Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Homeros sorunu tek bir soru değil, bir soru demetidir: Homeros kimdir, destanlar ne zaman, kaç kişi tarafından, sözle mi yazıyla mı kuruldu, bugünkü biçimini nasıl aldı?
- Soru Antik Çağ'da başlar: Herodotos Homeros'un tarihini tahminle verir; Çobanoğlu'nun Foley'den aktardığına göre bilinen ilk kuşkulardan biri Josephus'undur: şiirler yazılmamış, şarkılarla korunmuş ve sonradan derlenmiştir.
- Wolf 1795'te destanların sözlü parçaların sonradan redaksiyonuyla birleştiğini savundu; tartışma metindeki parçaları ayıklayan Analistler ile tek şairi ve bütünlüğü savunan Birlikçiler arasında sürdü. Lachmann 1816'da şarkı kuramını ortaya koydu, Hermann 1840'larda şiirlerin işitilmek için kurulduğunu söyledi.
- Parry'nin yolu 1923'te yazan bir şairden 1928'de geleneği izleyen bir şaire, sonra sözlü bir geleneğe uzandı. Aksoy'a göre Parry ile Lord'un koleksiyonundaki destancıların çoğu Boşnaktır; Lord, onların destanları Ramazan gecelerinde otuz gün boyunca söylemesini destanların uzunluğunun bir nedeni sayar.
- Kuram tartışmayı çözmedi, sorusunu değiştirdi. Eleştirilere göre metin merkezli ve mekanik kaldı; Aksoy'a göre Boşnak destancılığının kendi değeri Homeros sorununun gölgesinde kaldı. Butler'ın «kadın yazar» tezi ise isimsiz esere bir insan yerleştirme ihtiyacının uç bir örneğidir.
Kazanımlar
- Homeros sorununun hangi sorulardan oluştuğunu ve bu soruların Antik Çağ'daki ilk izlerini açıklayabilir.
- Wolf'un 1795 tezini, Analistler ile Birlikçiler arasındaki tartışmayı ve Lachmann'ın şarkı kuramını karşılaştırabilir.
- Parry ile Lord'un çalışmasının tartışmanın sorusunu nasıl değiştirdiğini, Boşnak destancılarla kurulan bağı ve kurama yöneltilen eleştirileri değerlendirebilir.
- Herodotos, Josephus ve Samuel Butler'dan seçilen bölümleri Homeros sorununa verdikleri cevaplar bakımından yakından okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
1897, Londra. Samuel Butler adlı bir İngiliz yazar, Odysseia üzerine bir kitap yayımlar ve iki iddia ortaya atar. Birincisi: destan baştan sona Sicilya'nın batı kıyısındaki Trapani'de yazılmıştır. İkincisi daha şaşırtıcıdır: destanı çok genç bir kadın yazmış ve kendisini hikâyeye Nausikaa adıyla yerleştirmiştir.
Kitabın adı The Authoress of the Odyssey'dir: Odysseia'nın Kadın Yazarı. Üç yıl sonra Butler destanın tam çevirisini de yayımlar ve önsözünde, bu iddiadan geri adım atmadığını söyler.
Büyük soru
Butler'ın cevabı tuhaftır, ama sorusu değil. İlyada ile Odysseia'yı kimin, ne zaman, nasıl yaptığı iki bin yılı aşkın bir süredir sorulur. Yazarını kesin olarak bilmediğimiz bir eseri okurken ne kaybederiz? Ve yüzyıllardır süren bu tartışma, cevabı bularak mı, yoksa soruyu değiştirerek mi ilerledi?
Bağlam
Önceki ünitede Gılgamış'ın kil tabletlerden, katman katman birleştirildiğini gördük. Yunan destanlarının durumu hem benzer hem farklıdır. Ellerimizde kırık tabletler değil, bütün hâlinde iki uzun şiir vardır. Ama bu şiirlerin nereden geldiğine dair elimizde neredeyse hiçbir belge yoktur. Homeros adı vardır; Homeros'un kendisi yoktur.
Özkul Çobanoğlu, John Miles Foley'e dayanarak tartışmayı şöyle tanımlar: Homeros'un kim olduğu, destanları ne zaman yazdığı, destanların hazırlanışı ve yorumlanışı hakkındaki kuşkuların giderilmesine yönelik cevaplar ve tartışmalar. Bu tanımda tek bir soru yok, bir soru demeti var.
Ana anlatı — Eski şüpheler
Soru modern değildir. MÖ beşinci yüzyılda yazan Herodotos, Homeros'un kendisinden dört yüz yıl önce yaşadığını, daha fazla değil, tahmin eder. Yani Homeros'un tarihi, Antik Çağ'da bile bir tahmin konusudur.
Çobanoğlu'nun Foley'den aktardığına göre bilinen ilk kuşkulardan biri, MS 38'de doğan Flavius Josephus'a aittir. Josephus'un derdi aslında Homeros değildir; Yunanların yazısının Yahudilerinkinden daha genç olduğunu göstermek ister. Ama bunu yaparken bir söylentiyi aktarır: Homeros şiirlerini yazıya geçirmemiş, şiirler şarkılarla hafızada korunmuş ve sonradan bir araya getirilmiştir. Josephus'a göre destanlardaki çok sayıdaki uyumsuzluğun nedeni budur.
Bu cümlenin içinde sonraki iki bin yılın bütün tartışması tohum hâlinde durur: yazı ile hafıza, tek bir şair ile sonradan birleştiren eller, metindeki çelişkiler.
Ana anlatı — Bir Homeros mu, çok Homeros mu?
Tartışmayı modern hâline getiren kitap 1795'te çıkar. Friedrich August Wolf'un Latince Prolegomena ad Homerum'u, yani Homeros'a Giriş'i. Çobanoğlu'ya göre Wolf, Homeros'un zamanında bu destanların yazılı bir metninin bulunmadığını tarihsel ve arkeolojik nedenlerle savunur. Ona göre bugünkü metinler, kuşaklar boyu profesyonel aktarıcıların taşıdığı eski sözlü şarkı parçalarının sonradan redaktörlerce birleştirilmesiyle bütünlük kazanmıştır.
Wolf'un tezi bilginleri iki kampa ayırır. Bir yanda metnin içindeki dikişleri, birleşme yerlerini arayan ve kendilerini bir tür «edebiyat arkeolojisi» yapan Analistler. Öbür yanda destanların baştan beri tek bir şairin elinden çıktığını ve bütünlüğünü savunan Birlikçiler. Çobanoğlu'nun Foley'den aktardığı formülle soru artık şudur: bir Homeros mu, yoksa pek çok Homeros mu?
Analistler kendi yöntemlerini geliştirir. Çobanoğlu'ya göre Karl Lachmann 1816'da, dönemin romantik milliyetçilerinin halk şiiri derleme çalışmalarından esinlenerek bir şarkı kuramı ortaya koyar ve onu hem Almanların Nibelungenlied destanına hem de İlyada'ya uygular. Bu kurama göre tek bir Homeros yoktur; gelenek içinde birçok isimsiz şair kısa şarkılar üretmiş, bu şarkılar zamanla birleşmiştir.
1840'lara gelindiğinde başka bir fikir güçlenir. Çobanoğlu'nun aktardığına göre Gottfried Hermann, kalıp süslemeleri, hazır deyimleri ve vezin kullanımıyla bu şiirlerin okunmak için değil, işitilmek için kurulduğunu söyler. Bir yüzyıl sonra bu sezgi bir kurama dönüşecektir.
Yaygın yanlış«Parry ile Lord, Homeros sorununu kesin olarak çözdü.»
Kaynaklar daha temkinli bir tablo çizer. Parry ile Lord'un çalışması soruyu değiştirdi: «kaç şair?» yerine «bu şiirler nasıl kuruldu?» sorusu öne çıktı. Ama Çobanoğlu'nun aktardığı eleştirilere göre kuram metin merkezli kaldı, icranın bağlamına ve dinleyiciye az baktı; Alan Dundes formülleri toplama işini mekanik bulur. Destanların sözden yazıya ne zaman ve kimin eliyle geçtiği de hâlâ tartışılır.
Ana anlatı — Sorunun yön değiştirmesi
Homeros sorunu yalnız Homeros'u değil, onu okuyanları da değiştirir. Çobanoğlu'nun Foley'den aktardığına göre Milman Parry 1923'te Berkeley'de hazırladığı yüksek lisans tezinde Homeros'u hâlâ şiirlerini yazan bir şair olarak görür. 1928'de Paris'teki doktora tezinde Homeros artık bir geleneği izleyen şairdir. Danışmanı Antoine Meillet ve Sloven halkbilimci Matija Murko, bu geleneğin sözlü olabileceğini söyleyerek onu yeni bir yöne iter. Tek bir bilginin yolu, tartışmanın bütün tarihini küçük ölçekte tekrarlar: yazar, gelenek, ses.
Parry'nin Bosna ve Karadağ'daki saha çalışmasını ve formül kavramını EDB-003-02'de görmüştük. Burada sorumuz başka: neden özellikle o ozanlar? Aksoy'a göre koleksiyondaki 223 destancının önemli bir çoğunluğu Boşnaktır. Murko'nun aktardığına göre Müslüman guslarlar profesyonel destancılardır ve özellikle Ramazan aylarında kahvehanelerde sanatlarını icra ederler. Lord da The Singer of Tales'te bunun bir nedenini gösterir: Müslüman destancılar, Türk dünyasında da rastlanan biçimde, destanlarını Ramazan gecelerinde otuz gün boyunca söyler ve bu gelenek destanların daha uzun olmasına imkân verir.
Homeros sorununun cevabı, böylece Osmanlı'dan kalma bir icra ortamında, Ramazan kahvehanelerinin geleneğinde aranır. Çobanoğlu'ya göre İlhan Başgöz 1975'te benzer bir çalışmayı Türk halk hikâyeleri için yapmıştır.
Aksoy bu tabloya eleştirel bir not düşer. Koleksiyon büyük ölçüde Boşnak destanlarından oluştuğu hâlde birçok antolojide «Sırp-Hırvat» destanları diye anılır. Güney Slav destancılığının kendi değeri de Homeros sorununun gölgesinde kalmıştır: canlı bir gelenek, çoğu zaman yalnızca eski bir şairi açıklamak için bir laboratuvar olarak görülmüştür.
Metin anı
Önce Herodotos'tan, Yunanların tanrıları nereden öğrendiğini tartışırken Homeros'un tarihi hakkında söyledikleri:
Hesiodos ile Homeros, sanırım, benden dört yüz yıl önce yaşadılar, daha fazla değil; Yunanlar için tanrıların soyunu kuran, tanrılara adlarını veren, onurlarını ve zanaatlarını paylaştıran, biçimlerini gösteren bunlardır.
Sonra Josephus'tan, Yunanların en eski yazısını tartıştığı bölüm:
Yunanların kendi aralarında gerçek diye kabul ettikleri, Homeros'un şiirlerinden daha eski bir yazı yoktur; Homeros ise Truva kuşatmasından sonra yaşamış olmalıdır. Hatta söylentiye göre o bile şiirlerini yazıya geçirmemiş; şiirlerin hatırası şarkılarla korunmuş, sonradan bir araya getirilmiştir ve içlerinde bu kadar çok uyumsuzluk bulunmasının nedeni budur.
Son olarak Samuel Butler'ın Odysseia çevirisine yazdığı önsözden:
Şiiri baştan sona, bugün Trapani denen yerde yaşayan çok genç bir kadın yazmıştır; kadın kendini eserine Nausikaa adıyla yerleştirmiştir.
Herodotos'un cümlesindeki en ilginç kelime «sanırım»dır. Homeros'un tarihi bir bilgi değil, bir tahmindir; «daha fazla değil» ise başkalarının onu daha da eskiye götürdüğünü ima eder. Aynı cümle Homeros'a olağanüstü bir güç de verir: tanrıların adlarını, onurlarını ve biçimlerini Yunanlara veren odur. Tarihi belirsiz bir şair, bir kültürün tanrı tablosunu çizmiştir.
Josephus'un cümlesi dikkatle kurulmuştur. «Söylentiye göre» der; iddiayı kendisi üstlenmez. Ama söylentinin mantığı açıktır: yazı yoksa hafıza vardır, hafıza varsa sonradan derleyen biri vardır, derleme varsa dikiş yerleri vardır. Wolf'un tezinin iskeleti bu cümlede görünür. Josephus'un çevirmeni Whiston ise bir dipnotta bu görüşü kendisinin pek olası bulmadığını ekler; tartışma çevirinin içine bile sızmıştır.
Butler'ın cümlesi aynı soruya tam ters yönden cevap verir. Wolf ve Lachmann'da Homeros çoğalır ve kaybolur; Butler'da tek bir kişiye, bir yere ve bir yüze iner. Ama iki cevap da aynı ihtiyaçtan doğar: isimsiz kalmış bir eserin arkasına bir insan yerleştirme ihtiyacı. Butler'ın kadın yazarı bu ihtiyacın en cesur, belki de en keyfi örneğidir.
Cevap ve bağlantı
Yazarını kesin olarak bilmediğimiz bir eseri okurken ne kaybederiz? Bir biyografiyi, bir niyeti, bir tarih sayfasını. Ama Homeros sorununun tarihi başka bir şey de gösterir: bu kayıp bir kazanca dönüşebilir. Josephus'tan Wolf'a, Lachmann'dan Parry'ye, her yeni cevap destanlarda daha önce görülmeyen bir şeyi görünür kıldı: dikiş yerlerini, tekrarları, işitilmek için kurulmuş cümleleri.
Tartışma cevabı bularak mı ilerledi? Kaynaklarımıza göre daha çok soruyu değiştirerek. «Bir Homeros mu, çok Homeros mu?» sorusu, Parry ile Lord'dan sonra «bu şiirler nasıl söylendi?» sorusuna döndü. Bu yeni soru da kapanmadı; yalnızca Homeros'u tek başına bir dahi olarak da, isimsiz bir kalabalık olarak da değil, bir geleneğin içinde söyleyen biri olarak görmeyi mümkün kıldı.
Kapanış kancası
İlyada'nın ilk dizesi bir tanrıçaya seslenir ve bir duyguyu adlandırır: Akhilleus'un öfkesini. Kim söylemiş olursa olsun, bu öfke bir onur kırılmasından doğar ve sonunda ölümle hesaplaşır. Onuru kırılan bir savaşçının öfkesi, bir ordunun kaderini nasıl değiştirebilir?
Özet kartı
- Homeros sorunu tek bir soru değil, bir soru demetidir: Homeros kimdir, destanlar ne zaman, kaç kişi tarafından, sözle mi yazıyla mı kuruldu, bugünkü biçimini nasıl aldı?
- Soru Antik Çağ'da başlar: Herodotos Homeros'un tarihini tahminle verir; Çobanoğlu'nun Foley'den aktardığına göre bilinen ilk kuşkulardan biri Josephus'undur: şiirler yazılmamış, şarkılarla korunmuş ve sonradan derlenmiştir.
- Wolf 1795'te destanların sözlü parçaların sonradan redaksiyonuyla birleştiğini savundu; tartışma metindeki parçaları ayıklayan Analistler ile tek şairi ve bütünlüğü savunan Birlikçiler arasında sürdü. Lachmann 1816'da şarkı kuramını ortaya koydu, Hermann 1840'larda şiirlerin işitilmek için kurulduğunu söyledi.
- Parry'nin yolu 1923'te yazan bir şairden 1928'de geleneği izleyen bir şaire, sonra sözlü bir geleneğe uzandı. Aksoy'a göre Parry ile Lord'un koleksiyonundaki destancıların çoğu Boşnaktır; Lord, onların destanları Ramazan gecelerinde otuz gün boyunca söylemesini destanların uzunluğunun bir nedeni sayar.
- Kuram tartışmayı çözmedi, sorusunu değiştirdi. Eleştirilere göre metin merkezli ve mekanik kaldı; Aksoy'a göre Boşnak destancılığının kendi değeri Homeros sorununun gölgesinde kaldı. Butler'ın «kadın yazar» tezi ise isimsiz esere bir insan yerleştirme ihtiyacının uç bir örneğidir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Homeros sorunu | Homeric question | İlyada ile Odysseia'nın kimin, ne zaman, nasıl kurduğu üzerine süren tartışmalar bütünü |
| Redaksiyon | Redaction | Önceden var olan parçaların bir düzenleyici tarafından birleştirilerek tek bir eser biçimine sokulması |
| Analistler | Analysts | Destanları farklı ellerden gelen parçaların birleşimi sayıp bu parçaları ayıklamaya çalışan araştırmacılar |
| Birlikçiler | Unitarians | Destanların tek bir şairin elinden çıkmış bilinçli bütünler olduğunu savunan araştırmacılar |
| Şarkı kuramı | Liedertheorie | Büyük destanların isimsiz şairlerin kısa şarkılarının birleşmesiyle oluştuğunu savunan Lachmann görüşü |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Homeros sorunu hangi sorulardan oluşur? Herodotos ve Josephus bu sorulara hangi ilk izleri bırakır?
- (Kazanım 2) Wolf 1795'te ne savundu? Analistler ile Birlikçiler bu tezin karşısında nasıl ayrıştı?
- (Kazanım 2) Lachmann'ın şarkı kuramı ile Hermann'ın 1840'lardaki görüşü Wolf'un tezini nasıl sürdürür ya da değiştirir?
- (Kazanım 3) Parry ile Lord'un çalışması Homeros sorununun sorusunu nasıl değiştirdi? Boşnak destancıların seçilmesinin nedenleri nelerdir ve kurama hangi eleştiriler yöneltilmiştir?
- (Kazanım 4) Herodotos'un, Josephus'un ve Butler'ın sözlerini Homeros sorununa verdikleri cevaplar bakımından yakından okuyun.
Cevaplar
- Homeros sorunu Homeros'un kim olduğu, destanları ne zaman yaptığı, destanların tek bir şairin mi birçok şairin mi eseri olduğu, sözle mi yazıyla mı kurulduğu, bugünkü biçimini nasıl aldığı ve nasıl yorumlanacağı gibi soruları kapsar. Herodotos Homeros'un kendisinden dört yüz yıl önce yaşadığını «sanırım» diyerek tahmin eder; yani tarih Antik Çağ'da bile belirsizdir. Josephus, bir söylentiyi aktararak Homeros'un şiirlerini yazmadığını, şiirlerin şarkılarla hafızada korunup sonradan birleştirildiğini ve uyumsuzlukların buradan geldiğini söyler.
- Wolf, Homeros'un zamanında destanların yazılı bir metni olmadığını tarihsel ve arkeolojik nedenlerle savundu; bugünkü metinlerin, profesyonel aktarıcıların taşıdığı eski sözlü şarkı parçalarının redaktörlerce birleştirilmesiyle oluştuğunu ileri sürdü. Analistler metindeki birleşme yerlerini ve parçaları ayıklamaya çalıştı; Birlikçiler destanların baştan beri tek bir şairin elinden çıktığını ve bütünlüğünü savundu. Soru «bir Homeros mu, çok Homeros mu?» biçimini aldı.
- Lachmann 1816'da, romantik milliyetçilerin halk şiiri derlemelerinden esinlenen şarkı kuramını Nibelungenlied ve İlyada'ya uyguladı: tek bir Homeros yerine, birçok isimsiz şairin kısa şarkıları zamanla birleşmişti. Bu, Wolf'un parçalar fikrini ortak yaratmaya doğru genişletir. Hermann 1840'larda kalıp süslemeler, hazır deyimler ve vezin kullanımından hareketle şiirlerin okunmak için değil işitilmek için kurulduğunu söyledi; bu, dikkati parçaların kaynağından şiirin sözlü niteliğine kaydırır.
- Parry ile Lord'dan sonra «kaç şair?» sorusunun yerini «bu şiirler nasıl kuruldu ve söylendi?» sorusu aldı; Homeros bir geleneğin içinde söyleyen biri olarak görülmeye başlandı. Aksoy'a göre koleksiyondaki destancıların çoğu Boşnaktı; Murko Müslüman guslarların profesyonel olduğunu ve özellikle Ramazan'da kahvehanelerde icra ettiğini aktarır; Lord da Ramazan gecelerinde otuz gün süren icranın destanları uzattığını söyler. Eleştiriler: kuram metin merkezli kaldı, bağlama ve dinleyiciye az baktı, Dundes'e göre formülleri toplama işi mekaniktir; Aksoy'a göre de Boşnak destancılığının kendi değeri Homeros sorununun gölgesinde kaldı.
- Herodotos Homeros'u zamanda konumlandırır ama «sanırım» ile bunun bir tahmin olduğunu gösterir; aynı cümle Homeros'a Yunan tanrı tablosunu çizme gücü verir. Josephus iddiayı «söylentiye göre» diyerek üstlenmez, ama cümlesi yazı yokluğu, hafıza, sonradan derleme ve dikiş yerleri zinciriyle Wolf'un tezinin iskeletini taşır. Butler ters yönden cevap verir: Homeros'u çoğaltmak yerine tek bir kişiye, Trapanili genç bir kadına indirir. İki yaklaşım da isimsiz bir eserin arkasına bir insan yerleştirme ihtiyacından doğar.
Okuma
- Homeros, İlyada ve Odysseia, çev. Azra Erhat ve A. Kadir.
- Özkul Çobanoğlu, «Sözlü Kompozisyon Teorisi ve Günümüz Halkbilimi Çalışmalarındaki Yeri» (1998).
- Ömer Aksoy, «Milman Parry ve Albert Lord'un Güney Slav Destanlarını Derleme Çalışmaları ve Milman Parry Koleksiyonu» (2023).
- Odysseia'nın Erhat ve Kadir çevirisinde sabahın geldiği sahneleri bulun ve aynı söyleyişin kaç kez geri geldiğini not edin. Bu tekrarlar size tek bir şairin üslubu gibi mi, bir geleneğin ortak malı gibi mi görünüyor?