İçeriğe geç

Ünite EDB-110-04 · Seviye 1 — Temel

Belirsizlik

EDB-110 Metni Yorumlamaya Giriş

1.901 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • belirsizlik
  • açık uçlu son
  • çok anlamlılık
  • sınırlı belirsizlik
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Belirsizlik, bir metnin birden fazla biçimde anlaşılabilmesi ve metnin bu olasılıklar arasında kesin bir seçim yapmamasıdır; sözcük (tevriye gibi), olay (açık uçlu son) ve yorum düzeylerinde görülür.
  2. Stockton'ın «Kadın mı, Kaplan mı?» öyküsü (1882) prensesin işaret ettiği kapıdan neyin çıktığını söylemeden biter; 1885 tarihli devamı da cevabı başka bir bilmeceye bağlar.
  3. 1888 sahne uyarlaması cevabı açıklayınca (kapıdan yaşlı bir kocakarı çıkar) belirsizlik çözülür, ama öykü bir şakaya dönüşür ve prensesin iç çatışması önemini yitirir.
  4. Henry James'in Yürek Burgusu (1898) üzerine hayaletleri gerçek sayanlar ile mürebbiyenin sanrısı sayanlar (Edmund Wilson, 1934) ayrılır; iki okuma da metinden kanıt getirebilir.
  5. Belirsizlik sınırlıdır: metin seçimi okura bırakır ama seçenekleri kendisi belirler. Stockton'ın son paragrafı kararın varlığını ayrıntıyla kurup içeriğini saklar ve okuru jüriye dönüştürür.

Kazanımlar

  • Sözcük, olay ve yorum düzeylerinde belirsizliği ayırt edip birer örnekle açıklayabilir.
  • Stockton'ın «Kadın mı, Kaplan mı?» öyküsünde açık uçlu sonun okuru nasıl karara zorladığını gösterebilir.
  • Yürek Burgusu üzerine birbirine karşıt okumaların metinden nasıl beslendiğini anlatabilir.
  • Belirsizliğin «her yorum doğrudur» anlamına gelmediğini, metnin belirsizliği nasıl sınırladığını tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Yarı barbar bir krallıkta suçluların yargılanma yöntemi basittir. Sanık bir arenaya çıkarılır ve karşısında iki kapı durur. Birinin arkasında aç bir kaplan, öbürünün arkasında genç ve güzel bir kadın vardır. Kaplanın kapısını açan paramparça edilir; kadının kapısını açan suçsuz sayılır ve o kadınla hemen evlendirilir.

Bir gün sanık, kralın kızını seven genç bir adamdır. Prenses, iki kapının arkasında neyin beklediğini öğrenmiştir. Kadının kapısının arkasında, sevgilisine göz koyduğundan kuşkulandığı, nefret ettiği bir saray kadını vardır. Genç adam arenadan prensese bakar. Prenses belli belirsiz sağı işaret eder. Genç adam sağdaki kapıya yürür ve açar.

Ve öykü burada biter.

Büyük soru

Bir metin okura en önemli bilgiyi vermediğinde, bu bir eksiklik midir, yoksa bir yöntem mi? Ve bir metin birden fazla anlama açıksa, istediğimiz anlamı seçebilir miyiz?

Bağlam

Önceki üç ünitede metinlerin katmanlı olabileceğini, bir şeyin başka bir şeyin yerine geçebileceğini ve söylenenin kastedilenden farklı olabileceğini gördük. Her birinde okur, dikkatli bir okumayla gizli anlama ulaşabiliyordu. Bu ünitede ise metnin bu anlamı bilerek açık bıraktığı durumlara bakacağız.

Belirsizlik, bir metnin bir noktasının ya da bütününün birden fazla biçimde anlaşılabilmesi ve metnin bu olasılıklar arasında kesin bir seçim yapmamasıdır. Üç düzeyde karşımıza çıkar. Sözcük düzeyinde, bir sözcük ya da cümle iki anlama aynı anda açılabilir. Olay düzeyinde, anlatı neyin olduğunu söylemeden bitebilir. Yorum düzeyinde ise olaylar bellidir ama onların ne anlama geldiği iki ayrı yöne çekilebilir.

Sözcük düzeyindeki belirsizliği Türk okuru iyi tanır. Söz sanatları dersinde gördüğümüz tevriye, bir sözcüğün yakın ve uzak iki anlamını birlikte işletir; divan şairi çoğu zaman okurun hangisini seçeceğini bilerek belirsiz bırakır. Akademinin açılış dersinde de Ahmet Haşim'in şiirden açıklık değil sezgi beklediğini, onu sözden çok musikiye yakın gördüğünü izlemiştik. Belirsizlik, bu anlayışta bir kusur değil, şiirin kendisidir.

Ana anlatı — açık uçlu son: kadın mı, kaplan mı?

Soğuk açılıştaki öykü, Amerikalı yazar Frank Stockton'ın «Kadın mı, Kaplan mı?» adlı öyküsüdür. Kasım 1882'de The Century Magazine'de yayımlandı. Öykü, sağdaki kapıdan neyin çıktığını söylemeden biter.

Açık uçlu son, anlatının merkezî sorusunu cevaplamadan kapanmasıdır. Okur bir sonuç bekler; metin ona bir karar bırakır. Stockton'ın öyküsü o kadar ünlendi ki İngilizcede adı, çözülemeyen bir sorunun kısaltması hâline geldi.

Okurlar cevabı istedi. Stockton Temmuz 1885'te aynı dergide bir devam öyküsü yayımladı: «Tereddüt Önleyicisi». Beş yolcu krallığa gelir ve o gün kapıdan neyin çıktığını öğrenmek ister. Bir saray görevlisi onlara başka bir hikâye anlatır: gözleri bağlı olarak evlendirilen bir prens, kırk kadının arasından karısını bulmak zorundadır; bulamazsa öldürülecektir. Prens iki kadın arasında kalır, biri gülümser, biri kaşlarını çatar, ve doğru seçimi yapar. Görevli yolculara, prensin hangi kadınla evlendiğini bilirlerse ilk sorunun cevabını da vereceğini söyler. Öykü, yolcuların hâlâ bir karara varamadığını söyleyerek biter. Stockton, bir soruya ikinci bir soruyla cevap vermişti.

Tersine bir deney de yapıldı. Öykü 1888'de sahneye uyarlandığında, oyun sonunda seyirciye cevabı açıkladı: kapıdan ne bir kadın ne bir kaplan, yaşlı bir kocakarı çıkıyordu. Belirsizlik çözüldü, ama öykünün kendisi bir şakaya dönüştü. Soru ortadan kalkınca, prensesin iç çatışması da önemini yitirdi.

Ana anlatı — çok anlamlılık: hayaletler var mı?

Belirsizlik bazen olayın sonunda değil, olayın kendisinde yaşar. Henry James'in 1898'de bir dergide on iki bölüm hâlinde yayımlanan Yürek Burgusu (The Turn of the Screw) adlı kısa romanında, bir mürebbiye, bakmakla görevli olduğu iki çocuğun, ölmüş iki hizmetkârın hayaletleriyle ilişki içinde olduğuna inanır. Hayaletleri yalnızca o görür ve öyküyü o anlatır.

Bir yüzyılı aşkın süredir okurlar iki kampa ayrılır. Hayaletlerin gerçek olduğunu savunanlara göre bu bir hayalet hikâyesidir. İlk eleştirilerin çoğu da onu böyle okudu. Karşı görüş 1934'te eleştirmen Edmund Wilson'la güç kazandı: Wilson'a göre hayaletler mürebbiyenin bastırılmış duygularından doğan sanrılardı. Virginia Woolf ise 1918'deki bir yazısında bu iki kampın arasında durdu: hayaletlerin bağımsız bir varlığı yoktu, ama bunlar mürebbiyenin dünyadaki kötülüğü giderek daha çok sezmesini temsil ediyordu.

Bu tartışmanın öğretici yanı, her iki kampın da metinden kanıt getirebilmesidir. Metin iki okumaya da yetecek kadar ipucu verir ve hiçbirini kesin olarak dışlamaz. Belirsizlik burada bir eksiklik değil, yapının kendisidir: öykünün gerilimi, okurun anlatıcıya güvenip güvenmeyeceğine karar verememesinden doğar.

Yaygın yanlış«Belirsiz bir metin, her okurun istediği anlamı verebileceği bir metindir.»
Doğrusu

— Belirsizlik sınırsız değildir. Stockton'ın arenasında iki kapı vardır, üç değil; Yürek Burgusu'nda iki ana okuma yolu vardır ve her biri metinden kanıt getirmek zorundadır. Belirsiz bir metin olasılıkları çoğaltır, ama bu olasılıklar metnin kendi kurduğu çerçevenin içinde kalır. Buna sınırlı belirsizlik diyebiliriz: metin seçimi okura bırakır, ama seçeneklerin neler olduğunu kendisi belirler.

Metin anı

Stockton'ın öyküsünün son iki paragrafı:

Her decision had been indicated in an instant, but it had been made after days and nights of anguished deliberation. She had known she would be asked, she had decided what she would answer, and, without the slightest hesitation, she had moved her hand to the right.
The question of her decision is one not to be lightly considered, and it is not for me to presume to set myself up as the one person able to answer it. And so I leave it with all of you: Which came out of the opened door,--the lady, or the tiger?

Bugünkü Türkçeyle: «Kararını bir anda belli etmişti, ama bu karar günler ve geceler süren ıstıraplı düşünmelerin sonunda verilmişti. Kendisine sorulacağını biliyordu, ne cevap vereceğine karar vermişti ve en küçük bir tereddüt göstermeden elini sağa doğru hareket ettirmişti. Onun kararı hafife alınacak bir mesele değildir ve bu soruyu cevaplayabilecek tek kişi olarak kendimi ortaya koymak bana düşmez. Bu yüzden onu hepinize bırakıyorum: Açılan kapıdan hangisi çıktı, kadın mı, kaplan mı?»

İlk paragraf bize her şeyi söyler, bir şey dışında. Kararın ne kadar düşünülmüş olduğunu biliyoruz: «günler ve geceler». Tereddüt olmadığını biliyoruz. El sağa gitmiştir. Ama sağdaki kapının arkasında ne olduğunu bilmiyoruz; dolayısıyla prensesin neye karar verdiğini de bilmiyoruz. Anlatıcı kararın varlığını ayrıntısıyla kurar, içeriğini saklar.

Öykünün önceki sayfaları bu boşluğu dengeyle doldurmuştu. Prenses, sevgilisinin kaplanın dişleri arasında can vermesini düşünüp dehşete kapılır; ama onu nefret ettiği kadınla evlenirken, çiçeklerle döşeli yolda yürürken görmeyi düşünmek de onu ıstıraba sokar. İki olasılığın ağırlığı neredeyse eşittir. Belirsizlik rastlantı değil, özenle kurulmuş bir terazidir.

İkinci paragrafta anlatıcı sahneden çekilir. «Bu soruyu cevaplayabilecek tek kişi olarak kendimi ortaya koymak bana düşmez.» Bu, bir alçakgönüllülük pozu olduğu kadar bir yöntem açıklamasıdır: cevap, prensesi nasıl okuduğumuza bağlıdır. Onu kıskançlığından arınamayacak bir «yarı barbar» mı sayıyoruz, yoksa sevgisinin nefretinden güçlü olduğuna mı inanıyoruz? Son soru okura yöneltilir ve «hepinize» sözcüğü okurları tek tek bir jüriye dönüştürür. Öykü okuru bir karara zorlar, ama doğru cevabı vermez; çünkü doğru cevap yoktur, yalnızca okurun kendi insan anlayışını ortaya koyan bir cevap vardır.

Cevap ve bağlantı

En önemli bilgiyi esirgeyen bir öykü eksik midir? Stockton'ın öyküsü ve onun devamı, bunun bilinçli bir yöntem olabileceğini gösterir. Cevabı veren 1888 uyarlaması ise belirsizlik ortadan kalkınca öykünün asıl konusunun, prensesin bölünmüş yüreğinin, de silindiğini.

Bir metin birden fazla anlama açıksa istediğimizi seçebilir miyiz? Hayır, ama birden fazlası arasında seçim yapabiliriz. Yürek Burgusu'nun iki kampı gibi, her okuma metinden kanıt getirmek zorundadır. Belirsizlik yorumun özgürlüğünü genişletir, ama onu metnin kurduğu çerçevenin içinde tutar.

Kapanış kancası

Yürek Burgusu tartışmasında iki kamp yüz yıldır aynı metne bakıp farklı sonuçlara varıyor. Peki hangisinin daha iyi bir okuma olduğuna nasıl karar verilir? Bir yorumu savunmak için metinden ne kadar alıntı gerekir, alıntı nasıl seçilir, ve bir alıntı bir iddiayı gerçekten destekliyor mu? Kanıtla düşünmenin yolları, sıradaki durak.

Özet kartı

  1. Belirsizlik, bir metnin birden fazla biçimde anlaşılabilmesi ve metnin bu olasılıklar arasında kesin bir seçim yapmamasıdır; sözcük (tevriye gibi), olay (açık uçlu son) ve yorum düzeylerinde görülür.
  2. Stockton'ın «Kadın mı, Kaplan mı?» öyküsü (1882) prensesin işaret ettiği kapıdan neyin çıktığını söylemeden biter; 1885 tarihli devamı da cevabı başka bir bilmeceye bağlar.
  3. 1888 sahne uyarlaması cevabı açıklayınca (kapıdan yaşlı bir kocakarı çıkar) belirsizlik çözülür, ama öykü bir şakaya dönüşür ve prensesin iç çatışması önemini yitirir.
  4. Henry James'in Yürek Burgusu (1898) üzerine hayaletleri gerçek sayanlar ile mürebbiyenin sanrısı sayanlar (Edmund Wilson, 1934) ayrılır; iki okuma da metinden kanıt getirebilir.
  5. Belirsizlik sınırlıdır: metin seçimi okura bırakır ama seçenekleri kendisi belirler. Stockton'ın son paragrafı kararın varlığını ayrıntıyla kurup içeriğini saklar ve okuru jüriye dönüştürür.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
belirsizlikambiguityMetnin birden fazla biçimde anlaşılabilmesi ve olasılıklar arasında kesin seçim yapmaması
açık uçlu sonopen endingAnlatının merkezî sorusunu cevaplamadan kapanması
çok anlamlılıkpolysemyBir dil biriminin birkaç anlamı birlikte taşıyabilmesi
sınırlı belirsizlikbounded ambiguityMetnin kararı okura bırakırken seçenekleri kendi yapısıyla belirlemesi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Belirsizliğin üç düzeyini sayın ve her biri için bir örnek verin.
  2. (Kazanım 2) Stockton'ın son iki paragrafında anlatıcı neyi ayrıntıyla anlatır, neyi saklar? «Hepinize» sözcüğünün işlevi nedir?
  3. (Kazanım 2) 1888 sahne uyarlamasının cevabı açıklaması öyküye ne kazandırdı, ne kaybettirdi?
  4. (Kazanım 3) Yürek Burgusu üzerine iki temel okuma nedir? Virginia Woolf'un görüşü bunların neresinde durur?
  5. (Kazanım 4) «Belirsiz metin, her okurun istediği anlamı verebileceği metindir» görüşü neden yanlıştır? Sınırlı belirsizlik kavramıyla açıklayın.

Cevaplar

  1. Sözcük düzeyi: bir sözcüğün iki anlamı birlikte işletmesi (tevriye). Olay düzeyi: anlatının neyin olduğunu söylemeden bitmesi (Stockton'ın kapısı). Yorum düzeyi: olayların iki ayrı anlama çekilebilmesi (Yürek Burgusu'ndaki hayaletler).
  2. Kararın ne kadar uzun düşünüldüğünü, tereddüt olmadığını ve elin sağa gittiğini ayrıntıyla anlatır; sağdaki kapının arkasında ne olduğunu, yani kararın içeriğini saklar. «Hepinize» sözcüğü okurları tek tek bir jüri gibi karara çağırır; cevap, okurun prensesi nasıl okuduğuna bağlıdır.
  3. Seyirciye bir sonuç ve bir şaşırtma kazandırdı (kapıdan yaşlı bir kocakarı çıkar); ama belirsizlik çözülünce öykü bir şakaya dönüştü, prensesin sevgi ile kıskançlık arasındaki bölünmüş yüreği, yani öykünün asıl konusu önemini yitirdi.
  4. Birinci okumaya göre hayaletler gerçektir ve bu bir hayalet hikâyesidir; ikinci okumaya göre (Edmund Wilson, 1934) hayaletler mürebbiyenin bastırılmış duygularından doğan sanrılardır. Woolf ikisinin arasında durur: hayaletlerin bağımsız bir varlığı yoktur, ama mürebbiyenin sanrısı olarak da değil, dünyadaki kötülüğü giderek daha çok sezmesinin temsili olarak okunur.
  5. Çünkü belirsizlik metnin kurduğu çerçevenin içinde kalır: Stockton'ın arenasında iki kapı vardır, üç değil; Yürek Burgusu'nda iki ana okuma vardır ve her biri metinden kanıt getirmek zorundadır. Metin seçimi okura bırakır, ama seçeneklerin neler olduğunu kendisi belirler.

Okuma

  • Frank R. Stockton, «The Lady, or the Tiger?» (1882): Gutenberg'de ücretsiz; öyküyü okuyup kendi cevabınızı iki cümleyle gerekçelendirin.
  • Henry James, Yürek Burgusu (1898): mürebbiyenin hayaletleri ilk kez gördüğü sahneyi iki okumaya göre ayrı ayrı yorumlayın.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:50 Soğuk açılış: yarı barbar bir krallığın arenası; iki özdeş kapı. Tribünde bir prenses; eli belli belirsiz sağa kıpırdar. Genç bir adam sağdaki kapıyı açar; tam o anda ekran kararır.
  • 0:50–1:10 Büyük soru: yarısı eksik bir yapboz; eksik parçanın yerinde iki farklı parça gölgesi.
  • 1:10–2:40 Bağlam: üç katlı bir yapı: sözcük, olay, yorum. En altta bir divan beytinde bir sözcük iki renkte yanar.
  • 2:40–5:10 Ana anlatı — açık uçlu son: bir dergi kapağı, Kasım 1882. Üç yıl sonra ikinci bir kapak; kırk peçeli kadın arasında iki yüz: biri gülümser, biri kaşlarını çatar. Ardından bir tiyatro sahnesi; kapı açılır ve yaşlı bir kocakarı çıkar, seyirci güler.
  • 5:10–7:40 Ana anlatı — çok anlamlılık: büyük bir kır evi; pencerede bir yüz belirir. Ekran ikiye bölünür: solda yüz gerçek bir hayalet, sağda aynı pencere boş ve mürebbiyenin gözlerinde bir yansıma.
  • 7:40–10:00 Metin anı: prensesin eli yavaşça sağa döner; bir terazi, bir kefesinde kaplanın gölgesi, öbüründe bir düğün alayı; iki kefe titreşerek dengede kalır. Son satırda ekran okura döner; izleyiciler bir jüri sırasına dönüşür.
  • 10:00–11:00 Cevap ve bağlantı: iki kapılı bir çerçeve; okurların okları iki kapıdan birine gider, çerçevenin dışına çıkan ok olmaz.
  • 11:00–11:30 Kapanış kancası: aynı kitaptan iki farklı sayfaya iliştirilmiş yapışkan notlar ve tırnak içinde alıntılar.

Telaffuz

  • Frank R. Stockton: «FRENK STOK-tın»; The Lady, or the Tiger?: «dı LEY-di or dı TAY-gır»; The Century Magazine: «dı SEN-çı-ri me-ga-ZİN»; The Discourager of Hesitancy: «dı dis-KA-rı-cır ov HE-zi-tın-si».
  • Henry James: «HEN-ri CEYMZ»; The Turn of the Screw: «dı TÖRN ov dı SKRU»; Collier's Weekly: «KO-li-ırz Vİİ-kli».
  • Edmund Wilson: «ED-mınd VİL-sın»; Virginia Woolf: «vır-Cİ-nya VULF»; Sydney Rosenfeld: «SİD-ni RO-zın-feld».