İçeriğe geç

L1.2-06·Amaç, Anlam ve Yön

Kişisel liderlik bildirgesi

temel2.693 kelime≈ 18 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Yalnız kendine yazılmış bir ölçüt sessizce genişliyor. Genişlemeyi gösteren bir an bulunmuyor, çünkü her adım bir öncekiyle karşılaştırılıyor.

Bir belgeyi bildirge yapan şey içeriği değil okunabilmesi. Yazarı odada değilken ne söylediği anlaşılmıyorsa elindeki şey bir not.

Gösterilen belge sapmayı ortadan kaldırmıyor. Sapmayı bir işleme çeviriyor, yani esnetmek için bir muhataba açıklama yapmak gerekiyor.

Okuyucu tek kişi ve adı konuyor. Kalabalık soruyu sormuyor, seyrediyor ve seyredilen bir metin seyirciye göre yazılmaya başlıyor.

Sınama tek bir soruda duruyor: bu satırın dışına çıktığımı nereden anlarsın? Soru bildirgedeki her satıra ayrı sorulacak.

Kabul edilen cevap bir yer adlandırıyor. Bir kayıt, bir takvim, bir liste ya da sana sormadan konuşabileceği bir kişi; "sana sorarım" sorulan kişi zaten sapan kişi olduğu için sayılmıyor.

Kapsam dışı satırı belgeyi zayıflatmıyor. Dışı olmayan bir metin aşılamıyor ve aşılamayan bir metinde sapma tanımlanamıyor.

Yeniden okuma bir tarihe değil bir olaya bağlanıyor. Belgeyi geçersiz kılan şey takvime göre gelmiyor.

Okuyucu seçimi metinden daha belirleyici. Ölçüt iyi niyet değil: bu kişi senin bugünkü hâlini korumandan bir şey kazanıyor mu?

Bir satır için okuyucu bir yer gösteremiyorsa o satır metinde durmuyor. Kısalmış bir bildirge, uzun hâlinden daha fazlasını bildiriyor.

Açılış sahnesi

Bir tersanede proje planlamasından sorumlu bir kişi, yazdığı metni bir meslektaşına uzatıyor.

Metin bir sayfa. Üstünde kendi yönü, kendi ölçütü ve kendi sınırları yazılı.

Meslektaşı sayfayı baştan sona okuyor, sonra kâğıdı masaya bırakıyor ve tek bir soru soruyor.

Soru şu: bu satırın dışına çıktığını ben nereden anlayacağım?

Odada bir sessizlik oluyor. Metni yazan kişi cevabı biliyor ve cevap metinde yok.

Sayfadaki her cümle doğru. Her cümle kendi düşüncesini taşıyor ve hiçbiri dışarıdan bakan birine bir şey göstermiyor.

Meslektaşı ikinci bir soru sormuyor. İlk soru zaten yetti.

Bu ders o sorunun neyi ölçtüğünü ele alıyor: bir belgenin başkasına gösterilebilir olması.

Bu derste ne olacak

Bu ders modülü özetlemiyor. Özet geriye bakar ve burada yapılacak iş ileriye bakıyor.

Modül boyunca üç çıktı üretildi ve üçü ayrı kâğıtlarda duruyor: katkının izi, başarının tanımı ve yönü koruyan kural.

Bu derste o üç çıktı girdi olarak kullanılıyor ve tek bir belgeye dönüşüyor. Yapılan iş toplama değil kullanma; bir araya gelen üç satır, tek başlarına yapamadıkları bir şeyi yapıyor.

O şey şu: gösterilebilir hâle gelmek.

Kendine yazılan bir ölçüt hiçbir ana denk gelmeden esneyebiliyor. Gösterilen bir belge esnediğinde bunu bir başkası görüyor ve bu, belgenin taşıdığı ağırlığı değiştiriyor.

Dersin ikinci işi belgenin neyi kapsamadığını yazdırmak. Her şeyi kapsayan bir bildirge hiçbir şey bildirmiyor.

Üçüncü iş belgenin geri geleceği anı takvime bırakmamak ve onu bir olaya bağlamak. Bir belge ne zaman yeniden okunacağını söylemiyorsa duvarda asılı kalıyor ve kimse ona dönmüyor.

Metindeki tersane, anaokulu ve okuyucular kurgu. Kurgu olmasının sebebi burada özel: gerçek bir bildirge gerçek bir kişinin özel metnidir ve örnek olarak gösterilmesi, dersin öğretmek istediği şeyin tam tersini yapardı.

Sıfır noktası — kendine yazılan ölçüt sessizce esniyor

Önceki dersler yazmayı öğretti. Bir eşiğin sınanabilir olması, bir kuralın koşuluyla yazılması, bir reddin önceden kayda geçmesi.

Hepsinin ortak bir boşluğu var ve boşluk metinde değil. Metni okuyan tek kişi onu yazan kişi.

Sessiz esnetmenin çalışma biçiminde bir düzenek yok. Tek bir eksik var: esnemeyi gören kimse yok.

Buradan çıkan şey bir irade eksikliği değil. Yapı eksikliği.

Bu ayrım yazım kalitesiyle ilgili değil. Güzel yazılmış bir cümle de açıklama isteyebiliyor ve kaba yazılmış bir cümle de kendi başına durabiliyor.

Mekanizma — gösterilen belge neyi değiştiriyor

Gösterilebilir bir belgenin işi utandırmak değil. Duyguyla çalışan bir düzenek burada aranmıyor.

Değişen şey sapmanın nerede durduğu. Kendine yazılmış bir metinde sapma kişinin kendi kafasında kalıyor; gösterilmiş bir metinde sapma, ilk metni elinde tutan birinin görebileceği bir yere taşınıyor.

Bu, esnetmeyi imkânsız yapmıyor. Esnetmeyi bir işleme dönüştürüyor: artık esnetmek için bir açıklama gerekiyor ve açıklama bir muhataba yapılıyor.

Okuyucunun sayısı da bir tercih ve tek olması bilinçli.

Bir kişi soruyu soruyor. Bir topluluk soruyu sormuyor, seyrediyor ve seyredilen bir belge zamanla seyirciye göre yazılmaya başlıyor.

Kanıt kutusundaki ayrım bu dersin tam ortasında duruyor. Bir niyeti duyurmak ile bir ölçütü göstermek aynı işlem değil.

Duyurulan niyet karşısındakinde bir izlenim bırakıyor. Gösterilen ölçüt karşısındakinin eline bir metin bırakıyor ve o metin altı ay sonra hâlâ duruyor.

Model — okuyucuya bırakılan tek soru

Bir bildirgenin işlediğini gösteren şey metnin kendisinde aranmıyor. Okuyucunun tek bir soruya cevap verebilmesinde aranıyor.

Soru şu: bu satırın dışına çıktığımı nereden anlarsın?

Bu soru bildirgedeki her satıra ayrı ayrı sorulacak. Bir satır için cevap veriliyorsa o satır gösterilebilir; verilemiyorsa o satır bir temenni ve metinden çıkarılması gerekiyor.

Cevabın biçimi de daraltılıyor, yoksa her satır sınamayı geçiyor.

Kabul edilen cevap bir yer adlandırıyor: bir kayıt, bir takvim, bir liste ya da sana sormadan konuşabileceği bir başka kişi. "Sana sorarım" bir cevap değil, çünkü sorulan kişi zaten sapan kişi.

"Halinden anlarım" da kabul edilmiyor. Bir sezgi dışarıdan doğrulanamıyor ve doğrulanamayan bir işaret bir satırı bağlamıyor.

Bu tek soru, bildirgenin taşımak zorunda olduğu üç şeyi kendiliğinden ortaya çıkarıyor. Üçü bir biçim listesi değil; okuyucunun cevap verebilmesi için gereken şeyler.

Birincisi her satırın izinin nerede görüleceği. Bir satır bir davranış bildiriyorsa o davranışın bırakacağı iz de yazılıyor.

İkincisi kapsam dışı.

Bu satırın yönü ilk okuyuşta yanlış anlaşılıyor. Kapsamı daraltmak sorumluluğu küçültmek gibi duruyor ve belgeyi zayıflattığı sanılıyor.

Yönü aynı. Bir belge ancak sınırı olduğunda aşılabiliyor; kapsamı daraltmak sorumluluğu azaltmıyor, onu ilk kez görünür kılıyor.

Üçüncüsü belgenin ne zaman geri geleceği.

Üç şeyin ortak yönünü yazmak gerekiyor. Üçü de aynı soruya hizmet ediyor, yani senin dışına çıktığını bir başkasının görmesine izin veriyor mu bu belge.

Karar noktası — okuyucuyu seçmek

Bildirge yazıldıktan sonra tek bir karar kalıyor ve bu karar metinden daha çok belirleyici.

Kime vereceksin?

Akla ilk gelen isim bir sınamadan geçirilmeden kullanılmıyor ve sebebi o kişinin kötü olması değil. Akla ilk gelen kişi, seni olduğun gibi seven ve değişmeni istemeyen kişi oluyor.

Böyle bir okuyucu soruyu sormuyor. Sormaması bir ihanet değil; onun için her şey zaten yolunda.

Bu ölçütün elediği isimler var ve elediğini görmek gerekiyor.

Seninle aynı işte çalışan ve senin değişmenden doğrudan etkilenecek bir kişi eleniyor. Sana bağlı çalışan bir kişi eleniyor, çünkü soruyu sorması onun için bedelli.

Geriye kalanlar dar bir küme ve bu dersin işi o kümeyi geniş göstermek değil.

Bir de sorulması gereken ikinci soru var ve okuyucuya değil kendine soruluyor. Bu kişi soruyu sorduğunda ne hissedeceğim?

Rahatlayacaksan doğru kişi. Metni düzeltmek isteyeceksen kişi yine doğru ve o an seni zorlayacak.

Sınırlılıklar ve eleştiri

Bu ders bildirgede ne yazacağını söylemiyor. İçerik önceki derslerin çıktılarından geliyor ve o çıktıların doğruluğu burada sınanmıyor; buradaki iş, yazılmış bir şeyin gösterilebilir hâle gelip gelmediğini ölçmek.

Okuyucu bulmak herkes için eşit değil. Yansız okuyucu ölçütü dar bir küme bırakıyor ve o kümede kimsesi olmayan biri de var. Böyle bir durumda yapılabilecek şey belgeyi yine de gösterilebilir yazmak ve okuyucu bulununca hazır olmasını sağlamak; bunun tam bir çözüm olmadığını söylemek gerekiyor.

Bir de belgenin sahibini yanlış yönde bağlaması mümkün. Gösterilebilir ve sınırı yazılmış bir bildirge, korunmaya değmeyen bir şeyi de yıllarca koruyabiliyor; bu ders belgenin tutup tutmadığını ölçüyor ve tuttuğu şeyin doğru olup olmadığını ölçmüyor.

Yeniden okuma koşulu da kötüye kullanılabiliyor. Koşulu hiç gerçekleşmeyecek bir olaya bağlamak, belgeyi sonsuza kadar açtırmamanın kolay yolu ve bunu dışarıdan görmek kolay olmuyor ve elde tek bir işaret kalıyor: koşul yazıldığı gün makul görünmüş müydü ve okuyucu o gün itiraz etmiş miydi.

Son bir sınır, bu dersin kendi aracıyla ilgili. Tek soru, bir satırın gösterilebilir olup olmadığını ölçüyor ve o satırın önemli olup olmadığını ölçmüyor; önemsiz ama izlenebilir satırlarla dolu bir bildirge bu sınamadan geçer ve hiçbir şeye yaramaz.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBildirgenin kendine yazılmış bir metin olduğu düşünülüyor.
Doğrusu

Yalnız sahibinin okuduğu bir metin sessizce genişliyor ve genişlemeyi gösteren bir an bulunmuyor; belgeyi bildirge yapan şey, elinde önceki metin duran bir okuyucusunun olması.

Yaygın yanlışGösterilebilirliğin iyi yazmakla aynı şey olduğu sanılıyor.
Doğrusu

Düzgün ve içten yazılmış bir cümle de okuyucudan açıklama isteyebiliyor; ölçü, yazarı odada değilken metnin ne söylediğinin anlaşılması.

Yaygın yanlışHer şeyi kapsayan bir bildirgenin daha güçlü olduğu varsayılıyor.
Doğrusu

Kapsamı sınırsız bir metnin dışı bulunmuyor ve dışı olmayan bir belge aşılamıyor; kapsam dışı satırı sorumluluğu küçültmüyor, sapmayı ilk kez tanımlanabilir yapıyor.

Yaygın yanlışBelgeyi çok kişiye göstermenin bağlayıcılığı artırdığı düşünülüyor.
Doğrusu

Kalabalık soruyu sormuyor ve metni izliyor; izlenen bir metin zamanla izleyicinin beklentisine göre yazılmaya başlıyor.

Yaygın yanlışGözden geçirme için bir tarih yazmanın yettiği sanılıyor.
Doğrusu

Belgeyi geçersiz kılan olay takvime göre gelmiyor; tarih beklerken metin aylarca yanlış bir gerçekliği tarif edebiliyor ve gereken şey olaya bağlı bir koşul.

Aklında kalsın

Yalnız kendine yazılmış bir ölçüt sessizce genişliyor. Genişlemeyi gösteren bir an bulunmuyor, çünkü her adım bir öncekiyle karşılaştırılıyor.

Bir belgeyi bildirge yapan şey içeriği değil okunabilmesi. Yazarı odada değilken ne söylediği anlaşılmıyorsa elindeki şey bir not.

Gösterilen belge sapmayı ortadan kaldırmıyor. Sapmayı bir işleme çeviriyor, yani esnetmek için bir muhataba açıklama yapmak gerekiyor.

Okuyucu tek kişi ve adı konuyor. Kalabalık soruyu sormuyor, seyrediyor ve seyredilen bir metin seyirciye göre yazılmaya başlıyor.

Sınama tek bir soruda duruyor: bu satırın dışına çıktığımı nereden anlarsın? Soru bildirgedeki her satıra ayrı sorulacak.

Kabul edilen cevap bir yer adlandırıyor. Bir kayıt, bir takvim, bir liste ya da sana sormadan konuşabileceği bir kişi; "sana sorarım" sorulan kişi zaten sapan kişi olduğu için sayılmıyor.

Kapsam dışı satırı belgeyi zayıflatmıyor. Dışı olmayan bir metin aşılamıyor ve aşılamayan bir metinde sapma tanımlanamıyor.

Yeniden okuma bir tarihe değil bir olaya bağlanıyor. Belgeyi geçersiz kılan şey takvime göre gelmiyor.

Okuyucu seçimi metinden daha belirleyici. Ölçüt iyi niyet değil: bu kişi senin bugünkü hâlini korumandan bir şey kazanıyor mu?

Bir satır için okuyucu bir yer gösteremiyorsa o satır metinde durmuyor. Kısalmış bir bildirge, uzun hâlinden daha fazlasını bildiriyor.

Sonraki derse köprü

Modül burada kapanıyor. Elde bir belge var, bir okuyucusu var ve geri geleceği bir koşulu var.

Belgenin dayandığı bir şey ise hiç sınanmadı. Her satır, sapmanın fark edilebilir olduğunu varsayıyor.

Okuyucu dışarıdan bakıyor ve yalnız görünen kısmı görüyor. Sapmanın başladığı an içeride geçiyor ve o anda ne olduğunu bildirebilecek tek kişi sensin.

Sonraki modül tam oradan başlıyor: öz farkındalık. İlk dersi düşünce, duygu ve davranış farkındalığını ele alıyor.

Orada açılacak soru bir sınıflandırma sorusu olmayacak. Zor olan, geriye dönüp tek bir anı anlatırken üçünün tek bir cümlede birbirine karışması.

Yazma disiplini orada da işliyor ve daha zor bir malzemeye uygulanıyor. Dışarıdan izlenebilir bir satır yazmak bir işti; içeride olanı aynı sıkılıkla yazmak başka bir iş.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.