İçeriğe geç

Ders 9.4 · Seviye 3 · İletişim ve Duygu Koçluğu

Çatışma Çözme ve Zor Konuşmalar: Kazan-Kazan Altı Adım

2.356 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · 16 dakika seslendirme

Giriş

Evde tekrarlayan bir çatışmayı seçip iki tarafın altındaki ihtiyacı yazmaya çalıştın. İlk denemede ihtiyaç yerine yine bir pozisyon yazmış olabilirsin: "Benim ihtiyacım saat dokuzda yatması." "Onun ihtiyacı ekranda kalmak." Sonra kendilerine bir kez daha "Bu neden önemli?" diye sorunca asıl cümle çıkar: "Sabah yorgun kalkmasından korkuyorum ve akşam biraz kendime vakit istiyorum." Çocuğun tarafında da benzer bir şey olur: "Arkadaşları oyunu gece bitiriyor ve sabah okulda herkes ondan konuşuyor." Pozisyonlar çarpışır; ihtiyaçlar ise çoğu zaman birlikte sığacak bir yer bulur.

Bu dersin sonunda bir tartışmada kazananı değil, iki ihtiyacı birden karşılayan çözümü arayan altı adımlık bir yöntemin olacak. Hayatın zor haberlerini, yani boşanmayı, bir kaybı, ağır bir hastalığı ya da bir taşınmayı çocuğa nasıl söyleyeceğini de bileceksin. Doğru ele alındığında çatışma ilişkinin düşmanı değil, en güçlü öğretmenlerinden biridir.

Ana anlatım

Üç çözüm biçimi. 9.2'de tanıştığımız Thomas Gordon çatışmaların üç biçimde sonuçlandığını söyler. Birinci yöntemde ebeveyn kazanır: "Ben dedim, bitti." Bu otoriter çözümdür; çocuk kaybeder, kızar, iş birliği yapmaz ve çoğu zaman gizlemeyi öğrenir. İkinci yöntemde çocuk kazanır: "Tamam, sen bilirsin." Bu izin verici çözümdür; ebeveyn kaybeder, içten içe kırgınlık biriktirir, çocuk ise sınırsız ve güvensiz büyür. Pek çok ev bu ikisi arasında gidip gelir: bir gün sert bir "hayır", ertesi gün yorgun bir "peki".

Üçüncü yöntemde kimse kaybetmez: iki tarafın ihtiyacı masaya konur ve ikisini de karşılayan bir çözüm aranır. Bu yöntem 6.2'deki aile toplantısının ve 7.3'teki müzakerenin çekirdeğidir. Bir koşulu var: çatışma bir ihtiyaç çatışması olmalıdır. Yatma saati, ekran süresi, oda düzeni, harçlık ya da hafta sonu planı bu türdendir. Güvenlik ve temel değerlerle ilgili çatışmalar ise, örneğin emniyet kemeri ya da şiddet, müzakere edilmez; onlar sınırdır. Üçüncü yöntemi her şeye uygulamaya çalışmak, onu bir izin verme biçimine dönüştürür.

Pozisyon ve ihtiyaç. Çatışma pozisyonlarda yaşanır, ihtiyaçlarda çözülür. "Saat dokuzda yatacaksın" ile "Ondan önce yatmam" iki pozisyondur ve uzlaşmaz. Altlarındaki ihtiyaçlara bakınca tablo değişir. Ebeveynin ihtiyacı çocuğun yeterince uyuması ve akşam kendine kalan bir saattir. Çocuğun ihtiyacı kitabını bitirmek ve küçük çocuk muamelesi görmemektir. İhtiyaçlar görünür olunca çözüm kendiliğinden belirir: dokuzda yatakta olmak, dokuz buçuğa kadar yatakta kitap okumak, ışığın dokuz buçukta kapanması.

İhtiyacı bulmak için tek bir soru yeterlidir: "Bu senin için neden önemli?" Bu soruyu çocuğa sorarken kendine de sormak gerekir. Ebeveynlerin kendi pozisyonlarının altındaki ihtiyacı bulması çoğu zaman çocuklarınkinden daha zordur, çünkü "Ben öyle istiyorum" cümlesinin altına bakmaya pek alışkın değilizdir. Bazen altından çıkan şey şaşırtıcıdır: bir yorgunluk, bir kaygı, bir komşunun ne diyeceği endişesi. Bunu görmek, çatışmanın yarısını çözer.

Altı adım. Birinci adım sorunu ihtiyaçlarla tanımlamaktır. Ben diliyle kendi ihtiyacını söylersin, aktif dinlemeyle çocuğunkini duyarsın; 9.2'deki iki araç burada birleşir. Bu aşamada çözüm önerilmez; yalnızca iki ihtiyaç masaya konur: "Benim ihtiyacım şu, seninki şu." İkinci adım çözüm üretmektir. Bir beyin fırtınası yapılır; hiçbir öneri değerlendirilmez, saçma görünenler dahil hepsi yazılır ve ilk öneriyi çocuğun getirmesine fırsat verilir. Üçüncü adım değerlendirmektir. Her çözüm için tek soru sorulur: "Bu ikimizin ihtiyacını da karşılıyor mu?" Karşılamayanların üstü çizilir.

Dördüncü adım seçmektir. İki tarafın da gerçekten "evet" dediği çözüm seçilir; isteksiz bir "tamam, olsun" yeterli değildir. Beşinci adım uygulamaktır: kim, neyi, ne zaman yapacak? Küçük çocuk için resimle, büyük çocuk için yazıyla belirlenir. Altıncı adım yeniden değerlendirmektir. Bir hafta sonra "İşe yaradı mı?" diye sorulur; yaramadıysa bir ceza gelmez, ikinci adıma dönülür. Altı adım dört yaş civarında sade bir biçimiyle, "İkimiz de ne istiyoruz? Ne yapabiliriz?" sorularıyla, sekiz yaşından itibaren ise tam hâliyle uygulanabilir.

Bu yöntem neden işe yarar? Çünkü çocuk çözümün sahibidir ve sahibi olduğu çözüme uyma olasılığı çok daha yüksektir. Ebeveyn "kazanmak" yerine ihtiyacını karşılamış olur. Ve çocuk evde, hayatın en değerli becerilerinden birini, ihtiyaçlara dayalı müzakereyi öğrenir; bu beceri onu okulda, arkadaşlıklarında ve yıllar sonra iş hayatında ve kendi ilişkilerinde taşır.

Zor konuşmalar. Boşanma, bir yakının ölümü, ağır bir hastalık, taşınma, bir ebeveynin işini kaybetmesi ya da bir kardeşin hastalanması. Bu konuşmaların ortak ilkeleri var. Birincisi, çocuk haberi senden duymalı, başkasından değil ve mümkün olduğunca erken; çocuklar evdeki gerginliği sezer ve bilmemek, çoğu zaman bilmekten daha korkutucudur. İkincisi, sakin bir zaman ve sakin bir yer seçilir, telefonlar kapatılır ve mümkünse iki ebeveyn birlikte konuşur. Üçüncüsü, anlatım kısa, doğru ve çocuğun boyundadır; 5.1'de konuştuğumuz ilkeler burada geçerlidir. Örtülü dil kullanılmaz: "Biraz ara veriyoruz" bir boşanmayı anlatmaz. Küçük bir çocuğa ölümü "Uyudu" ya da "Uzun bir yolculuğa çıktı" diye anlatmak da uykudan ya da yolculuktan korkmasına yol açabilir. Fazla ayrıntı da verilmez; yetişkinlerin kararlarının sebepleri çocuğa ait değildir.

Pek çok ailede zor haberler çocuktan "Üzülmesin" diye saklanır: dedenin hastalığı, babanın işten çıkarılması, hatta bir yakının ölümü. İyi niyetle yapılan bu saklama çoğu zaman ters teper. Çocuk evdeki fısıltıları, kapanan kapıları ve kızarmış gözleri görür; ama ne olduğunu bilmediği için boşluğu kendi hayal gücüyle, çoğu zaman gerçekten daha korkutucu ve kendisini suçlayan bir hikâyeyle doldurur. Yaşına uygun bir gerçek, belirsizlikten daha kolay taşınır.

Ölüm söz konusu olduğunda çocuğun yaşı konuşmanın biçimini belirler. Gelişim araştırmaları, çocukların çoğunun ölümün geri dönüşü olmadığını, her canlının bir gün öleceğini ve ölen bedenin artık işlemediğini beş ile yedi yaş arasında kavramaya başladığını gösteriyor. Daha küçük bir çocuk "Dedem ne zaman gelecek?" sorusunu günlerce, haftalarca tekrar sorabilir; bu bir inkâr değil, kavramı yavaş yavaş kurmasıdır ve her seferinde aynı sade cevabı hak eder: "Deden öldü; bedeni artık çalışmıyor ve geri gelmeyecek. Onu çok özleyeceğiz." Çocuğun cenazeye ya da taziyeye katılıp katılmayacağı ailenin kararıdır; önceden ne göreceği anlatılan, yanında güvendiği bir yetişkin bulunan ve istemezse ayrılabileceğini bilen bir çocuk için bu vedalaşma çoğu zaman yas sürecine yardım eder.

Dördüncüsü, üç güvence verilir ve defalarca tekrarlanır: "Bu olanlar senin yüzünden değil." "Sana bakmaya devam edeceğiz." "Ne hissedersen hisset, bize anlatabilirsin." Beşincisi, neyin değişip neyin değişmeyeceği somut olarak söylenir: "Okulun aynı kalacak, hafta sonları babanla olacaksın, odan burada duruyor." Altıncısı, her tepkiye yer açılır: ağlama, öfke, sessizlik ya da "Tamam, oynayabilir miyim?" sorusu. Çocuklar zor haberleri parça parça işler; hemen oyuna dönmek umursamazlık değil, bir düzenleme biçimidir. Yedincisi, konuşma bir kez yapılıp bitmez, bir süreçtir; sorular haftalarca gelir ve her seferinde aynı sakinlikle cevaplanır. Sekizincisi, ebeveynin kendi duygusunu göstermesi serbesttir, "Ben de üzgünüm" denebilir; ama çocuk ebeveynin duygusunun bakıcısı yapılmaz. Çocuğun önünde ağlayıp ondan teselli beklemek ya da "Artık evin erkeği sensin" demek, 7.5'te konuştuğumuz ebeveynleştirmenin başlangıcıdır.

Boşanma özelinde. Araştırmalar, boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisini belirleyen en önemli etkenlerden birinin boşanmanın kendisi değil, ebeveynler arasındaki çatışmanın süresi ve yoğunluğu olduğunu tutarlı biçimde gösteriyor. Psikolog Mavis Hetherington'ın bin dört yüzü aşkın aileyi otuz yıl boyunca izleyen çalışmasında boşanmış ailelerden gelen çocukların yaklaşık dörtte üçü, uzun vadede olağan aralıkta işliyordu; ciddi sosyal ya da duygusal güçlük yaşayanların oranı ise boşanmamış ailelerdeki çocuklara göre daha yüksekti. Çatışmanın sürdüğü ve çocuğun arada kaldığı ailelerde güçlükler uzuyordu. Bu yüzden birkaç ilke hayati önemdedir. Çocuk haberci, casus, hakem ya da ebeveynin terapisti yapılmaz. Diğer ebeveyn çocuğun önünde kötülenmez; çünkü çocuk kendisini yarı yarıya o ebeveyn gibi hisseder ve kötülenen şeyin bir parçasının kendisi olduğunu düşünür.

İki evde mümkün olduğunca benzer rutinler kurulur; geçişler sakin ve kısa tutulur. Ebeveynler arasındaki iletişim çocuk üzerinden değil, doğrudan yapılır; gerekirse yalnızca yazılı ve yalnızca çocukla ilgili konularda. Yeni bir partnerle tanıştırma acele edilmeden ve çocuğun hızında yapılır. Modül 11 boşanmaya ve kayba ayrıca eğilecek; bugünün konusu konuşmanın kendisi.

Yanlış giderse. Altı adım her zaman bir çözümle bitmez. Beyin fırtınasında iki tarafın da kabul edebileceği bir öneri çıkmıyorsa, önce ihtiyaçlara geri dön; çoğu zaman biri hâlâ bir pozisyon olarak yazılmıştır. Hâlâ çıkmıyorsa ara verin: "Bunu bir gün düşünelim, yarın akşam yeniden oturalım." Uzlaşma sabırla gelir. Bazen de çözüm, birinin ihtiyacının bu sefer daha az karşılandığı ama bir sonraki sefere söz verildiği bir dönüşümlü düzendir. Sık rastlanan bir tuzak, ebeveynin isteksiz bir "evet" verip sonra çözümü sessizce bozmasıdır. Bu, çocuğa yöntemin bir oyun olduğunu öğretir. Dördüncü adımda içtenlikle "evet" diyemiyorsan bunu söyle ve aramaya devam et.

Zor konuşmalarda da işler planlandığı gibi gitmeyebilir. Çocuk hiç soru sormaz, haberi duymamış gibi davranır ya da haftalar sonra beklenmedik bir anda, arabada ya da yatarken konuyu açar. Bu olağandır; kapıyı açık tutmak yeterlidir. Ama bazı tepkiler destek gerektirir: altı ayı aşan ve azalmayan bir üzüntü ya da öfke, okulu ve arkadaşlıkları bozan bir içe kapanma, uzun süren uyku ve iştah bozuklukları, gerilemenin aylarca sürmesi ya da kendine zarar verme düşünceleri. Bu durumlarda bir çocuk psikoloğu ya da çocuk psikiyatristi, aile için de bir yol haritası çizebilir. Boşanmada eski eş çocuğu sürekli araya koyuyor, kötülüyor ya da sorguluyorsa, sen aynı oyuna girmezsin; çocuğuna "Annen ve baban farklı düşünebilir, ikimiz de seni seviyoruz" demek, onun üzerindeki yükü hafifletir. Gerekirse bir aile danışmanı ya da arabulucu iki ev arasındaki iletişimi çocuğun omzundan alır.

Örnekler

  • Basit: Yedi yaşındaki Beste ile annesi arasında hafta sonu planı yüzünden bir çatışma var. Annesi "Pazar babaanneye gidiyoruz" diyor, Beste "Ben arkadaşıma gitmek istiyorum" diye tutturuyor. Annesi altı adımı basit hâliyle deniyor. İhtiyaçlar masaya konuyor: annesi babaanneyi görmek, aile bağını sürdürmek ve verdiği sözü tutmak istiyor; Beste arkadaşıyla vakit geçirmek ve kendi planının da ciddiye alınmasını istiyor. Çözümler yazılıyor: cumartesi arkadaş, pazar babaanne; arkadaşı da babaanneye götürmek; babaannede iki saat kaldıktan sonra arkadaşa geçmek. Beste üçüncüsünü seçiyor, annesi içtenlikle "Evet" diyor. Hafta sonu kavgasız geçiyor ve Beste isteğinin masada bir yeri olduğunu öğreniyor.
  • Orta: On iki yaşındaki Kağan ile annesi Nurten arasında her hafta oda düzeni kavgası yaşanıyor. Birinci yöntem denenmiş, "Toplamazsan telefon yok"; ikinci yöntem de denenmiş, "Neyse, kapını kapatıyorum." Bu kez üçüncüsünü deniyorlar. Nurten'in ihtiyaçları evde düzen hissi, temizlik yapabilmek ve odada küf ya da böcek olmaması. Kağan'ın ihtiyaçları kendi alanı, dağınık görünen ama ona göre bir düzeni olan eşyalarının bozulmaması ve zamanını kendisinin yönetmesi. Çözüm şöyle kuruluyor: yiyecek ve kirli çamaşırlar her akşam odadan çıkıyor; geri kalan düzen Kağan'ın; pazar sabahı on beş dakikalık bir "yer görünsün" turu yapılıyor; Nurten odaya izinsiz girmiyor. Bir ay sonra birlikte değerlendiriyorlar ve düzenin işlediğini görüyorlar.
  • Gerçek hayat: Cenk ile Aslı boşanma kararı vermiş; dokuz yaşındaki Eda ve beş yaşındaki Batın'a söylemeleri gerekiyor. Bir cumartesi sabahı, oturma odasında, telefonlar kapalı, dördü birlikte oturuyorlar. Cenk başlıyor: "Annenizle size önemli bir şey söyleyeceğiz. Annenizle ben artık aynı evde yaşamayacağız; ayrı evlerde yaşayacağız. Buna boşanma deniyor." Aslı devam ediyor: "Bu sizin yüzünüzden değil; yetişkinler arasında verilmiş bir karar. İkimiz de sizin anneniz ve babanız olmaya devam edeceğiz." Sonra somut değişiklikler: "Siz bu evde annenizle kalacaksınız, babanız yakındaki bir eve taşınacak, çarşamba akşamları ve hafta sonları onda olacaksınız, okulunuz değişmeyecek." Eda ağlamaya başlıyor; Batın "Tamam, tablet alabilir miyim?" diye soruyor. İki tepki de olağan. Sonraki haftalarda sorular geliyor, "Tekrar evlenecek misiniz?", "Babamın evinde benim odam olacak mı?", ve her biri aynı sakinlikle cevaplanıyor. Bu konuşma boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisini tek başına belirlemez; ama tonunu belirler.

Ebeveyn için beden pratiği (3 dk)

Çocuğunla yaşadığın bir çatışmayı düşün ve kendine sor: "Bu konuda kaybedersem ne olur?" Bu düşünce bedeninde ne yapıyor? Belki göğsün daralıyor, çenen öne çıkıyor ve içeriden bir ses "Otoritem gider" diye alarm veriyor. Bu alarm çoğu zaman kendi çocukluğundaki birinci yöntemin, yani her zaman büyüklerin kazandığı evin izidir. Şimdi otur, iki elini masanın üzerine avuçları yukarı bakacak şekilde koy ve şu cümleyi yavaşça kur: "İkimiz de kazanabiliriz." Cümleyi söylerken omuzlarının aşağı inişini, göğsünün biraz genişleyişini ve ellerinin açıklığını hisset. Kimsenin kaybetmediği bir çözüm, önce bedende mümkün olmalıdır; kazanmak için gerilmiş bir beden, masaya gerçekten oturamaz.

Bu hafta evde

Şimdi sıra sende: Seçtiğin tekrarlayan çatışma için altı adımı çocuğunla birlikte uygula; her adımı ve üretilen bütün çözümleri yaz ve bir hafta sonra birlikte değerlendirin. Bu haftaki çatışmalarını üç yönteme göre işaretle ve üçüncü yönteme çevrilebilecek olanları bul. Ailenin yaşadığı ya da yaşayabileceği bir zor haber için, bir taşınma, bir kayıp ya da bir hastalık için, sekiz ilkeye göre bir konuşma taslağı hazırla; eşin varsa kullanacağınız cümlelerde önceden anlaşın. Hedef: Çatışmayı bir güç meselesinden bir ihtiyaç meselesine dönüştürmek. Gözlem günlüğü: Beyin fırtınasında çocuğunun önerdiği ve senin aklına hiç gelmeyen çözüm hangisiydi?

Mini test

  1. Gordon'un üç çözüm yöntemi nedir?
  2. On yaşındaki oğlun her akşam "Arkadaşlarımla saat on bire kadar oynamam lazım" diyor, sen "Dokuzda tablet kapanır" diyorsun ve her akşam kavga ediyorsunuz. İkinizin de pozisyonunun altındaki ihtiyacı nasıl bulursun ve bulunca ne olabilir?
  3. Altı adımı sırasıyla say.
  4. Hangi çatışmalar müzakere edilmez?
  5. Babaannen ağır hastalandı ve hastanede yatıyor. Eşin "Çocuklar üzülmesin, söylemeyelim, babaannen yolculukta deriz" diyor. Altı ve dokuz yaşında iki çocuğunuz var ve büyük olanı birkaç gündür "Babaanne neden telefona çıkmıyor?" diye soruyor. Ne yaparsınız?
Cevapları göster
  1. Birinci yöntemde ebeveyn kazanır, ikinci yöntemde çocuk kazanır, üçüncü yöntemde ise iki tarafın ihtiyacını da karşılayan bir çözümle kimse kaybetmez.
  2. Sakin bir anda ikinize de aynı soruyu sorarsın: "Bu senin için neden önemli?" Oğlunun cevabı belki şudur: arkadaşları oyunu o saatte oynuyor ve dışarıda kalmak istemiyor. Senin cevabın belki şudur: yeterince uyumasını istiyorsun ve gece geç saatte ekranın uykusunu bozmasından endişe ediyorsun. Pozisyonlar çarpışırken ihtiyaçlar sığabilir: belki arkadaşlarıyla buluşma saatini öne çekmek, hafta içi dokuz buçuk, hafta sonu on bir, ya da oyunun haftada iki akşam uzun olması. Çözümü birlikte seçer, bir hafta dener ve sonra birlikte değerlendirirsiniz.
  3. Sorunu ihtiyaçlarla tanımlamak, çözüm üretmek, çözümleri değerlendirmek, iki tarafın da gerçekten kabul ettiği çözümü seçmek, uygulamak ve bir süre sonra yeniden değerlendirmek.
  4. Güvenlik ve temel değerlerle ilgili çatışmalar, örneğin emniyet kemeri ya da şiddet. Bunlar müzakere konusu değil, sınırdır.
  5. Eşinle çocukların yanında değil, baş başa konuşursun: saklamak iyi niyetlidir ama çocuklar evdeki gerginliği sezer ve boşluğu kendi, çoğu zaman daha korkutucu hikâyeleriyle doldurur; "yolculuk" gibi örtülü bir dil de sonradan güveni zedeleyebilir. Haberi ikiniz birlikte, sakin bir zamanda, kısa ve doğru verirsiniz: "Babaanne çok hasta ve hastanede, doktorlar ona bakıyor." Üç güvenceyi söylersiniz: bu kimsenin suçu değil, size bakmaya devam edeceğiz, ne hissederseniz anlatabilirsiniz. Neyin değişeceğini somutça söylersiniz, örneğin hastane ziyaretleri. Altı yaşındaki daha kısa, dokuz yaşındaki daha ayrıntılı soracaktır; her soruya aynı sakinlikle cevap verirsiniz.

Özet

  • Üç yöntem var; kimsenin kaybetmediği yöntem ihtiyaç çatışmaları içindir, güvenlik ve temel değerler için değil.
  • Pozisyonun altındaki ihtiyacı bulmak için "Bu senin için neden önemli?" diye sorulur.
  • Altı adım çocuğu çözümün sahibi yapar; sahibi olduğu çözüme uyar.
  • Zor haber senden, erken, kısa ve doğru verilir; üç güvence tekrarlanır, somut değişimler söylenir, tepkiye yer açılır ve konuşma bir süreç olarak sürer.
  • Boşanmada asıl belirleyici ebeveynler arası çatışmadır; çocuk haberci, hakem ya da ebeveynin bakıcısı yapılmaz.

Sonraki derse hazırlık

Ders 9.5, "Kardeşler ve Aile İletişim Kültürü: Adalet, Etiketler ve Bağ", Modül 9'u kapatıyor: kardeşler arasındaki kıskançlık, eşitlik ile adalet arasındaki fark, çocuklara yapıştırılan etiketler, kardeş bağını kurmanın yolları ve bu modülün içinde yaşayacağı aile iletişim kültürü. Hazırlık olarak çocuklarını başkalarına anlatırken kullandığın sıfatları dürüstçe yaz: "akıllı olan", "hassas olan", "yaramaz olan", "sportif olan". Tek çocuğun varsa onu kendi kardeşlerinle ya da akrabalarındaki çocuklarla kıyaslarken kullandığın sıfatları yaz.

Kaynaklar

  • Gordon, T. (1970). Parent Effectiveness Training. New York: Peter H. Wyden.
  • Hetherington, E. M. ve Kelly, J. (2002). For Better or for Worse: Divorce Reconsidered. New York: W. W. Norton.
  • Amato, P. R. (2001). Children of divorce in the 1990s: An update of the Amato and Keith (1991) meta-analysis. Journal of Family Psychology, 15(3), 355–370.
  • Speece, M. W. ve Brent, S. B. (1984). Children's understanding of death: A review of three components of a death concept. Child Development, 55(5), 1671–1686.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.