İçeriğe geç

Ders 4.1 · Seviye 2 · Erken Çocukluk (1–3 Yaş): Özerklik, İrade ve Fırtınalar

"Kendim Yaparım": Özerklik Evresi ve Dil Patlaması

2.032 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · 14 dakika seslendirme

Giriş

"Kendim!" Bu kelimeyi çocuğundan duyduğun o anı hatırla: çoraba uzanan küçük eller, iki dakikadır bir türlü giyilemeyen ayakkabı, kapıda bekleyen servis ve senin içinde yükselen sabırsızlık. Geçen hafta tam da bu farkı izlemeni istemiştim: senin temponla onunki arasındaki mesafeyi. Bu ders o mesafeyle ilgili.

Orta seviyeye hoş geldin. Temel seviyede gelişimi, bebekliği ve bağlanmayı konuştuk; şimdi yaş dönemlerine giriyoruz ve bir ile üç yaş arasından başlıyoruz. Bu dersin sonunda bu yaştaki bir çocuğun neden her şeyi kendi yapmak istediğini, bunun bedeninde ve zihninde neye karşılık geldiğini ve aynı dönemde gelen dil patlamasını nasıl destekleyeceğini bileceksin. Bu dönemde ebeveynin en büyük sınavı sabır değil, hızdır: kendi hızını çocuğun hızına indirebilmek.

Ana anlatım

Özerklik evresinin sorusu. Erikson bu dönemi özerklik ile utanç ve şüphe arasındaki ikilem olarak tarif etti. Danimarkalı bir beden terapisi okulu olan Bodynamic'in gelişim modeli, araştırmayla sınanmış bir kuram değil, klinik gözlemden doğmuş bir harita olsa da, aynı dönemi yaklaşık sekiz ay ile iki buçuk yaş arasına yerleştirir ve çocuğun hakkını şöyle tanımlar: merak etmek, keşfetmek ve kendi dürtüsünün peşinden gitmek. Çocuk yürümeye başladığı anda dünya değişir; artık istediği yere kendisi gidebilir. Bu özgürlük hem baş döndürücüdür hem korkutucu. Bu yüzden çocuk uzaklaşır, sonra koşarak geri gelir, sonra yine uzaklaşır. Bu gidiş geliş bir kapris değil, evrenin ta kendisidir; 2.5'te ayrılık kaygısıyla başlayan hikâyenin devamıdır: "Kendi başıma gidebilirim; döndüğümde sen orada mısın?"

İyi geçirilen bir özerklik evresi iki yönlü bir kaynak bırakır: "Kendi başıma yapabilirim" ve "Yapamadığımda yardım isteyebilirim." İkisi birlikte kazanılır ve birbirini dengeler. Çok kısıtlanan bir çocuk iki yöne savrulabilir: ya vazgeçer, "Yapamam, sen yap", ya da yardımı tümüyle reddeder, "Kendim! Kimse dokunmasın!" Bu iki cümlenin yetişkinlikteki karşılıklarını tanıyorsun: her işi başkasına bırakan yetişkin ve yardım istemeyi zayıflık sayan yetişkin. Özerklik evresi, bu iki ucun arasında durabilmeyi öğretir.

Yardım isteyebilmek de öğrenilen bir beceridir ve bu yaşta öğretilebilir. Çocuk bir kavanozu açamayıp öfkeyle yere attığında, kavanozu hemen açmak ya da "Ben demiştim" demek yerine ona bir cümle ver: "Yardım eder misin, de; birlikte açalım." Sonra işin yalnızca zor kısmını yap ve son çevirmeyi ona bırak. Kendi hayatında da yardım istediğin anları sesli yap: "Bu dolap çok ağır, babanı çağırayım." Çocuk, yardım istemenin güçsüzlük değil, işi bitirmenin bir yolu olduğunu en çok seni izleyerek öğrenir. Yardım isteyebilen çocuk, kendi başına yapmayı da daha cesurca dener; çünkü başaramazsa yalnız kalmayacağını bilir.

Beden ne yapıyor? Bu evrede çocuk bacaklarıyla uzaklaşmayı, sırtıyla dik durmayı, elleriyle tutmayı ve bırakmayı öğrenir. "Kendim yaparım" cümlesi önce kaslarda kurulur, sonra dilde. Tutma ve bırakma bu dönemin bedensel temasıdır: nesneleri fırlatmak, çekmeceleri boşaltmak, bir kutuyu doldurup dökmek, sonra yeniden doldurmak. Yetişkin gözüyle bunlar dağınıklıktır; çocuk için ise "Ben etki yaratabiliyorum" deneyimidir. Bir bardağın devrilmesi, bir kapağın açılıp kapanması, bir düğmeye basınca yanan ışık; her biri dünyanın onun hareketine cevap verdiğinin kanıtıdır. Ebeveynin işi bu deneyime alan açmak ve sınırını, yani güvenliği ve başkasının eşyasını, açık ve sakin bir biçimde çizmektir.

Ebeveynin üç hatası ve üç becerisi. Birinci hata aşırı yapmaktır: ayakkabıyı giydirmek, kaşığı tutmak, merdivende kucağa almak; hız için, temizlik için ya da korku için. Tek tek anlaşılır olan bu küçük müdahaleler birikince çocuğa "Yapamazsın" mesajı verir. İkinci hata utandırmaktır: "Ayıp!", "Koca kız oldun!", "Herkes sana bakıyor", dökülen suya derin bir iç çekiş. Erikson'un uyarısı tam burayı gösterir: utanç bu evrenin zehridir, çünkü çocuk yaptığı şeyden değil, kendisinden utanmayı öğrenir. Üçüncü hata hiç sınır koymamaktır: "özerklik" adına her şeye izin vermek, çocuğu güvensiz bırakır; sınırsız bir alan küçük bir çocuk için özgürlük değil, korkutucu bir boşluktur. Özerkliği desteklemek, çocuğu kendi başına bırakmak değil; güvenli bir çerçeve kurup o çerçevenin içinde ona geniş bir hareket alanı tanımaktır.

Bu hataların karşısında üç beceri durur. Birinci beceri zaman bırakmaktır: sabah çıkışını on beş dakika erkene almak, çocuğun ayakkabısını kendisi denemesi için. İkinci beceri ortamı hazırlamaktır: alçak bir askı, küçük bir sürahi, lavaboya ulaşmak için bir basamak, çocuğun uzanabileceği bir bardak rafı. İtalyan hekim ve eğitimci Maria Montessori'nin bu yaşa en değerli katkısı budur: bağımsızlık bir izinle değil, ortamın tasarımıyla verilir. Üçüncü beceri işi parçalamaktır: "Giyin!" değil, "Önce çorap. Hangi ayağından başlayalım?" 1.2'deki yakınsak gelişim alanı ve iskele tam burada çalışır: işin bir parçasını sen yaparsın, bir parçasını çocuk, ve çocuğun parçası her hafta biraz büyür.

Dil patlaması. Özerkliğin yanında bu yaşın öteki büyük olayı dildir. İlk anlamlı kelimeler çoğunlukla on ile on dört aylar arasında gelir. On sekiz ay civarında kelime öğrenme hızı belirgin biçimde artar; buna kelime patlaması denir. Ama ebeveynlerin her gün kelime kaydı tuttuğu bir çalışmada ani bir sıçrama yalnızca bir azınlıkta görüldü; çoğu çocuğun dağarcığı giderek hızlanan ama düzgün bir eğriyle büyüdü. Çocuğunda bir "patlama" görmemen bu yüzden bir uyarı işareti değildir. İki yaş civarında iki kelimelik birleşimler başlar: "Baba gitti", "Su ver". Üç yaşında çoğu çocuk üç-dört kelimelik cümlelerle konuşur ve konuşmasının büyük kısmını aileden olmayan yetişkinler de anlar. Bu takvim geniştir. On dil topluluğundan on üç binden fazla çocuğun verisini birleştiren bir çalışmada kızlar kelime ve kelime birleştirmede ortalamada küçük bir avantaj gösterdi; ama fark küçüktür ve tek bir çocuk hakkında bir şey söylemez. Anlama, yani alıcı dil, konuşmadan, yani ifade edici dilden her zaman öndedir; az konuşan ama söyleneni anlayan, işaret eden, göz teması kuran bir çocuk çoğu zaman yoldadır.

Dili destekleyen üç teknik vardır. Genişletme: çocuk "Araba" der, sen "Evet, kırmızı araba, hızlı gidiyor" diye cümleyi büyütürsün. Paralel konuşma: çocuk oynarken onun yaptığını anlatırsın; 2.4'teki spiker bu yaşta da iş başındadır. Bekleme: bir soru sorduktan sonra birkaç saniye susarsın, çocuğa cevabını kurması için zaman tanırsın. Düzeltme yerine doğru biçimi geri vermek de önemlidir. Çocuk "Kedi geldiş!" dediğinde "Yanlış, geldi denir" değil, "Evet, kedi geldi!" dersin; çocuk doğru biçimi yargılanmadan duyar. Çocuğun işaret ettiği şeyi hemen vermek yerine bir an bekleyip kelimeyi sunmak, "Su mu istiyorsun? Su.", konuşmayı teşvik eder. Ama "Söyle de vereyim" diye baskı yapmak çoğu zaman ters teper; konuşma bir sınava dönüşünce çocuk susar.

İki dil, üç dil. 2.4'te iki dilin bebeği karıştırmadığını söylemiştik; bu yaşta ebeveynlerin en çok takıldığı soru sayılardır. İki dilli evde büyüyen çocuğun kelimeleri iki dile bölündüğü için her bir dilde tek dilli yaşıtlarından biraz geride görünebilir. Bu bir gecikme değildir; değerlendirmede iki dilin toplamına bakılır. Çocuğun iki dili bir cümlede karıştırması da olağandır ve zamanla ayrışır. İşe yarayan ilke, her yetişkinin kendi en güçlü ve en sıcak dilini tutarlı biçimde konuşmasıdır; örneğin anne Türkçe, baba Kürtçe, babaanne Arapça. Burada bir tuzağa dikkat: "erken İngilizce" uğruna İngilizcesi zayıf bir yetişkinin çocukla kırık bir İngilizce konuşması ya da bu işi ekrana bırakmak, ana dilin zenginliğinden çok şey alır ve karşılığında az şey verir. İkinci dilin en verimli zamanı, ana dilin sağlam kurulduğu ve yeni dilin gerçek bir insanla, gerçek bir ilişki içinde öğrenilebildiği zamandır.

Son olarak geç konuşma hakkında bir not. Bir çocuk yirmi dört aylıkken hâlâ iki kelimelik birleşimler kurmuyorsa, kelimeleri çok azsa ya da kazandığı kelimeleri kaybediyorsa, "Erkekler geç konuşur, üç yaşını bekleyelim" demek yerine bir değerlendirme istemek her zaman kazandırır. İlk adım genellikle bir işitme testidir; çünkü iyi duymayan bir çocuk iyi konuşamaz. Ardından çocuk doktoru, gerekirse bir dil ve konuşma terapisti gelir. Geç konuşan çocukların çoğu beş-yedi yaşına kadar dil ölçümlerinde ortalama aralığa yetişir; ama hangisinin yetişeceğini önceden bilmek zordur, geç konuşmanın ardında bazen işitme kaybı ya da başka bir gelişim farkı durur ve erken destek, sonradan yetişecek olan çocuğa bile hiçbir zarar vermez.

Örnekler

  • Basit: On altı aylık Nisa merdiveni kendisi çıkmak istiyor; annesi korkuyla onu kucağına alıyor ve Nisa çığlık çığlığa itiraz ediyor. Özerklik bakışıyla Nisa'nın "kendi dürtümün peşinden gidebilirim" hakkı engellendi. Başka bir yol var: anne bir basamak arkasında, elleri hazır, Nisa emekleyerek çıkıyor; on basamak iki dakika sürüyor. Tehlike yok, ama deneyim var. Annenin yaptığı şey küçük görünse de büyüktür: kendi korkusunu bedeninde taşıdı ve hızını düşürdü. Nisa hem bacaklarının gücünü hem de "annem arkamda" duygusunu aynı anda kazandı. Ertesi gün merdivenin başında önce annesine dönüp bakıyor, sonra tırmanmaya başlıyor.
  • Orta: Yirmi aylık Yiğit yalnızca beş kelime söylüyor, ama kendisine söylenenlerin çoğunu anlıyor: "Topu getir" dendiğinde getiriyor, istediği şeyi parmağıyla gösteriyor, göz teması iyi. Annesi panik içinde: "Komşunun kızı cümle kuruyor." Değerlendirme: alıcı dil güçlü, sosyal iletişim yerinde, 1.5'teki kırmızı bayraklardan hiçbiri yok. Plan: genişletme, bekleme, ekranın tamamen kaldırılması, günde birkaç kez birlikte kitaba bakmak. Ayrıca bir işitme kontrolü. Aileye bir de tarih veriliyor: iki yaşında hâlâ iki kelimelik birleşimler yoksa beklemeden bir dil ve konuşma terapistine başvurulacak.
  • Gerçek hayat: Kahvaltı masası. İki yaşındaki Batu sütünü kendisi doldurmak istiyor ve yarısı masaya dökülüyor. Babaanne hemen uzanıyor: "Ver ben doldururum, bak ne yaptın!" Babası ise sakin: "Döküldü, olur öyle. Bez nerede? Birlikte silelim." Sonra küçük bir sürahiye az süt koyup Batu'ya yeniden deneme fırsatı veriyor. Batu ikinci denemede başarıyor ve gün boyu herkese anlatıyor: "Batu döktü, Batu sildi!" Babaannenin cümlesi bir utanç tohumuydu, babanınki bir özerklik tohumu. Akşam baba, babaanneyle baş başa kalınca nazikçe konuşuyor: "Anne, dökmesini özellikle istiyorum, öyle öğreniyor. Döktüğünde ayıplamayalım, silmeyi öğretelim." Babaanne ertesi sabah Batu'ya kendi eliyle bir bez uzatıyor.

Ebeveyn için beden pratiği (3 dk)

Bu bir hız pratiği. Bir sonraki sabah rutininde, giyinme ya da ayakkabı anında, bilerek çocuğunun hızına in. Adımlarını yavaşlat. Ellerini arkanda birleştir; bu, müdahale etmemek için bedenine koyduğun fiziksel bir hatırlatıcıdır. Nefesini çocuğun hareketine uydurmaya çalış: o çorabı çekerken sen nefes al, o bıraktığında sen ver. Bedeninde yükselen sabırsızlığı fark et ve nerede durduğunu bul: çenede mi, midede mi, parmak uçlarında mı? O bölgeye bir nefes gönder ve orayı bir santim gevşet. Saatin geçtiğini hissettiğinde kendine sessizce "Bu dakikalar kayıp değil, yatırım" de. Yavaşlamak bir erdem değil, çalışılarak kazanılan bir beden becerisidir.

Bu hafta evde

Şimdi sıra sende: Bir "kendim yaparım" envanteriyle başla. Çocuğunun şu anda kendi yapmak istediği beş şeyi listele; her birinin yanına seni durduran engeli yaz, hız mı, temizlik mi, korku mu, ve bir ortam düzenlemesi planla: bir basamak, küçük bir kap, fazladan on dakika. Sonra bir dil günlüğü tut: bir hafta boyunca duyduğun yeni kelimeleri yaz, her gün en az on kez genişletme yap ve günde bir kez birkaç saniyelik bekleme tekniğini dene. Çocuğun iki dilli bir evdeyse kelimeleri iki dilde ayrı sütunlara yaz ve toplamına bak. Hedef: Özerkliği bir izinle değil, ortam ve zaman tasarımıyla vermek; dili de düzeltmeyle değil, genişletmeyle beslemek. Gözlem günlüğü: Envanterdeki beş işten hangisinde senin engelin en güçlüydü ve o engeli gevşettiğinde çocuğunun yüzünde ne gördün?

Mini test

  1. Özerklik evresinin iki yönlü kaynağı nedir?
  2. Erikson'a göre bu evrenin "zehri" nedir ve neden?
  3. Montessori'nin bu döneme en önemli katkısı hangi ilkedir?
  4. İki buçuk yaşındaki kızın parkta "Kuş uçtuş! Kuş uçtuş!" diye bağırıyor. Yanınızdaki bir akraba "Düzelt şunu, yanlış öğrenmesin, uçtu de bakalım" diyor. Ne yaparsın ve neden?
  5. Yirmi bir aylık oğlunun annesi onunla Türkçe, babası Kürtçe konuşuyor. Kreş öğretmeni "Türkçe kelimesi yaşıtlarından az, evde tek dil konuşsanız iyi olur" diyor. Bu öneriyi nasıl değerlendirirsin?
Cevapları göster
  1. "Kendi başıma yapabilirim" ve "Yapamadığımda yardım isteyebilirim." İkisi birlikte kazanılır ve birbirini dengeler.
  2. Utanç; çünkü çocuk yaptığı şeyden değil, kendisinden utanmayı öğrenir ve bu, "kendim yaparım" duygusunu içeriden aşındırır.
  3. Bağımsızlığın bir izinle değil, ortamın tasarımıyla verilmesi: çocuk boyunda askı, küçük sürahi, basamak, ulaşılabilir raf.
  4. Kızını düzeltmeye zorlamaz, doğru biçimi sevinçle geri verirsin: "Evet, kuş uçtu! Bak, ağaca kondu." Böylece hem doğru biçimi yargılanmadan duyar hem de cümlesi genişler. "Uçtu de bakalım" baskısı konuşmayı bir sınava çevirir ve çocuğu susturabilir. Akrabana da kısaca açıklarsın: "Bu yaşta düzeltmek yerine doğrusunu söylüyoruz, kendisi zamanla oturtuyor."
  5. Öneriyi kabul etmezsin. İki dilli çocuğun kelimeleri iki dile bölünür; değerlendirmede iki dilin toplamına bakılır ve toplam sayı tek dilli yaşıtlarınınkiyle karşılaştırılabilir. Babanın kendi en sıcak dilini bırakması, çocuğun onunla kurduğu dil bağını zayıflatır. Öğretmenden Kürtçe kelimeleri de saymasını istersin; evde iki sütunlu bir kelime günlüğü tutarsın. Toplam sayı da belirgin biçimde azsa, çocuk söyleneni anlamıyor ya da iletişim kurmuyorsa, iki dil suçlanmadan bir işitme testi ve değerlendirme istersin.

Özet

  • Özerklik evresi "Kendi başıma gidebilir miyim, döndüğümde sen orada mısın?" sorusudur; gidiş-geliş evrenin kendisidir.
  • Üç hata: aşırı yapmak, utandırmak ve sınırsızlık. Üç beceri: zaman bırakmak, ortamı hazırlamak ve işi parçalamak.
  • Dil gelişimi geniş bir takvimde ilerler; genişlet, paralel konuş, bekle, düzeltmek yerine doğru biçimi geri ver.
  • İki dilli çocukta iki dilin toplamına bakılır; her yetişkin kendi en güçlü dilini konuşur.
  • İki yaşında birleşik cümle yoksa beklemeden değerlendirme iste; ilk adım işitme testidir.

Sonraki derse hazırlık

Ders 4.2'de, "'Hayır!': İrade Evresi, Güç ve Seçim" başlığıyla, özerkliğin üzerine iradenin eklendiği döneme geçiyoruz: iki yaşın meşhur "hayır"ı, çocuğun gücü ve bu gücü kırmadan sınır koymanın dili. Hazırlık: bir gün boyunca iki sayı tut: senin çocuğuna kaç kez "hayır" ya da benzeri bir yasak cümlesi söylediğin ve onun sana kaç kez "hayır" dediği. Akşam hangisinin daha büyük çıktığına bak.

Kaynaklar

  • Erikson, E. H. (1950). Childhood and Society. New York: W. W. Norton.
  • Montessori, M. (1949). The Absorbent Mind. Madras: Theosophical Publishing House.
  • Ganger, J. ve Brent, M. R. (2004). Reexamining the vocabulary spurt. Developmental Psychology, 40(4), 621–632.
  • Eriksson, M. ve ark. (2012). Differences between girls and boys in emerging language skills: Evidence from 10 language communities. British Journal of Developmental Psychology, 30(2), 326–343.
  • Pearson, B. Z., Fernández, S. C. ve Oller, D. K. (1993). Lexical development in bilingual infants and toddlers: Comparison to monolingual norms. Language Learning, 43(1), 93–120.
  • Rescorla, L. (2011). Late talkers: Do good predictors of outcome exist? Developmental Disabilities Research Reviews, 17(2), 141–150.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.