İçeriğe geç

6.7 · Seviye 6 · Taş, toprak, derin zaman ve ölçek

Fay ve deprem

Haritada fay hatları ve dağlar

Kat 2 · İzlerKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 6, Taş, toprak, derin zaman ve ölçek · 1.315 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Kasım, Düzce. 12 Kasım 1999 depreminin yıldönümü. Bir lisenin coğrafya dersliğinde öğretmen Ercan Bey tahtaya büyük bir Türkiye haritası asmış. Haritanın üstünde, doğuda Erzincan'dan başlayıp batıda Marmara'ya uzanan kalın kırmızı bir çizgi var; güneydoğuda ondan ayrılıp Hatay'a doğru inen bir çizgi daha.

"Bu çizgilere fay diyoruz," diyor Ercan Bey. "Kuzeydeki Kuzey Anadolu Fayı, güneydoğudaki Doğu Anadolu Fayı. Anadolu bu iki fayın arasında, batıya doğru itiliyor."

Melike elini kaldırıyor. Anneannesi 1999'da Düzce'deymiş. "Hocam, anneannem her yıl bu gün, 'bu toprak konuşuyor, dinlemek lazım' der. Ama ben anlamıyorum. Neden hep burası?"

Ercan Bey haritanın önüne geçiyor. Kırmızı çizginin üstüne küçük yıllar yazılmış: 1939, 1942, 1943, 1944, 1951, 1957, 1967, 1999. Yıllar doğudan batıya doğru sıralanmış.

"Bak," diyor, "1939'da Erzincan'da başlamış. Sonra her deprem bir öncekinin batısında olmuş. Sanki fay doğudan batıya doğru, parça parça kırılmış."

Arka sıradan Burak soruyor: "Peki 2023? Kahramanmaraş?"

Ercan Bey bir an susuyor. Sınıfta herkes bir şeyi hatırlıyor; kimisinin akrabası, kimisinin arkadaşı. "O öteki çizgide," diyor sonunda, yavaşça, güneydoğudaki çizgiyi göstererek. "Doğu Anadolu Fayı'nda."

Ne oluyor

Yerkabuğu tek parça değil; birbirine göre hareket eden büyük levhalardan oluşuyor. Anadolu, bu levhaların arasında sıkışmış bir parça. Levhaların birbirine sürtündüğü, kırıldığı çizgiler fay olarak adlandırılıyor.

Fayın iki yanı birbirine sürtünerek kilitli durdukça, levhaların hareketi gerilim olarak birikiyor. Bu gerilim kayaların dayanabileceği sınırı aştığında, fay bir anda kayıyor ve biriken enerji dalgalar hâlinde yayılıyor. Bu, depremin kendisi.

Melike'nin haritada gördüğü doğudan batıya sıralanan yıllar, gerilim aktarımının en çarpıcı örneklerinden biri.

Yani her deprem, komşu kesime bir yük bindiriyor; o yük ise hemen değil, yıllar içinde, yavaş yavaş birikiyor.

Melike'nin anneannesinin "dinlemek lazım" sözünün bir bilimsel karşılığı, depremlerin ardından yerin söylediklerini kayıt altına almak.

Yani artçı depremler, fayın görünmeyen yüzünü haritalıyor. Yer, sarsıldıktan sonra, kendi kırığının biçimini binlerce küçük sarsıntıyla anlatıyor.

Ne fark ettiriyor

Melike'nin "neden hep burası?" sorusu, hem bir bilgi hem bir acı sorusu. Bilgi tarafında cevap haritada: burası iki büyük fayın arasında, levhaların sürtündüğü bir yer. Ama acı tarafında bir harita cevap vermiyor. Ercan Bey'in Kahramanmaraş sorusu karşısındaki susması, bu ikinci tarafı tanıyor: bazı soruların cevabı bir çizgi değil.

Haritadaki yıllar ise bir şeyi gösteriyor: depremler rastgele değil. Bir fay boyunca, bir deprem bir sonrakinin yükünü hazırlıyor. Bu, depremin tam olarak ne zaman olacağını söylemiyor; ama nerede gerilimin biriktiğine dair bir fikir veriyor. 1939'dan 1999'a doğudan batıya ilerleyen dizi, bir sonraki büyük depremin neden batıda, Marmara'da beklendiğini anlamaya yardım ediyor.

Anneannenin "bu toprak konuşuyor" sözü, bilimin diliyle de bir karşılık buluyor. Artçı depremler bir fayın biçimini, kıvrımlarını, uzunluğunu anlatıyor; deprem kayıtları yerin içini görmeyi sağlıyor. Yer gerçekten bir şeyler "anlatıyor", ama bunu duymak için sismometreler, haritalar ve on yılların kaydı gerekiyor.

Bir de hazırlık var. Deprem önlenemiyor; ama faylar biliniyorsa, binalar ona göre yapılabilir, insanlar ona göre hazırlanabilir. Bir fay haritasına bakmak, bir korku değil, bir sorumluluk demek. Melike'nin kuşağı bu haritayı ezberlemek için değil, evini, okulunu, toplanma alanını onun üstünde bulabilmek için öğreniyor.

Gelenekler ne gördü

Zilzâl 99:4 — haber

İşte o gün, yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle kendi haberlerini anlatır.

Zilzâl suresi, kıyamet gününde yerin büyük bir sarsıntıyla sarsılmasını, içindeki ağırlıkları dışarı çıkarmasını ve insanın "buna ne oluyor?" diye sormasını anlatıyor. O gün yer, kendi haberlerini anlatacak. Sure, gündelik depremler hakkında bir açıklama değil; bir sonun ve bir hesabın sahnesi. Dikkat haberde: yerin, üzerinde olanları bildirecek bir tanık olarak anılmasında.

Voltaire, Lizbon Felaketi Üzerine Şiir — acının sorusu

Bu kurbanlar yığınını görünce, «Tanrı öç aldı, ölümleri suçlarının bedelidir» mi diyeceksiniz? Ana kucağında ezilmiş, kanlar içindeki bu çocuklar hangi suçu, hangi kabahati işlemişti?

1755'te Lizbon'u yıkan depremin ardından Fransız yazar Voltaire bu şiiri yazdı. Şiir, depremi bir ceza olarak açıklayanlara da, "her şey olması gerektiği gibidir" diyen iyimser filozoflara da itiraz ediyor. Voltaire bir cevap vermiyor; bir soruyu açık bırakıyor. Dikkat acının sorusunda: bir felaketin karşısında hazır bir açıklamaya sığınmamakta.

Gerilim: Zilzâl'de yer bir tanık; sarsıntı, bir anlamın ve bir hesabın sahnesi. Voltaire'de ise sarsıntının arkasına bir anlam yerleştirmeye çalışanlara bir itiraz var; özellikle de bir ceza anlamına. Biri yerin konuştuğunu söylüyor, öbürü insanın yerin ağzına söz koymasına karşı çıkıyor. Bu ders bu tartışmada bir taraf tutmuyor. Ama Melike'nin sınıfı bir şey gösteriyor: anneannenin "bu toprak konuşuyor" sözü, Zilzâl'in "haber"ine yakın bir dille bir dinleme çağrısı yapıyor; Voltaire'in sorusu ise Ercan Bey'in susmasında yankılanıyor. Sınıfta ikisi de var: dinlemek ve susmak.

Benzetmenin sınırı

Kat 2 açısından faylar ve depremler gerçek işaretler bırakıyor: haritada çizgiler, arazide kırıklar, sismometrelerde dalgalar, artçılarda bir fayın biçimi. DeVries ve arkadaşlarının modelinde olduğu gibi, bu işaretler bir sonraki depremin yerine dair bir ipucu veriyor. Ama kat 2'nin sınırı da açık: bu işaretler bir depremin tam zamanını söylemiyor. 8,5 yıllık ortalama, bir takvim değil; bir istatistik. Aynı çalışma bu ortalamanın çevresindeki belirsizliği de veriyor: artı eksi on bir yıl. Belirsizlik, ortalamanın kendisinden büyük. Yani iki deprem arasındaki süre bazen birkaç ay, bazen birkaç on yıl olabiliyor; dizinin bir yönü var, ama bir saati yok.

Kat 3 ise "yer konuşuyor", "toprak öfkelendi", "deprem bir uyarıdır" gibi söyleyişlere bakıyor. Bu söyleyişler depremi bir niyetin, bir duygunun ya da bir mesajın sonucu gibi anlatabiliyor. Bu dil bir yası taşımak, bir topluluğu birlikte tutmak için güçlü olabilir; ama fiziksel olarak deprem, biriken gerilimin bir anda boşalması. Ders, bir felaketin bir inanç içinde ne anlam taşıdığına karar vermiyor; yalnızca fayın neden kırıldığını ve bunun ne söyleyip ne söylemediğini ayırıyor.

Zilzâl 99:4 de bir yerbilim açıklaması değil, Voltaire'in şiiri de bir deprem kuramı değil. Birincisi bir son günü, ikincisi bir acının karşısındaki dürüstlüğü anlatıyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Defterine kendi bölgenin kabaca bir haritasını çiz ve en yakın fayları işaretle. Her fayın yakınında bilinen depremlerin yıllarını yaz. Konuştuğun kişinin anlattıklarını, adını yazmadan, kısaca not et. Evinde bir deprem çantası, bir toplanma noktası ve bir iletişim planı olup olmadığını da kontrol et ve eksikleri listele.

Kentte: Kentinde deprem toplanma alanlarının nerede olduğunu öğren ve en yakınına bir kez yürü. Eski ve yeni binaların yapısına dikkat et; kolonların, duvarların, zemin katların durumunu gözle. Kentinin geçmişte hangi depremlerden etkilendiğini araştır ve bu depremlerin hangi faylarda olduğunu haritada bul.

Sonraki derse köprü

Faylar Anadolu'yu kırıyor; aynı kuvvetler, başka yerlerde yerin derinindeki ergimiş kayayı yüzeye çıkarıyor. Kayseri'nin üstünde yükselen Erciyes, uzun zamandır patlamamış bir yanardağ. Bir sonraki ders, uyuyan dağ denen bu yanardağın biçimine ve onun ne kadar "uyuduğuna" bakıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.