Giriş
Kutu oyunu nasıl bitti? Belki çocuğun kazandı ve odada zafer dansı yaptı. Belki kaybetti ve piyonları yere fırlattı, "Bu oyun saçma!" diye bağırdı ya da gizlice zarı çevirdi. Hangisi olursa olsun, o masada bu dersin konusu oynanıyordu: bir çocuğun istediği şey ile yapması gereken şey arasına bir an, bir nefes koyabilmesi.
Bu dersin sonunda öz-düzenleme becerisinin nasıl geliştiğini ve evde oyunla nasıl desteklenebileceğini bilecek; kaybetmeye dayanamayan, sıra bekleyemeyen, arkadaş edinmekte zorlanan bir çocuğa nasıl eşlik edeceğini öğrenecek ve evde yaşa uygun sorumlulukları nasıl paylaştıracağını planlayabileceksin. 1.4'te beynin düzenleme katının geç olgunlaştığını görmüştük. Okul öncesi yıllar, o katın ilk büyük inşaat dönemidir; iskele hâlâ duruyor, ama duvarlar artık hızla yükseliyor.
Ana anlatım
Yürütücü işlevler: beynin yöneticisi. Gelişim bilimci Adele Diamond'ın ve pek çok araştırmacının çalışmalarında yürütücü işlevler üç temel bileşenle tarif edilir. Çalışma belleği, bilgiyi akılda tutup kullanabilmektir: "Ayakkabını giy, sonra çantanı al" gibi iki adımlı bir yönergeyi akılda tutmak. Ketleme kontrolü, ilk dürtüyü durdurabilmektir: sıra beklemek, bağırmamak, tabaktaki kurabiyeye izin verilmeden uzanmamak. Bilişsel esneklik, kural değiştiğinde uyum sağlayabilmektir: oyun değişti, plan bozuldu, yağmur yağdığı için park iptal oldu. Bu üç beceri üç-beş yaşları arasında hızla gelişir ve yirmili yaşlara kadar olgunlaşmaya devam eder.
Bu beceriler neden bu kadar önemli? Yeni Zelanda'nın Dunedin kentinde bin çocuğun doğumdan yetişkinliğe izlendiği uzun soluklu bir çalışmada, çocuklukta ölçülen öz-denetim, zekâ ve ailenin ekonomik durumu hesaba katıldıktan sonra bile, yetişkinlikteki sağlık, mali durum ve yasal sorunlarla ilişkili bulundu. Meşhur "şekerleme deneyi" de bu alanın simgesi oldu: tek bir şekerlemeyi hemen yemek yerine bekleyip iki tane alabilen dört-beş yaşındaki çocukların ileride daha iyi sonuçlar aldığı bildirilmişti. Ancak sonraki araştırmalar bu hikâyeyi önemli biçimde düzeltti. Celeste Kidd ve arkadaşlarının 2013'teki deneyinde, önceden verilen bir sözün tutulduğunu gören çocuklar çok daha uzun bekledi; sözün tutulmadığını görenler ise beklemedi. 2018'de yapılan daha büyük bir tekrar çalışması da bekleme süresiyle sonraki başarı arasındaki ilişkinin sanıldığından küçük olduğunu ve aile koşulları, erken bilişsel beceriler ve ev ortamı hesaba katıldığında belirgin biçimde küçüldüğünü gösterdi. Bu tartışma kapanmış değil; ama bekleme süresinin tek başına bir kader göstergesi olmadığı artık açık. Buradan çıkan ders şudur: bekleyebilmek sabit bir yetenek değil, güvenilir bir çevrede gelişen bir beceridir. Söz verilen ikinci şekerlemenin gerçekten geleceğine inanan çocuk bekler. Öz-düzenleme güven zemininde büyür ve bu, akademinin ilk üç modülünü doğrudan bu derse bağlar.
Yürütücü işlevler nasıl gelişir? Bu beceriler çalışma kitaplarıyla değil, üç yolla gelişir. Birincisi oyundur. Kurallı oyunlar, yani "Simon diyor ki", müzik durunca donma dansı, "kırmızı ışık, yeşil ışık", hafıza kartları, saklambaç ve basit kutu oyunları; rolünde kalmak için dürtüyü bekletmeyi gerektiren rol oyunları; ve "zıt komut" oyunları, yani "Ben 'baş' deyince ayağına dokun", bu becerileri eğlenerek çalıştırır. İkincisi rutin ve öngörülebilirliktir. Çocuk dışarıdaki düzeni zamanla içine alır; resimli bir günlük plan, yani sırasıyla kahvaltı, giyinme, çanta, servis, çalışma belleğinin yükünü dışarıya taşır ve çocuğun "Sonra ne var?" sorusunu kendisinin cevaplamasını sağlar. Üçüncüsü sesli düşünme ve planlamadır: "Önce ne yapacağız, sonra ne?" 1.2'de Vygotsky'nin özel konuşma dediği, çocuğun kendi kendine yüksek sesle konuşması, burada tam olarak işini yapar; öz-düzenlemenin sesli hâlidir.
Yürütücü işlevleri en çok zorlayan etkenler de bellidir: süregiden stres, çünkü stres altında beynin üst katı devreden çıkar; uykusuzluk; ve her şeyin çocuğun yerine yapılması. Bir de ekran içeriğinin temposu var: dört yaşındaki çocuklarla yapılan bir deneyde, dokuz dakika boyunca çok hızlı tempolu bir çizgi film izleyen çocuklar, hemen ardından yapılan dikkat ve bekleme görevlerinde, yavaş tempolu bir program izleyenlerden ya da resim yapanlardan daha düşük performans gösterdi. Tek bir deneyden kesin sonuç çıkmaz, ama ekran seçerken temponun da içerik kadar önemli olduğunu düşündürür.
Kaybetmek. Üç ile beş yaş arasında kaybetmek dayanılmaz gelebilir: çocuk oyunu bozar, hile yapar, ağlar, "Bir daha oynamayacağım!" der. Bu ahlaki bir kusur değil, iki eksiğin birleşimidir. Birincisi benmerkezciliktir: bu yaştaki bir çocuk için "kaybettim" cümlesi kolayca "ben kötüyüm"e dönüşür. İkincisi ketleme zayıflığıdır: hayal kırıklığı dalgası geldiğinde onu durduracak fren henüz tam çalışmaz. Kaybetmeyi öğretmek mümkündür. Küçük yaşta rekabet oyunlarını, herkesin birlikte kazandığı ya da birlikte kaybettiği iş birliği oyunlarıyla dengele. Bilerek kaybetme, ama farkı kapatmak için el ver; örneğin çocuğa ek bir hamle hakkı tanı. Kaybettiğinde duyguyu adlandır: "Kaybetmek çok can sıkıcı." Kazandığında karşı tarafı düşünmeyi göster: "İyi oynadın, bir daha oynayalım mı?" Hile yapıyorsa "Kuralı değiştirmek istiyorsun galiba; tamam, baştan konuşalım" diyerek hileyi bir müzakereye çevir. Ve en önemlisi, kendi kaybedişini göster; sen kaybettiğinde ne yaptığını çocuğun dikkatle izler. Altı-yedi yaşından itibaren kaybetmeye dayanabilme belirgin biçimde artar. O zamana kadar kaybettiğinde gelen her fırtına, bir kusurun değil, henüz inşa edilen bir frenin işaretidir; sabırla karşılandıkça fren güçlenir.
Arkadaşlık. Anaokulu çağında arkadaş çoğu zaman "şu anda benimle oynayan" kişidir ve günde üç kez değişebilir; "Artık arkadaşın değilim!" cümlesi bir yıkım değil, çoğu zaman beş dakikalık bir olaydır. Sosyal beceriler öğretilebilir ve en iyi rol oyunuyla öğretilir. Oyuna nasıl girilir: önce izle, sonra benzer bir şey yap, sonra sor, "Ben de oynayabilir miyim?" Sıra nasıl istenir, bir "hayır" nasıl kabul edilir, kızgınken ne söylenir: "Bunu sevmedim", "Dur." Bu beceriler önce evde oyuncaklarla prova edilir, sonra parkta denenir, sonra akşam "Nasıl gitti?" diye konuşulur. Dört-beş yaşları civarında çocuklar, başkasının kendilerinden farklı bir şey düşünebileceğini ya da bilebileceğini anlamaya başlar; araştırmacılar buna zihin kuramı der ve bu kapasite empatinin kapısını açar. "Ali'nin yüzüne bak; sence şu an ne hissediyor?" sorusu bu yeni kapasiteyi çalıştırır. Yavaş ısınan mizaçtaki bir çocuk ise zorlanmaz; küçük gruplar, tanıdık ortamlar ve önce tek bir arkadaş ona daha iyi gelir. Vurma ve itme bu yaşlarda giderek azalmalıdır; beş yaşında hâlâ sık ve yoğunsa, düzenleme becerilerine ek destek ve gerekirse bir değerlendirme düşünülmelidir.
Duygu kelime hazinesi. Üç yaşında çoğu çocuğun duygu kelimeleri "mutlu, üzgün, kızgın, korkmuş" ile sınırlıdır. Altı yaşına gelindiğinde bu listeye "hayal kırıklığı, kıskançlık, utanç, gurur, heyecan, endişe, sıkılmışlık" eklenebilir. Duygu kelimeleri arttıkça düzenleme kolaylaşır; ko-regülasyon dersinden hatırlarsın, adlandırılan bir duygu çoğu zaman küçülür. Birkaç araç işe yarar: buzdolabında resimli bir duygu çarkı, kitaptaki karakterlerin ne hissettiğini birlikte tahmin etmek, günün sonunda "Bugün en çok hangi duyguyu hissettin?" sorusu ve ebeveynin kendi duygularını gündelik bir dille adlandırması. Modül 9'da bu parçaları duygu koçluğu adlı bir yönteme dönüştüreceğiz.
Sorumluluk ve ev işleri. Üç yaşından itibaren çocuklar eve gerçek katkı verebilir: masaya peçete koymak, çamaşırları renklerine göre ayırmak, oyuncakları toplamak, kediye mama koymak, sebze yıkamak. Katkı çocuğa iki şey verir: aidiyet, yani "Bu evin bir parçasıyım", ve yetkinlik, yani Erikson'un bu yaş için söylediği "Bir şeyi başlatıp bitirebilirim" duygusu. Birkaç kural var. İş yaşa uygun olsun. Önce birlikte yapılsın, sonra adım adım devredilsin; 1.2'deki iskele burada da çalışır. Mükemmellik beklenmesin: eğri katlanmış bir havlu, senin katladığın düzgün havludan daha değerlidir. Ödül ve para yerine aidiyet dili kullanılsın: "Bu evde herkes bir şey yapar." Ve ev işi hiçbir zaman ceza olarak verilmesin. "Çocuktur, yapmasın, büyüyünce yapar" tutumu iyi niyetlidir; ama ergenlikte duyulan "Evde hiçbir şeye elini sürmüyor" şikâyetinin köklerinden biri burada olabilir: on üç yıl boyunca katkı beklenmemiş bir çocuğa katkı birden yabancı gelir. Sorumluluk üç yaşında küçük ve sevinçli adımlarla başlar; on üç yaşında başlamaya çalışıldığında ise çoğu zaman bir savaşa dönüşür.
Örnekler
- Basit: Dört yaşındaki Aybars kutu oyununda kaybedince tahtayı deviriyor. Babası sakin: "Kaybetmek çok can sıkıcı. Tahtayı devirmek yok. Bir daha oynayalım mı, yoksa önce biraz koşmak ister misin?" Aybars koridorda iki tur koşuyor, geri dönüyor ve yeniden oynuyorlar. Bu kez baba kaybediyor ve abartılı bir iç çekişle konuşuyor: "Off, kaybettim! Ama çok eğlendim. Bir daha oynayalım mı?" Aybars kıkırdıyor. Birkaç hafta içinde tahta devirmeler seyreliyor, çünkü kaybetmenin nasıl yaşanacağı anlatılmadı, gösterildi. Bir akşam Aybars kendisi kaybettiğinde babasının cümlesini tekrarlıyor: "Off! Bir daha?"
- Orta: Beş yaşındaki Lidya bir akşam "Anaokulunda kimse benimle oynamıyor" diyor. Öğretmeniyle konuşunca tablo netleşiyor: Lidya oyuna girmeye çalışırken oyunu bozuyor, kuralları kendine göre değiştirmek istiyor, olmayınca ağlıyor. Bu kötü niyet değil, bir beceri eksiği. Evde rol oyunu başlıyor: annesi ve Lidya oyuncak bebeklerle "oyuna girme" sahnesi kuruyor; önce izlemek, sonra benzer bir şey yapmak, sonra sormak. Anne bazen "hayır" diyen çocuğu oynuyor ve Lidya "Tamam, o zaman başka bir şey yapayım" demeyi prova ediyor. Hafta sonu tek bir arkadaşla kısa ve planlı bir oyun buluşması ayarlanıyor. Birkaç hafta içinde öğretmen ilk değişiklikleri görmeye başlıyor.
- Gerçek hayat: Altı yaşındaki Berk'in annesi endişeli: oğlu hiçbir işi bitirmiyor, üç adımlı bir yönergeyi daha ikinci adımda unutuyor; "Dikkat eksikliği mi var?" diye soruyor. Gözlem, başka bir tablo çiziyor: Berk gece on birde yatıyor, sabah tabletle uyanıyor ve ev düzeni her gün değişiyor. Yürütücü işlevleri zorlayan üç etken bir arada. Önce zemin düzeltiliyor: uyku saat dokuzda, sabah ekran yok, resimli bir günlük plan, yönergeler tek tek ve göz teması kurularak, günde on dakika kurallı oyun. Altı hafta sonra hâlâ belirgin bir fark varsa, özellikle hem evde hem okulda ve yaşıtlarına göre, bir değerlendirme istenecek; bunu Modül 11'de ayrıntılı konuşacağız. Bazı çocuklarda zemin düzeldiğinde "dikkat sorunu" gibi görünen şey büyük ölçüde küçülür; küçülmüyorsa, değerlendirme istemek için artık daha sağlam bir gerekçe vardır.
Ebeveyn için beden pratiği (3 dk)
Bu bir ketleme pratiği, yani çocuğundan beklediğin becerinin senin bedenindeki karşılığı. Bu hafta çocuğun bir işi yavaş ya da senin gözünde "yanlış" yaparken, ayakkabı bağcığıyla uğraşırken ya da süt dökerken, elini uzatma dürtünü yakala. Bu senin ketleme anın. Elini bilerek kalçana ya da dizine koy, bir nefes ver ve içinden yavaşça üçe kadar say. Sonra bedenine sor: dürtü hâlâ orada mı, biraz söndü mü? Ardından neye karar verirsen ver, yardım ya da bekleme, onu nefesten sonra yap. Çocuğuna öğretmek istediğin şey tam olarak budur: ilk dürtü ile eylem arasına bir nefes koymak. Çocuk bunu en iyi senin bedenini izleyerek öğrenir.
Bu hafta evde
Şimdi sıra sende: Dört küçük iş seni bekliyor. Her gün on dakika bir yürütücü işlev oyunu oyna, donma dansı, "Simon diyor ki", hafıza kartları ya da zıt komut, ve çocuğunun kaç tur dayanabildiğini haftanın başında ve sonunda not et. Çocuğunla birlikte resimli bir günlük plan çiz ve onun boyunda bir yere as. Ona evde bir sorumluluk ver: ilk üç gün birlikte yap, sonra tek başına bırak; mükemmellik yok, teşekkür var. Son olarak bir arkadaşlık senaryosunu, örneğin oyuna girmeyi ya da bir "hayır"ı kabul etmeyi, oyuncaklarla prova et. Hedef: Öz-düzenlemeyi nasihatle değil; oyun, yapı ve katkıyla büyütmek. Gözlem günlüğü: Haftanın sonunda çocuğunun bekleyebildiği ya da kaybettiğinde toparlanabildiği bir an hangisiydi ve o an senin tepkin ne oldu?
Mini test
- Yürütücü işlevlerin üç temel bileşeni nedir?
- Şekerleme deneyinin yorumu sonraki araştırmalarla nasıl düzeltildi?
- Beş yaşındaki kızınla hafıza kartları oynuyorsunuz. Geride kaldığını görünce kartları karıştırıp "Ben kazandım!" diyor; sen kuralı hatırlatınca "Seninle bir daha oynamayacağım!" diye ağlayarak odasına gidiyor. Bu sahnede ne oluyor ve sen ne yaparsın?
- Dört yaşındaki oğlunun parkta diğer çocukların oynadığı kumdan kaleye koşup kendi kovasıyla kalenin ortasına kum boşalttığını görüyorsun; çocuklar "Git buradan!" diye bağırıyor ve oğlun ağlayarak sana dönüyor. Akşam ve önümüzdeki günlerde ne yaparsın?
- Ev işlerinde ödül ve para yerine hangi dil kullanılır ve neden?
Cevapları göster
- Çalışma belleği, ketleme kontrolü ve bilişsel esneklik.
- Bekleyebilmenin sabit bir yetenek olmadığı, güvenilir bir çevrede geliştiği gösterildi; sözün tutulduğunu gören çocuklar daha uzun bekledi. Daha büyük bir tekrar çalışması da bekleme süresiyle sonraki başarı arasındaki ilişkinin sanıldığından küçük olduğunu ve aile koşullarıyla büyük ölçüde açıklandığını buldu.
- İki eksik bir arada: bu yaşta "kaybediyorum" kolayca "ben kötüyüm"e dönüşür ve hayal kırıklığını durduracak fren henüz tam çalışmaz. Peşinden gidip ona ders vermezsin; bir süre sonra kapısında durup duyguyu adlandırırsın: "Kaybetmek çok can sıkıcı geldi." Sakinleşince hileyi müzakereye çevirirsin: "Kuralı değiştirmek istiyordun galiba. Yeni oyunda ikimiz için bir kural koyalım: küçük olan iki kart fazla açabilir." Sonraki günlerde birlikte kazanılan iş birliği oyunlarını ekler, kendi kaybedişini de sesli ve sakin yaşarsın.
- O anda önce teselli edersin ve ona kızmazsın; niyeti oyuna katılmaktı, yolu yanlıştı. Akşam oyuncaklarla "oyuna girme" sahnesini prova edersiniz: önce izlemek, sonra yanlarında benzer bir şey yapmak, sonra sormak, "Ben de oynayabilir miyim?" Sen bazen "hayır" diyen çocuğu oynarsın, o da "Tamam, o zaman başka bir şey yaparım" demeyi dener. Ertesi gün parkta yanında durur, denemesine eşlik eder, akşam "Nasıl gitti?" diye konuşursunuz. Sosyal beceri anlatılarak değil, prova edilerek öğrenilir.
- Aidiyet dili: "Bu evde herkes bir şey yapar." Çünkü katkı çocuğa aidiyet ve yetkinlik duygusu verir; ödül ve para ise işi bir alışverişe çevirir.
Özet
- Öz-denetim, zekâ ve aile koşulları hesaba katıldığında bile uzun vadeli sonuçlarla ilişkilidir; bekleyebilme güven zemininde büyür.
- Yürütücü işlevler oyun, rutin ve sesli planlamayla gelişir; stres, uykusuzluk, her şeyin yerine yapılması ve çok hızlı tempolu ekran bunları zorlar.
- Kaybetmek öğretilir: adlandır, modelle, iş birliği oyunlarıyla dengele.
- Arkadaşlık becerileri rol oyunuyla prova edilir; zihin kuramı dört-beş yaşlarında açılır.
- Sorumluluk üç yaşında küçük adımlarla başlar; aidiyet dili, mükemmellik yok, ceza olarak ev işi yok.
Sonraki derse hazırlık
Modül 5'in son dersi 5.4, "Okula Hazırlık: Harften Önce Gelenler, Ekran ve Anaokulu Seçimi". "Okula hazır olmak" ne demek, ne demek değil; okul öncesi çağda ekran; anaokulu seçerken sorulacak sorular ve ilkokula başlama yaşı kararı. Hazırlık: "Çocuğum okula hazır mı?" sorusuna şu an aklına gelen bütün ölçütleri bir kâğıda yaz; derste bu listeyi birlikte karşılaştıracağız.
Kaynaklar
- Diamond, A. (2013). Executive functions. Annual Review of Psychology, 64, 135–168.
- Moffitt, T. E. ve ark. (2011). A gradient of childhood self-control predicts health, wealth, and public safety. Proceedings of the National Academy of Sciences, 108(7), 2693–2698.
- Kidd, C., Palmeri, H. ve Aslin, R. N. (2013). Rational snacking: Young children's decision-making on the marshmallow task is moderated by beliefs about environmental reliability. Cognition, 126(1), 109–114.
- Watts, T. W., Duncan, G. J. ve Quan, H. (2018). Revisiting the marshmallow test: A conceptual replication investigating links between early delay of gratification and later outcomes. Psychological Science, 29(7), 1159–1177.
- Lillard, A. S. ve Peterson, J. (2011). The immediate impact of different types of television on young children's executive function. Pediatrics, 128(4), 644–649.
- Wellman, H. M., Cross, D. ve Watson, J. (2001). Meta-analysis of theory-of-mind development: The truth about false belief. Child Development, 72(3), 655–684.