Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Huckleberry Finn 1884–1885'te yayımlandı; kitap bir çocuğun, Huck'ın konuşma diliyle anlatılır ve başında bir güdü, ahlak ya da olay örgüsü arayanları «vuracağını» söyleyen şakacı bir uyarı taşır; 1885'te Concord kütüphanesi onu «süprüntü» diye raftan kaldırdı.
- Huck saf bir anlatıcıdır: 31. bölümde Jim'i ele veren mektubu «peki öyleyse, cehenneme giderim» diyerek yırtar; kendini günahkâr sanırken romanın en ahlaklı kararını verir.
- James'in Daisy Miller'ı (1878) uluslararası temayı işler: Avrupa'da yaşayan Winterbourne, Amerikalı Daisy'yi anlayamaz; Daisy Roma sıtmasından ölür, Winterbourne yabancı ülkelerde fazla uzun yaşadığını kabul eder.
- James 1879'da Amerikan hayatında eksik olanların listesini yaptı, ama geriye kalanın Amerikan mizahı olduğunu ekledi; Twain ise James'in Bostonlular'ını okumaktansa Bunyan'ın cennetine lanetlenmeyi tercih edeceğini yazdı.
- Gökhan Albayrak, Huckleberry Finn'in Amerikan istisnacılığı mitini hem yücelttiğini hem de sınırları geçirgen kılarak sarstığını savunur.
Kazanımlar
- Huckleberry Finn'in Maceraları'nın konuşma diliyle ve saf bir çocuk anlatıcıyla kurulmasını, romanın başındaki uyarılar ve 31. bölümdeki ahlaki kararla açıklayabilir.
- Henry James'in Daisy Miller'ında uluslararası temayı ve Winterbourne'un bilinç merkezi olarak işlevini çözümleyebilir.
- James'in 1879'da Amerikan hayatında «eksik olanlar» listesini ve Twain'in James hakkındaki yargısını karşılaştırarak iki yazarın Amerikan romanına ayrı yollar açtığını tartışabilir.
- Albayrak'ın Huckleberry Finn üzerine 2019 tarihli makalesini, romanın bu miti hem yücelttiği hem sarstığı iddiasıyla değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
18 Mart 1885. Mark Twain, kitaplarını yayımlayan şirketin başındaki Charles Webster'a kısa bir not yazar. Massachusetts'in Concord kasabasındaki halk kütüphanesinin kurulu, yeni romanını raflardan kaldırmıştır: «süprüntü, ancak kenar mahallelere yakışır» diye. Twain sevinçlidir: bu bize kesin yirmi beş bin kopya sattırır.
Concord, bu kursta tanıdığımız bir yerdir: Emerson'un ve Thoreau'nun kasabası. Amerikan edebiyatının bağımsızlığını ilk savunanların yaşadığı yer, şimdi o edebiyatın en Amerikan sesle yazılmış romanını kapıdan çevirir.
Büyük soru
Bir romanın dili kimin dili olmalı: okulun mu, sokağın mı? Ve bir ülkenin romanı, o ülkede eksik olan şeyleri anlatarak mı, yoksa elindekini anlatarak mı büyür?
Bağlam
Mark Twain, asıl adıyla Samuel Clemens, 1835'te Missouri'de doğdu, gençliğinde Mississippi'de buharlı gemi kılavuzluğu yaptı ve bir mizah yazarı olarak ün kazandı. Huckleberry Finn'in Maceraları 1884–1885'te yayımlandı. Kitap, kasabasından ve zorba babasından kaçan bir çocuk ile sahibinden kaçan köle Jim'in bir salla Mississippi nehrinden aşağı yolculuğunu anlatır.
Henry James 1843'te New York'ta doğdu, hayatının büyük bölümünü Avrupa'da geçirdi. 1878'de önce dergide yayımlanan Daisy Miller onu tanınır kıldı. Bir yıl sonra, 242-02'de gördüğümüz Hawthorne kitabını yazdı. İki yazar aynı yıllarda aynı dili yazdılar; ama biri nehrin kıyısından, öbürü Avrupa salonlarından baktı.
Ana anlatı — Bir çocuğun ağzından
Huckleberry Finn daha ilk sayfasında bir şaka yapar. Yazarın imzasıyla konmuş bir uyarı vardır: bu anlatıda bir güdü bulmaya çalışanlar kovuşturulacak; bir ahlak dersi bulmaya çalışanlar sürgün edilecek; bir olay örgüsü bulmaya çalışanlar vurulacak. Hemen ardından ciddi bir açıklama gelir: kitapta birçok ağız kullanılmıştır, Missouri'nin siyah ağzından güneybatı taşrasının en uç ağzına kadar; bu ayrımlar gelişigüzel değil, bu konuşma biçimlerini kişisel olarak tanımanın güvenilir rehberliğiyle yapılmıştır.
Sonra Huck konuşmaya başlar ve romanın sonuna kadar susmaz. Bir kitaptan söz ederek açılır: Tom Sawyer'ın Maceraları diye bir kitabı okumadıysanız beni tanımazsınız. Cümleleri dilbilgisine uymaz, kelimeleri kasabanın ve nehrin kelimeleridir.
Twain bu dili dikkatle ayarlar. Mektuplarında görülen bir örnek vardır: el yazmasında Huck, dul kadının evindeki kurallardan şikâyet ederken hizmetçilerin onu «cehennem gibi taradığını» söyler. Dostu ve editörü Howells bu küfrü çıkarmasını ister; Twain ifadeyi «gök gürültüsü gibi taradıklarını» diye değiştirir. Huck'ın ağzı kaba ama sınırsız değildir; yazar onu seçerek kurar.
Romanın sonunda Huck yine kaçmaya hazırlanır: Sally teyze onu evlat edinip medenileştirmek istiyormuş, der; buna dayanamam, daha önce de gördüm. Başkalarından önce Batı'daki bölgeye kaçmam gerekecek.
Yaygın yanlış«*Huckleberry Finn* küçük çocuklar için yazılmış eğlenceli bir macera kitabıdır.»
— Roman eğlenceli sahnelerle doludur, ama merkezinde köleliğin ahlaki sorunu vardır: Huck'ın kaçak bir köleye yardım edip etmeme kararı, kendi vicdanıyla toplumun öğrettiği ahlak arasındaki bir çatışmadır. Kitap yayımlandığı yıl Concord'da raftan kaldırıldı; bugün de ırksal ifadeleri ve Jim'in betimlenişi yüzünden tartışılmaya devam eder.
Ana anlatı — Avrupa'daki Amerikalılar
Henry James de Amerika'yı yazar, ama Avrupa'dan bakarak. Daisy Miller İsviçre'de, Cenevre gölü kıyısındaki Vevey kasabasında bir otelde açılır. Uzun süredir Avrupa'da yaşayan genç bir Amerikalı, Winterbourne, New York'tan gelmiş zengin bir ailenin kızı Daisy'yle tanışır. Daisy serbest, konuşkan, Avrupa'nın kurallarını umursamayan bir genç kızdır. Winterbourne onu anlayamaz: masum mudur, yoksa sınırı bilmeyen bir kız mı? Bazıları Amerikalı genç kızların çok masum olduğunu söylemişti, bazıları olmadığını. Winterbourne onun güzel bir Amerikalı çapkın olduğuna karar vermeye meyleder.
Roman Roma'da biter. Daisy kendisine uygunsuz bulunan bir İtalyanla gece yarısı Kolezyum'u gezer. Winterbourne onu orada görür ve ateşli Roma sıtmasına karşı uyarır. Daisy'nin cevabı tuhaf bir sesle gelir: Roma sıtmasına yakalanıp yakalanmamam umurumda değil! Birkaç gün sonra hastalanır ve ölür. Winterbourne sonunda teyzesine şunu söyler: yanılmaya mahkûmdum; yabancı ülkelerde fazla uzun yaşadım.
Metin anı
Huckleberry Finn'in 31. bölümünde Huck, Jim'in yerini sahibine bildiren bir mektup yazmıştır. Toplumun ona öğrettiğine göre bu doğru olandır; bir köleyi kaçırmaya yardım etmek günahtır. Sonra Jim'le birlikte geçen günleri düşünür ve mektubu eline alır:
I was a-trembling, because I'd got to decide, forever, betwixt two things, and I knowed it. I studied a minute, sort of holding my breath, and then says to myself: "All right, then, I'll go to hell"—and tore it up.
«Titriyordum, çünkü iki şey arasında sonsuza dek karar vermem gerekiyordu, bunu biliyordum. Bir dakika düşündüm, nefesimi tutar gibi, sonra kendi kendime dedim ki: "Peki öyleyse, cehenneme giderim." Ve mektubu yırttım.»
Bu cümlenin gücü Huck'ın saflığındadır. O, doğru olanı yaptığını bilmez; yanlış yaptığına inanır. Cehenneme gideceğini sanır ve yine de mektubu yırtar. Okur ise onun bilmediğini bilir: asıl günah köleliktir, Huck'ın «günahı» ise romanın en ahlaklı anıdır. Saf anlatıcı burada bütün gücüyle çalışır: Huck'ın sözcükleri ile okurun yargısı arasındaki boşluk, romanın ahlakını taşır. Kitabın başındaki uyarıya rağmen, burada bir ahlak dersi vardır; ama Huck'ın dilinde ters çevrilmiş olarak.
Cevap ve bağlantı
Bir ülkenin romanı eksik olanı mı, elindekini mi anlatarak büyür? Henry James 1879'da Hawthorne'u anlatırken Amerikan hayatında eksik olanların uzun bir listesini yapar: Avrupa anlamında bir devlet yok, hükümdar yok, saray yok, aristokrasi yok, kilise yok, katedral yok, eski üniversiteler yok, müze yok, resim yok. Ona göre bir romancı için bu bir yoksunluktur: biraz edebiyat üretmek için çok fazla tarih gerekir. Ama James listesinin sonunda bir şeyi ekler: Amerikalı bir şeyin geriye kaldığını bilir; o geriye kalan onun sırrı, onun şakasıdır. Ve bunu Amerikan mizahı diye adlandırır.
Mark Twain tam da o sırrın ve şakanın yazarıdır. James'in eksik dediği her şeyin yerine bir nehir, bir sal, bir çocuğun ağzı koyar. İki yazar birbirini pek sevmedi. Twain 21 Temmuz 1885'te Howells'a yazdığı mektupta James'in yeni romanı Bostonlular için şunu söyler: onu okumaktansa John Bunyan'ın cennetine lanetlenmeyi tercih ederim. Ama iki yol da Emerson'un 242-01'de gördüğümüz çağrısına bir cevaptır: biri Avrupa'dan tamamen koparak Amerika'nın kendi dilini bulur, öbürü Avrupa'yla karşılaşan Amerikalıyı inceleyerek Amerikan bilincini keşfeder.
Türkçe bir inceleme, Gökhan Albayrak'ın 2019 tarihli makalesi, Huckleberry Finn'i bu inanç açısından okur. Albayrak'a göre roman, Amerikan istisnacılığını yalnızca yüceltmez, aynı zamanda altını oyar. Huck'ın hikâyesi bir yanıyla bu mite uyar: kadın koruyucuların medenileştirme çabasından ve babasından kaçar, yabanıl doğaya, nehre sığınır. Ama öbür yanıyla miti sarsar: kimlikler karışır, sınırlar geçirgen hâle gelir; özellikle Jim'le karşılaşması, kimin «uygar» kimin «vahşi» olduğu sorusunu altüst eder. Bu okuma, romanın sonundaki kaçışı da iki yönlü kılar: Huck bir kez daha Batı'ya kaçar, ama kaçtığı medeniyetin onu izleyeceğini biz biliriz.
Kapanış kancası
Bu kurs, Amerikan edebiyatı var mı sorusuyla açıldı. Twain ve James bu soruya iki ayrı cevapla kursu kapatıyor. Bir sonraki kursta yirminci yüzyıla geçiyoruz ve Birinci Dünya Savaşı'ndan dönen bir kuşakla, Fitzgerald'ın Muhteşem Gatsby'siyle başlıyoruz: zenginlikle yeniden kurulmak istenen bir geçmiş, Amerikan rüyasının ne kadarını ayakta tutabilir?
Özet kartı
- Huckleberry Finn 1884–1885'te yayımlandı; kitap bir çocuğun, Huck'ın konuşma diliyle anlatılır ve başında bir güdü, ahlak ya da olay örgüsü arayanları «vuracağını» söyleyen şakacı bir uyarı taşır; 1885'te Concord kütüphanesi onu «süprüntü» diye raftan kaldırdı.
- Huck saf bir anlatıcıdır: 31. bölümde Jim'i ele veren mektubu «peki öyleyse, cehenneme giderim» diyerek yırtar; kendini günahkâr sanırken romanın en ahlaklı kararını verir.
- James'in Daisy Miller'ı (1878) uluslararası temayı işler: Avrupa'da yaşayan Winterbourne, Amerikalı Daisy'yi anlayamaz; Daisy Roma sıtmasından ölür, Winterbourne yabancı ülkelerde fazla uzun yaşadığını kabul eder.
- James 1879'da Amerikan hayatında eksik olanların listesini yaptı, ama geriye kalanın Amerikan mizahı olduğunu ekledi; Twain ise James'in Bostonlular'ını okumaktansa Bunyan'ın cennetine lanetlenmeyi tercih edeceğini yazdı.
- Gökhan Albayrak, Huckleberry Finn'in Amerikan istisnacılığı mitini hem yücelttiğini hem de sınırları geçirgen kılarak sarstığını savunur.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Konuşma diliyle anlatım | Vernacular narration | Bir anlatının edebî dille değil, belirli bir topluluğun gündelik konuşma diliyle anlatılması |
| Saf anlatıcı | Naive narrator | Olayların anlamını tam kavrayamayan ve okurun daha fazlasını görmesine izin veren anlatıcı |
| Uluslararası tema | International theme | Amerikalıların Avrupa'yla karşılaşmasından doğan çatışma |
| Bilinç merkezi | Centre of consciousness | Olayların tek bir karakterin sınırlı algısı ve yorumu üzerinden sunulması |
| Amerikan istisnacılığı | American exceptionalism | ABD'nin eski dünyadan farklı ve özel bir ulus olduğu inancı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Huckleberry Finn'in başındaki uyarı ve açıklama romanın dili ve amacı hakkında ne söyler? Twain'in «cehennem gibi taramak» ifadesini değiştirmesi neyi gösterir?
- (Kazanım 1) Huck neden saf bir anlatıcıdır? 31. bölümdeki karar bu anlatıcı türünün gücünü nasıl gösterir?
- (Kazanım 2) Daisy Miller'da uluslararası tema nasıl işlenir? Winterbourne'un bilinç merkezi olması okurun Daisy'yi görüşünü nasıl etkiler?
- (Kazanım 3) James'in 1879 listesi Amerikan hayatında neyin eksik olduğunu söyler ve geriye neyi bırakır? Twain'in James hakkındaki yargısı iki yazarın farkını nasıl gösterir?
- (Kazanım 4) Gökhan Albayrak Huckleberry Finn'i nasıl okur? Roman Amerikan istisnacılığını hangi açıdan destekler, hangi açıdan sarsar?
Cevaplar
- Uyarı, romanda bir güdü, ahlak dersi ya da olay örgüsü arayanları şakayla tehdit eder; açıklama ise kitapta birçok ağzın bilerek ve dikkatle kullanıldığını söyler. İkisi birlikte romanın edebî bir üslupla değil, bölgelerin gerçek konuşma diliyle yazıldığını ilan eder. Twain'in Howells'ın isteğiyle «cehennem gibi» ifadesini «gök gürültüsü gibi» diye değiştirmesi, Huck'ın kaba ağzının rastlantı değil, yazarın seçerek kurduğu bir dil olduğunu gösterir.
- Huck olayların anlamını tam kavrayamaz; kölelik düzenini doğal sayar ve kaçak bir köleye yardım etmeyi günah bilir. 31. bölümde Jim'i ele verecek mektubu «peki öyleyse, cehenneme giderim» diyerek yırtar; kendini günahkâr sanırken aslında romanın en ahlaklı kararını verir. Huck'ın sözcükleri ile okurun yargısı arasındaki boşluk romanın ahlakını taşır.
- Avrupa'da uzun süre yaşamış Amerikalı Winterbourne, Avrupa'nın kurallarını umursamayan Amerikalı Daisy'yi anlayamaz; masum mu yoksa sınırı bilmeyen bir kız mı olduğuna karar veremez. Okur Daisy'yi hep Winterbourne'un kuşkulu gözünden gördüğü için romanın sorusu Daisy'nin kim olduğundan çok Winterbourne'un nasıl baktığına döner; sonunda Winterbourne da yanılmaya mahkûm olduğunu kabul eder.
- Avrupa anlamında devleti, hükümdarı, sarayı, aristokrasiyi, kiliseyi, eski üniversiteleri, müzeleri, resimleri sayar ve bir romancı için bunun büyük bir yoksunluk olduğunu, biraz edebiyat üretmek için çok tarih gerektiğini söyler. Ama geriye kalanın Amerikalının sırrı, şakası, yani Amerikan mizahı olduğunu ekler. Twain'in Bostonlular'ı okumaktansa Bunyan'ın cennetine lanetlenmeyi tercih edeceğini yazması, konuşma diliyle ve mizahla yazan Twain ile inceden inceye çözümleyen James arasındaki farkı gösterir.
- Albayrak'a göre roman Amerikan istisnacılığını hem yüceltir hem sarsar. Huck'ın medenileştirme çabasından ve babasından kaçıp nehre, yabanıl doğaya sığınması bu mite uyar. Ama kimliklerin karışması ve sınırların geçirgenleşmesi, özellikle Jim'le karşılaşması, uygar ile vahşi arasındaki karşıtlığı altüst ederek miti sarsar.
Okuma
- Mark Twain, Huckleberry Finn'in Maceraları, çev. Bülent O. Doğan (İş Kültür, 2014). Başlangıçtaki uyarıyı, 31. bölümü ve son sayfayı okuyun; Huck'ın dilinin Türkçede nasıl karşılandığına dikkat edin.
- Henry James, Daisy Miller (1878); İngilizce metni Project Gutenberg'de. Kolezyum sahnesini ve son sayfayı okuyun.
- Gökhan Albayrak, «Huck as a Perpetual Outsider», Mediterranean Journal of Humanities IX/2 (2019), 81–94.