6.5 · Seviye 6 · Taş, toprak, derin zaman ve ölçek
Bir avuç toprak ve solucan
Yağmurdan sonra yüzeye çıkan solucan
Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 6, Taş, toprak, derin zaman ve ölçek · 1.309 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Nisan, Sakarya, Adapazarı'nın kenarında bir bahçe. Bütün gece yağmur yağmış; sabah güneş açınca bahçe yolunun betonu solucanlarla dolu. Kimi kıvrılıyor, kimi kıpırdamadan yatıyor. Sekiz yaşındaki Emir, babaannesi Şükran Hanım'ın bahçesine gelmiş; elinde bir kürekle solucanları birer birer toprağa geri taşıyor.
"Niye dışarı çıkıyorlar babaanne? Burada kuruyacaklar."
Şükran Hanım çapasını bırakıp yanına geliyor. "Kimisi boğulmasın diye çıkar derler," diyor, "kimisi başka bir şey der. Ben de tam bilmiyorum." Bir avuç toprak alıp Emir'in önüne açıyor. Toprak kara, gevşek, nemli; içinde minik yumaklar var, sanki biri hamuru sıkıp bırakmış. "Bunları görüyor musun? Bunlar solucanın yuttuğu, sonra bıraktığı toprak. Bahçemin en iyi toprağı bunlar."
Emir burnunu kırıştırıyor. "Solucan kakası mı?"
"Öyle de denir," diyor Şükran Hanım gülerek. "Ama ben ona bahçenin sabanı derim. Ben bu bahçeyi otuz yıldır kazıyorum; solucanlar benden önce de kazıyordu, benden sonra da kazıyacak."
Akşam, toprağa geri taşıdığı solucanlara bakarken Emir bir şey daha görüyor: bir solucan, yuvasının ağzına bir yaprağı çekiyor, sivri ucundan tutarak. Yaprak yavaş yavaş deliğin içine kayboluyor.
"Babaanne, solucan yaprağı yuvasına sokuyor!"
Ne oluyor
Solucanlar toprağı yutuyor, içindeki çürümüş bitki parçalarını sindiriyor ve geri kalanını küçük yumaklar hâlinde bırakıyor. Bu yumaklar, toprağın yüzeyine ya da tünellerine bırakılan, ince, gevşek, besince zengin bir toprak. Yıllar boyunca bu iş, toprağın üst katmanını alt üst ediyor.
Bu karıştırmanın ne kadar büyük olabildiği yerden yere değişiyor.
Hektar başına yılda otuz ton, bir bahçe için bile azımsanmayacak bir iş. Şükran Hanım'ın "sabanı" bu iş.
Emir'in sorusuna, "niye dışarı çıkıyorlar?", gelince: solucanların yağmurdan sonra neden yüzeye çıktığına dair birden fazla açıklama ileri sürülüyor ve hangisinin ne ölçüde doğru olduğu kesin değil. Şükran Hanım'ın "ben de tam bilmiyorum" demesi, bu durumda en dürüst cevap.
Ne fark ettiriyor
Bir avuç toprak, ilk bakışta sıradan bir şey: kara, ıslak, biraz çamurlu. Şükran Hanım'ın onu Emir'in önüne açması ise bu sıradanlığı kırdı. Toprağın içindeki yumaklar, bir canlının bedeninden geçmiş toprak. Yani bir avuç toprak yalnızca bir madde değil; bir işin, bir yaşamın, sayısız küçük öğünün izi.
Emir'in kurtardığı solucanlar ile Şükran Hanım'ın bahçesi arasında bir bağ var: o solucanlar, Emir'in bastığı toprağı yaratanlardan. Bir çocuğun bir solucanı betondan alıp toprağa koyması, küçük bir iyilik gibi görünüyor; ama aynı zamanda bahçenin kendi işçisini işine geri göndermek.
Solucanın yaprağı sivri ucundan çekmesi de bir şey öğretiyor. Gözü olmayan bir canlı, bir yaprağın biçimini bir şekilde algılıyor ve onu yuvasına sığacak biçimde tutuyor. Bu, solucanın dünyasıyla kurduğu ilişkide bir seçicilik olduğunu gösteriyor: rastgele değil, yaprağın biçimine göre davranıyor.
Şükran Hanım'ın "benden önce de kazıyordu, benden sonra da kazıyacak" demesi ise ölçeği değiştiriyor. Bir insanın bahçeyle ilişkisi otuz yıl; solucanların bahçeyle ilişkisi o bahçe var olduğundan beri. İnsan bir ziyaretçi, solucan bir yerli. Darwin'in son bölümünde hesapladığı gibi, bir çayırın bütün yüzey toprağı birkaç yılda bir solucanların bedeninden geçiyorsa, Şükran Hanım'ın otuz yılda kazıdığı toprak, aynı süre içinde solucanların defalarca yutup bıraktığı bir toprak.
Gelenekler ne gördü
Darwin, Solucanlar (1881), son bölüm — küçük işler
Saban insanın en eski ve en değerli icatlarından biridir; ama insan var olmadan çok önce de toprak düzenli olarak sürülüyordu ve hâlâ solucanlar tarafından böyle sürülmektedir.
Charles Darwin, son kitabını solucanlara ayırdı. Yıllar süren gözlemlerle solucanların toprağı nasıl yuttuğunu, yüzeye nasıl bıraktığını, taşları ve eski yapıları yavaş yavaş nasıl gömdüğünü ölçtü. Kitabını bir çayırın düzgünlüğünü solucanlara bağlayarak bitiriyor ve dünyanın tarihinde bu basit yapılı yaratıklar kadar önemli bir rol oynamış pek az hayvan olabileceğini söylüyor. Dikkat küçük işlerde: tek başına önemsiz görünen bir işin, sayıca ve zamanca birikince bir manzarayı biçimlendirmesinde.
Tâhâ 20:55 — dönüş
Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız.
Ayet, insanın yerle ilişkisini üç adımda anlatıyor: yerden yaratılış, yere dönüş, yerden yeniden çıkış. Dikkat dönüşte: insanın topraktan gelip toprağa gitmesinde, ve bu dönüşün bir son olmamasında.
Yaratılış 3:19 — köken
Çünkü sen tozsun ve toza döneceksin.
Bu söz, Âdem'e, yasak ağacın meyvesini yedikten sonra, bahçeden çıkarılmadan hemen önce söyleniyor: insan topraktan alındı ve toprağa dönecek. İbranicede "adam", yani insan, ile "adama", yani toprak, arasında bir ses ve anlam bağı var. Dikkat kökende: insanın adının bile toprağı taşımasında.
Gerilim: Darwin toprağa bakıp solucanların işini görüyor; toprak, küçük canlıların bedenlerinden geçerek sürekli yenilenen bir yüzey. Tâhâ 20:55 ve Yaratılış 3:19 ise toprağa bakıp insanın kaynağını ve sonunu görüyor; toprak, insanın geldiği ve gideceği yer. Biri toprağı yapan canlıları, öbürleri topraktan yapılan insanı anlatıyor. Şükran Hanım'ın bahçesi ikisini birleştiriyor: insanın döneceği toprak, solucanların sürekli yeniden yaptığı toprak. Fiziksel olarak bakınca, bir bedenin toprağa dönmesi, o toprağı işleyen canlıların işiyle gerçekleşiyor; Darwin'in solucanları bu dönüşün görünen yüzünde çalışıyor. Ama Tâhâ'nın üçüncü adımı, "tekrar oradan çıkaracağız", Darwin'in solucanlarının söyleyemeyeceği bir şey.
Benzetmenin sınırı
Kat 1 açısından solucanın yaprağı sivri ucundan çekmesi gerçek bir davranış: Darwin bunu deneylerle gözledi. Solucan yaprağın biçimine göre davranıyor; bu bir algı ve bir seçim. Ama kat 1'in bir sınırı da var: bu davranışı "akıl" ya da "zekâ" diye adlandırmak, solucana insan zihnine benzer bir şey yüklemek olabilir. Solucanın yaprağı nasıl "tanıdığını" tam bilmiyoruz; bildiğimiz, davranışın rastgele olmadığı.
Kat 3 ise "solucan toprağın sabanıdır" ve "topraktan geldik, toprağa döneceğiz" gibi sözlere bakıyor. Saban benzetmesi solucanın işini bir insan aletine benzetiyor; bu, işin büyüklüğünü anlatmak için çok iyi, ama solucanı bir çiftçinin aleti gibi, insana hizmet eden bir şey gibi göstermeye yatkın. Solucan toprağı insan için değil, kendi beslenmesi için işliyor; bahçenin verimliliği bu beslenmenin bir sonucu.
"Toprağa dönmek" sözü de toprağı bir son durak gibi düşündürebiliyor. Oysa Darwin'in toprağı durağan değil; sürekli yutulan, bırakılan, karışan bir şey. Toprağa dönen, durağan bir yere değil, hiç durmayan bir işin içine dönüyor.
Gözlem görevi
Kayıt: İşaretlediğin alandaki yumak sayısını, tarihi ve son yağmurun ne zaman olduğunu yaz. Bir hafta sonra aynı alana dön ve yeniden say; yeni yumaklar oluşmuş mu? Bir avuç topraktaki her şeyi bir listeye yaz ve bir çizim yap. Mümkünse bir çimenliğe ve bir orman toprağına ayrı ayrı bakıp yumak sayılarını karşılaştır.
Kentte: Kentte solucanları yağmurdan sonra kaldırımlarda, park yollarında görürsün. Onları toprağa geri taşımak küçük bir gözlem fırsatı: ne kadar uzun, ne renkte, nasıl hareket ediyorlar? Bir saksının toprağını beyaz bir kâğıda boşaltıp içinde canlı arayabilirsin. Bir parktaki ağaç diplerinde, yaprakların altında solucan yuvalarının ağızlarını ve yuvaya çekilmiş yaprak uçlarını ara.
Sonraki derse köprü
Solucanın yuttuğu toprak, kendisi de daha küçük parçalardan oluşuyor: kil, silt, kum. Avuçtaki bir kumun rengi ve biçimi, o kumun nereden geldiğini, hangi dağdan koptuğunu, hangi ırmakta yuvarlandığını anlatabilir. Bir sonraki ders, tek bir kum tanesinin taşıdığı ölçeğe bakıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.