Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ahmed Yesevî Sayram'da doğdu, Buhara'da Yûsuf el-Hemedânî'ye bağlandı, Yesi'de irşad etti ve 1166'da öldü; hayatının önemli bir kısmı menkıbelerle bilinir.
- Hikmetler, İslam'ın esaslarını ve tasavvuf yolunun âdabını halka öğretmek için hece ölçüsüyle, halk şiiri biçimleriyle söylenmiş şiirlerdir; tekkelerde makamla okunup ezberlendiler.
- «Ol sebebdin altmış üçde kirdim yerge» nakaratı, Yesevî'nin altmış üç yaşında çilehaneye çekilmesini anlatır; nakarat, hikmetin kulakta kalmasını sağlar.
- Dîvân-ı Hikmet adı on altıncı yüzyıldan sonra kullanıldı; en eski nüshalar tahminen on altıncı ya da on yedinci yüzyıldandır, dil Yesevî'nin dili değildir ve içine başka dervişlerin hikmetleri karışmıştır.
- Bu yüzden Dîvân-ı Hikmet bir yazarın tamamlanmış kitabı değil, Yesevî'nin adı etrafında büyüyen bir hikmet geleneğinin kitabı olarak okunmalıdır.
Kazanımlar
- Ahmed Yesevî'nin hayatına dair bilinenleri, menkıbevî olanlardan ayırarak anlatabilir.
- Hikmetin biçimini (hece ölçüsü, dörtlük, nakarat) ve işlevini (öğretmek, okunup ezberlenmek) bir hikmet üzerinden gösterebilir.
- Dîvân-ı Hikmet'in neden tek bir yazarın tamamlanmış kitabı gibi okunamayacağını nüsha, dil ve mahlas bilgileriyle açıklayabilir.
- Hikmet geleneğinin «halk tasavvufu» olarak nasıl yayıldığını, dinleyici ve icra ortamı üzerinden değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bugünkü Kazakistan'da, Türkistan şehrinde büyük bir türbe yükselir. İslâm Ansiklopedisi'ne göre onu, Ahmed Yesevî'nin ölümünden iki yüz yılı aşkın bir süre sonra Timur yaptırmıştır. Aynı madde çarpıcı bir âdet de aktarır. Bozkır göçebeleri için bu türbenin yakınına gömülmek öyle değerliydi ki, kışın ölen biri keçeye sarılıp bir ağaca asılır, bahar gelince götürülüp türbenin yanına defnedilirdi.
EDB-201-01'de Göktürklerin ölülerini mevsimine göre bekletip yuğu uygun zamanda yaptıklarını görmüştük. Burada benzer bir bekleyiş, bu kez bir Müslüman dervişin kabri için yapılıyor. Bu dervişin adına bağlanan şiirler de tıpkı bu âdet gibi, eski ile yeninin iç içe geçtiği bir dünyadan gelir.
Büyük soru
Ahmed Yesevî'nin kendi elinden çıkmış bir kitap bugün elimizde yok. Ama onun adıyla anılan yüzlerce şiir, yüzlerce yazmada, Kazan'dan İstanbul'a kadar basılmış kitaplarda yaşıyor. Bir şairin şiirleri kendi kitabı olmadan yüzyıllarca nasıl yaşar ve bugün «Yesevî'nin divanı» dediğimiz şey, gerçekte kimlerin sesini taşır?
Bağlam
İslâm Ansiklopedisi, Ahmed Yesevî'nin tarihî kişiliğine dair belgelerin az olduğunu ve menkıbelerle karıştığını baştan söyler. Buna göre kesine yakın bilinenler şunlardır. Bugünkü Çimkent yakınlarındaki Sayram'da doğdu. Doğum yılı bilinmez; hocasının ölüm tarihine bakılarak on birinci yüzyılın ikinci yarısında doğduğu düşünülür. Çocukken Yesi şehrine gitti. Buhara'da dönemin büyük mutasavvıflarından Yûsuf el-Hemedânî'ye bağlandı. Sonra Yesi'ye döndü ve 1166'da ölene kadar orada irşada, yani müridlerini yetiştirmeye devam etti.
Menkıbeler bu çerçevenin etrafında çoğalır. Yedi yaşında Hızır'la karşılaşması, Peygamber'in bir emanetini ona getiren Arslan Baba'nın onu yetiştirmesi, ölümünden çok sonra Timur'un rüyasına girip zafer müjdelemesi. Bunlar tarih değil, bir topluluğun ermişini nasıl hatırladığının kayıtlarıdır.
Yesevî'nin çevresi de bellidir. Taşkent ve Seyhun ırmağı yöresinde, bozkırda yaşayan göçebe ve yarı göçebe Türkler arasında büyük bir nüfuz kazandı. Bu insanların çoğu Arapça ya da Farsça bilmiyordu; bir kısmı İslam'la yeni tanışmıştı. Yesevî, Arapça ve Farsça bilen bir âlim olarak, onlara kendi dillerinde seslendi.
Ana anlatı — hikmet nedir?
İslâm Ansiklopedisi'ndeki «Dîvân-ı Hikmet» maddesine göre hikmetlerin başlıca amacı, İslam'a yeni girmiş ya da henüz girmemiş Türklere dinin esaslarını öğretmek ve Yesevî müritlerine tasavvufun inceliklerini, tarikatın âdabını telkin etmektir. Bu yüzden hikmetler çoğu zaman sade ve öğreticidir. Maddeye göre bazılarındaki coşkulu, sûfiyane ifade onları basit öğüt manzumeleri olmaktan kurtarır.
Biçim halk şiirinden gelir. Hikmetlerin çoğu beş ile yirmi beş arasında dörtlükten oluşur ve kafiye düzeni koşmaya benzer. Dörtlüklerde hecenin on ikili ölçüsü, dörder heceli üç duraklı bir yürüyüş kullanılır; gazel biçimindeki hikmetlerde ise on dörtlü ölçü. Fuad Köprülü'nün sözüyle, hikmetlerin fikri dinî ve tasavvufi, biçimi millîdir.
Bu, bir önceki ünitelerden farklı bir yoldur. Kutadgu Bilig ve Atebetü'l-hakāyık, öğütlerini aruzla ve bir beye sunulan kitaplarda söyledi. Hikmet ise saraya değil tekkeye, okuyana değil dinleyene yöneliktir. İslâm Ansiklopedisi'ne göre Yesevî tarikatında şeyhin sözlerini öğrenmek için hikmetleri belli bir makamla okuyup yaymak önemliydi. Hikmet, önce bir sesti.
Ana anlatı — yere giren derviş
Hikmetlerde Yesevî'nin kendi hayatından söz ettiği yerler de vardır. Bunların en ünlüsü, her dörtlüğü aynı dizeyle biten bir hikmettir:
Ol sebebdin altmış üçde kirdim yerge
Bugünkü Türkçeyle: «Bu sebepten altmış üçümde yere girdim.» İslâm Ansiklopedisi'ne göre Yesevî, altmış üç yaşına geldiğinde tekkesinin avlusunda müritlerine bir çilehane hazırlattı ve ölene kadar orada ibadetle yaşadı. Altmış üç, Peygamber'in vefat yaşıdır. Hikmet, bu çekilişi Peygamber'in miraç gecesinde Yesevî'nin ruhunu gördüğünü anlatan bir hikâyeye bağlar.
Nakarat bir kulağa ne yapar? Her dörtlük başka bir ayrıntı anlatır ama hep aynı yere döner. Dinleyici hikâyeyi unutsa bile «altmış üçde kirdim yerge» dizesini unutmaz. Nakarat, bir ezber çapası gibidir.
Ama İslâm Ansiklopedisi burada bir uyarı yapar: hikmetlerdeki hayat bilgilerinin tarihî gerçeklere ne ölçüde uyduğunu tespit etmek güçtür. Hikmetin «ben» diyen sesi, Yesevî'nin kendisi olabilir; onun ağzından konuşan bir derviş de olabilir.
Ana anlatı — kimin divanı?
Burada ünitenin asıl sorusuna geliyoruz. Dîvân-ı Hikmet adı, İslâm Ansiklopedisi'ne göre on altıncı yüzyıldan sonra kullanılmaya başlandı. 1509–10'da Yesevî türbesini ziyaret eden Fazlullah b. Rûzbihân, orada okuduğu Yesevî kitabının başında böyle bir ad olmadığını yazar. Eldeki nüshaların en eskisi tahminen on altıncı ya da on yedinci yüzyıldandır; yani Yesevî'nin ölümünden dört yüz yıl kadar sonrasından.
Nüshalar birbirini tutmaz. Hikmet sayıları farklıdır. Dilleri Yesevî'nin dilini değil, büyük ölçüde Özbek Türkçesini, yer yer Kazak, Türkmen ve Tatar Türkçesinin özelliklerini yansıtır. Ve en önemlisi, içlerinde başka seslerin şiirleri vardır. Hikmetlerde Kul Hâce Ahmed, Hâce Ahmed, Miskin Ahmed, Yesevî gibi mahlasların yanında Azîm Hâce, Kul Şerîfî, Hüveydâ ve daha birçok adla Yesevî yoluna bağlı dervişlerin hikmetleri de yer alır.
Bir hikmet, Yesevî'nin «dört bin dört yüz hikmet» söylediğini söyler. Bugüne kadar derlenebilen Yesevî hikmetleri ise iki yüz elli kadardır ve ansiklopedi maddesi o büyük sayıyı bir rivayet olarak değerlendirir. Dünya kütüphanelerinde yüzlerce nüsha vardır; ama hepsini karşılaştırıp güvenilir bir tam metin kurmak, maddenin ifadesiyle, hemen hemen imkânsızdır.
Yaygın yanlış«*Dîvân-ı Hikmet*, Ahmed Yesevî'nin kendi eliyle düzenlediği bir kitaptır.»
Eldeki Dîvân-ı Hikmet, Yesevî'nin ölümünden yüzyıllar sonra, farklı yerlerde, farklı kişilerce düzenlenmiş derlemelerdir. Adı sonradan konmuştur, dili sonraki dönemlerin Türkçesidir, içine Yesevî yolundaki dervişlerin hikmetleri karışmıştır. Doğrusu, onu bir yazarın kitabı değil, bir geleneğin kitabı olarak okumaktır.
EDB-201-06'da Manas'ı böyle görmüştük: sabit bir metin değil, her şarkıcının yeniden kurduğu bir gelenek. Dîvân-ı Hikmet'te bu değişkenlik tekkelerde, ezberde ve kopyalarda yaşar. Bir hikmet ezberlenir, okunur, bir başka yerde yeniden yazılır; her seferinde dili biraz değişir, yanına yenisi eklenir.
Metin anı
Vikikaynak'taki derlemenin ilk hikmetinden iki dörtlüğe yakından bakalım.
Bismillâh dep beyân eyley hikmet aytıp
Tâliblerge dürr ü gevher saçtım mena
Riyazetni kattığ tartıp kanlar yutup
Men defter-i sâni sözin açtım mena
Kayda körseng köngli sınuk merhem bolğıl
Andağ mazlum yolda kalsa hemdem bolğıl
Ruz-ı mahşer dergahığa mahrem bolğıl
Mâ u menlik halayıkdın kaçtım mena
İlk dize bir icranın başlangıcıdır: «Bismillâh» diyerek, hikmet söyleyerek anlatayım. Metin kendini bir söz olarak kurar, bir kitap olarak değil. Dinleyiciler de «talipler», yani yola girmek isteyenlerdir. Şair onlara «inci ve cevher» saçar; hikmet bir armağan gibi dağıtılır.
Dördüncü dize, İslâm Ansiklopedisi'nin dikkat çektiği ifadeyi taşır: «defter-i sânî», ikinci defter. Bu söz, hikmetlerin birkaç defter hâlinde toplandığını ve Yesevî'nin kendisinin de önceden bir defter tuttuğunu düşündürür. Yani sözlü görünen bu şiir, kendi içinde bir yazı izine de işaret eder. Ama o ilk defter elimizde değildir.
Üçüncü dörtlük, öğüdün yönünü gösterir. Kırık gönüle merhem olmak, yolda kalmış mazluma yoldaş olmak. Hikmet burada bir kuralı değil, bir tavrı öğretir. Son dize ise bu tavrın öbür yüzünü söyler: şair, «biz» ve «ben» diye kendini öne koyan insanlardan kaçmıştır. Farsça «mâ» ve «men», yani biz ve ben, benliğin iki biçimidir. Tasavvufta yol, bu benliği azaltmakla başlar.
Kafiyeye bakalım. Birinci dörtlükte ikinci ve dördüncü dizeler «saçtım mena», «açtım mena» diye birleşir. Üçüncü dörtlükte ilk üç dizenin hepsi «bolğıl» diye kapanır; son dize yeniden «kaçtım mena»ya döner. Bu, koşmanın bildik düzenidir: ilk dörtlüğün sesi, öbür dörtlüklerin sonunda tekrar tekrar geri gelir.
Bir de dile bakalım. «Kayda körseng», «köngli», «bolğıl» gibi biçimler, Karahanlı Türkçesinden çok daha sonraki bir Doğu Türkçesini yansıtır. İslâm Ansiklopedisi'nin söylediği gibi, bu dil Yesevî'nin dili değildir. Okuduğumuz dizeler, onun sözünün yüzyıllar içinde dervişlerin ağzında ve kalemlerinde aldığı biçimdir.
Cevap ve bağlantı
Büyük soruya dönelim. Yesevî'nin şiirleri kendi kitabı olmadan yaşadı; çünkü bir kitap için değil, söylenmek, dinlenmek ve ezberlenmek için kurulmuşlardı. Hece ölçüsü, dörtlük, nakarat ve sade dil, onları bir tekkede makamla okunacak, bir göçebe obasında tekrar edilecek biçime soktu. Dervişler onları taşıdı, yeni hikmetler ekledi, her bölgenin Türkçesine uydurdu. Bugün «Yesevî'nin divanı» dediğimiz şey, bu yüzden, bir kişinin değil bir yolun sesidir: Yesevî'nin adı etrafında toplanmış, yüzyıllar boyunca genişlemiş bir hikmet geleneği.
«Halk tasavvufu» ifadesi de buradan anlam kazanır. Tasavvuf, medresenin Arapçasından ve sarayın aruzundan çıkıp bozkırın Türkçesine, halk şiirinin ölçüsüne geçti. Bu, bir kayıp değil bir çeviriydi: soyut bir yol, kırık gönüle merhem olmak gibi herkesin anlayacağı bir tavra dönüştü.
Türk edebiyatı tarihleri, bu geleneği sonraki yüzyıllarda Anadolu'daki tekke şiirine bağlar. Fuad Köprülü'nün 1918'de yayımlanan Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar kitabı, bu bağı kuran temel çalışmalardan biridir. Hindistan'da Kabîr'e atfedilen şiirler de benzer biçimde farklı topluluklarda söylenip derlendi. Bir ermişin adı, çoğu zaman bir şiir geleneğinin taşıyıcısı olur.
Kapanış kancası
Yesevî'nin dervişleri Seyhun boylarında hikmet okurken, batıda Oğuz boyları kendi anlatılarını kopuzla söylüyordu. Bu anlatılar, sonradan bir kitapta toplanacak ve başlarına Dede Korkut adında bir bilge ozan yerleştirilecekti. O kitapta Deli Dumrul adlı bir yiğit, bir köprü kurup geçenden haraç alır ve Azrail'e meydan okur. Bir Oğuz yiğidinin ölümle kavgası, İslam'ı çoktan benimsemiş bir toplumun eski kahramanlık dünyasıyla nasıl yan yana durur?
Özet kartı
- Ahmed Yesevî Sayram'da doğdu, Buhara'da Yûsuf el-Hemedânî'ye bağlandı, Yesi'de irşad etti ve 1166'da öldü; hayatının önemli bir kısmı menkıbelerle bilinir.
- Hikmetler, İslam'ın esaslarını ve tasavvuf yolunun âdabını halka öğretmek için hece ölçüsüyle, halk şiiri biçimleriyle söylenmiş şiirlerdir; tekkelerde makamla okunup ezberlendiler.
- «Ol sebebdin altmış üçde kirdim yerge» nakaratı, Yesevî'nin altmış üç yaşında çilehaneye çekilmesini anlatır; nakarat, hikmetin kulakta kalmasını sağlar.
- Dîvân-ı Hikmet adı on altıncı yüzyıldan sonra kullanıldı; en eski nüshalar tahminen on altıncı ya da on yedinci yüzyıldandır, dil Yesevî'nin dili değildir ve içine başka dervişlerin hikmetleri karışmıştır.
- Bu yüzden Dîvân-ı Hikmet bir yazarın tamamlanmış kitabı değil, Yesevî'nin adı etrafında büyüyen bir hikmet geleneğinin kitabı olarak okunmalıdır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Hikmet | Hikmet (Sufi didactic poem) | Yesevî ve yolundaki dervişlerin dinin ve tasavvufun esaslarını halka öğretmek için hece ölçüsüyle söyledikleri şiirler |
| Tekke | Sufi lodge | Bir tarikatın şeyhi ve dervişlerinin ibadet, eğitim ve sohbet yeri |
| Mahlas | Pen name | Şairin şiirinde kendini andığı ad; farklı mahlaslar farklı şairlerin sesini gösterir |
| Çilehane | Retreat cell | Dervişin dünyadan çekilerek ibadetle vakit geçirdiği küçük, kapalı mekân |
| Yazma geleneği | Manuscript tradition | Bir eserin elle kopyalanan nüshalarla aktarılması ve bu süreçteki eklemeler ve değişiklikler |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Ahmed Yesevî'nin hayatına dair hangi bilgiler kesine yakın, hangileri menkıbevidir? Birer örnek verin.
- (Kazanım 2) Hikmetler hangi ölçü ve biçimlerle söylenmiştir? Hikmet 1'in ilk ve üçüncü dörtlüklerinde kafiye nasıl kurulur?
- (Kazanım 2) «Ol sebebdin altmış üçde kirdim yerge» nakaratı neyi anlatır ve bir dinleyici için nasıl bir işlev görür?
- (Kazanım 3) Dîvân-ı Hikmet'in Yesevî'nin kendi eliyle düzenlediği bir kitap olmadığını gösteren üç kanıt nedir?
- (Kazanım 4) Hikmet geleneği neden «halk tasavvufu» olarak adlandırılır? Dinleyiciyi ve icra ortamını göz önünde tutarak açıklayın.
Cevaplar
- Sayram'da doğması, Buhara'da Yûsuf el-Hemedânî'ye bağlanması, Yesi'de irşad etmesi ve 1166'da ölmesi kesine yakın kabul edilir. Yedi yaşında Hızır'la karşılaşması, Arslan Baba'nın ona Peygamber'in emanetini getirmesi ve ölümünden sonra Timur'un rüyasına girmesi menkıbevidir.
- Dörtlüklerde hecenin on ikili (4+4+4), gazel biçimlilerde on dörtlü (7+7) ölçüsüyle ve koşmaya benzeyen bir kafiye düzeniyle. Birinci dörtlükte ikinci ve dördüncü dizeler «saçtım mena» ve «açtım mena» diye kafiyelenir; üçüncü dörtlükte ilk üç dize «bolğıl» diye biter, dördüncü dize «kaçtım mena»ya döner.
- Yesevî'nin altmış üç yaşında, Peygamber'in vefat yaşında, çilehaneye çekilmesini anlatır. Her dörtlüğün sonunda tekrarlandığı için dinleyicinin aklında kalır; hikâyenin ayrıntıları unutulsa bile çekirdek fikri korur.
- Adı on altıncı yüzyıldan sonra kullanılmaya başlanmıştır; en eski nüshalar tahminen on altıncı ya da on yedinci yüzyıldandır ve dilleri Yesevî'nin dili değil sonraki dönemlerin Doğu Türkçesidir; içinde Yesevî'nin mahlaslarının yanında Azîm Hâce, Kul Şerîfî gibi başka dervişlerin mahlaslarını taşıyan hikmetler vardır.
- Çünkü tasavvufun esaslarını medresenin Arapçasıyla ya da sarayın aruzuyla değil, bozkırdaki göçebe ve yarı göçebe Türklerin anlayacağı sade Türkçe ve halk şiiri biçimleriyle anlatır. Hikmetler tekkelerde makamla okunur, ezberlenir ve dervişler aracılığıyla halkın arasına taşınır.
Okuma
- Ahmed Yesevî'ye atfedilen hikmetler — Türkçe Vikikaynak'taki «Ahmed Yesevi hikmetleri» kategorisi; özellikle Hikmet 1 ve Hikmet 2.
- Kemal Eraslan, Ahmed-i Yesevî: Dîvân-ı Hikmet'ten Seçmeler — seçme hikmetler, açıklamalar ve notlar.
- Kemal Eraslan, «Dîvân-ı Hikmet», ve «Ahmed Yesevî», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi).
- M. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar (1918) — Yesevî geleneğinin Anadolu'ya uzanışı üzerine.