0.6 · Seviye 0 · Bakmak
Duyularla okumak
Yağmurdan önce ve sonra toprağın kokusu
Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 0, Bakmak · 1.324 kelime · 4 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Eylül başı, Konya Ereğli'de bir buğday tarlasının kenarı. Hasat çoktan bitmiş, anızın arasındaki toprak aylardır yağmur görmemiş, çatlak çatlak. Bekir Amca tarla sınırındaki dut ağacının gölgesinde oturuyor, yanında komşusunun kızı Ayten var. Ayten sulama kooperatifinde çalışıyor ve hava durumunu telefonundan takip ediyor. "Bu akşam yağmur var diyor," diyor. Bekir Amca gökyüzüne bile bakmadan başını sallıyor: "Toprak daha kokmadı."
Akşamüstü batıdan koyu bir bulut geliyor. Önce birkaç iri damla düşüyor, tozun üstünde küçük kraterler açıyor. Hemen ardından bir koku yükseliyor: ıslak, toprak gibi, biraz da küf ile kesilmiş otu andıran, ama hepsinden başka bir şey. Bekir Amca gözlerini kapatıp derin bir nefes alıyor. "İşte şimdi geldi," diyor.
Ayten de kokuyu alıyor ve şaşırıyor. Yağmur henüz başlamadı sayılır; düşen birkaç damla. Ama koku tarlanın her yanına yayılmış. Ayten gözlerini kapatınca başka şeyler de fark ediyor: kuruyan otun keskin kokusu yağmurla birlikte yumuşuyor, uzaktan bir köpeğin havlaması daha net geliyor, damlaların anızın üstüne düşerken çıkardığı tıkırtı gittikçe sıklaşıyor.
Ne oluyor
Bu kokunun bilimde bir adı var. İki Avustralyalı araştırmacı 1964'te kuru topraktaki bu kokunun kaynağını inceledi ve ona Yunanca bir ad verdi.
Kokunun havaya nasıl çıktığı uzun süre bir soru olarak kaldı. Bir mühendislik ekibi bu soruyu yüksek hızlı kamerayla yanıtladı.
Yani Ayten'in "yağmur henüz başlamadı ama koku her yerde" şaşkınlığı yerinde. İlk iri damlalar kuru toprağa çarptığında, toprağın içindeki maddeleri minik parçacıklar hâlinde havaya fırlatıyor. Koku yağmuru beklemiyor; yağmurun ilk dokunuşuyla yükseliyor.
Kokunun en tanınan bileşenlerinden biri, toprakta yaşayan bakterilerin ürettiği bir madde.
Uzun süre bu maddenin neden üretildiği bilinmiyordu. Bakteri, enerjisini harcayıp neden bir koku salsın?
Bu bulgu, Bekir Amca'nın tanıdığı kokuya beklenmedik bir yön ekliyor. Toprak kokusu bize gönderilmiş bir haber değil. Bakterinin kollembollere seslendiği, "buraya gel, ye ve sporlarımı götür" diyen bir çağrının kenarından geçiyoruz. İnsan burnu bu çağrıyı tesadüfen, çok hassas biçimde duyuyor.
Peki insan burnu ne kadar hassas? Bu konuda uzun süre yaygın bir kanı vardı.
Ne fark ettiriyor
Bekir Amca yağmuru burnundan okuyor; telefon ona yalnızca bir olasılık söylüyor. Onun için yağmurun başladığı an, bulutun geldiği an olmuyor, toprağın koktuğu an oluyor. Ayten ise gözlerini kapattığında başka bir şey keşfediyor: göz kapanınca öteki duyular sesini yükseltiyor. Kuruyan otun kokusu, köpeğin havlaması, damlaların tıkırtısı aslında baştan beri oradaydı; yalnızca gözün gölgesinde kalmışlardı.
Doğayı okurken çoğu zaman yalnızca gözümüzü kullanırız. Bir ağacı gördüğümüzde onu bildiğimizi düşünürüz ve kokusunu, yapraklarının rüzgârda çıkardığı sesi, kabuğunun dokusunu hiç sormayız. Her duyu aynı olayın başka bir yüzünü taşıyor. Göz yağmuru bulutla haber alıyor, kulak damlayla, burun topraktan yükselen kokuyla; üçü aynı akşamın üç ayrı başlangıcı.
Bunu gündelik hayatta da denemek mümkün. Bir yeri, bir mevsimi, bir insanı hangi duyuyla hatırlıyorsun? Çocukluk evinin kokusu, bir yaz akşamının sesi, bir elin dokusu. Bazen en derinden bildiğimiz şeyleri gözümüz kaydetmemiş, burnumuz ya da elimiz kaydetmiştir; onları hatırlamak için de o duyuya geri dönmek gerekir.
Gelenekler ne gördü
Koku eski metinlerde hem bir müjde hem de güvenilmez bir duyu olarak anıldı. Biri kokuyu baharın en ince habercisi sayıyor, öteki en kaba duyu.
Neşideler 2:11–13 — koku ve bahar
Çünkü işte kış geçti, yağmur dindi, gitti. Çiçekler toprakta göründü, ezgi vakti geldi, kumrunun sesi toprağımızda duyuldu. İncir ağacı ham incirlerini olgunlaştırdı, çiçek açan asmalar koku saldı.
Neşideler bir aşk şiiridir ve bu dizelerde sevgili, baharın gelişini bütün duyularla haber verir: göz çiçekleri görür, kulak kumruyu duyar, burun asmanın kokusunu alır. Bahar burada tek bir duyuyla değil, duyuların birlikte uyanmasıyla gelir. Koku, bu uyanışın son ve en tatlı işaretidir.
Aristoteles, Ruh Üzerine 421a — kaba duyu
Bunun nedeni, bu duyuya kesin biçimde sahip olmayışımız, birçok hayvandan daha kötü olmamızdır: insan kötü koklar ve koklanan şeylerin hiçbirini acı veren ya da hoşa giden olmadan algılamaz, sanki duyu organı kesin değilmiş gibi.
Aristoteles kokuyu duyular içinde en zor tanımlananı sayar. Gerekçesi ilginç: insan kokuları ayırt edemez, onları yalnızca hoş ya da kötü diye yaşar. Ona göre koku duyusu kabadır ve insanda birçok hayvandan daha zayıftır.
Gerilim: Neşideler'in şairi kokuyu baharın en ince habercisi olarak anar; Aristoteles ise kokuyu en kaba duyu sayar. McGann'ın derlemesi bu tartışmaya bugünden bir şey ekliyor: insanın kötü kokladığı kanısının deneyle değil bir hipotezle başladığını söylüyor. Ama Aristoteles'in ikinci gözlemi, kokuları önce hoş ya da kötü diye yaşadığımız, Bekir Amca'nın derin nefesinde bile doğrulanıyor gibi. Belki ikisi de aynı burundan söz ediyor: kaba sınıflandıran ama ince duyan bir burun.
Benzetmenin sınırı
Bu derste kat 1 ile kat 3 birbirine çok yaklaştı ve aralarındaki çizgiyi korumak gerekiyor.
Kat 1'de geosmin, bakteriler ile kollemboller arasında gerçek bir ilişki kuruyor. Ama bu ilişkiye "çağrı" demek bile bir çeviri. Biyologlar bir kokunun gerçekten bir sinyal olup olmadığını, yani bu etkiyi yaptığı için evrimleşip evrimleşmediğini ayrıca sınar. Becher ve arkadaşlarının gösterdiği, kokunun kollembolleri çektiği ve bu ilişkinin iki tarafa da yarar gibi göründüğü. Bakterinin "seslendiğini" söylemek, bulguyu bir adım aşan bir benzetme.
Kat 3'te ise Bekir Amca'nın "toprak daha kokmadı" cümlesi duruyor. Bu bir yaşam boyu biriken bir okumadır ve değerlidir. Ama yağmuru kokudan önceden bildiğini söylemek, kokunun yağmurdan önce geldiğini iddia etmek olur. Bu derste anlattığımız mekanizma kokunun ilk damlalarla yükseldiğini söylüyor. Yağmurdan önce gelen kokular da olabilir, ama onların kaynağı bu ders kapsamında sınanmadı.
Son olarak, "en derin bildiğimiz şeyler öteki duyularla kaydettiklerimizdir" cümlesi bir davettir, bir bulgu değil. Bazı insanlar dünyayı en derin gözle, bazıları kulakla okur; bazıları da bir duyusunu hiç kullanamaz. Bu ders herkes için aynı duyuyu önermiyor, duyuların hepsine bir kez kulak vermeyi öneriyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Defterine tarih, saat ve havayı yaz. Sonra üç ayrı başlık aç: sesler, kokular, dokular. Her birinin altına bulduğunu kendi kelimelerinle yaz; "güzel" ya da "kötü" demeden önce kokuyu neye benzettiğini tarif etmeye çalış. Son satıra, Aristoteles'in gözlemini sınayan bir not ekle: kokuyu tarif edebildin mi, yoksa yalnızca hoş ya da hoş değil diyebildin mi?
Kentte: Kentte yağmur sonrası kokusu asfalt ve beton üstünde de duyulur, ama parkların toprağında ve ağaç diplerinde daha belirgindir. Kentin sesleri de bu görev için zengin bir malzeme: trafiğin altında kaç kuş sesi var, bir ağacın yaprakları rüzgârda nasıl ses çıkarıyor?
Sonraki derse köprü
Duyular ince duyuyor ama kaba sınıflandırıyor; burun bir kokuyu tarif etmekte zorlanıyor. Bu zorluğun karşısında insanın çok eski bir aracı var: ölçmek de bakmaktır. Bir gölgenin boyunu gün boyu işaretlemek, göze görünmeyen bir düzeni nasıl gösterebilir?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.