Giriş
Beş dakikalık bir sohbeti kâğıda döküp cümlelerini üç gruba ayırdın: sorular, öğütler ve çocuğun söylediğini geri yansıtan cümleler. Büyük olasılıkla ilk iki grup kalabalık çıktı: "Peki sen ne yaptın?", "Öğretmenine söyledin mi?", "Bir dahaki sefere şöyle yap." Üçüncü grupta ise çoğu zaman bir ya da iki cümle vardır, bazen hiç yoktur. Sohbetin sonunda çocuk genellikle ya susmuş ya da konuyu değiştirmiştir.
Bu dersin sonunda iyi niyetle kurduğun ama çocuğu susturan cümleleri kendi ağzında yakalayabilecek, duyduğunu geri yansıtarak dinlemeyi bir teknik olmaktan çıkarıp bir tutuma dönüştürecek ve kendi rahatsızlığını çocuğu suçlamadan ifade etmenin dilini öğreneceksin. 9.1'deki beş adımın üçüncüsü, yani "dinle ve doğrula", bu dersin tamamını kaplıyor.
Ana anlatım
Neden dinlemiyoruz? Çünkü çocuğun bir sorunu olduğunda ebeveynin bedeni alarm verir ve alarm çözmek ister. Çözme dürtüsü konuşmayı kapatır: çocuk anlatmaya başlar, ebeveyn üçüncü cümlede öğüt verir, çocuk susar. Amerikalı psikolog Thomas Gordon, 1970'lerde yaygınlaşan ebeveyn eğitimi programında bu kapatıcı tepkileri "on iki iletişim engeli" olarak listeledi. Emretmek: "Git özür dile." Tehdit etmek: "Bir daha olursa görürsün." Ahlak dersi vermek: "Arkadaşa öyle yapılmaz." Öğüt ve çözüm sunmak: "Şöyle yapsana." Mantıkla ikna etmek: "Aslında haklı olan o." Yargılamak ve eleştirmek: "Sen de kaşınıyorsun."
Listenin geri kalanı daha az göze batar. Övmek ve onaylamak: "Sen akıllısın, halledersin." Etiketlemek: "Çok hassassın." Yorumlamak ve analiz etmek: "Aslında kıskanıyorsun." Teselli ve güvence vermek: "Bir şey olmaz, geçer." Sorgulamak: "Neden? Ne zaman? Kim vardı?" Ve şakaya vurmak ya da konuyu değiştirmek: "Boş ver, dondurma yiyelim mi?" Hepsi iyi niyetlidir ve hepsinin çocuğa ulaşan ortak bir mesajı vardır: "Senin hissettiğini olduğu gibi duymak istemiyorum." Çocuk bunu duyar ve bir dahaki sefere daha az anlatır. Övgünün ve tesellinin de bu listede olması çoğu ebeveyni şaşırtır; oysa "Geçer" demek, çocuğa duygusunun abartılı olduğunu söylemenin kibar bir yoludur.
Engelleri tanımanın amacı, onları bir daha hiç kullanmamak değildir. Öğüdün de, güvencenin de, sorunun da yeri vardır; sorun, onların sohbetin ilk dakikasında gelmesidir. Çocuk henüz ne yaşadığını anlatmadan gelen öğüt, onun duygusunun üzerine kapak koyar. Aynı öğüt, çocuk duyulduğunu hissettikten sonra gelirse, çoğu zaman merakla karşılanır.
Aktif dinleme. Engellerin yerine konacak şey tektir: çocuğun söylediğini ve altındaki duyguyu kendi kelimelerinle geri vermek. "Kerem seni oyuna almamış ve bu seni çok kırmış." Bu kadar. Sonra susmak. Aktif dinlemenin üç bileşeni vardır. Birincisi bedendir: çocuğun göz hizasına inmek, telefonu bırakmak, yüzünü ona dönmek; ergenle ise çoğu zaman yan yana oturmak. İkincisi küçük kapı açıcılardır: "Hmm", "Anlat", "Sonra?", "Demek öyle." Üçüncüsü yansıtmadır, yani içeriği ve duyguyu birlikte geri vermek.
Yansıtma bir tahmindir. Tahmin yanlışsa çocuk düzeltir: "Hayır, kırılmadım, kızdım!" Ve bu düzeltme konuşmayı derinleştirir, çünkü çocuk artık kendi duygusunu daha net adlandırıyordur. Yansıtma papağan gibi tekrarlamak değildir; çocuğun söylemediği ama hissettiği şeyi nazikçe adlandırmaktır. Aktif dinlemenin asıl işlevi çocuğun sorununu çözmek değil, çocuğun kendi sorununu düşünebileceği bir alan açmaktır. Dinlendiklerinde çocuklar çoğu zaman kendi çözümlerini bulur ve o çözüm, en iyi öğütten daha değerlidir, çünkü onundur.
Aktif dinleme ne zaman kullanılır? Gordon'un kullanışlı bir ayrımı var: sorun kimin? Sorun çocuğa aitse, yani arkadaşıyla küsmüşse, bir şeye üzülmüşse ya da korkuyorsa, aktif dinleme doğru araçtır. Ama sorun sana aitse, yani çocuğun bir davranışı seni rahatsız ediyorsa, başka bir araç gerekir: ben dili.
Yansıtmanın biçimi de yaşa göre değişir. Yürümeye yeni başlamış, iki-üç yaş civarındaki bir çocuk için yansıtma yalnızca birkaç kelimedir ve sesin tonu kelimeden önemlidir: "Kovanı aldı. Kızdın." Okul öncesinde bir cümleye çıkar ve duygu adı eklenir: "Kuleyi yıkınca çok üzüldün, emek vermiştin." Okul çağında çocuk daha karmaşık duyguları duymaya hazırdır: "Hem kızgınsın hem de biraz utanmışsın galiba." Ergenle ise yansıtma en kısa hâline döner ve çoğu zaman bir tahmin gibi söylenir: "Haksızlık gibi gelmiş." Her yaşta geçerli bir ilke var: dinlemek onaylamak değildir. "Öğretmenine çok kızmışsın" demek, öğretmenin haksız olduğunu kabul etmek anlamına gelmez; yalnızca çocuğun o anda ne hissettiğini gördüğünü söyler.
Ben dili. "Sen" ile başlayan cümleler suçlar ve savunma üretir: "Sen hep ortalığı dağıtıyorsun." "Sen saygısızsın." Ben cümlesi ise üç parçadan oluşur: davranış, yani yorum katmadan, bir kameranın göreceği biçimde anlatılan olay; o davranışın senin üzerindeki somut etkisi; ve senin duygun. "Oyuncaklar salonda kalınca üzerlerine basıp düşmekten korkuyorum ve toplamak için akşam fazladan yarım saat harcıyorum; bu beni çok yoruyor." Ben dili çocuğa "Sen kötüsün" değil, "Bu davranış bana şunu yapıyor" der. Çocuklar, özellikle aralarındaki duygusal hesap doluysa, ebeveynin gerçek bir etkisini duyduklarında çoğu zaman şaşırtıcı biçimde iş birliği yapar.
Ben dilinin de tuzakları var. Birincisi kılık değiştirmiş sen dilidir: "Senin saygısızlığın beni üzüyor" cümlesi "ben" ile bitse de bir suçlamadır, çünkü davranışı değil çocuğu tanımlar. İkincisi abartılı duygudur: "Beni mahvediyorsun" gibi cümleler çocuğa taşıyamayacağı bir yük bindirir. Üçüncüsü ben dilinden sonra sınırı unutmaktır: ben dili sınırın yerini almaz, onun önüne gelir. Ergenle ben dili özellikle güçlüdür; emre isyan eden bir genç, dürüstçe söylenmiş bir etkiyi çoğu zaman duyabilir.
Küçük çocuklarla ben dili sadeleşir. Üç yaşındaki bir çocuk uzun bir etki cümlesini takip edemez; ona kısa ve bedensel bir cümle yeter: "Bağırınca kulaklarım acıyor." "Saçımı çekince canım yanıyor." Bu cümleler çocuğa başka bir insanın da hisleri olduğunu, 5.3'te konuştuğumuz empatinin ilk tohumunu gösterir. Gordon'un programı üzerine yapılan yirmi altı çalışmayı birleştiren bir meta-analiz, eğitim alan ebeveynlerin davranışında küçük-orta düzeyde bir iyileşme buldu; ama çocukların davranışında, eğitimin hemen ardından, kontrol gruplarına göre belirgin bir fark bulamadı. Bu yüzden dinleme ile ben cümleleri tek başına bir çözüm değil, Modül 8'deki sınır araçlarıyla birlikte çalışan bir iletişim zemini olarak düşünülmelidir.
Vites değiştirmek. Ben dilinden sonra çocuk savunmaya geçerse, "Ama ben…" diye başlarsa, hemen aktif dinlemeye geçilir: "Sana haksızlık gibi geldi." Çocuk duyulduğunu hissedince tekrar ben diline dönülür. Gordon bu gidip gelmeye "vites değiştirmek" der. Evdeki zor konuşmaların çoğunun iskeleti budur: dinle, söyle, dinle, söyle. Vites değiştirmeyi öğrenen ebeveyn, bir tartışmanın kazananı olmak yerine bir konuşmanın taşıyıcısı olur.
Soru sorma sanatı. "Okul nasıldı?" sorusunun cevabı neredeyse her zaman "İyi"dir. Kapalı ve genel sorular doğmadan ölür. İşe yarayan sorular üç türdür. Somut ve küçük sorular: "Bugün teneffüste kiminle oynadın?", "Yemekte kimin yanında oturdun?" Duygu yerine olayı soran sorular: "Bugün en komik şey neydi?", "Bugün sınıfta kim başını derde soktu?" Ve kendi paylaşımınla açılan sorular: "Bugün işte tuhaf bir şey oldu… Senin gününde böyle bir şey oldu mu?" Sorgu hissi veren "Neden?" sorusu küçük çocukta genellikle cevapsız kalır, çünkü çocuk gerçekten bilmez; ergende ise savunma doğurur. "Ne oldu?" ve "Nasıl oldu?" daha iyi çalışır. Ve en güçlü soru çoğu zaman bir soru değildir: sessizlik ve bir "Hmm."
Kültürel not. Dinlemenin zorluğu yalnızca ebeveyn-çocuk ilişkisine ait değildir. Pek çok sofrada yetişkinler arasındaki sohbet de bir öğüt ve hikâye yarışına dönüşür: biri derdini anlatmaya başlar, diğeri hemen "Benim başıma da geldi, ben şöyle yaptım" diye söze girer. Bu bir kusur değil, çoğumuzun büyürken gördüğü konuşma biçimidir. Ama çocuklar dinlemeyi ancak dinlenerek öğrenir. Eşini, annesini ya da bir arkadaşını telefonda dinlerken sözünü kesmeyen, yansıtan ve öğüdü istenene kadar bekleten bir ebeveyn, çocuğuna dinlemenin ne olduğunu her akşam sessizce gösterir.
Örnekler
- Basit: Sekiz yaşındaki Onat okuldan dönünce "Taha beni takıma almadı" diyor. Engel tepkileri hazır bekliyor: "Sen de başka takıma gir" bir öğüt, "Taha zaten kaba bir çocuk" bir yargı, "Boş ver, yarın unutursun" bir teselli. Annesi bunların yerine yansıtıyor: "Taha seni almamış; dışarıda kalmak çok kötü hissettirmiş." Onat devam ediyor: "Evet, hem de herkesin önünde." Annesi yine yansıtıyor: "Herkesin önünde olması daha da zor." Kısa bir sessizlik oluyor. Sonra Onat kendisi söylüyor: "Yarın Berkay'la kendi takımımızı kuracağız." Çözüm Onat'tan geldi; annesi tek bir öğüt vermedi.
- Orta: On üç yaşındaki Sıla her akşam mutfak tezgâhını dolu bırakıyor. Sen dili denenmiş ve sonucu belli: "Sen bu evde hizmetçin var sanıyorsun!" ve arkasından çarpılan bir kapı. Annesi Gülay bu kez ben dilini deniyor: "Akşam mutfağa girip tezgâhı dolu bulunca yemeğe başlamadan önce yirmi dakika toplamam gerekiyor ve günün sonunda buna enerjim kalmıyor; kızgın hissediyorum." Sıla savunmaya geçiyor: "Ama ödevim vardı!" Gülay vites değiştiriyor: "Yetiştirmen gereken çok şey var, biliyorum." Sonra birlikte düşünüyorlar: "Nasıl çözeriz bunu?" Sıla bir öneri getiriyor: "Atıştırdıktan hemen sonra toplarım; unutursam bana hatırlat." Bir hafta içinde tezgâh boşalıyor, çünkü çözüm Sıla'nın kendi çözümü.
- Gerçek hayat: On altı yaşındaki Bartu gece geç saatte mutfağa geliyor: "Anne, bir şey soracağım ama kızma." Figen'in içinde alarm çalıyor ve ilk refleksi bir sorgu: "Ne yaptın?" Onun yerine telefonunu kapatıp masaya oturuyor: "Dinliyorum." Bartu anlatıyor: bir arkadaşı partide çok sarhoş olmuş; kendisi içmemiş ama çok korkmuş ve ne yapacağını bilememiş. Figen yansıtıyor: "Arkadaşın için korkmuşsun ve ne yapacağını bilememişsin." Ahlak dersi yok, sorgu yok. Bartu soruyor: "Bir dahaki sefere ne yapayım?" Bilgi ve öğüt zamanı şimdi geldi, çünkü istendi. Bu konuşma, 7.4'teki gece arama anlaşmasının yaşayan hâlidir ve ancak dinleyen bir anneyle mümkündür.
Ebeveyn için beden pratiği (3 dk)
Çocuğun sana bir sorun anlatırken bedeninin ne yaptığını hatırla. Belki öne doğru eğiliyorsun, nefesin hızlanıyor, dudakların aralanıyor ve dilin söze girmeye hazırlanıyor. Bu, çözme dürtüsünün bedenidir. Şimdi otur ve tersini dene. Sırtını sandalyenin arkalığına yasla, ellerini avuçları aşağıda olacak şekilde dizlerine bırak ve dudaklarını hafifçe kapat. Nefesini burnundan al, ağzından değil. Bu duruşta bir dakika kal ve omuzlarının, çenenin ve dilinin gevşemesini izle. Beden geriye yaslandığında ağız da biraz geri çekilir. Önümüzdeki günlerde çocuğun bir şey anlatmaya başladığında bu duruşa geç. Dinlemek, zihnin verdiği bir karardan önce bedenin aldığı bir duruştur.
Bu hafta evde
Şimdi sıra sende: İki gün boyunca çocuğunla konuşmalarında hangi iletişim engellerini kullandığını işaretle ve en sık üçünü bul; öğüt, sorgu ve teselli listenin başında çıkarsa şaşırma. Ardından üç gün boyunca çocuğun bir sorun anlattığında yalnızca aktif dinle: en az üç yansıtma, sıfır öğüt. Çocuğun kendi çözümüne ulaşıp ulaşmadığını not et. Seni rahatsız eden bir davranış için üç parçalı bir ben cümlesi yaz, sesli prova et, sonra kullan ve tepkiyi kaydet. Son olarak akşam sofrası için beş somut ve küçük soru hazırla. Hedef: Dinlemeyi bir teknikten bir tutuma dönüştürmek. Gözlem günlüğü: Öğüt vermediğin bir konuşmada çocuğun ulaştığı çözüm, senin vereceğin öğütten hangi noktada farklıydı?
Mini test
- Gordon'un on iki iletişim engelinin çocuğa ulaşan ortak mesajı nedir?
- Dokuz yaşındaki kızın matematik sınavından düşük aldığı için ağlıyor. Sen hemen "Boş ver, sen çok akıllısın, bir dahakinde halledersin" diyorsun; kızın daha çok ağlıyor ve "Sen anlamıyorsun!" diye odasına gidiyor. Ne oldu ve bu konuşmayı nasıl yeniden kurardın?
- Aktif dinlemenin üç bileşeni nedir?
- On iki yaşındaki oğlun her sabah banyoyu ıslak havlularla yerde bırakıyor ve sen geç kalıyorsun. Bugün ağzından "Sen bu evde hiçbir şeye saygı duymuyorsun!" çıktı. Aynı rahatsızlığı ben diliyle nasıl söylerdin ve oğlun "Ama geç kalıyordum!" derse ne yaparsın?
- Aktif dinleme ne zaman, ben dili ne zaman kullanılır?
Cevapları göster
- "Senin hissettiğini olduğu gibi duymak istemiyorum." Engeller iyi niyetlidir ama çocuğa duygusunun yanlış, abartılı ya da gereksiz olduğunu hissettirir.
- İyi niyetle iki engel birden kullandın: teselli, yani "Boş ver", ve övgü, yani "Sen çok akıllısın". Kızına ulaşan mesaj, duygusunun üzerinde durmaya değmediğiydi; bu yüzden "Sen anlamıyorsun" dedi. Kapısına gidip yeniden başlarsın, bu kez yansıtmayla: "Çok çalışmıştın ve not beklediğin gibi gelmedi; hayal kırıklığı." Sonra susar ve dinlersin. Kızın anlatmaya başlarsa küçük kapı açıcılarla devam edersin. Çözümü, yani bir sonraki sınava nasıl hazırlanacağını, ancak o duyulduğunu hissettikten ve isterse konuşursunuz.
- Beden, yani göz hizasına inmek, telefonu bırakmak ya da ergenle yan yana oturmak; küçük kapı açıcılar, yani "Hmm", "Anlat", "Sonra?"; ve içeriği ve duyguyu birlikte geri veren yansıtma.
- Ben cümlesi üç parçayla kurulur: davranış, etki ve duygu. "Islak havlular yerde kalınca banyoya girmeden önce onları toplamam gerekiyor ve sabahları ben de geç kalıyorum; bu beni gerçekten sıkıştırıyor." "Saygı duymuyorsun" ise oğlunu tanımlıyordu, davranışı değil; bu yüzden savunma üretir. Oğlun "Ama geç kalıyordum!" derse vites değiştirirsin: "Sabahlar senin için de çok sıkışık." Duyulduğunu hissedince yeniden ben diline ve ardından birlikte çözüme dönersin: "Nasıl yapalım? Belki kapının arkasına bir askı?"
- Sorun çocuğa aitse, yani çocuk üzgün, kırgın ya da korkmuşsa aktif dinleme; sorun sana aitse, yani çocuğun bir davranışı seni rahatsız ediyorsa ben dili. İkisi arasında gerektiğinde vites değiştirilir.
Özet
- Çözme dürtüsü dinlemeyi kapatır; on iki engel iyi niyetlidir ama konuşmayı keser.
- Aktif dinleme beden, kapı açıcı ve yansıtmadan oluşur; çocuğun kendi çözümüne alan açar.
- Ben dili davranış, etki ve duyguyla suçlamadan konuşur; sınırın yerini değil, önünü alır.
- Zor konuşmalarda vites değiştirilir: dinle, söyle, dinle, söyle.
- Somut sorular ve sessizlik genel sorulardan iyi çalışır; "Neden?" yerine "Ne oldu?"
Sonraki derse hazırlık
Ders 9.3, "Çocuğa Düzenlemeyi Öğretmek: Termometre, Beden Haritası ve Sakinleşme Kutusu", birlikte düzenlemeden kendi kendini düzenlemeye geçişi ele alacak: duygu termometresi, bedenin duygu haritası, sakinleşme kutusu ve ergenler için araçlar. Hazırlık olarak sakin bir anda çocuğuna şu soruyu sor: "Kızdığında bedeninde nerede hissediyorsun?" Gösterdiği yeri ve kullandığı kelimeleri olduğu gibi not et; düzeltmeden, yorum katmadan.
Kaynaklar
- Gordon, T. (1970). Parent Effectiveness Training. New York: Peter H. Wyden.
- Cedar, B. ve Levant, R. F. (1990). A meta-analysis of the effects of Parent Effectiveness Training. The American Journal of Family Therapy, 18, 373–384.