2.6 · Seviye 2 · İzler ve işaretler
Akşam kızıllığı
«Akşam kızıllığı» hava atasözünün sınanması
Kat 2 · İzler
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 2, İzler ve işaretler · 1.332 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Ağustos sonu, Bozcaada. Mehmet Reis teknesini limana bağlamış, ağlarını kuruyor. Güneş açık Ege'ye, batıya doğru iniyor; gökyüzünün batı yarısı turuncudan koyu kızıla dönmüş, birkaç ince bulut altın renginde parlıyor. Mehmet Reis başını kaldırıp bakıyor. "Yarın deniz düz olur," diyor. "Akşam gök kızarınca ertesi gün hava iyi gelir. Babam da böyle derdi."
Yeğeni Deniz, İzmir'den tatile gelmiş, telefonunda hava tahminine bakıyor. Uygulama yarın öğleden sonra için kuzeydoğudan kuvvetli rüzgâr gösteriyor. "Ama dayı, burada poyraz yazıyor." Mehmet Reis omuz silkiyor. "Telefon bilmez. Gök bilir."
Ertesi sabah hava gerçekten açık ve sakin. Mehmet Reis erkenden denize çıkıyor. Öğleden sonra ise rüzgâr kuzeydoğudan sertleşiyor, dalgalar büyüyor ve tekneler limana dönüyor. Akşam yemeğinde Deniz soruyor: "Sabah sen haklıydın, öğleden sonra telefon. Hangisi doğru söyledi?"
Mehmet Reis bir süre düşünüyor. "İkimiz de," diyor sonunda. "Ama ben sabahı söyledim."
Ne oluyor
Mehmet Reis'in sözü, dünyanın birçok yerinde bilinen bir hava gözleminin bir biçimi. Bu gözlemin arkasında gerçek bir fizik var.
Güneş batarken ışık, gözümüze ulaşmak için atmosferin içinde çok daha uzun bir yol kat eder. Bu yolda mavi ışığın büyük kısmı saçılıp gider; geriye kalan ışık turuncu ve kırmızıya kayar.
Kızıllığın ne kadar yoğun olacağı, havadaki parçacıklara bağlı.
Bu açıklamada bir ayrıntı çok önemli: söz, hava sistemlerinin batıdan doğuya ilerlediği yerlerde işe yarıyor. Batıdaki kızıllık, yarın gelecek havanın bugünden görülmesi demek. Bozcaada'da hava sistemlerinin ne kadar sıklıkla batıdan geldiğini, Mehmet Reis'in sözünün orada ne kadar tuttuğunu ise bu açıklama söylemiyor. Bunu ancak yerinde, yıllarca tutulan kayıtlar söyleyebilir.
Gökyüzünün rengi bir kayıt olarak başka bir şekilde de okunabiliyor.
Bu çalışma, kızıllığın havadaki parçacıkların bir kaydı olduğunu başka bir yoldan gösteriyor. Büyük bir yanardağ patlaması atmosfere toz saçtığında, sonraki yıllarda gün batımları daha kızıl oluyor; ressamlar da bunu, bilmeden, tuvallerine kaydediyor. Yani kızıllık yalnızca yarına dair bir ipucu değil, bugünün havasında ne taşındığının da bir izi. Aynı rengi bir denizci yarının işareti, bir iklim bilimci ise geçmişin kaydı olarak okuyabiliyor; ikisi de aynı göğe bakıyor.
Ne fark ettiriyor
Mehmet Reis'in sözü yanlış değildi. Ertesi sabah gerçekten açıktı. Ama söz yalnızca bir şeyi söylüyordu: batıdan iyi hava geliyor. Öğleden sonra kuzeydoğudan gelen rüzgâr hakkında bir şey söylemiyordu, çünkü o rüzgârın kaynağı batıda değildi.
Bir işaretin neyi söyleyip neyi söylemediğini ayırmak gerekiyor. Kızıl gök, batıdaki havanın bir görüntüsü. Ama hava yalnızca batıdan gelmez. Kızıl gök sabahı doğru tahmin etti, öğleden sonrayı tahmin edemedi; bunun nedeni sözün yanlış olması değil, sözün kapsamının sınırlı olması.
Telefonun tahmini ise başka bir şey yapıyordu: çok sayıda ölçümü, modelleri, uydu görüntülerini birleştiriyordu. Mehmet Reis'in tek bir göğe bakarak gördüğünden çok daha fazlasını görüyordu. Ama Mehmet Reis'in gözü de boş değildi: o, telefonun söylemediği bir şeyi, sabahın sakin geçeceğini doğru gördü.
Bir halk sözünü sınamak, onu atmak ya da kutsamak değil. Sözün hangi koşulda tuttuğunu, hangi koşulda tutmadığını ortaya çıkarmak. Met Office'in yaptığı da bu: her sözü tek tek ele alıp bazılarına "genel olarak güvenilir", bazılarına "kanıt yok" diyor. Mehmet Reis'in sözü belki Bozcaada'da da işe yarıyor, belki yaramıyor. Bunu bilmek için bakmak gerekiyor.
Bakarken bir tuzağa da dikkat etmek lazım. Ağustosta Ege adalarında günlerin çoğu zaten açık geçer. "Yarın hava iyi olur" diyen bir söz, bu mevsimde göğün rengine hiç bakmasa da çoğu gün doğru çıkar. Bir sözün gerçekten bir şey bildiğini anlamak için yalnızca kızıl akşamlardan sonra ne olduğuna değil, kızıl olmayan akşamlardan sonra ne olduğuna da bakmak gerekiyor. Kızıl akşamın ertesi günü açık geçme oranı, sıradan bir akşamın ertesi günü açık geçme oranından belirgin biçimde yüksek değilse, söz havayı değil mevsimi söylüyor demektir. Mehmet Reis'in babasından duyduğu söz bu sınavdan geçebilir de; ama o sınavı yapmadan, bir sabahın doğru çıkması sözü kanıtlamaya yetmez.
Gelenekler ne gördü
Göğün rengine bakarak hava tahmin etmek çok eski. İki ses bu bakışı iki farklı yerden ele alıyor.
Matta 16:2–3 — zamanın işaretleri
İsa onlara şöyle karşılık verdi: «Akşam olunca, Hava güzel olacak, çünkü gök kızıl dersiniz. Sabah da, Bugün fırtına olacak, çünkü gök kızıl ve bulutlu dersiniz. Ey ikiyüzlüler, göğün yüzünü ayırt etmeyi biliyorsunuz da zamanların işaretlerini ayırt edemiyor musunuz?»
İsa kendisinden bir işaret isteyenlere, onların zaten göğü okuyabildiğini hatırlatır. Kızıl akşam ve kızıl sabah sözü, dinleyenlerin zaten bildiği bir hava gözlemi olarak geçer. Metnin dikkati havada değil, başka bir okumada: göğü okuyabilen insanların, kendi zamanlarında olan biteni okuyamaması. Bu ayetlerin hava sözlerini içeren kısmının bazı eski el yazmalarında bulunmadığı da not edilmeli.
Anadolu hava sözleri — halk bilgisi
Anadolu'da da göğün rengine, bulutun biçimine, rüzgârın yönüne, hayvanların davranışına bakarak hava tahmin eden sözler aktarılan bir gelenek olarak yaşar. Mehmet Reis'in "babam da böyle derdi" demesi bu geleneğin nasıl taşındığını gösteriyor: yazıyla değil, ağızdan ağıza, bir kuşaktan ötekine. Bu derste belirli bir sözün yazılı biçimini alıntılamıyoruz, çünkü bu sözler yöreden yöreye, aileden aileye değişir. Geleneğin dikkati, bir yerde uzun süre yaşamanın getirdiği yerel gözlemde.
Gerilim: Matta'da göğü okumak kolay, asıl zor olan zamanı okumak; hava bilgisi, daha önemli bir körlüğün karşısında küçümsenir. Halk sözünde ise göğü okumak başlı başına bir bilgi, kuşaklar boyunca biriktirilmiş bir değer. Biri hava bilgisini daha büyük bir bilginin gölgesinde görüyor, öteki onu yaşamın içinde, denizcinin ve çiftçinin geçimine bağlı bir bilgi olarak koruyor. Mehmet Reis'in hikâyesi ikisini de haklı çıkarıyor: göğü iyi okudu, ama göğün söylediği tek başına günü anlatmaya yetmedi.
Benzetmenin sınırı
Akşam kızıllığı kat 2'ye ait: gökyüzü bir mesaj göndermiyor, yalnızca havadaki parçacıklardan ve ışığın yolundan doğan bir görüntü sunuyor. "Gök bilir" demek bir benzetme; gök bir şey bilmiyor, okuyan biliyor ya da bilmiyor.
Kızıllık da tek bir şeyi göstermiyor. Yüksek basıncın tuttuğu toz olabilir, uzak bir orman yangınının dumanı olabilir, bir kentin kirli havası olabilir, bir yanardağ patlamasının yıllarca süren izi olabilir. Her kızıl gün batımı yarının iyi geçeceğini söylemiyor.
Matta'daki ayet ise bir hava tahmini öğretmiyor; hava sözünü, insanların başka bir şeyi göremediklerini anlatmak için kullanıyor. Halk sözlerini de kesin kurallar olarak değil, yerel gözlemlerin özeti olarak okumak gerekiyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Dört sütunlu bir tablo yerine her gün için kısa bir satır yaz: akşam göğünün rengi, ertesi sabahın havası, ertesi öğleden sonranın havası, rüzgârın yönü biliyorsan o. Ay sonunda say: kızıl akşamların kaçında ertesi gün açık geçti, kızıl olmayan akşamların kaçında? Bu iki oran birbirinden belirgin biçimde farklı mı?
Kentte: Kentlerde ufku görmek zor olabilir; bir köprüden, bir tepeden, yüksek bir binanın terasından bak. Kentin kendi kirliliği de gün batımını kızıllaştırabilir; bu yüzden kentte tutulan kaydı kent dışında tutulanla karşılaştırmak ilginç bir soru açar.
Sonraki derse köprü
Akşam kızıllığı yarının havasını sınıyor. Bazı işaretler ise bir mevsimin gelişini haber verir: ilk açan ağaç, ilk gelen kırlangıç, baharın işaretleri. Ama tek bir işaret bir mevsimi getirir mi?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.