Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Dîvânü Lugāti't-Türk, Kâşgarlı Mahmud'un 1072–1074'te yazıp muhtemelen 1077'de Bağdat'ta Abbâsî halifesine sunduğu, madde başları Türkçe, açıklamaları Arapça bir sözlüktür.
- Önsöz üç gerekçe verir: Türkler çağın hükümdarlarıdır ve onlara yaklaşmanın en iyi yolu dilleridir; Kâşgarlı Türk illerini dolaşıp boyların dillerini öğrenmiştir; «Türklerin dilini öğrenin» diye bir rivayet vardır.
- Kâşgarlı rivayeti aktarırken sorumluluğu râvilere bırakır: hadis sahihse Türkçe öğrenmek vaciptir, değilse akıl onu gerektirir.
- Eser yaklaşık sekiz bin madde başı, iki yüz doksan kadar atasözü, yedi yüz altmış dört mısra şiir ve Balasagun merkezli ilk Türk dünyası haritasını içerir; yazar ona «ebedî bir hatıra ve sonsuz bir hazine» olsun diye bu adı vermiştir.
- Bilinen tek yazma 1266'da kopya edilmiş, II. Meşrutiyet'ten sonra İstanbul'da bulunup Ali Emîrî tarafından satın alınmıştır; bugün Millet Kütüphanesi'ndedir.
Kazanımlar
- Dîvânü Lugāti't-Türk'ün yazılış tarihini, sunuluşunu ve Arapça bir çerçevede Türkçe bir sözlük olarak düzenini açıklayabilir.
- Kâşgarlı Mahmud'un önsözündeki gerekçeleri, Arapça metinden çevrilmiş satırlara dayanarak ayırt edebilir.
- Kâşgarlı'nın aktardığı «Türk dilini öğrenin» rivayetine nasıl bir çekinceyle yaklaştığını metin üzerinden gösterebilir.
- Eserin tek nüshayla bugüne ulaşmasının ve yeniden bulunmasının onun «hazine» niteliğini nasıl belirlediğini değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
1908'de II. Meşrutiyet ilan edilir. Takip eden yıllarda İstanbul'da, yüzyıllardır izi kaybolmuş bir kitap ortaya çıkar. Büyük boy, üç yüz on dokuz varaklık, Arapça bir yazma. Kitap meraklısı Ali Emîrî onu otuz altına satın alır.
Yazmanın içinde Türkçe sözcükler, Türkçe atasözleri, Türkçe şiirler vardır; ama açıklamalar Arapçadır. Kitabın yazarı on birinci yüzyılda yaşamış bir Türk'tür ve eserini Bağdat'ta, Araplar için yazmıştır. Bugün Türkçenin ilk sözlüğü diye andığımız eserin dünyada bilinen tek yazma nüshası budur.
Büyük soru
Bir Türk bilgini, Türkçeyi anlatan bir sözlüğü neden Türkler için değil de Araplar için yazar? Ve Araplara bir dil öğretmek için yazılmış bu kitap, nasıl olur da Türklerin kendi geçmişlerini bulduğu bir hazineye dönüşür?
Bağlam
Eserin yazarı Kâşgarlı Mahmud'dur, yani Mahmud b. Hüseyin b. Muhammed. Adından anlaşıldığı gibi Kâşgar çevresindendir; Karahanlı dünyasının bir mensubudur.
Dîvânü Lugāti't-Türk adı, Arapçada «Türk dillerinin divanı», yani derlemesi demektir. İslâm Ansiklopedisi'ne göre Kâşgarlı eserine 25 Ocak 1072'de başladı, birkaç kez gözden geçirip ekler yaptıktan sonra 12 Şubat 1074'te bitirdi. Eserin sonundaki kayıt, kitabın «dört defa yazıldıktan ve düzenlendikten sonra» bittiğini söyler. Kâşgarlı onu, muhtemelen 1077'de, Bağdat'ta Abbâsî halifesine sundu. Metinde başka tarihler de geçtiği için telif yılı üzerine tartışma vardır; bazı araştırmacılar sunuluş yılını telif yılı sayar.
Bağdat o yıllarda ilginç bir yerdi. Halife dinî bir önder olarak oradaydı; ama siyasî güç, Sünni İslam dünyasının büyük bölümünü yöneten Türk hanedanı Selçukluların elindeydi. Kâşgarlı'nın önsözünde anlattığı dünya budur: Türklerin hükümdar olduğu, Arapça yazan âlimlerin ise onlarla iletişim kurmanın yolunu aradığı bir dünya.
Ana anlatı — önsözün iddiası
Kâşgarlı Mahmud, sözlüğünün başına Arapça bir önsöz yazdı. Önsöz, kitabın neden yazıldığını, dönemin bir Arapça okurunun anlayacağı süslü bir dille anlatır.
İlk gerekçe siyasidir. Kâşgarlı, Tanrı'nın devlet güneşini Türklerin burçlarında doğurduğunu, göklerin dairelerini onların mülkü etrafında döndürdüğünü, onları çağın hükümdarları yaptığını ve zamanın insanlarının dizginlerini onların eline verdiğini söyler. Bu yüzden her akıl sahibine düşen, onların oklarından korunmak için onların ipine sarılmaktır. Ve ona göre onlara yaklaşmanın, onların dilini konuşmaktan daha iyi bir yolu yoktur: Türkler kendi dillerinde konuşana kulak verir, gönüllerini ona açar.
Bu cümlelerde bir gözlem ile bir övgü iç içedir. Gözlem gerçektir: on birinci yüzyılda Türk hanedanları, Karahanlılardan Selçuklulara kadar, İslam dünyasının geniş bir bölümünü yönetiyordu. Övgü ise bir sunuş dilidir: kitabını bir halifeye sunan bir yazarın, kendi halkının yükselişini Tanrı'nın takdiri olarak anlatmasıdır.
İkinci gerekçe bilimseldir. Kâşgarlı, Türklerin şehirlerini ve bozkırlarını dolaştığını, Türk, Türkmen-Oğuz, Çigil, Yağma ve Kırgız gibi boyların dillerini ve kafiyelerini öğrendiğini söyler. Kendini de açık sözlülükle över: o, onların dilce en fasihi, anlatımca en açığı, akılca en keskini, soyca en köklüsü ve mızrakça en delicisidir. Sonunda her boyun dili onun zihninde en iyi biçimde yerli yerine oturmuş, o da bunları en düzenli biçimde bir kitaba dökmüştür.
İslâm Ansiklopedisi eserin amacını üç kalemde özetler: Türk milletinin yüceliğini anlatmak, Türk dilinin Arapçadan geri kalmadığını göstermek ve Araplara Türkçeyi öğretmek. Üç amaç da önsözde bir biçimde vardır.
Ana anlatı — hazinenin içi
Önsözün sonunda Kâşgarlı kitabına adını verir ve niyetini bir cümleyle söyler: kitabını Tanrı'nın yardımıyla yazdığını ve «ebedî bir hatıra ve sonsuz bir hazine» olsun diye Dîvânü Lugāti't-Türk adını verdiğini. Programdaki «hazine» benzetmesi, yazarın kendi sözünden gelir.
Hazinenin düzeni Arap sözlükçülüğünden alınmıştır. Sözcükler sekiz ana bölüme ayrılır ve her bölümde içerdikleri ünsüz sayısına göre sıralanır; önce isimler, sonra fiiller. EDB-107-03'te Kâşgarlı'nın Türkçenin seslerini Arap harfleriyle göstermek için icat ettiği işaretleri görmüştük. Buna göre bir Arap okur, sözlükte bir Türkçe sözcüğü tıpkı bir Arapça sözcüğü arar gibi arayabilirdi.
Ama sözlük yalnız bir sözcük listesi değildir. İslâm Ansiklopedisi onu aynı zamanda bir dilbilgisi kitabı, kişi, boy ve yer adları kaynağı ve tarih, coğrafya, mitoloji, halk edebiyatı, hatta tıp bilgileri veren ansiklopedik bir eser olarak tanımlar. Yaklaşık sekiz bin madde başının arasına, anlamı açıklamak için atasözleri, deyimler ve şiirler serpiştirilmiştir: yaklaşık iki yüz doksan atasözü ve toplam yedi yüz altmış dört mısra şiir. EDB-201-03'te koşuk, sagu ve sav örneklerini bu sayfalardan okumuştuk. Kâşgarlı, Oğuz ağzından yüz seksen beş sözcüğü ayrıca işaretler; Oğuzların bütün boylarını ve damgalarını tek tek sayar.
Eserin bir de haritası vardır. İslâm Ansiklopedisi onu ilk Türk dünyası haritası olarak anar. Dağlar kırmızı, denizler yeşil, ırmaklar mavi, kumluk alanlar sarıdır. Haritanın merkezinde Balasagun durur; öbür şehirler ona göre yerleştirilmiştir. Bağdat'ta yazılan bir kitapta dünyanın merkezi, Kâşgarlı'nın geldiği Karahanlı dünyasının bir şehridir.
Yaygın yanlış«*Dîvânü Lugāti't-Türk* Türkçe yazılmış bir eserdir.»
Eserin madde başları, atasözleri ve şiirleri Türkçedir; ama önsözü, açıklamaları ve düzeni Arapçadır. Kitap, Arapça bilen bir okura Türkçeyi öğretmek için tasarlanmıştır. Türkçe metin, bu Arapça çerçevenin içinde korunmuştur.
Ana anlatı — kaybolan ve bulunan kitap
Sözlüğün bugüne ulaşması bir tesadüfler zinciridir. On dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda bazı Arap âlimleri ondan yararlandı; on yedinci yüzyılda Kâtib Çelebi de onu andı. Sonra izi kayboldu.
Bugün elimizdeki tek yazma, Kâşgarlı'nın kendi nüshasından 1 Temmuz 1266'da Muhammed b. Ebû Bekir es-Sâvî adında bir müstensih tarafından kopya edildi. Bu yazma yüzyıllarca kimsenin haberi olmadan saklandı ve II. Meşrutiyet'ten sonra İstanbul'da ortaya çıktı. Ali Emîrî onu satın aldı; bugün İstanbul'da Millet Kütüphanesi'nde, Arapça yazmalar arasında 4189 numarayla korunur.
Kitabın modern hayatı buradan başlar. Kilisli Rifat Bilge metni inceleyip 1915–1917'de İstanbul'da üç cilt olarak Arap harfleriyle yayımladı. Besim Atalay onu 1940–1943'te Türkçeye çevirdi. Sonra Özbekçe, Yeni Uygurca ve İngilizce çeviriler geldi. Araplar için yazılmış bir sözlük, dokuz yüz yıl sonra Türkçe konuşanların kendi dillerinin en eski sözcüklerini, atasözlerini ve şiirlerini aradıkları kaynak oldu.
Metin anı
Önsözde, siyasi ve bilimsel gerekçelerin arasında, bir de dinî gerekçe vardır. Kâşgarlı, bir Peygamber sözü olarak aktarılan bir rivayeti anar ve hemen ardından ona nasıl yaklaştığını söyler:
فقال «تعلموا لسان الترك فإن لهم ملكا طوالا» … فلئن صح هذا الحديث والعهدة عليهما فيكون تعلمه واجبا ولئن لم يصح فالعقل يقتضيه
Önce rivayetin nereden geldiğine bakalım. Kâşgarlı onu bir peygamber sözü olarak doğrudan yazmaz; güvendiği birinden, Buhara imamlarından birinden ve Nişabur'dan bir başka imamdan duyduğunu söyler. İkisi de onu kendi senetleriyle Peygamber'e dayandırmıştır. Bağlamı da verir: Peygamber, kıyametin alametlerinden, ahir zaman fitnelerinden ve Oğuz Türklerinin çıkışından söz ederken bunu söylemiştir.
Sonra en dikkat çekici kısma geçelim. Kâşgarlı rivayeti aktardıktan sonra onu kendi sorumluluğuna almaz: «sorumluluk o ikisinin üzerindedir». Yani sözün doğruluğu, onu ona aktaran iki imamın güvenilirliğine bağlıdır. Bu, bir hadis âliminin kullandığı dikkatli bir dildir.
Asıl ustalık son cümlededir. Kâşgarlı iki ihtimali de açık tutar ve iki ihtimalde de aynı sonuca varır. Hadis sahihse Türkçe öğrenmek dinî bir görevdir. Sahih değilse, akıl yine de onu gerektirir; çünkü önsözün başında anlattığı gibi, Türkler zamanın hükümdarlarıdır. Kâşgarlı, gerekçesini tartışmalı olabilecek bir rivayete bağlamaz. Rivayet düşse bile, gerekçe ayakta kalır.
Önsözün son satırları da bir okuma dersi verir. Kâşgarlı kitabını, «Ebü'l-Kāsım Abdullah b. Muhammed el-Muktedî bi-emrillâh» adına sunduğunu yazar. Bu ad, 1075'te Abbâsî halifesi olan Muktedî'nin kendi tam adıdır. İslâm Ansiklopedisi maddesi ise sunuşu halifenin oğluna yapılmış gösterir. Böyle ayrıntılarda karar, ikincil bir özetten değil, önsözün kendisinden verilmelidir.
Cevap ve bağlantı
Büyük soruya dönelim. Kâşgarlı Türkçe bir sözlüğü Araplar için yazdı; çünkü o çağın Bağdat'ında Arapça bilginin dili, Türkçe ise iktidarın diliydi. Arapça yazan bir âlim, hükümdarlarını anlamak için onların dilini öğrenmeliydi. Kâşgarlı bu gerekçeyi üç biçimde kurdu: siyasi bir gözlemle, bir rivayetle ve akılla. Rivayet konusunda dikkatliydi; gerekçesini ona mahkûm etmedi.
Ama kitap, yazarın öngördüğünden başka bir işe yaradı. Arap okur için yazılmış açıklamaların arasında, başka hiçbir yerde kaydedilmemiş koşuklar, sagular, savlar, boy adları, damgalar ve bir dünya haritası korundu. Kitap tek bir nüshayla, yüzyıllar sonra İstanbul'da yeniden ortaya çıktı. Kâşgarlı'nın dilediği «sonsuz hazine», onun beklediği okurdan çok, dokuz yüz yıl sonraki Türk okura hitap etti.
Bir önceki ünitede Yûsuf Has Hâcib'in Türkçeyi aruzla bir Türk hakanına sunduğunu gördük. Kâşgarlı ise aynı dili Arapça bir çerçeveyle bir Arap halifesine sundu. Aynı çağda, aynı çevreden gelen iki eser, Türkçenin iki yönünü gösterir: içeriye, kendi hükümdarına konuşan bir edebiyat dili ve dışarıya, başka bir medeniyete kendini tanıtan bir bilgi dili. Dünyada da benzer örnekler vardır: yabancı okur için yazılan dilbilgileri ve sözlükler, bazen o dilin kendi konuşanlarının bile unuttuğu biçimleri korur.
Kapanış kancası
Dîvânü Lugāti't-Türk bir hazineydi; bir sonraki eser ise kendini bir eşik olarak adlandırır. Yazarı Edib Ahmed, İslâm Ansiklopedisi'ne göre doğuştan kördür. Eserin yeri de tarihi de kesin değildir, adı bile yıllarca farklı okunmuştur. Doğuştan görmeyen bir şair, bilginin değerini ve dilin tehlikelerini anlatan bir öğüt kitabını nasıl kurar, ve bu kitabın adındaki «eşik» neyin eşiğidir?
Özet kartı
- Dîvânü Lugāti't-Türk, Kâşgarlı Mahmud'un 1072–1074'te yazıp muhtemelen 1077'de Bağdat'ta Abbâsî halifesine sunduğu, madde başları Türkçe, açıklamaları Arapça bir sözlüktür.
- Önsöz üç gerekçe verir: Türkler çağın hükümdarlarıdır ve onlara yaklaşmanın en iyi yolu dilleridir; Kâşgarlı Türk illerini dolaşıp boyların dillerini öğrenmiştir; «Türklerin dilini öğrenin» diye bir rivayet vardır.
- Kâşgarlı rivayeti aktarırken sorumluluğu râvilere bırakır: hadis sahihse Türkçe öğrenmek vaciptir, değilse akıl onu gerektirir.
- Eser yaklaşık sekiz bin madde başı, iki yüz doksan kadar atasözü, yedi yüz altmış dört mısra şiir ve Balasagun merkezli ilk Türk dünyası haritasını içerir; yazar ona «ebedî bir hatıra ve sonsuz bir hazine» olsun diye bu adı vermiştir.
- Bilinen tek yazma 1266'da kopya edilmiş, II. Meşrutiyet'ten sonra İstanbul'da bulunup Ali Emîrî tarafından satın alınmıştır; bugün Millet Kütüphanesi'ndedir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Sözlük | Dictionary, lexicon | Bir dilin sözcüklerini belli bir düzene göre sıralayıp anlamlarını veren eser |
| Önsöz | Preface (muqaddima) | Yazarın eserin neden ve nasıl yazıldığını, kime sunulduğunu anlattığı bölüm |
| İthaf | Dedication | Bir eserin bir kişiye, çoğu zaman bir hükümdara sunulması ve bu sunuşu bildiren ifade |
| Tek nüsha | Unicum | Bir eserin dünyada bilinen tek elyazması kopyası |
| Rivayet | Report, transmitted narration | Bir sözün ya da olayın kimden kime aktarıldığını gösteren bir zincirle nakledilmesi |
| Ağız | Dialect | Bir dilin belli bir bölgede ya da toplulukta konuşulan, ses ve sözcük bakımından farklılaşan biçimi |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Dîvânü Lugāti't-Türk ne zaman yazıldı, kime sunuldu ve neden «iki dilli» bir sözlük sayılır?
- (Kazanım 2) Kâşgarlı'nın önsözündeki siyasi ve bilimsel gerekçeler nelerdir?
- (Kazanım 3) Kâşgarlı, «Türklerin dilini öğrenin» rivayetini aktardıktan sonra ona nasıl bir çekinceyle yaklaşır ve bu çekince gerekçesini nasıl güçlendirir?
- (Kazanım 4) Sözlüğün bugüne nasıl ulaştığını anlatın. Tek nüsha olması onu okumayı nasıl etkiler?
- (Kazanım 4) Araplar için yazılmış bir sözlük, neden bugün Türk edebiyatı için bir «hazine» sayılır? İki örnek verin.
Cevaplar
- 1072–1074 arasında yazıldı ve muhtemelen 1077'de Bağdat'ta Abbâsî halifesine sunuldu. Madde başları, atasözleri ve şiirler Türkçe; önsöz, açıklamalar ve düzen Arapçadır; yani Arapça bilen okura Türkçeyi öğretmek için tasarlanmıştır.
- Siyasi gerekçe: Türkler çağın hükümdarlarıdır ve onlara yaklaşmanın en iyi yolu onların dilini konuşmaktır. Bilimsel gerekçe: Kâşgarlı Türk illerini dolaşmış, Türk, Türkmen-Oğuz, Çigil, Yağma, Kırgız gibi boyların dillerini ve kafiyelerini öğrenmiş, bunları düzenli bir kitaba dökmüştür.
- Sorumluluğu rivayeti aktaran iki imama bırakır. Hadis sahihse Türkçe öğrenmenin vacip olduğunu, sahih değilse aklın bunu gerektirdiğini söyler. Böylece gerekçesini tartışmalı olabilecek bir rivayete bağlamaz; rivayet düşse bile akıl gerekçesi ayakta kalır.
- Birkaç Arap âlimi ve Kâtib Çelebi onu andıktan sonra izi kayboldu. Kâşgarlı'nın nüshasından 1266'da yapılmış tek kopya II. Meşrutiyet'ten sonra İstanbul'da bulundu ve Ali Emîrî tarafından satın alındı; bugün Millet Kütüphanesi'ndedir. Tek nüsha olduğu için bütün metin bu kopyanın okunabilirliğine ve müstensihin doğruluğuna bağlıdır.
- Çünkü açıklamaların arasında başka hiçbir yerde kaydedilmemiş Türkçe malzeme korunmuştur: koşuklar ve sagular, yaklaşık iki yüz doksan atasözü, Oğuz boylarının adları ve damgaları, Balasagun merkezli ilk Türk dünyası haritası.
Okuma
- Kâşgarlı Mahmud, Dîvânü Lugāti't-Türk — Besim Atalay çevirisi (Türk Dil Kurumu), I. cildin başındaki önsöz.
- Kâşgarlı Mahmud, Dîvânü Lugāti't-Türk, Kilisli Rifat baskısı (İstanbul 1333–1335) — Arapça önsöz, I, s. 2–4; archive.org'da taranmış olarak erişilebilir.
- Mustafa S. Kaçalin, «Dîvânü Lugāti't-Türk», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi) — tarihler, düzen, harita ve nüsha.
- Kâşgarlı'nın haritası — Kültür Bakanlığı tıpkıbasımından (1990) ya da çevrimiçi renkli röprodüksiyonlardan.