İçeriğe geç

Ünite EDB-101-09 · Seviye 1 — Temel · Uzman ünitesi

Klasik belagat ile Batı retoriği ve bilişsel metafor kuramı (Lakoff)

EDB-101 Edebi Dil ve Söz Sanatları

2.661 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · anlatım 14 dk

  • kavramsal metafor
  • kaynak alan ve hedef alan
  • eşleme
  • metonimi
  • metafor tanıma yöntemi
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Aristoteles metaforu bir adın başka bir şeye aktarılması olarak geniş tanımlar; bu şemsiye, belagatin istiare ve mecaz-ı mürsel başlıklarını birlikte kapsar.
  2. Quintilianus'a göre metafor kısaltılmış bir benzetmedir ve «o bir aslandır» metafordur; klasik belagate göre aynı cümle, iki taraf da bulunduğu için teşbih-i beliğdir.
  3. Lakoff ile Johnson'a göre metafor yalnızca dilde değil düşüncede de yaygındır; «Tartışma savaştır» ve «Zaman paradır» gibi kavramsal metaforlar pek çok gündelik ifadeyi doğurur.
  4. Kavramsal metafor, bir kaynak alanın bir hedef alana eşlenmesidir; kuram yöntemi yüzünden eleştirilmiş ve metaforu metinlerde sistemli tanıma yöntemleri geliştirilmiştir.
  5. Karacaoğlan'ın «Ben yolcuyum» dizesi belagat, retorik ve bilişsel kuramla okunduğunda dizenin sanatını, etkisini ve düşünce iskeletini ayrı ayrı gösterir.

Kazanımlar

  • Klasik belagatin teşbih–istiare ayrımını Aristoteles'in ve Quintilianus'un metafor tanımlarıyla karşılaştırabilir.
  • Lakoff ile Johnson'ın kavramsal metafor kuramını kaynak alan, hedef alan ve eşleme kavramlarıyla açıklayabilir.
  • Kavramsal metafor kuramına yöneltilen yöntem eleştirisini ve buna cevap olarak geliştirilen sistemli metafor tanıma yöntemini tanımlayabilir.
  • Karacaoğlan'ın bir dörtlüğünü klasik belagatin, Batı retoriğinin ve bilişsel kuramın gözüyle ayrı ayrı okuyup üç okumanın neyi görünür kıldığını değerlendirebilir.

Video metni

Soğuk açılış

Bir gazete bir televizyon tartışmasını şöyle anlatıyor: «Konuk, görüşünü sonuna kadar savundu. Karşı taraf onun iddialarına saldırdı, zayıf noktalarını hedef aldı. Sonunda bütün argümanlarını çürüttü ve tartışmayı kazandı.»

Okuyan kimse burada bir şiir görmez. Savunmak, saldırmak, hedef almak, kazanmak: bunlar tartışmayı anlatmanın en olağan kelimeleridir. Ama bir tartışmada kimse silah kullanmaz, kimse bir kaleyi korumaz. 1980'de iki Amerikalı araştırmacı, dilbilimci George Lakoff ve filozof Mark Johnson, İngilizcede tam da bu tür cümlelerden yola çıkarak şaşırtıcı bir iddia ortaya attı: bu kelimeler süs değildir; tartışmayı zaten bir savaş gibi düşündüğümüz için böyle konuşuruz.

Büyük soru

Bu dersin başından beri bir soruyu taşıyoruz: «Gözlerin deniz» dediğimizde zihnimiz ne yapıyor? Klasik belagat bu soruya sekiz ünite boyunca bir cevap verdi. Batı retoriğinin iki bin yıllık bir cevabı var. Yirminci yüzyılın bilişsel dilbilimi ise bambaşka bir yerden cevap veriyor. Bu üç harita aynı şeyi mi gösteriyor, yoksa her biri dilin başka bir yüzünü mü aydınlatıyor?

Bağlam

Önceki ünitelerde her sanatın klasik adını görürken çoğu zaman bir Batı karşılığı da andık: benzetmenin karşısına simile, ödünç kelimenin karşısına metafor, ad aktarmasının karşısına metonimi, bilmezden gelmenin karşısına ironi, karşıtlığın karşısına antitez yazıldı. Bu eşleşmeler kullanışlıdır, ama tam oturmaz. İki gelenek aynı dil olaylarına bakar, ama onları farklı ölçütlerle böler.

Bu uzman ünitesi üç şey yapıyor. Önce klasik belagatin ölçütlerini Batı retoriğinin iki kurucu metniyle karşılaştırıyor. Sonra Lakoff ile Johnson'ın kuramını ve ona yöneltilen eleştiriyi ele alıyor. Son olarak da tek bir halk şiiri dörtlüğünü üç haritayla birden okuyor.

Ana anlatı — aynı aslan, iki etiket

Batı retoriğinde metafor üzerine bilinen en eski sistemli tanım, Aristoteles'in Poetika'sındadır. Aristoteles metaforu, bir şeye başka bir şeye ait adın aktarılması olarak tanımlar ve bu aktarımın dört yolunu sayar: cinsten türe, türden cinse, türden türe ya da orantı yoluyla. Örneklerinden biri şudur: «İşte gemim orada yatıyor.» Demirde durmak, yatmanın bir türüdür; genel kelime özel durum için kullanılmıştır.

Bu örnek klasik belagatin gözüyle bakıldığında ilginçtir. Burada bir benzetme yoktur; bir kavram ile onun bir türü arasındaki ilişki kullanılmıştır. Belagat bunu istiare değil, benzetmeye dayanmayan mecaz, yani mecaz-ı mürsel çatısı altında düşünürdü. Aristoteles'in «metafor»u, belagatin iki ayrı başlığını, benzerliğe dayanan ödünç kelimeyi ve benzerliksiz ad aktarmasını, aynı çatının altına alır.

Aristoteles bir şey daha söyler: metafora hâkim olmak, başkasından öğrenilemeyecek bir yeteneğin, bir dehanın işaretidir, çünkü iyi metafor yapmak benzerlikleri görebilen bir göz ister.

Yaklaşık dört yüz yıl sonra Romalı hitabet hocası Quintilianus, metaforla benzetme arasındaki ilişkiyi bir cümleyle özetler: «In totum autem metaphora brevior est similitudo.» Genel olarak metafor, kısaltılmış bir benzetmedir. Ardından bir örnek verir. Birinin bir şeyi «aslan gibi» yaptığını söylersem bu bir karşılaştırmadır; biri için «aslandır» dersem bu bir metafordur.

İşte iki geleneğin ayrıldığı nokta. Quintilianus'a göre «O bir aslandır» cümlesi metafordur. Klasik belagate göre ise bu cümle hâlâ bir teşbihtir, daha doğrusu teşbih-i beliğdir; çünkü benzeyen de benzetilen de cümlededir. Belagatte istiare ancak taraflardan biri düştüğünde, «Aslan geldi» dendiğinde başlar. Nitekim Türk belagatı üzerine yazılan kaynaklar, teşbih-i beliğin Batı retoriğinde metafor olarak tanımlandığını ayrıca not eder.

Bu fark önemsiz bir ad meselesi değildir. Batı retoriği, «gibi» kelimesinin varlığına ya da yokluğuna bakar. Klasik belagat ise benzetmenin kaç tarafının cümlede bulunduğunu sayar. Birincisi benzetmenin yüzeyine, ikincisi iskeletine bakar. Aynı aslan, iki gelenekte iki farklı etiket taşır.

Ana anlatı — düşüncenin içindeki metafor

1980'de yayımlanan Metaphors We Live By adlı kitap, adıyla bile, «içinde yaşadığımız metaforlar»dan söz ederek, bu iki eski geleneğin ortak varsayımına itiraz etti. Hem retorik hem belagat, metaforu öncelikle bir söz sanatı olarak incelemişti: sözü güzelleştiren, etkili kılan bir araç. Lakoff ile Johnson ise metaforun yalnızca bir dil meselesi olmadığını, düşüncenin kendisinin büyük ölçüde metaforik olduğunu savundular. Kitabın ilk sayfalarında şöyle derler: metafor yalnızca dilde değil, düşüncede ve eylemde de gündelik hayatın her yerindedir.

Örnekleri İngilizceden gelir. «ARGUMENT IS WAR», yani tartışma savaştır. İddiaların savunulamaz olduğunu söyleriz, bir argümanın zayıf noktalarına saldırırız, eleştiriler hedefi bulur, bir argümanı yıkarız. Lakoff ile Johnson'a göre bu kelimeler şairane değildir; tartışmayı kazanılıp kaybedilen bir şey olarak düşündüğümüz ve öyle yaşadığımız için bu dili kullanırız. Metaforun özünü tek bir cümleyle tanımlarlar:

The essence of metaphor is understanding and experiencing one kind of thing in terms of another.

«Metaforun özü, bir tür şeyi başka bir tür şey aracılığıyla anlamak ve yaşamaktır.»

İkinci ünlü örnekleri «TIME IS MONEY», yani zaman paradır. Zaman harcanır, kazanılır, boşa gider, ayrılır, bütçelenir. Türkçe bu eşlemeyi bir atasözüne kadar taşır: «Vakit nakittir.»

Kuramın terimleri basittir. Anlaşılmak istenen soyut alana hedef alan denir: tartışma, zaman, aşk, hayat. Onu anlamak için başvurulan somut alana kaynak alan denir: savaş, para, yolculuk. İki alan arasındaki sistemli karşılıklar da eşleme adını alır. Tartışmaya giren kişi bir askere, görüşü bir mevziye, karşı argüman bir saldırıya eşlenir. Kuramın önemli iddiası şudur: eşleme tek tek kelimelerde değil, kavramın kendisindedir. Bu yüzden tek bir metafordan onlarca gündelik ifade doğabilir.

Dersin ilk ünitesinde sözlüğün bazı mecazları artık «mecaz» diye işaretlemediğini, dağın eteğinin olağan bir anlam gibi durduğunu görmüştük. Bunlara ölü mecaz demiştik. Lakoff ile Johnson'ın kuramı, bu tür ifadelere başka bir gözle bakmayı önerir. Onlara göre «tartışmayı kazanmak» gibi bir ifade ölü değildir; tersine, o kadar canlıdır ki fark edilmez. Düşünmemizi hâlâ yönlendiren bir eşlemenin yüzeydeki izidir.

Kitabın bir düşünce deneyi bu noktayı keskinleştirir. Tartışmanın savaş olarak değil, bir dans olarak görüldüğü bir kültür hayal edin. Orada tartışanlar birbirine saldırmaz, bir uyum içinde, dengeli ve güzel bir biçimde hareket etmeye çalışır. Böyle bir kültürün insanları tartışmayı bizden farklı yaşar, farklı değerlendirir, belki de bizim tartışma dediğimiz şeyi tartışma olarak bile tanımazdı.

Bu fikir, dersin başındaki soruya yeni bir cevap verir. «Gözlerin deniz» dediğimizde zihnimiz yalnızca bir kelimeyi başka bir kelimenin yerine koymaz. Denizle ilgili bildiğimiz şeyleri, derinliği, rengi, içinde kaybolmayı, dalgayı, gözlerle ilgili deneyimimize taşır. Kuramın diliyle bir kaynak alan, bir hedef alana eşlenir.

Yaygın yanlış«Bilişsel metafor kuramı klasik belagati ve retoriği geçersiz kıldı» diye düşünülür.
Doğrusu

İki eski gelenek metaforu sözün bir sanatı olarak inceler ve bir dizenin nasıl kurulduğunu gösterir; bilişsel kuram metaforun düşünceyle ilişkisini inceler. Biri dizenin mimarisini, öbürü zihnin alışkanlıklarını görünür kılar; birbirinin yerine değil, yanına konurlar.

Ana anlatı — eleştiri ve yöntem

Kuram çok etkili oldu, ama eleştiriden de payını aldı. Eleştirilerin önemli bir kısmı yönteme yöneldi. Pek çok araştırmacının yukarıdan aşağıya çalıştığı, yani önce birkaç örnekten bir kavramsal metafor önerip sonra onu destekleyen ifadeleri kendi sezgilerinden, sözlüklerden ve eş anlamlılar kılavuzlarından topladığı söylendi. Eleştirmenlere göre bu, dilin gerçekte nasıl kullanıldığını göz ardı ediyor ve evrensel metaforlar lehine pek çok düzensizliği gözden kaçırıyordu.

Buna cevap olarak metaforu metinlerde sistemli biçimde tanımanın yolları geliştirildi. 2007'de «Pragglejaz Grubu» adını kullanan bir araştırmacı ekibi, bir söylemde metaforik kullanılan kelimeleri tanıma yöntemi yayımladı. Yöntem, özetle, bir metindeki her kelimenin bağlamdaki anlamını, o kelimenin daha temel bir anlamıyla karşılaştırmayı önerir.

Bu, ilk ünitede sözlükle yaptığımız işe şaşırtıcı biçimde yakındır: bir kelimenin gerçek anlamını bulmak ve bağlamdaki anlamın ondan ne kadar uzaklaştığına bakmak. Bilişsel dilbilim, klasik belagatin «gerçek anlam–mecaz anlam» ayrımına, bu kez sayılabilir ve tekrarlanabilir bir yöntemle geri dönmüş oldu.

Yaygın yanlış«Kavramsal metafor kuramı tartışmasız kabul görmüş bir gerçektir» diye de düşünülür.
Doğrusu

Kuram çok etkili olmuştur, ama yöntemine yönelik ciddi eleştiriler almış ve metaforun metinlerde nasıl tanınacağı üzerine yeni yöntemlerin geliştirilmesine yol açmıştır.

Metin anı

On yedinci yüzyılda yaşadığı kabul edilen Karacaoğlan'ın bir koşmasından iki dize:

Ben yolcuyum beni yoldan eğleme
Ver bana bir öğüt aklım şaşkındır

Aynı koşmanın bir sonraki dörtlüğünde de şu dize geçer:

Sıfat kocar amma gönül kocamaz

Bu dizeleri üç haritayla okuyalım.

Klasik belagatin gözüyle: «Gönül kocamaz» dizesinde gönül, yaşlanan bir insan gibi anlatılır; bu bir teşhistir; belagat bunu, söylenmeyen tarafı insan olan örtülü bir benzetme sayar. «Sıfat kocar amma gönül kocamaz» dizesi yüz ile gönlü karşı karşıya koyar; aynı insanın iki yüzünü gösterdiği için bir tezattır. «Ben yolcuyum» sözünde ise benzeyen (ben) de benzetilen (yolcu) de söylenmiştir; şair gerçekte yolda değilse, belagat bu sözü yalnızca iki tarafıyla kurulmuş bir benzetme, yani teşbih-i beliğ sayar.

Batı retoriğinin gözüyle: aynı söz bir metafordur, çünkü bir insan hakkında «gibi» kullanılmadan başka bir şey olduğu söylenmiştir. Quintilianus'un aslanı gibi: aynı dize, iki gelenekte iki ayrı etiket alır.

Bilişsel kuramın gözüyle ise dizeler bambaşka bir şey gösterir. «Yolcu», «yol», «yoldan eğlemek», «öğüt», «aklı şaşkın»: bunlar tek tek süsler değil, insanın ömrünü ve sevdasını bir yol olarak kavrayan tek bir eşlemenin parçalarıdır. Âşık bir yolcudur; sevgiliye ulaşmak bir varış noktasıdır; engeller yolu kesenlerdir; öğüt, yol soran birine gösterilen yöndür. Aynı koşmada at, dağ, rüzgâr ve yolcu, bu yolculuk eşlemesinin sahnesini kurar. Kuramın bakışı, bir dizenin sanatını değil, bir dünya görüşünün iskeletini görünür kılar.

Üç okuma birbirini yanlışlamaz. Belagat, gönlün kocamamasındaki inceliği ve «yolcuyum» sözünün iskeletini; retorik, aynı sözün doğrudanlığını; bilişsel kuram ise bütün koşmayı taşıyan yolculuk düşüncesini gösterir. Bir okur üçünü birden kullanabildiğinde, dizenin hem yapısını hem düşüncesini görür.

Cevap ve bağlantı

«Gözlerin deniz» dediğimizde zihnimiz ne yapıyor? Klasik belagat, benzetmenin kaç tarafının söylendiğini sayar ve bu cümlede iki taraf da bulunduğu için ona teşbih-i beliğ der. Batı retoriği, «gibi» olmadığı için ona metafor der ve Quintilianus'un deyişiyle onu kısaltılmış bir benzetme olarak görür. Bilişsel kuram ise sorunun kendisini değiştirir: artık bir kelimenin başka bir kelimenin yerine geçip geçmediğine değil, denizle ilgili bütün bir deneyimin gözlere nasıl taşındığına bakar.

Üç harita aynı dil olayını farklı büyütmelerle gösterir. Belagat bir dizenin mimarisini, retorik bir sözün etkisini, bilişsel kuram bir düşüncenin iskeletini görünür kılar. Bu ders boyunca öğrendiğimiz sanatlar, bu üç bakışın ortak malzemesidir: gündelik dilde doğar, şiirde incelir ve zihnimizin dünyayı kavrama biçiminde yaşar.

Kapanış kancası

Karacaoğlan'ın dizelerini okurken yalnızca anlamlarına bakmadık; ama dizelerin bir de sesi, ölçüsü, uzunluğu var. «Ben yolcuyum beni yoldan eğleme» dizesini yüksek sesle okuyun: kaç hecesi var, nerede duruyorsunuz? Bir şiiri şiir yapan yalnızca imgeleri değil, onu taşıyan kalıptır. Bir sonraki ders, dizeden beyte, dörtlükten bende, şiirin yapı taşlarına bakıyor.

Özet kartı

  1. Aristoteles metaforu bir adın başka bir şeye aktarılması olarak geniş tanımlar; bu şemsiye, belagatin istiare ve mecaz-ı mürsel başlıklarını birlikte kapsar.
  2. Quintilianus'a göre metafor kısaltılmış bir benzetmedir ve «o bir aslandır» metafordur; klasik belagate göre aynı cümle, iki taraf da bulunduğu için teşbih-i beliğdir.
  3. Lakoff ile Johnson'a göre metafor yalnızca dilde değil düşüncede de yaygındır; «Tartışma savaştır» ve «Zaman paradır» gibi kavramsal metaforlar pek çok gündelik ifadeyi doğurur.
  4. Kavramsal metafor, bir kaynak alanın bir hedef alana eşlenmesidir; kuram yöntemi yüzünden eleştirilmiş ve metaforu metinlerde sistemli tanıma yöntemleri geliştirilmiştir.
  5. Karacaoğlan'ın «Ben yolcuyum» dizesi belagat, retorik ve bilişsel kuramla okunduğunda dizenin sanatını, etkisini ve düşünce iskeletini ayrı ayrı gösterir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Kavramsal metaforConceptual metaphorSoyut bir kavramı somut bir kavram aracılığıyla anlamayı sağlayan düşünce düzeyindeki eşleme
Kaynak alan ve hedef alanSource and target domainAnlamak için başvurulan somut alan ile anlaşılmak istenen soyut alan
EşlemeMappingKaynak alan ögelerinin hedef alan ögelerine sistemli olarak karşılık getirilmesi
MetonimiMetonymyBir şeyin bitişik ya da ilişkili bir şeyin adıyla anılması; mecaz-ı mürsele yakın
Metafor tanıma yöntemiMetaphor Identification ProcedureKelimenin bağlamdaki anlamını temel anlamıyla karşılaştırarak metaforu belirleme yöntemi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Quintilianus'a göre «Ali bir aslandır» cümlesi nedir? Klasik belagate göre aynı cümle nedir? İki geleneğin farklı etiketler vermesinin nedeni nedir?
  2. (Kazanım 1) Aristoteles'in «İşte gemim orada yatıyor» örneği klasik belagatte hangi sanata daha yakın düşer? Bu, Aristoteles'in metafor kavramının genişliği hakkında ne söyler?
  3. (Kazanım 2) «Zaman paradır» kavramsal metaforunda kaynak alan ve hedef alan nedir? Bu metafordan doğan üç Türkçe ifade yazın.
  4. (Kazanım 3) Kavramsal metafor araştırmalarına yöneltilen yöntem eleştirisi nedir? Metafor tanıma yöntemi bu eleştiriye nasıl bir cevap verir?
  5. (Kazanım 4) Karacaoğlan'ın «Ben yolcuyum beni yoldan eğleme» ve «Sıfat kocar amma gönül kocamaz» dizelerini klasik belagatin ve bilişsel kuramın gözüyle okuyun. Her okuma neyi görünür kılar?

Cevaplar

  1. Quintilianus'a göre metafordur: «gibi» kullanılmadan kişi hakkında başka bir şey olduğu söylenmiştir; o, metaforu kısaltılmış bir benzetme sayar. Klasik belagate göre teşbih-i beliğdir: cümlede hem Ali hem aslan durur; istiare ancak taraflardan biri düştüğünde başlar. Fark, ölçütlerden gelir: Batı retoriği benzetme edatının varlığına, belagat benzetmenin taraflarının sayısına bakar.
  2. Mecaz-ı mürsele daha yakın düşer, çünkü benzetmeye değil, bir kavram ile onun türü arasındaki ilişkiye dayanır: demirde durmak bir tür yatmaktır. Bu, Aristoteles'in «metafor» kavramının, belagatin istiare ve mecaz-ı mürsel diye ayırdığı olayları tek bir şemsiye altında topladığını gösterir.
  3. Hedef alan zaman, kaynak alan paradır. Örnek ifadeler: «vakit kaybetmek», «zamanını boşa harcamak», «bu işe çok zaman yatırdım», «vakit nakittir».
  4. Eleştiriye göre araştırmacılar önce birkaç örnekten bir kavramsal metafor önerip onu destekleyen ifadeleri kendi sezgilerinden ve sözlüklerden topluyor, dilin gerçek kullanımını ve düzensizliklerini göz ardı ediyordu. Metafor tanıma yöntemi, bir metindeki her kelimenin bağlamdaki anlamını daha temel bir anlamıyla sistemli olarak karşılaştırmayı önererek metaforun sezgiyle değil, tekrarlanabilir bir işlemle tanınmasını amaçlar.
  5. Klasik belagatle: «Gönül kocamaz» teşhistir, çünkü yaşlanmak insana özgüdür ve gönle yüklenmiştir; «sıfat kocar» ile «gönül kocamaz» aynı insanın iki yüzünü gösteren bir tezattır. Bu okuma dizenin sanatını, iç kuruluşunu görünür kılar. Bilişsel kuramla: yolcu, yol, yoldan eğlemek ve öğüt, bir hayatı ya da aşkı yolculuk olarak kavrayan tek bir eşlemenin parçalarıdır. Bu okuma bütün koşmayı taşıyan düşünce iskeletini görünür kılar.

Okuma

  • George Lakoff ve Mark Johnson, Metaphors We Live By (1980), 1. ve 2. bölümler. İngilizce; kısa bölümlerdir. «ARGUMENT IS WAR» örneklerini okuyup Türkçedeki karşılıklarını kendiniz toplayın.
  • Aristoteles, Poetika, 21. ve 22. bölümler; Quintilianus, Institutio Oratoria, VIII. kitap 6. bölüm. Batı retoriğinde metafor ve benzetme tanımlarının kaynağı.
  • Karacaoğlan, «Erzurum dağından esen ruzigâr» koşması. Koşmanın tamamında yolculuk, at, yol ve öğütle ilgili bütün kelimeleri işaretleyin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:55 Soğuk açılış: bir televizyon stüdyosunda iki konuşmacı; her cümlede konuşmacıların arkasında sade askerî simgeler belirir: bir kale duvarı, bir hedef tahtası, yıkılan bir sur. Simgeler solar, cümleler kalır.
  • 0:55–1:30 Büyük soru: üç harita üst üste belirir: sararmış bir Osmanlıca risale, bir Latince el yazması ve bir beyin şeması; ortalarında «Gözlerin deniz» yazısı.
  • 1:30–2:30 Bağlam: dersin sanat adları sol sütunda, Batı karşılıkları sağ sütunda; bazı çizgiler tam oturur, bazıları hafifçe kayar.
  • 2:30–5:30 Ana anlatı — iki etiket: demirlemiş bir gemi; «yatıyor» kelimesi bir ok ile «demirde duruyor»a bağlanır. Ardından bir aslan silüeti ve iki etiket: bir yanda Latince «leo est», öbür yanda «teşbih-i beliğ». «Aslan geldi» cümlesinde benzeyen perdeyle örtülür.
  • 5:30–8:30 Ana anlatı — düşüncedeki metafor: iki alan iki daire olarak çizilir: «savaş» ve «tartışma»; aralarında çok sayıda ok eşlemeleri gösterir. Ardından «para» ve «zaman» daireleri; bir saatin içinden bozuk paralar dökülür. Sonra dans eden iki figür, tartışan iki figürün yerini alır.
  • 8:30–10:30 Ana anlatı — ölü mecazlar ve eleştiri: dağın eteği görseli kısaca döner; bir sözlük sayfası ve bir sayfa üzerinde kelime kelime ilerleyen bir işaretleyici. Her kelimenin yanında iki kutu: «bağlamdaki anlam» ve «temel anlam».
  • 10:30–13:30 Metin anı: bir dağ yolu, atlı bir yolcu, esen rüzgâr; dizeler belirir. Üç renkli filtre sırayla ekrana gelir: ilkinde «teşhis» ve «tezat» etiketleri, ikincisinde «metafor» etiketi, üçüncüsünde yol, yolcu ve varış noktası arasındaki eşleme okları.
  • 13:30–14:30 Cevap ve kapanış: üç harita yeniden üst üste gelir ve hafifçe saydamlaşır; altlarında aynı dize okunur. Son karede dizenin heceleri tek tek sayılır.

Anlatıcı açılışı bir haber sunucusunun nesnelliğiyle, kuram bölümlerini merakla ve sabırla, Karacaoğlan'ın dizelerini ise bir yol türküsü gibi sade ve içten okur.

Telaffuz

  • George Lakoff: «CORC LEY-kof». Mark Johnson: «MARK CON-sın». Metaphors We Live By: «ME-tı-forz vi LİV bay».
  • Aristoteles: «a-ris-TO-te-les». Quintilianus: «kvin-ti-li-A-nus». In totum autem metaphora brevior est similitudo: «in TO-tum AU-tem me-TA-fo-ra BRE-vi-or est si-mi-li-TU-do». Leo est: «LE-o EST».
  • Pragglejaz: «PRAG-gıl-caz». Karacaoğlan: «ka-ra-ca-oğ-LAN». Ruzigâr: «ru-zi-GÂR».