptan ret de toptan savunma da kanıtın gösterdiği tabloyu kaçırıyor.

Usta katmanı

Öykü tarafında da benzer bir ayıklanma yaşandı. Tematik Algı Testi'nin kendisi hiçbir zaman tek bir standart puanlamaya kavuşmadı; ama öyküler sıkı kurallarla puanlandığında bazı alanlarda iş görüyor. McClelland ve arkadaşlarının örtük güdüler üzerine 1989 çalışması M20-D05'te, Westen'in nesne ilişkilerini öykülerden okuyan ölçeği SCORS M16-D01'de, Phebe Cramer'in savunmaları öykülerden puanlayan kılavuzu M06-D09'da ele alındı. Üçünün ortak yanı aynı: test olduğu gibi kullanılmıyor, öyküler belirli bir kuramsal yapı için yazılmış ve puanlayıcılar arası uyumu sınanmış kurallarla okunuyor. Görüşme dökümünden puanlanan yansıtıcı işlev (M19-D05) aynı mantığı belirsiz bir uyaran olmadan kullanıyor.

Buradan psikanalize çıkan ders iki yönlü. Testler "bilinçdışına açılan bir pencere" iddiasıyla doğdu. Sınandıklarında bazı bileşenleri geçerli çıktı, ama geçerli çıkanlar ya algının ve düşüncenin örgütlenmesini ölçüyordu ya da kuramdan türetilmiş, dar tanımlı bir yapıyı. Geniş iddia, ölçülmeye çalışıldıkça daraldı. Bu, psikanalitik kavramların bir kısmının ölçülebilir biçime girebildiğini gösteriyor; aynı zamanda girdiklerinde ilk hâllerinden çok daha mütevazı bir iddia taşıdıklarını da.

Testin kendisi hakkında bu derste söylenmeyenler de bir gerekçeye dayanıyor. Lekelerin görünüşü, sık verilen cevaplar, kodlama ayrıntıları ve öykü resimlerinin içeriği bilerek anlatılmadı: önceden bilinen bir test, onu bir gün gerçekten alacak kişi için ölçme gücünü yitirir, ve psikologların meslek etik ilkeleri ile uluslararası test kuruluşlarının yönergeleri bu yüzden test malzemesinin korunmasını ister.

Yaygın yanlış"Testin yanıtlarını önceden öğrenmek kişiyi korur, daha 'sağlıklı' görünmesini sağlar."
Doğrusu

Önceden çalışılmış bir protokol çoğu zaman tuhaf ve tutarsız görünür ve uzmanlar hazırlık belirtilerini de değerlendirir. Daha önemlisi, kişi kendisi hakkında gerçekten yararlı olabilecek bir değerlendirme fırsatını kaybeder. Sonuç yüksek riskli bir kararda kullanılacaksa, daha yararlı olan sürecin nasıl işlediğini ve sonuca nasıl itiraz edilebileceğini sormaktır.

Kanıtın sınırı

Bu tartışmanın en sağlam sonucu dar: Rorschach'ın düşünce ve algıyla ilgili bazı puanları, kodlama kuralları sıkı tutulduğunda tutarlı biçimde ölçülebiliyor ve düşünce bozukluğuyla ilişkili çıkıyor. Duygu, ilişki ve çatışma alanlarına dair puanlar için kanıt tartışmalı; iki tarafın meta-analizleri hangi çalışmaların dahil edileceği konusunda ayrışıyor ve yayımlanmamış çalışmaların ağırlığı bilinmiyor. Yeni sistemin kanıtının önemli bir kısmı onu geliştiren ekipten geliyor; bağımsız tekrarların sayısı sınırlı. Normlar birçok ülkeyi kapsayacak biçimde genişletildi, ama bir puanın belirli bir ülkede, belirli bir dilde aynı anlamı taşıyıp taşımadığı her seferinde ayrıca sorulması gereken bir sorudur; cevapların kültürden ne ölçüde etkilendiği de araştırılmaya devam ediyor. Kavramsal sınır da sürüyor: bir puanın düşünce bozukluğuyla ilişkili olması, testin bilinçdışı bir çatışmayı ölçtüğü iddiasını doğrulamaz, ama yanlışlamaz da; o iddia büyük ölçüde sınanmadan kaldı.

Kendin dene

Aklında kalsın

Rorschach psikanalize bağlı bir psikiyatrdı, ama 1921'de yayımladığı yöntemi bir algı deneyi olarak sundu; testin bilinçdışına açılan pencereye dönüşmesi Murray, Frank ve Menninger geleneğiyle Amerika'da oldu.

Projektif hipotez Freud'un savunma olarak tarif ettiği yansıtmayı her algıya yaydı. Bu genişleme testlere çekiciliğini verdi, ama hangi cevabın neyi gösterdiğini sınanması zor bir soru olarak bıraktı.

Moratoryum çağrısından meta-analiz kavgasına uzanan yirmi yıl, iki tarafı ortak bir zemine getirdi: düşünce ve algıyla ilgili puanlar. Ayakta kalan puanlar kişinin görevi nasıl çözdüğünü anlatıyor; psikanalitik içerik bu uzlaşmanın dışında kaldı.

Psikanalitik bir kavram ölçülmeye çalışıldığında ayakta kalan kısmı genellikle daha dar, daha tanımlı ve daha mütevazıdır. Projektif testlerin tarihi bunun en uzun örneklerinden biri.

Sonraki derse köprü

Projektif testlerin tarihinde uzman yorumu ile kanıt arasındaki mesafe çoğu zaman bir puan raporunda kalıyordu. Aynı mesafe 1990'larda terapi odasında, çok daha ağır sonuçlarla açıldı. Bazı terapistler danışanlarının çocukluk istismarına dair hatırlamadığı anıları terapide ortaya çıkarabileceklerine inandı; bellek araştırmacıları ise telkinle yeni anıların kurulabileceğini gösterdi. Mahkemelere, ailelere ve meslek derneklerine yayılan bu çatışma, bellek savaşları adıyla anılıyor. M20-D08 o tartışmanın iki tarafını ve terapistlerin ondan ne öğrendiğini konu ediniyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.