İçeriğe geç

Ünite EDB-246-01 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Varoluşçuluk nedir?

EDB-246 Varoluşçuluk ve Savaş Sonrası Avrupa

2.266 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • Varoluş felsefesi
  • kaygı
  • atılmışlık
  • tek kişi
  • takma yazar
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. «Existentialisme» terimini 1940'ların ortasında Gabriel Marcel türetti; Sartre önce reddetti, 29 Ekim 1945'te Club Maintenant'daki konferansında üstlendi. Camus, Jaspers ve Heidegger adı reddetti.
  2. Soy hattı Kierkegaard'dan başlar: 1835 Gilleleje notu «benim için doğru olan bir doğru» arar; 1844'te Kaygı Kavramı kaygıyı «özgürlüğün baş dönmesi» olarak tanımlar; okuru «o tek kişi»dir.
  3. Kierkegaard takma yazarlarla yazdı: Enten-Eller (1843) Victor Eremita'nın yayımladığı «A»nın ve bir yargıcın kâğıtlarıdır; okur iki hayat arasında seçime bırakılır.
  4. Nietzsche ile Kierkegaard rasyonalizmi eleştirdi; Jaspers kendi düşüncesine «varoluş felsefesi» dedi; Heidegger Varlık ve Zaman'da (1927) atılmışlık kavramını getirdi. Varoluşçuluk bir okul değil, ortak sorular çevresinde kurulmuş bir akrabalıktır.
  5. Kurt'a göre akım Türkiye'de 1940'larda Tercüme dergisi ve Ülken'in 1946 yazılarıyla tanındı; 1950'lerde a dergisi özel sayı çıkardı, 1960–70 arasında temel kitaplar çevrildi. Ahmet Oktay'ın kuşağı «seçme, özgürlük, atılmışlık, hiçlik» sözlüğünü kullandı.

Kazanımlar

  • «Varoluşçuluk» adının 1940'ların ortasında nasıl doğduğunu, Sartre'ın onu 29 Ekim 1945'te nasıl benimsediğini ve akıma bağlanan düşünürlerin çoğunun adı neden reddettiğini açıklayabilir.
  • Kierkegaard'dan Nietzsche, Jaspers ve Heidegger üzerinden Sartre'a uzanan soy hattını, her halkanın getirdiği bir kavramla anlatabilir.
  • Kierkegaard'ın Enten-Eller'indeki tiyatro yangını parçasını, takma yazarlık ve tek kişi düşüncesiyle birlikte çözümleyebilir.
  • Varoluşçuluğun 1940'lardan 1960'lara Türkiye'ye dergiler ve çevirilerle nasıl girdiğini, Kurt'un incelemesine dayanarak değerlendirebilir.

Video metni

Soğuk açılış

Bir tiyatroda kulislerde yangın çıkar. Palyaço sahneye çıkar ve seyirciye haber verir. Seyirci bunu bir şaka sanar ve alkışlar. Palyaço uyarısını tekrarlar; salon daha da coşar.

Bu sahneyi 1843'te Kopenhag'da yayımlanan bir kitapta, birkaç satırlık bir not olarak okuyoruz. Notu yazan kişi kitapta adıyla görünmez. Kitabın kapağında başka bir ad vardır: Victor Eremita, yani «muzaffer münzevi». Bu ad, kitabı oluşturan kâğıtları eski bir yazı masasında bulduğunu söyleyen hayali bir yayımcıya aittir. Asıl yazar Søren Kierkegaard'dır ve bu, onun yayımladığı ilk eserdir: Enten-Eller, yani Ya O Ya Bu.

Notun son cümlesi şöyledir: dünya da böyle, şaka yapıldığını sanan esprili kafaların genel alkışı altında yok olup gidecek. Yüz yılı aşkın bir süre sonra Paris'te bir grup yazar, bu palyaçonun durumunu kendi durumları olarak tanıyacaktır: ciddi bir uyarıyı, oyun sanan bir kalabalığa duyurmak.

Büyük soru

Kendisine bağlanan düşünürlerin çoğu bu adı reddettiyse, varoluşçuluk gerçekten bir akım mıdır, yoksa sonradan çizilmiş bir soy ağacı mı?

Bağlam

109-07'de varoluşçuluğu Sartre'ın «varoluş özden önce gelir» formülüyle, Camus'nün absürdüyle ve Yabancı'nın açılışıyla tanımıştık. O ünite akımın vardığı yeri gösteriyordu. Bu ünite yolun kendisine bakıyor: ad nereden çıktı, kimler bu adın altına sonradan yazıldı?

Ad geç doğdu. İngilizce Wikipedia'nın aktardığına göre «existentialisme» terimini 1940'ların ortasında Fransız Katolik filozofu Gabriel Marcel türetti. Marcel 1945'te bir toplantıda bu adı Sartre için kullandığında Sartre onu reddetti. Birkaç ay sonra fikrini değiştirdi. 29 Ekim 1945 akşamı Paris'te Club Maintenant'ın düzenlediği bir konferansta adı açıkça üstlendi. Konferansın konusu bir soru biçiminde konmuştu: «Varoluşçuluk bir hümanizm midir?» Metin ertesi yıl kısa bir kitap olarak çıktı ve akımı yaygınlaştırdı.

Ama adı benimseyen neredeyse yalnızca Sartre oldu. Camus bu etiketi reddetti. Almanya'da Karl Jaspers kendi düşüncesine «varoluş felsefesi» dedi ve varoluşçuluğu kamuoyunun yarattığı bir «hayalet» olarak niteledi. Martin Heidegger 1946'da Sartre'dan açıkça uzaklaştı. Kierkegaard ve Nietzsche ise ad doğduğunda çoktan ölmüştü.

Ana anlatı — Kopenhag'da bir genç adam

Soy ağacının kökü Kierkegaard'dır. 1 Ağustos 1835'te, yirmi iki yaşındayken Danimarka'da Gilleleje'de tuttuğu bir günlük notu bu düşüncenin ilk ifadelerinden biri sayılır. Not, neyi bilmesi gerektiğini değil ne yapması gerektiğini anlamak istediğini söyler: önemli olan benim için doğru olan bir doğru bulmak, uğruna yaşayıp ölmeye razı olduğum fikri bulmaktır.

Bu cümle bir sistem kurmaz; bir insanın kendi hayatı hakkındaki sorusunu dile getirir. Kierkegaard'ın bütün yazısı bu yönde ilerledi. Wikipedia'nın aktardığına göre okurunu «o tek kişi» diye anardı. Kalabalığa değil, kitabı tek başına okuyan tek bir insana yazıyordu.

1844'te Vigilius Haufniensis takma adıyla yayımladığı Kaygı Kavramı'nda bu tek kişinin en derin deneyimini adlandırdı. İngilizce Vikisöz'ün aktardığı çeviriye göre kaygıyı baş dönmesine benzetir. Uçuruma bakan kişinin başı döner. Bunun nedeni hem uçurumda hem bakan gözdedir. Kierkegaard'a göre kaygı da «özgürlüğün baş dönmesidir»: özgürlük kendi olanaklarına baktığında başı döner.

Ana anlatı — Takma adlar ve tiyatro

Kierkegaard'ı bir edebiyat dizisinin başına koyan, yalnızca düşünceleri değildir; onları yazma biçimidir. Enten-Eller 1843'te iki cilt olarak çıktı. Birinci ciltte estetik bir hayatı savunan «A»nın kâğıtları vardır. İkinci ciltte Yargıç Vilhelm'in «A»ya yazdığı, etik bir hayatı savunan mektuplar yer alır. İkisini bir araya getiren de hayali yayımcı Victor Eremita'dır. Kierkegaard'ın kendisi hiçbir yerde hüküm vermez. Okur iki hayat arasında tek başına kalır ve seçmek zorundadır.

Bu yöntem varoluşçuluğun edebiyatla ilişkisini baştan belirledi. Varoluş genel bir kavram olarak değil, belirli bir insanın belirli bir durumdaki seçimi olarak anlatılabiliyordu. Bunun için de bir kişiye, bir sese, bir sahneye ihtiyaç vardı. Kierkegaard'ın kurmaca yazarları yüz yıl sonra Sartre'ın romanlarında ve oyunlarında, Camus'nün anlatılarında karakterlere dönüşecekti.

Soy hattının ortasında Almanlar durur. Nietzsche ve Kierkegaard, Wikipedia'ya göre akıma bağlanan on dokuzuncu yüzyıl filozoflarıdır; ikisi de rasyonalizmi eleştirmiş ve anlam sorunuyla uğraşmıştır. Yirminci yüzyılda Jaspers 1932'de üç ciltlik Felsefe'sini yayımladı. Heidegger 1927'de Varlık ve Zaman'ı çıkardı. Heidegger'in kavramlarından biri, Sartre'a ve sonra Türk yazarlarına kadar uzanacaktı: atılmışlık.

Yaygın yanlış«Varoluşçuluk, Sartre'ın 1940'larda kurduğu bir Fransız okuludur; öncesi yoktur.»
Doğrusu

— Adın 1940'larda Paris'te doğduğu ve Sartre'ın onu üstlenen ilk önemli filozof olduğu doğrudur. Ama soruların kökü yüz yıl öncesinin Kopenhag'ına, Kierkegaard'ın günlüklerine ve takma adlı kitaplarına uzanır. Sartre'ın kavramları Heidegger'in 1927 tarihli Varlık ve Zaman'ından beslendi. Öte yandan tersi de yanlıştır: Kierkegaard, Nietzsche ya da Jaspers bir «okul» kurmadı ve çoğu bu adı kabul etmedi. Varoluşçuluk bir okul değil, ortak sorular çevresinde sonradan kurulmuş bir akrabalıktır.

Metin anı

Açılıştaki parçanın Danca metni, Enten-Eller'in birinci cildindeki «Diapsalmata» bölümünden:

Det hændte paa et Theater, at der gik Ild i Coulisserne. Bajads kom for at underrette Publicum derom. Man troede, det var en Vittighed og applauderede; han gjentog det; man jublede endnu mere. Saaledes tænker jeg, at Verden vil gaae til Grunde under almindelig Jubel af vittige Hoveder, der troe, at det er en Witz.

Parçayı satır satır okuyalım. İlk cümle bir haberdir: yangın kulislerde, yani seyircinin görmediği yerde başlamıştır. Tehlike sahnenin arkasındadır.

İkinci cümlede uyarıyı getiren kişi bir palyaçodur, Danca «Bajads». Bu seçim bütün parçayı taşır. Palyaçonun işi güldürmektir. Seyirci onun ağzından çıkan her sözü bir oyun olarak duymaya alışmıştır. Doğruyu söylediğinde bile, rolü sözünün önüne geçer.

Üçüncü cümle iki kez tırmanır: «alkışladılar», sonra «daha da coştular». Uyarı tekrarlandıkça yanlış anlama büyür. Kierkegaard burada bir paradoksu sahneler: ne kadar ciddi konuşursan, o kadar iyi bir şaka yapmış sayılırsın.

Son cümle sahneden dünyaya geçer. Kalabalık burada «esprili kafalar»dır; her şeyi bir nükte olarak alacak kadar zekidirler. Kierkegaard'ın tek kişisi bu kalabalığın karşısında durur: uyarıyı ciddiye alması gereken, alkışa katılmayıp seçmesi gereken kişi.

Parçanın kendisi de bir rol içinde söylenir. Bu sözler Kierkegaard'ın değil, «A»nın kâğıtlarındandır. Yazar da palyaço gibi bir maskenin ardından konuşur. Uyarı okura ancak dolaylı yoldan ulaşır.

Cevap ve bağlantı

Varoluşçuluk bir akım mıdır, yoksa sonradan çizilmiş bir soy ağacı mı? Bu ünitedeki kanıt ikisinin arasında bir yere işaret eder. Ad 1945'te Paris'te doğdu ve onu üstlenen neredeyse yalnızca Sartre oldu. Bu bakımdan soy ağacı sonradan çizilmiştir. Ama ağaçtaki düşünürler gerçekten ortak sorular sordu: tek kişinin seçimi, özgürlüğün kaygısı, seçilmemiş bir dünyaya atılmışlık. Bu ortak sorular yüzünden ağaç uydurma değildir.

Bu akrabalığın Türkiye'ye gelişi de aynı biçimde, adıyla birlikte oldu. Mustafa Kurt, Gazi Türkiyat'ın 2009 tarihli sayısındaki makalesinde akımın Türkiye'de 1940'larda tanınmaya başladığını yazar. Milli Eğitim Bakanlığı'nın Tercüme dergisi Sartre'ın konferans metnini yayımlamıştı. Hilmi Ziya Ülken de 1946'da İstanbul dergisinde okurlarına şöyle sesleniyordu: «Son zamanlarda Fransa'da Existentialisme adında yeni bir cereyan başladı.»

Kurt'a göre 1950'lerde tartışma büyüdü. a dergisi on altıncı sayısını «Varoluş Filozofları ve Varoluşçuluk» özel sayısı olarak çıkardı. Yeditepe, Yücel, Pazar Postası, Yeni Ufuklar gibi dergilerde Sartre, Kierkegaard, Camus ve Jaspers üzerine yazılar yayımlandı. Çevirilerin 1950'den sonra hızla arttığını, 1960–1970 arasında akımın temel kitaplarının neredeyse tümünün Türkçeye çevrildiğini belirtir. 1950 kuşağından Ahmet Oktay yıllar sonra kuşağının o yıllarda «belirgin biçimde Varoluşçuluğun sözlüğünü» kullandığını yazmıştı: «Seçme, özgürlük, atılmışlık, hiçlik.» Heidegger'in atılmışlığı, Ankara ve İstanbul'da genç yazarların gündelik sözcüğü olmuştu.

Kapanış kancası

Oktay'ın kuşağının en sevdiği cümle de Kurt'un aktardığına göre Sartre'dandı: «Cehennem başkalarıdır.» Ama Sartre'ın adı Türkiye'ye bir sloganla ulaşmadan önce Fransa'da bir romanla duyulmuştu. 1938'de yayımlanan Bulantı'da, Le Havre'a benzeyen bir liman kentinde yalnız yaşayan Antoine Roquentin, günlüğüne sıradan nesnelerin karşısında duyduğu açıklanamaz bir tiksintiyi yazar. Bir felsefe bir midenin bulanmasıyla nasıl anlatılır, ve özgürlük neden bir armağan değil de bir yük olarak hissedilir?

Özet kartı

  1. «Existentialisme» terimini 1940'ların ortasında Gabriel Marcel türetti; Sartre önce reddetti, 29 Ekim 1945'te Club Maintenant'daki konferansında üstlendi. Camus, Jaspers ve Heidegger adı reddetti.
  2. Soy hattı Kierkegaard'dan başlar: 1835 Gilleleje notu «benim için doğru olan bir doğru» arar; 1844'te Kaygı Kavramı kaygıyı «özgürlüğün baş dönmesi» olarak tanımlar; okuru «o tek kişi»dir.
  3. Kierkegaard takma yazarlarla yazdı: Enten-Eller (1843) Victor Eremita'nın yayımladığı «A»nın ve bir yargıcın kâğıtlarıdır; okur iki hayat arasında seçime bırakılır.
  4. Nietzsche ile Kierkegaard rasyonalizmi eleştirdi; Jaspers kendi düşüncesine «varoluş felsefesi» dedi; Heidegger Varlık ve Zaman'da (1927) atılmışlık kavramını getirdi. Varoluşçuluk bir okul değil, ortak sorular çevresinde kurulmuş bir akrabalıktır.
  5. Kurt'a göre akım Türkiye'de 1940'larda Tercüme dergisi ve Ülken'in 1946 yazılarıyla tanındı; 1950'lerde a dergisi özel sayı çıkardı, 1960–70 arasında temel kitaplar çevrildi. Ahmet Oktay'ın kuşağı «seçme, özgürlük, atılmışlık, hiçlik» sözlüğünü kullandı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Varoluş felsefesiExistenzphilosophie (philosophy of existence)Jaspers'in kendi düşüncesine verdiği ad; insanın kendisi olmaya çalıştığı düşünme yolu
KaygıAngst (anxiety)Kierkegaard'da insanın kendi özgürlüğü ve olanakları karşısında duyduğu baş dönmesi
AtılmışlıkGeworfenheit (thrownness)Heidegger'de insanın seçmediği bir aileye, kültüre ve tarih anına atılmış olarak var olması
Tek kişiden Enkelte (the single individual)Kierkegaard'da kalabalığın parçası olarak değil, kendi seçimiyle yüz yüze kalan insan
Takma yazarPseudonymous authorKierkegaard'ın kitaplarını imzalattığı, kendi bakış açısını taşıyan kurmaca yazar

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) «Varoluşçuluk» terimini kim türetti? Sartre bu adı ne zaman ve nerede üstlendi? Hangi düşünürler adı reddetti?
  2. (Kazanım 2) Kierkegaard'ın 1835 Gilleleje notu ile Kaygı Kavramı'ndaki kaygı tanımı varoluşçu soruların hangisini dile getirir?
  3. (Kazanım 2) Jaspers'in ve Heidegger'in soy hattına getirdiği birer kavramı açıklayın.
  4. (Kazanım 3) Tiyatro yangını parçasında uyarıyı bir palyaçonun getirmesi neden önemlidir? Parçanın «A»nın kâğıtlarında yer alması okuma biçimini nasıl etkiler?
  5. (Kazanım 4) Kurt'a göre varoluşçuluk Türkiye'ye hangi yollarla girdi? 1950 kuşağının bu akımla ilişkisini Ahmet Oktay'ın tanıklığıyla açıklayın.

Cevaplar

  1. Terimi 1940'ların ortasında Fransız Katolik filozofu Gabriel Marcel türetti. Sartre adı önce reddetti, sonra 29 Ekim 1945'te Paris'te Club Maintenant'ın düzenlediği konferansta üstlendi; konferans ertesi yıl L'existentialisme est un humanisme adıyla yayımlandı. Camus etiketi reddetti; Jaspers kendi düşüncesine «varoluş felsefesi» dedi ve varoluşçuluğu kamuoyunun yarattığı bir «hayalet» olarak niteledi; Heidegger 1946–47'de Beaufret'ye yazdığı mektupla Sartre'dan uzaklaştı.
  2. Gilleleje notu bilmekten çok ne yapılacağını, «benim için doğru olan bir doğruyu», uğruna yaşanıp ölünecek fikri arar; bu, soyut sistem yerine tek bir insanın kendi hayatına ilişkin seçimini öne alır. Kaygı Kavramı kaygıyı «özgürlüğün baş dönmesi» olarak tanımlar: insan kendi olanaklarına baktığında başı döner. İkisi de tek kişinin özgürlüğü ve seçimi sorusunu dile getirir.
  3. Jaspers kendi düşüncesine «varoluş felsefesi» (Existenzphilosophie) dedi: insanın nesneleri bilmeye değil, kendisi olmaya çalıştığı bir düşünme yolu. Heidegger Varlık ve Zaman'da (1927) atılmışlık kavramını getirdi: insan seçmediği bir aileye, kültüre ve tarih anına atılmış olarak var olur, ama bu başlangıç onu tümüyle belirlemez.
  4. Palyaçonun işi güldürmektir; seyirci onun her sözünü oyun olarak duymaya alışmıştır, bu yüzden doğruyu söylediğinde bile rolü sözünün önüne geçer; ciddi uyarı tekrarlandıkça daha iyi bir şaka sayılır. Parçanın Kierkegaard'ın kendi adıyla değil, takma yazar «A»nın kâğıtlarında yer alması, yazarın da bir maskenin ardından konuştuğunu gösterir; uyarı okura dolaylı ulaşır ve onu ciddiye alıp almamak okurun seçimidir.
  5. Kurt'a göre akım 1940'larda tanınmaya başladı: Milli Eğitim Bakanlığı'nın Tercüme dergisi Sartre'ın konferans metnini yayımladı, Hilmi Ziya Ülken 1946'da İstanbul dergisinde akımı tanıttı. 1950'lerde a dergisi on altıncı sayısını varoluşçuluğa ayırdı; Yeditepe, Yücel, Pazar Postası, Yeni Ufuklar gibi dergilerde yazılar çıktı; 1960–70 arasında temel kitapların neredeyse tümü çevrildi. Ahmet Oktay'a göre kuşağı o yıllarda belirgin biçimde varoluşçuluğun sözlüğünü kullanıyordu: seçme, özgürlük, atılmışlık, hiçlik; en sevdikleri söz «Cehennem başkalarıdır» idi.

Okuma

  • Søren Kierkegaard, Enten-Eller, Türkçe çevirisi; birinci cildin «Diapsalmata» bölümünü okuyun.
  • Søren Kierkegaard, Kaygı Kavramı, Türkçe çeviri; kaygı ile baş dönmesi benzetmesinin geçtiği bölümü bulun.
  • Jean-Paul Sartre, Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir, Türkçe çevirisi (Club Maintenant konferansının metni).
  • Mustafa Kurt, «Varoluşçuluğun Türk Edebiyatına Girişi ve İlk Etkileri», Gazi Türkiyat 4 (2009), 139–154.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: on dokuzuncu yüzyıldan küçük bir tiyatro salonu; kulisten ince bir duman yükselir. Palyaço sahneye çıkıp el kol hareketleriyle uyarır; seyirci gülerek alkışlar. Ardından eski bir yazı masasının gizli gözünden çıkan kâğıtlar ve bir kitap kapağında «Victor Eremita» adı.
  • 1:10–1:30 Büyük soru: bir soy ağacı çizilir; dalların ucundaki adların çoğu birer birer kendi dallarından el sallayarak uzaklaşır.
  • 1:30–3:10 Bağlam: 1945 Paris'i; bir konferans salonunun kapısında kalabalık. Sahnede bir kürsü; kürsünün arkasındaki pankartta bir soru işareti.
  • 3:10–5:20 Ana anlatı — Kopenhag'da bir genç adam: Kuzey Denizi kıyısında bir defter; rüzgârda açılan sayfalar. Ardından bir uçurumun kenarından aşağı bakan bir göz; aşağıda değil, gözün içinde dönen bir sarmal.
  • 5:20–7:40 Ana anlatı — Takma adlar ve tiyatro: aynı el, farklı mürekkeplerle farklı imzalar atar; her imzadan farklı bir yüz belirir. Sonra bir Alman üniversite kitaplığı; Varlık ve Zaman'ın kapağı; boşluğa doğru atılan bir zar.
  • 7:40–10:00 Metin anı: Danca metin satır satır belirir; «Bajads» sözcüğü palyaço şapkasına, «applauderede» ve «jublede» alkış dalgalarına dönüşür. Son cümlede sahne genişler ve dünya haritası olur.
  • 10:00–12:00 Cevap ve bağlantı: dergi kapakları birer birer açılır; Tercüme, İstanbul, a. Bir Ankara kahvesinde masada üst üste konmuş çeviri kitaplar.
  • 12:00–12:40 Kapanış kancası: gri bir liman kenti; bir pencerenin ardında günlük tutan yalnız bir adam. Masadaki sıradan nesneler; kamera yavaşça bulanıklaşır.

Telaffuz

  • Søren Kierkegaard «SÖ-ren KİR-ke-gor»; Enten-Eller «EN-ten EL-ler»; Gilleleje «Gİ-le-la-ye»; Bajads «ba-YADS».
  • Victor Eremita «vik-TOR e-re-Mİ-ta»; Vigilius Haufniensis «vi-Gİ-li-us hauf-ni-EN-sis»; Johannes de Silentio «yo-HA-nes de si-LEN-tsi-o».
  • Gabriel Marcel «gab-ri-YEL mar-SEL»; Club Maintenant «klöb men-tö-NAN»; Jean Beaufret «jan bo-FRE»; Antoine Roquentin «an-TUAN ro-kan-TEN».
  • Karl Jaspers «karl YAS-pers»; Martin Heidegger «MAR-tin HAY-de-ger»; Existenzphilosophie «eg-zis-TENTS-fi-lo-zo-fi»; Geworfenheit «ge-VOR-fen-hayt».
  • Hilmi Ziya Ülken «hil-Mİ zi-YA ül-KEN»; Ahmet Oktay «ah-MET ok-TAY»; Mustafa Kurt «mus-ta-FA KURT».

Bu sayfa hakkında ne düşünüyorsun?