İçeriğe geç

Ünite EDB-102-03 · Seviye 1 — Temel

Aruz ölçüsüne giriş

EDB-102 Şiir Bilgisi

2.050 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • aruz
  • açık ve kapalı hece
  • tef'ile
  • imâle
  • zihaf
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Aruz, hecelerin uzunluk ve kısalığının belli kalıplara göre dizilmesine dayanan ölçüdür; Arap şiirinde doğmuş, Fars ve Türk şiirine geçmiştir.
  2. Türkçede açık (ünlüyle biten) heceler kısa, kapalı (ünsüzle biten) heceler ve uzun ünlülü heceler uzundur; dizenin son hecesi uzun sayılır.
  3. Tef'ileler, uzun ve kısa hece dizilerini adlandıran ölçü birimleridir; bir dizeyi tef'ilelerine bölmeye takti' denir.
  4. Türkçede uzun ünlü bulunmadığından imâle (kısa heceyi uzatma) ve zihaf (uzun heceyi kısaltma) gibi zorlamalar doğmuştur; zihaf büyük kusur sayılır.
  5. Mehmed Âkif'in «Bülbül» şiirindeki dizeler, bir kısa ve üç uzun heceden oluşan mefâîlün kalıbının dört kez tekrarıdır.

Kazanımlar

  • Aruz ölçüsünü tanımlayabilir ve onu hece ölçüsünden ayıran temel ölçütü açıklayabilir.
  • Bir Türkçe dizede açık ve kapalı heceleri ayırıp uzun ve kısa işaretleriyle gösterebilir.
  • Tef'ile kavramını ve aruz kalıplarının nasıl kurulduğunu örneklerle anlatabilir.
  • Türkçenin aruzla ilişkisinden doğan imâle ve zihaf gibi sorunları açıklayabilir ve Mehmet Âkif'in bir beytini kalıbına göre bölebilir.

Video metni

Soğuk açılış

Sekizinci yüzyılda Basra'da yaşayan dil bilgini Halîl b. Ahmed, Arap şiirinin ölçülerini ilk kez sistemli bir düzene bağladı. Sonraki yüzyıllarda onun hakkında güzel bir hikâye anlatıldı: Mekke'de, kendisine yeni bir ilim bahşedilmesi için dua etmiş, ardından bu ilmi kurmuş ve ona Mekke'nin adlarından biri olan «arûz» adını vermiş.

Ansiklopediler bu adlandırma hikâyesinin sonradan yapılmış bir yakıştırma olduğunu söyler. Halîl'in kendi sözlüğünde kelimenin açıklaması çok daha sadedir: arûz, «kendisiyle bir şey karşılaştırılan» demektir, «çünkü şiir onunla karşılaştırılır». Aruz, bir şiirin tutulduğu bir aynadır.

Büyük soru

Aruz ölçüsü nasıl çalışır? Hecelerin sayısına değil ağırlığına bakan bir ölçü, bir dizeye nasıl bir ritim verir ve Türkçeyle nasıl bir ilişki kurar?

Bağlam

Önceki ünitede hece ölçüsünün «Anadolu» ile «Hindistan» arasında ağırlık farkı gözetmediğini görmüştük: parmak hesabı ikisinde de hecelerin kaç tane olduğuna bakar, ne kadar dolgun olduklarına değil. Aruz bu iki kelimeye çok farklı bakar. Hin-dis-tan'ın hecelerinin hepsi ünsüzle biter ve uzundur; A-na-do-lu'nun heceleri ise ünlüyle biter ve kısadır. Aruzun gözünde bu fark, bir müzik parçasında uzun ve kısa notalar arasındaki fark kadar önemlidir.

Aruz Arap şiirinde doğdu, İslam kültürüyle birlikte Fars ve Türk şiirine geçti. Türk şiirinde Divan edebiyatının ana ölçüsü oldu ve yirminci yüzyıla kadar büyük şairlerin elinde yaşadı.

Ana anlatı — uzun hece, kısa hece

Aruzun temel malzemesi hecenin uzunluğudur. Türkçe için pratik kural şudur: ünlüyle biten hece açık hecedir ve kısa sayılır; ünsüzle biten hece kapalı hecedir ve uzun sayılır. Kısa hece genellikle bir nokta ya da küçük bir yay, uzun hece bir çizgi ile gösterilir.

Birkaç örnek: «gü-lü» kelimesinde iki hece de ünlüyle biter, ikisi de kısadır. «Gön-lüm» kelimesinde iki hece de ünsüzle biter, ikisi de uzundur. «Öp-tü» kelimesinde ilk hece uzun, ikincisi kısadır.

Bir ayrıntı daha var. Arapça ve Farsçadan gelen bazı kelimelerde uzun ünlü bulunur ve bunlar düzeltme işaretiyle yazılır: â, î, û. Bu ünlülerle biten hece, açık olsa bile uzun sayılır. «Sa-bâ» kelimesinde ikinci hece açıktır ama uzundur. Bir dizenin son hecesi ise, nasıl biterse bitsin, uzun kabul edilir.

Ana anlatı — ölçü kalıpları ve tef'ileler

Aruzda hecelerin uzun ve kısa dizilişi rastgele değildir; belli kalıplara uyar. Bu kalıpların yapı taşlarına tef'ile denir. Halîl b. Ahmed, bir dil bilgini olarak, Arapçada kelime kalıplarını göstermek için kullanılan «f-‘-l» kökünden yapay kelimeler türetti ve her ölçü birimini bu kelimelerle adlandırdı: «fâilâtün», «mefâîlün», «müstef'ilün», «feûlün» gibi. Her tef'ile, belli bir uzun ve kısa hece dizisinin adıdır. Örneğin «mefâîlün» bir kısa ve üç uzun hecedir: nokta, çizgi, çizgi, çizgi.

Bir dizenin ölçüsü, birkaç tef'ilenin belli bir sırayla dizilmesinden ve tekrarından oluşur. Dizeyi tef'ilelerine göre parçalara bölmeye takti' denir; kelime «kesmek, ayırmak» anlamına gelir.

Burada önceki ünitenin görüntüsü geri döner. Beytin «ev», mısranın «kapı kanadı» olduğunu görmüştük. Aruz terimleri de bu evin, daha doğrusu bir kıl çadırın malzemesinden alınmıştır. Tef'ileleri oluşturan en küçük ses öbeklerine sebeb, yani ip; veted, yani kazık; ve fâsıla, yani çadır bezi denir. Şiir, iple bağlanıp kazıkla yere çakılmış bir çadır gibi kurulur.

Ansiklopedi aruz ile hece arasındaki farkı da kısa bir cümleyle özetler: hece ölçüsünde esas olan, dizelerdeki hece sayısının eşitliğidir; aruzda ise hecelerin uzunluk ve kısalık bakımından ses değerlerinin eşitliği önemlidir. Bununla birlikte aruzda hece sayısının da eşit olması gerekir.

Ana anlatı — Türkçe aruza nasıl sığar?

Aruz, uzun ve kısa ünlülerin ayrı sesler olduğu Arapçaya göre doğmuştu. Türkçenin kendi kelimelerinde ise uzun ünlü yoktur. Bu fark, Türk şairlerine yüzyıllar boyunca bir sorun çıkardı. Bir Türkçe kelimenin hecesi kalıbın istediği yere uymadığında şair ya kelimeyi zorlar ya da kalıbı esnetirdi.

Bu zorlamaların adları vardır. İmâle, kalıba uydurmak için kısa bir heceyi uzun okumaktır; daha çok Türkçe kelimelerde görülür. Zihaf, bunun tersidir: uzun bir heceyi kısa okumak. Zihaf büyük bir aruz kusuru sayılır ve usta şairler ondan kaçınır. Bir de ulama vardır: ünsüzle biten bir kelimenin, ünlüyle başlayan sonraki kelimeye bağlanarak okunması. Ulama hece ölçüsünde de kullanılan doğal bir okuma biçimidir.

Türk şairleri bu sorunu bir ölçüde kalıp seçerek çözdü. Ansiklopedilere göre Türkler başlangıçtan itibaren, hecenin sekizli ve on birli kalıplarına benzeyen aruz ölçülerini tercih etti. On birinci yüzyılda yazılan Kutadgu Bilig'in «feûlün feûlün feûlün feûl» kalıbı, hece ölçüsünün 6 + 5'ine benzer bir yürüyüş taşır. İki ölçü, Türk şiirinde uzun süre bir ortak zemin aradı.

Tartışmanın sesi de yüksek oldu. Hece ölçüsünü savunan Namık Kemal, aruzdaki imâle ve zihaflardan yakınarak bir mektubunda şiiri bir zincirden kurtarmak isteyenin kırması gereken demir bağın Acem, yani Fars ölçüleri olduğunu yazdı. Öte yandan aruz, on dokuzuncu ve yirminci yüzyılda Tevfik Fikret, Mehmed Âkif ve Yahya Kemal gibi şairlerin elinde Türkçeye daha iyi yerleşmiş bir ölçüye dönüştü.

Yaygın yanlış«Aruzda hece sayısı önemli değildir, yalnızca uzunluk önemlidir» diye düşünülür.
Doğrusu

Aruzda esas olan hecelerin uzunluk ve kısalık değerlerinin kalıba uymasıdır, ama aynı kalıpla yazılmış dizelerin hece sayısı da eşit olmalıdır.

Yaygın yanlış«Aruz yalnızca eski Divan şiirinin ölçüsüdür» diye de düşünülür.
Doğrusu

Aruz yirminci yüzyılda da kullanıldı; Mehmed Âkif ve Yahya Kemal gibi şairler onu Türkçeye iyi yerleşmiş bir biçimde işledi.

Metin anı

1921'de Mehmed Âkif'in yayımlanan «Bülbül» şiirinde şair, öten bir bülbüle seslenir:

Eşin var, aşiyanın var, baharın var, ki beklerdin,
Kıyametler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?

Eşin var, yuvan var, baharın var, ki onları bekliyordun; kıyametler koparmak neydi, ey bülbül, derdin nedir?

Şimdi ilk dizeyi takti' edelim, yani tef'ilelerine bölelim:

E-şin var â / şi-yâ-nın var / ba-hâ-rın var / ki bek-ler-din

Her dört parçanın ilk hecesi açıktır ve kısadır: e, şi, ba, ki. Sonraki üç hece ise ya ünsüzle biter ya da uzun bir ünlü taşır: şin, var, â; yâ, nın, var; hâ, rın, var; bek, ler, din. Her parça bir kısa ve üç uzun heceden oluşur: nokta, çizgi, çizgi, çizgi. Bu «mefâîlün» kalıbıdır ve dize onu dört kez tekrarlar. İkinci dize de aynı kalıba oturur: Kı-yâ-met-ler / ko-par-mak ney / di ey bül-bül / ne-dir der-din.

Burada ince bir nokta var. «Eşin var aşiyanın» sözünde «var» kelimesi ünlüyle başlayan bir kelimeden önce gelir; ulama yapılıp «va-râ-şi-yâ» diye okunsaydı «va» hecesi açılır ve kısalırdı, kalıp da bozulurdu. Kalıp burada «var» hecesini kapalı ve uzun istediği için okur ulama yapmaz. Aruz, bazen hangi okumanın doğru olduğuna da karar verir. Bu iki dizede imâleye de gerek kalmaz; kelimeler kalıba zorlanmadan yerleşir. Bir kısa ve üç uzun heceden oluşan her parça, bir kanat vuruşu gibi, bir kısa çırpıntıdan sonra uzun bir süzülmeye döner. Bülbülün feryadı, bu tekrar eden dört vuruşla bir ağıta dönüşür.

Cevap ve bağlantı

Aruz ölçüsü hecelerin sayısına değil, uzunluk ve kısalığına bakar; ama hece sayısının eşitliğini de ister. Türkçede ünlüyle biten açık heceler kısa, ünsüzle biten kapalı heceler ve uzun ünlülü heceler uzun sayılır. Bu uzun ve kısa hecelerin belli sıralarla dizilmesi, tef'ile denen ölçü birimlerini ve onların tekrarından doğan kalıpları oluşturur. Türkçede uzun ünlü bulunmadığı için Türk şairleri imâle ve zihaf gibi zorlamalara başvurdu; usta şairler ise bu zorlamaları en aza indirerek aruzu Türkçeye yerleştirdi.

Hece ölçüsü sayar, aruz tartar. Birinin gücü doğallığında, öbürünün gücü müziğindedir.

Kapanış kancası

Hece ile aruz arasındaki tartışma bir yüzyıl sürdü. Sonra, yirminci yüzyılın ortasında, bir grup genç şair ikisini birden bıraktı: ne hece saydılar ne aruz tarttılar. Hecenin sayısı ve aruzun ağırlığı olmadan bir şiir nasıl ritim kazanır? Bir sonraki ünite, ölçüsüz şiirin ritmine bakıyor.

Özet kartı

  1. Aruz, hecelerin uzunluk ve kısalığının belli kalıplara göre dizilmesine dayanan ölçüdür; Arap şiirinde doğmuş, Fars ve Türk şiirine geçmiştir.
  2. Türkçede açık (ünlüyle biten) heceler kısa, kapalı (ünsüzle biten) heceler ve uzun ünlülü heceler uzundur; dizenin son hecesi uzun sayılır.
  3. Tef'ileler, uzun ve kısa hece dizilerini adlandıran ölçü birimleridir; bir dizeyi tef'ilelerine bölmeye takti' denir.
  4. Türkçede uzun ünlü bulunmadığından imâle (kısa heceyi uzatma) ve zihaf (uzun heceyi kısaltma) gibi zorlamalar doğmuştur; zihaf büyük kusur sayılır.
  5. Mehmed Âkif'in «Bülbül» şiirindeki dizeler, bir kısa ve üç uzun heceden oluşan mefâîlün kalıbının dört kez tekrarıdır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
AruzQuantitative metreHecelerin uzunluk ve kısalığına dayanan ölçü sistemi
Açık ve kapalı heceOpen and closed syllableÜnlüyle biten kısa hece ile ünsüzle ya da uzun ünlüyle biten uzun hece
Tef'ileMetrical footBelli bir uzun–kısa hece dizisini gösteren ölçü birimi
İmâleLengtheningKalıba uydurmak için kısa heceyi uzun okuma
ZihafShorteningKalıba uydurmak için uzun heceyi kısa okuma; büyük kusur

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Hece ölçüsü ile aruz ölçüsü arasındaki temel fark nedir? Aruzda hece sayısı önemli midir?
  2. (Kazanım 2) «Gönlüm», «gülü» ve «sabâ» kelimelerinin hecelerini uzun ve kısa olarak işaretleyin.
  3. (Kazanım 3) «Mefâîlün» tef'ilesi hangi uzun–kısa hece dizisini gösterir? Takti' ne demektir?
  4. (Kazanım 4) İmâle ve zihaf nedir? Neden Türk şairleri bu sorunlarla Arap şairlerinden daha çok karşılaştı?
  5. (Kazanım 4) Mehmed Âkif'in «Kıyametler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?» dizesini takti' edin ve kalıbını söyleyin.

Cevaplar

  1. Hece ölçüsü dizelerdeki hecelerin sayısının eşitliğine, aruz ise hecelerin uzunluk ve kısalık değerlerinin belli bir kalıba uymasına dayanır. Aruzda hece sayısı da önemlidir; aynı kalıpla yazılmış dizelerin hece sayısı eşit olmalıdır.
  2. Gön-lüm: iki hece de ünsüzle biter, ikisi de uzundur (çizgi, çizgi). Gü-lü: iki hece de ünlüyle biter, ikisi de kısadır (nokta, nokta). Sa-bâ: ilk hece açık ve kısa, ikinci hece uzun ünlülü olduğu için uzundur (nokta, çizgi).
  3. Bir kısa ve üç uzun heceyi gösterir: nokta, çizgi, çizgi, çizgi. Takti', «kesmek, ayırmak» anlamına gelir ve bir dizeyi tef'ilelerine göre parçalara bölmektir.
  4. İmâle, kalıba uydurmak için kısa bir heceyi uzun okumaktır; zihaf, uzun bir heceyi kısa okumaktır. Aruz, uzun ve kısa ünlülerin ayrı olduğu Arapçaya göre doğmuştu; Türkçenin kendi kelimelerinde uzun ünlü bulunmadığı için Türk şairleri kelimeleri kalıba sokarken bu tür zorlamalara daha çok başvurmak zorunda kaldı.
  5. Kı-yâ-met-ler / ko-par-mak ney / di ey bül-bül / ne-dir der-din. Her parça bir kısa ve üç uzun heceden oluşur; dize dört kez tekrarlanan mefâîlün kalıbıyla yazılmıştır.

Okuma

  • Mehmed Âkif Ersoy, «Bülbül». Şiirin ilk birkaç beytini sesli okuyup her dizeyi mefâîlün kalıbına göre bölmeyi deneyin.
  • Çetin'in «Arûz» ve Durmuş'un «Tef'île» maddeleri (TDV İslâm Ansiklopedisi). Aruzun tarihi, terimleri ve Türk şiirindeki serüveni için.
  • Hece ölçüsüyle yazılmış bir türkü ile aruzla yazılmış bir şarkı sözü seçin; ikisini de yüksek sesle okuyup ritimlerinin nerede ayrıldığını not edin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:50 Soğuk açılış: sekizinci yüzyıldan bir kütüphane; bir el bir kâğıda uzun ve kısa çizgiler dizer. Ardından şiirin bir aynaya tutulduğu soyut bir görüntü.
  • 0:50–1:15 Büyük soru: bir terazi; bir kefede «Hindistan», öbüründe «Anadolu»; terazi Hindistan'dan yana ağır basar.
  • 1:15–2:10 Bağlam: önceki ünitenin parmak sayma görseli, ardından terazi görseli; Arap, Fars ve Türk şiirini temsil eden üç yazı sırayla belirir.
  • 2:10–4:00 Ana anlatı — uzun ve kısa: «gü-lü», «gön-lüm», «öp-tü» kelimeleri hecelere ayrılır; açık hecelerin üstünde noktalar, kapalı hecelerin üstünde çizgiler belirir.
  • 4:00–6:00 Ana anlatı — kalıplar: «mefâîlün» kelimesi nokta, çizgi, çizgi, çizgi dizisine dönüşür. Ardından bir kıl çadır kurulur: ipler (sebeb), kazıklar (veted), çadır bezi (fâsıla) sırayla yerini alır.
  • 6:00–7:50 Ana anlatı — Türkçe ve aruz: bir Türkçe kelime bir kalıbın içine sığmaya çalışır; bir hece uzatılır (imâle), bir hece sıkıştırılır (zihaf, kırmızı uyarıyla).
  • 7:50–10:10 Metin anı: bir gül dalında öten bir bülbül; dize ekrana gelir ve dört parçaya bölünür; her parçanın altında nokta, çizgi, çizgi, çizgi yanar. Bülbülün kanat çırpışı her parçanın ritmiyle eşzamanlı.
  • 10:10–10:40 Cevap ve kapanış: terazi ile sayan el yan yana; son karede ikisi de solar ve boş bir sayfa kalır.

Anlatıcı açılışı bir efsane anlatır gibi, uzun–kısa bölümlerini sabırla ve tane tane, Âkif'in dizelerini ise mefâîlün ritmini duyuracak biçimde, her parçada küçük bir vurgu bırakarak okur.

Telaffuz

  • Aruz: «a-RUZ». Tef'ile: «tef-Î-le». Mefâîlün: «me-fâ-Î-lün». Fâilâtün: «fâ-i-LÂ-tün». Müstef'ilün: «müs-tef-İ-lün». Feûlün: «fe-Û-lün». Takti': «tak-Tλ. İmâle: «i-MÂ-le». Zihaf: «zi-HÂF». Sebeb, veted, fâsıla: «se-BEB, ve-TED, FÂ-sı-la».
  • Halîl b. Ahmed: «ha-LÎL bin AH-med». Kitâbü'l-ʿAyn: «ki-TÂ-bül AYN». Kutadgu Bilig: «ku-tad-GU bi-LİG».
  • Mehmed Âkif Ersoy: «meh-MED Â-kif er-SOY». Âşiyân: «â-şi-YÂN» (yuva).