Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir kişi tek bir kimlik taşımıyor; yaşadığı bağlam sayısı kadar rol kimliği taşıyabiliyor ve her biri kendi ipliğiyle gerçek.
Rol kimlikleri eşit ağırlıkta durmuyor. Baskınlık sırası hangisinin önce geldiğini belirliyor ve bu sıra kişiden kişiye, zamanla da değişebiliyor.
Sıra netleşmeden bir rolün tarzı başka bir bağlama sızabiliyor. Bu taşma kötü niyetten değil, geçişin fark edilmemesinden geliyor.
Ayrı tutma rolleri koparmıyor, hangi tarzın nerede işlediğini netleştiriyor. Rol geçişi bunun aracı: bağlam değişirken bilinçli bir eşik anı.
İki rol aynı anda seni çektiğinde soru hangisinin "gerçek sen" olduğu değil, hangi talebin bu anda daha ağır bastığı ve ötekinin bir gecikmeyi kaldırıp kaldıramayacağı.
Bu ayrım bir kaçış aracına dönüşebiliyor. Bir rolde yapılan zarar, "gerçek ben değil" denerek hesap dışı bırakılamıyor.
Bütün roller eşit özgürlükte seçilmiş değil. Bazı roller dayatılıyor ve bazı öncelikler kişinin kendi tercihi olmuyor; bu durumda taşmanın çözümü de farklı bir yerden aranmalı.
Sonuç olarak, çoğulluk bir hastalık değil bir olgu. Sorun çok rol taşımak değil, hangi rolün nerede konuştuğunun net olmaması ve bu netliğin küçük, görünür bir eşikle kurulabilmesi.
Açılış sahnesi
Bir fabrika müdürü sabah saat sekizde bir hattaki gecikmeyi görüyor ve üç dakika içinde iki vardiyayı yeniden düzenliyor, kimseye danışmadan.
Akşam yedide evde kızının bir arkadaşıyla yaşadığı bir anlaşmazlığı dinliyor ve hiçbir çözüm önermiyor, sadece soru soruyor.
Aynı gün, aynı kişi. Biri emir veriyor, öteki sabırla dinliyor.
Tam bir hafta sonra bu iki tarz birbiriyle yer değiştiriyor: fabrikada bir soruna emirle değil sorularla yaklaşıyor ve ekip şaşırıp bekliyor; evde kızının anlaşmazlığına hemen bir çözüm dayatıyor ve kızı kapıyı çarpıyor.
Aynı kişi, birbirine tamamen ters düşmüş iki tarz.
Bu derste ne olacak
Önceki ders bir yaşam hikâyesinin tek bir iplikle kurulduğunu gösterdi. Gerçekte kimse iş yerinde ve evde aynı ipliği anlatmıyor.
Bu ders tam olarak bu çoğulluğa, aynı kişide birden çok kimliğin bir arada durabilmesine bakıyor.
Önce bu çoğulluğu açıklamaya çalışan ve ikisi de eksik kalan iki basit görüşe bakacağız. Sonra her rolün kendi ipliğini nasıl kurduğunu göreceğiz ve bu ipliklerin hangi sırayla öncelik kazandığını.
Mekanizmada bir rolün ipliğinin başka bir bağlama sızdığı anları ayıracağız. Modelde bunu önlemenin bir yolunu kuracağız. Karar noktasında iki rolün seni aynı anda çektiği bir durumu ele alacağız.
Sonda bu ayrımın kendi riskini yazacağız, çünkü "bu iş benliğim, gerçek ben değilim" cümlesi bazen bir kaçış oluyor.
Aşağıdaki fabrika, kişi ve olaylar kurgu; anlatılmak istenen gerçek bir vaka değil, bir kişinin aynı anda taşıdığı farklı ipliklerin nasıl birbirine karışabildiği.
Sıfır noktası — çoğulluğu yanlış yerde arama
Bir kişinin farklı ortamlarda farklı davranması sorulduğunda iki cevap geliyor.
Birincisi: gerçek olan tek bir benlik var, roller onun üstüne giydiği kıyafetler. Bu cevap çekici duruyor çünkü basit, ama önceki iki dersle çelişiyor. Bir iddia-tanıma döngüsü her bağlamda ayrı ayrı işliyorsa, fabrikadaki kimlik de eve dönüşteki kimlik kadar gerçek; biri diğerinin kılığı değil.
İkincisi: roller birbirinden tamamen kopuk, hiçbir etkileşimleri yok. Açılış sahnesi bunun yanlışlığını gösteriyor. Tarzlar yer değiştirdi ve ikisi de yanlış bağlamda çalıştı; kopuk olsalardı böyle bir sızıntı hiç olmazdı.
Fabrika müdürünün "yönetici" rol kimliği kendi ipliğiyle ve kendi geçmişinden gelen dönüm noktalarıyla kuruldu: hızlı karar, az açıklama, sonuç odaklı. "Ebeveyn" rol kimliği başka bir iplikle kuruldu: sabır, soru, sonuca değil sürece odaklanma. İkisi de gerçek, ikisi de ayrı kurulmuş.
Mekanizma — öncelik ve sızıntı
Bir kişinin kaç rol kimliği olabileceğinin bir üst sınırı yok, ama hepsi eşit ağırlıkta durmuyor.
Bu sıra kişiden kişiye değişiyor ve görünüşte tıpatıp aynı rolü taşıyan iki kişide bile birbirinden tamamen farklı çıkabiliyor. İki fabrika müdürü aynı unvanı taşıyabilir; biri kendini önce "yönetici" diye tanımlar, öteki önce "ebeveyn" diye.
Sıra sabit değil ve yaşam boyunca yavaş yavaş, çoğu zaman fark edilmeden değişebiliyor.
Sıra netse sorun az çıkıyor. Sorun, bir rolün ipliğinin sırası netleşmeden başka bir bağlama taşmasında.
Taşma kötü niyetten gelmiyor; genellikle yorgunluktan ve geçişin fark edilmemesinden geliyor. Kişi bir bağlamdan çıkarken eski ipliği üzerinde taşıyor, çünkü hiçbir şey ona "şimdi değiştin" demiyor.
Taşma iki yönde de olabiliyor. Yönetici tarzı eve taştığında sertlik ve emir görülüyor; ebeveyn tarzı işe taştığında ise aşırı açıklama ve karar vermekten kaçınma görülebiliyor. İkisi de aynı mekanizmadan geliyor: bir bağlamın ipliği, bitmeden diğerine devam ediyor.
Model — ayrı tutma ve rol geçişi
Taşmayı azaltmanın iki aracı var ve ikisi de sıradan görünüyor; sıradan görünmeleri yüzünden çoğu zaman hiç kurulmuyorlar.
Karar noktası — iki rol aynı anda seni çektiğinde
Şimdi asıl zor olan yere geliyoruz: iki rol seni gerçekten aynı anda çektiğinde.
Bir kriz anında iki rol kimliğin aynı anda talepte bulunuyor. Fabrikada büyük ve gerçek bir arıza var ve tam o saatte çocuğun hastaneden araması geliyor.
İkisi de gerçek ve ikisi de bekleyemez gibi görünüyor. Doğal dürtü, hangi rolün "gerçek sen" olduğuna karar vermek; bu soru yanlış soru, çünkü ikisi de gerçek ve ikisi de aynı kişiye ait, tek biri diğerinden daha az sen değil.
Sorulacak soru şu: bu anda hangi talebin bedeli daha ağır ve öteki rolün ipliği kısa bir gecikmeyi güvenle kaldırabilir mi?
Bu bir kere verilen bir karar değil; her seferinde yeniden soruluyor ve cevap her seferinde aynı çıkmayabilir. Bugün fabrika öne çıkabilir, yarın aile öne çıkabilir; bu tutarsızlık değil, iki ipliğin ikisini de yaşatmanın bedeli.
Burada baskınlık sırası tek başına yeterli bir kılavuz değil. Sıra genel bir eğilimi gösteriyor, o anki durumun ağırlığını göstermiyor; baskın rolün her zaman kazanacağını varsaymak, öteki ipliği sessizce terk etmenin bir yolu olabiliyor.
Sınırlılıklar ve eleştiri
Bu ayrımın kötüye kullanılan bir hâli var ve söylenmesi gerekiyor.
"Bu benim iş benliğim, gerçek ben değilim" cümlesi bazen bir açıklama, bazen bir kaçış oluyor. Bir rol kimliği içinde yapılan zarar, o rol kimliğine ait olduğu için hesap dışı sayılmıyor.
Ayırt edici soru şu: cümle bir farkındalık ifadesi mi, yoksa bir sorumluluktan kaçınma cümlesi mi? "İş baskısı altında sertleştim, bunu fark ettim ve düzeltmem gerekiyor" bir farkındalık. "O, işteki benim, saymayın" bir kaçış.
İkinci sınır: bu model bütün rollerin eşit derecede seçilmiş olduğunu varsayıyor ve bu her zaman doğru değil. Seçilmiş bir rolde taşma bir alışkanlık sorunu; dayatılmış bir rolde taşma başka bir kaynaktan geliyor olabilir ve çözümü de farklı.
Son bir sınır: baskınlık sırası her zaman kişinin kendi seçimi değil. Bazı kurumlar ve toplumsal beklentiler belirli rollerin öne çıkmasını dayatıyor ve bu dayatma kişiden kişiye eşit dağılmıyor. Bir kurumun "her zaman ulaşılabilir olun" beklentisi, bir kişinin ebeveyn ipliğini kendi tercihiyle geri plana atmasından bambaşka bir şey; birincisinde seçenek dışarıdan kapatılıyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışFarklı bağlamlarda farklı davranmanın sahtekârlık olduğu düşünülüyor.
Her rol kimliği kendi iddia-tanıma döngüsüyle kurulmuş, gerçek bir kimlik; biri diğerinin maskesi değil.
Yaygın yanlışRollerin birbirinden tamamen kopuk olduğu varsayılıyor.
Taşma tam da bu varsayımın yanlışlığını gösteriyor; bir rolün tarzı başka bağlama sızabiliyor.
Yaygın yanlışBir rol kimliğinde yapılan hatanın, o kimlik "gerçek ben değil" denerek hesap dışı bırakılabileceği sanılıyor.
Zarar gören kişi için hangi kimliğin konuştuğu önemli değil.
Yaygın yanlışBaskınlık sırasının herkes için aynı ya da tamamen özgür seçilmiş olduğu düşünülüyor.
Bazı roller seçilmiyor ve bazı öncelikler dışarıdan dayatılıyor.
Aklında kalsın
Bir kişi tek bir kimlik taşımıyor; yaşadığı bağlam sayısı kadar rol kimliği taşıyabiliyor ve her biri kendi ipliğiyle gerçek.
Rol kimlikleri eşit ağırlıkta durmuyor. Baskınlık sırası hangisinin önce geldiğini belirliyor ve bu sıra kişiden kişiye, zamanla da değişebiliyor.
Sıra netleşmeden bir rolün tarzı başka bir bağlama sızabiliyor. Bu taşma kötü niyetten değil, geçişin fark edilmemesinden geliyor.
Ayrı tutma rolleri koparmıyor, hangi tarzın nerede işlediğini netleştiriyor. Rol geçişi bunun aracı: bağlam değişirken bilinçli bir eşik anı.
İki rol aynı anda seni çektiğinde soru hangisinin "gerçek sen" olduğu değil, hangi talebin bu anda daha ağır bastığı ve ötekinin bir gecikmeyi kaldırıp kaldıramayacağı.
Bu ayrım bir kaçış aracına dönüşebiliyor. Bir rolde yapılan zarar, "gerçek ben değil" denerek hesap dışı bırakılamıyor.
Bütün roller eşit özgürlükte seçilmiş değil. Bazı roller dayatılıyor ve bazı öncelikler kişinin kendi tercihi olmuyor; bu durumda taşmanın çözümü de farklı bir yerden aranmalı.
Sonuç olarak, çoğulluk bir hastalık değil bir olgu. Sorun çok rol taşımak değil, hangi rolün nerede konuştuğunun net olmaması ve bu netliğin küçük, görünür bir eşikle kurulabilmesi.
Sonraki derse köprü
Bu derste birden çok rol kimliğinin nasıl bir arada durabildiğini gördük ve taşmanın buna nasıl zarar verdiğini.
Bir konuyu bilerek yüzeysel bıraktık: iki rol kimliği talep bakımından değil, doğrudan birbirine ters düştüğünde ne olur. Kriz anındaki vardiya amiri iki talebi sırayla karşılayabildi; her zaman sıralamak mümkün olmuyor.
Sonraki ders tam bunu açıyor: kimlik çatışmaları, iki kimliğin aynı anda çelişen bir şeyi istediği durumlar ve bu çelişkiyle nasıl çalışılacağı.
Bugünkü baskınlık sırası orada yeniden karşımıza çıkacak, çünkü bir çatışmanın nasıl çözüldüğü çoğu zaman o sıraya bakılarak anlaşılıyor.