M06-D08
Anna Freud ve savunma kataloğu
Anna Freud'un Ego ve Savunma Mekanizmaları kitabının savunmaları nasıl sistemleştirdiğini açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M06, Zihnin yapısı, kaygı ve savunma · 3.103 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Anna Freud'un 1936 kitabı, babasının yazılarında dağınık duran işlemleri tek bir listede topladı, onlara benin tarafından baktı ve savunmayı tetikleyen kaygıyı kaynağına göre ayırmaya çalıştı. Kronolojik bir sıralama denedi ve bilginin yetmediğini söyleyerek bıraktı.
Kitabın listeye kattığı en kalıcı işlemler saldırganla özdeşleşme, özgecil teslimiyet, ergenlikte hazzın toptan reddi ve dış tehlikeden çekilen benin kısıtlanması oldu. Anna Freud bunların çoğunu çocukluğun olağan yolları olarak gördü; sorunun ölçüsü, işlemin hangi ilişkiye taşındığıydı.
Sonraki araştırma aynı adları başka kuramsal köklerle kullandı; bir adı bilmek, bir kişide o işlemin yürüdüğünü göstermiyor.
Açılış sahnesi
Balıkesir'de belediyenin kapalı yüzme havuzu, cumartesi sabahı, çocuk grubunun dersi yeni bitmiş. Neslihan on beş yıldır burada yüzme antrenörü; Şahin aynı havuzun cankurtaranı, kulesinden inmiş, kenardaki bankta ıslak havlusunu katlıyor.
Yarım saat önce baş antrenör grubun en küçüklerinden bir oğlanı, kulvar ipine asıldığı için bütün grubun önünde azarladı. Oğlan o sırada başını öne eğip sustu. Şimdi sığ havuzun kenarında, kendisinden küçük iki çocuğun karşısında duruyor, ellerini beline koymuş, baş antrenörün sesini, düdüğü ağzına götürüşünü, hatta "Bir daha görmeyeyim!" deyişindeki duraklamayı birebir yapıyor. Küçükler gülmüyor, korkmuş görünüyorlar.
Soyunma odasının önünde ikinci bir sahne var. Bu sezon bölge yarışına seçilmeyen on bir yaşındaki bir kız, seçilen arkadaşının bonesini düzeltiyor, saçını özenle topluyor, gözlüğünün lastiğini ayarlıyor. Yüzü sevinçten kızarmış. Geçen ay aynı yarış için gece gündüz çalışan oydu.
"Oğlan onu taklit ediyor," diyor Şahin, "korkusundan." Neslihan başını sallıyor ama kızı gösteriyor: "Peki bu ne? Kıskanması gerekirken kendi yarışı gibi seviniyor."
Havuz da iki çocuk da uydurma; sahne, dersin anlatacağı iki adın çıplak gözle nasıl göründüğünü sormak için kuruldu.
Bu derste ne olacak
M06-D04, M06-D05 ve M06-D06 savunmaları birer birer, Freud'un kendi metinlerinden okudu. Bu ders onları bir arada tutan ilk kitaba bakıyor: Anna Freud'un 1936'da Viyana'da yayımlanan Das Ich und die Abwehrmechanismen (Ben ve savunma mekanizmaları) adlı kitabı. Kitabın cümleleri buradan alıntılanmaz; argümanı özetle izleniyor. Bugünün tarafında saldırganla özdeşleşmeyi ölçmeye çalışan bir araştırma hattı ve kataloğu klinik bir derecelendirmeye çeviren bir girişim var.
Sıfır noktası
Anna Freud (1895–1982) Freud'un en küçük çocuğuydu ve çocuklarla çalışan bir analist olarak tanındı. Kitap, babasının seksen yaşına girdiği 1936 baharında ona bir doğum günü armağanı olarak hazırlandı; bir yıl sonra Londra'da İngilizcesi çıktı.
Kitabın çıkış noktası bir yön değişikliği. Anna Freud ilk bölümlerde benin (ego) de bir gözlem konusu olduğunu savunur: dürtüler ancak benin onlara karşı aldığı önlemlerin üzerinden görünür ve bu önlemler seansta direnç olarak belirir. Savunmanın genel anlamı Terapi Akademisi'nde (S05-P01-D01) tanımlandı; bu kitap o tanımın içini bir sınıflamayla doldurmaya çalışır.
Yaygın yanlış"Savunma mekanizmalarını Anna Freud icat etti."
Kitabın saydığı işlemlerin çoğu Freud'un 1894'ten 1926'ya uzanan yazılarında adıyla geçer. Anna Freud'un katkısı onları bir araya getirmek, aralarındaki ilişkileri sormak ve listeye kendi gözlemlerinden yeni işlemler eklemek oldu.
Mekanizma
Bir listenin kuruluşu
Kitabın dördüncü bölümünde Anna Freud, babasının 1926 kitabının ekindeki bir ipucundan yola çıkar: belirli savunmalar belirli hastalıklarla bağlantılı olabilir. Sonra Freud'un öteki yazılarını tarayarak listeyi tamamlar. Ortaya dokuz işlem çıkar: gerileme, bastırma, karşıt tepki, yalıtma, yapılmamış kılma, yansıtma, içe atım, kişinin kendine dönmesi ve karşıtına dönme. Bunlara olağan hayatın incelenmesine daha yakın gördüğü onuncuyu, yüceltmeyi ekler. O sırada bilindiği kadarıyla benin dürtüler ve duygularla çatışmasında bu on yolu kullandığını yazar.
Listenin son iki maddesi Freud'un 1915 tarihli dürtü yazgıları makalesinden gelir (M05-D02). Freud orada bunları dürtünün kendi dönüşümleri olarak anlatmıştı. Anna Freud aynı süreçlere benin tarafından bakar: dürtünün uğradığı her değişikliğin arkasında benin bir etkinliği vardır, ben araya girmeseydi dürtünün tek bir yazgısı, doyumu olurdu. Bu bakış açısı değişikliği kitabın asıl hamlesidir.
Liste kurulduktan sonra Anna Freud iki zor soruyu açıkça sorar. Birincisi, savunmalar aynı türden işlemler mi? Ona göre bastırma ötekilerden ayrılır: güçlü dürtüleri susturabilir, ama sürekli bir karşı yatırım ister ve kişiliğin bütünlüğünü en çok o tehdit eder. İkincisi, savunmalar gelişimde bir sıra izler mi? Bastırmanın ve yüceltmenin ben ile süperego ayrışmadan işleyemeyeceğini, gerileme ve karşıtına dönme gibi süreçlerin ise belki dürtüler kadar eski olduğunu tartar. Sonunda çocukların ilk nevrotik belirtileri bu sırayla uyuşmadığı ve İngiliz okulu yansıtma ile içe atımı en erkene yerleştirdiği için bu sınıflamayı bırakır.
Dışarıdan gelen tehlike
Kitabın ikinci kısmı dürtülere değil dış dünyaya yönelen önlemlere ayrılır; Anna Freud bunları savunmanın ön basamakları sayar. Küçük çocuk acı veren bir gerçeği değiştiremediğinde onu hayalde tersine çevirebilir. Kitaptaki yedi yaşında bir oğlan, başkalarını korkutan ama yalnız ona boyun eğen evcil bir aslan hayal eder; Anna Freud aslanın korkulan babanın yerini tuttuğunu düşünür. Hayaldeki bu yadsıma, M06-D05'teki yadsımanın çocukluktaki olağan bir biçimidir.
Biraz büyüyen çocuk daha basit bir yol bulur: acı veren duruma hiç girmez. Kitapta "şapkalı oğlan" diye anılan küçük hasta, bir boyama oyununda analistinin çizimini kendisininkinden güzel bulunca kalemi bırakıp seyretmeyi seçer; sonra okulda emin olmadığı her oyundan çekilir. Anna Freud bu kaçınmanın o kadar ilkel ve doğal olduğunu yazar ki olağan gelişimden ayırmak güçtür.
Saldırganla özdeşleşme
Dokuzuncu bölüm August Aichhorn'dan bir gözlemle açılır: azarlandığında yüzünü buruşturup sınıfı güldüren bir oğlan. Aichhorn öğretmenle çocuğu birlikte görünce buruşturmanın öğretmenin öfkeli yüzünün bir karikatürü olduğunu fark eder; çocuk korktuğu kişinin öfkesini farkında olmadan kendi yüzüne almıştır. Karanlık koridordan hayaletlerden korktuğu için geçemeyen bir kız ise aynı yolu bilerek bulur; kardeşine, karşılaşacağın hayaletmiş gibi davranırsan korkmazsın, diye açıklar.
Anna Freud burada iki işlemin birleştiğini söyler. Çocuk korku nesnesinin bir özelliğini içine alır ve aynı anda tehdit edilen kişiden tehdit eden kişiye dönüşür. Bu edilginden etkine geçişi babasının 1920 tarihli Haz ilkesinin ötesinde kitabına bağlar: muayene edilen çocuğun bir sonraki oyunu muayeneyi oynamaktır. Bir başka örnekte zili hırsla çalan bir oğlan, kapıyı açan görevliyi daha o bir şey demeden azarlar.
Anna Freud saldırganla özdeşleşmeyi süperego gelişiminin olağan bir ön evresi sayar: çocuk dışarıdan gelen eleştiriyi içine alır, ama suçu henüz kendinde görmez, onu dışarıya yansıtır. Gerçek ahlak, içe alınan eleştiri kişinin kendi kusurunu görmesiyle buluştuğunda başlar. Aynı birleşim aşk hayatına taşındığında ise, örneğin kendi sadakatsizlik isteğini eşine yükleyen bir kocada, artık olağan sayılmaz.
Yaygın yanlış"Şiddet gören çocuk büyüyünce şiddet uygular."
Anna Freud'un kavramı bir gidişat öngörmez; çocuklukta olağan bir evreyi tarif eder. İstismar gören çocukların çoğunun istismarcı ebeveynlere dönüştüğü inancını tarayan Joan Kaufman ve Edward Zigler'in 1987 derlemesi, bu inancın kayıtsız şartsız kabulünün temelsiz olduğunu ve aktarımı etkileyen aracı etkenlerin bulunduğunu gösterdi. Risk vardır, kader yoktur.
Özgecil teslimiyet ve ergenliğin çileciliği
Onuncu bölüm yansıtmanın daha az göze çarpan bir biçimini anlatır. Anna Freud'a analize gelen genç bir mürebbiye, çocukken güzel giysiler ve çok sayıda çocuk istediğini, her şeyi büyüklerinden daha iyi yapmayı dilediğini hatırlar. Yetişkinliğinde ise gösterişsiz, iddiasız, çocuksuz ve evlenmemiş bir kadındır. İlk bakışta istekler bastırılmış ve tersleri yerleşmiş gibi görünür. Ama arkadaşlarının aşklarına aracılık eder, giysileriyle tutkuyla ilgilenir, başkalarının çocuklarına kendini adar.
Anna Freud bunu şöyle okur: istekler bastırılmamış, başkalarına devredilmiştir. Kadının süperegosu kendisine yasakladığı isteği başkasında hoş görür ve kadın o başkasıyla özdeşleşerek isteğin doyumuna ortak olur. On üç yaşından kalma bir anısında, sevdiği genç ablasını gezmeye götürmek için geldiğinde önce donup kalır, sonra ablasını süslemek için mutlulukla koşturur. Burada konu başkasına yardım etmenin kendisi değil, isteğin sahibinin onu bırakıp bir vekilin hayatında yaşaması; yardımın olgun bir yol olarak ele alınışı M06-D07'nin konusu.
Kitabın son iki bölümü ergenliğe ayrılır ve savunmanın üçüncü kaynağına, dürtünün gücünden korkmaya döner. Ergenlikte bazen bütün hazlara karşı genel bir düşmanlık belirir ve yasak isteklerden en sıradan bedensel ihtiyaçlara kadar yayılabilir. Anna Freud bunu dinsel bağnazların çileciliğine benzetir ve nevrozdan şu noktada ayırır: nevrozda reddedilen dürtü belirli bir dürtüdür, ergen ise dürtünün niceliğinden korkar ve her hazzı toptan geri çevirir. Aynı bölümlerde anlatılan entelektüelleştirme M06-D06'da işlendi.
Yaygın yanlış"Başkasına kendini adayan her insan kendi isteğinden kaçıyordur."
Anna Freud bu işlemi tek bir hastanın ayrıntılı öyküsünden çıkardı ve onu başkalarıyla bağ kurmanın olağan bir biçimine yakın gördü. Bakım vermenin ve başkasının başarısına sevinmenin pek çok kaynağı var.
Usta katmanı
Deutsche Biographie'deki maddesi Anna Freud'u Heinz Hartmann'la birlikte ego psikolojisinin (Ich-Psychologie) kurucuları arasında anar; Hartmann'ın 1939 tarihli metni bu çizginin öteki ayağıdır (M01-D08). Ego psikolojisi M15'te, Anna Freud'un çocuk analizi ve Hampstead çalışmaları M15-D01'de, Melanie Klein'la tartışmaları M16-D05'te ele alınıyor.
Saldırganla özdeşleşme adının bir öyküsü daha var. Sándor Ferenczi 1933'te yayımlanan, yetişkinlerle çocuk arasındaki "dil karışıklığı" üzerine makalesinde aynı adı başka bir şey için kullanmıştı (M14-D03). Elizabeth Howell'ın 2014 tarihli kuramsal yazısına göre Ferenczi'nin anlattığı, istismara uğrayan çocuğun saldırganın isteklerine bir tür donmuşluk içinde, taklit yoluyla uyum sağlamasıydı; amaçlı bir rol alma değildi. Güncel ölçüm çalışmaları tarifini daha çok bu çizgiye yaslıyor.
Aynı ekibin 2021 tarihli ölçek çalışması kavramı dört boyuta ayırdı; boyutlardan biri saldırgana karşı aşırı duyarlılıktı. Anna Freud'un oyun oynayan çocuklarından uzak bir tablo bu.
Kataloğun sonraki hayatı başka bir yönde ilerledi. Anna Freud kronolojik sıralamadan vazgeçmişti; sonraki kuşaklar savunmaları uyum düzeyine göre basamaklara dizmeyi denedi. Bu çizgi 1994'te DSM-IV'e, ileride incelenmek üzere önerilen geçici bir eksen olarak Savunma İşlevselliği Ölçeği (Defensive Functioning Scale) adıyla girdi.
Kanıtın sınırı
Anna Freud'un kataloğu bir sınıflama önerisidir, bir bulgu raporu değil. Kitabın örnekleri birkaç çocuk ve genç hastadan ve meslektaşlarının aktarımlarından gelir, çoğu 1930'ların Viyana'sından; kaç hastaya dayandığı, başka bir analistin aynı malzemede aynı savunmayı görüp görmeyeceği sınanmamıştır. Anna Freud listesinin tamamlanmış olduğunu iddia etmez, bildiklerinin sınırında kaldığını kendi yazar.
Bugünkü sınamalar kavramlara dolaylı dokunuyor. Saldırganla özdeşleşme ölçeği kendini bildirime ve uygunluk örneklemlerine dayanıyor, son çalışma İsrail'den; bulguları başka kültürlere ve klinik örneklemlere genellemek için veri yetersiz. Ölçek kavramı Ferenczi'nin çizgisinden kurduğu için Anna Freud'un çocukluktaki olağan evre iddiasını hiç sınamıyor. DSM-IV ölçeğiyle yapılan ilk çalışma tek puanlayıcıya dayanıyordu. Savunmaların güvenilir biçimde ölçülüp ölçülemeyeceği ise hâlâ tartışılan bir soru.
Kendin dene
Aklında kalsın
Anna Freud'un 1936 kitabı, babasının yazılarında dağınık duran işlemleri tek bir listede topladı, onlara benin tarafından baktı ve savunmayı tetikleyen kaygıyı kaynağına göre ayırmaya çalıştı. Kronolojik bir sıralama denedi ve bilginin yetmediğini söyleyerek bıraktı.
Kitabın listeye kattığı en kalıcı işlemler saldırganla özdeşleşme, özgecil teslimiyet, ergenlikte hazzın toptan reddi ve dış tehlikeden çekilen benin kısıtlanması oldu. Anna Freud bunların çoğunu çocukluğun olağan yolları olarak gördü; sorunun ölçüsü, işlemin hangi ilişkiye taşındığıydı.
Sonraki araştırma aynı adları başka kuramsal köklerle kullandı; bir adı bilmek, bir kişide o işlemin yürüdüğünü göstermiyor.
Sonraki derse köprü
Anna Freud kataloğunu analiz odasındaki gözlemle kurdu. DSM-IV'deki eksen o gözlemi sayıya çevirmeye çalışınca yeni bir soru doğdu: iki klinisyen aynı görüşme kaydında aynı savunmayı görür mü, ve kişinin kendi işaretlediği bir anket farkında olmadığı bir işlemi yakalayabilir mi? M06-D09, savunmaları ölçmek için geliştirilen görüşme ve ölçek araçlarını, güvenirliklerinin nerede sağlam nerede kırılgan kaldığını tartışıyor; başlığındaki soru, savunmalar ölçülebilir mi, tam bu noktadan doğuyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.