İçeriğe geç

5.5 · Seviye 2 · İstek, Güç, Çatışma

Kibarlıkla ezmek

Aşırı nezaketin, ilgisiz iltifatın ve "canım" hitabının üstünlük kurma aracı olarak kullanılmasını yazar

Diyalog Akademisi · Güç ve Statü · 1.861 kelime · 24 replik · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir düğünde gelinin teyzesi, damadın annesine yaklaşıyor. Gülümsüyor, elini tutuyor. «Ne güzel giyinmişsiniz. Bu renk size çok yakışmış. Bu kumaşlar artık her yerde var, değil mi? Ben de kızıma almıştım, evde giyiyor.» Damadın annesi teşekkür ediyor. Başka ne yapabilir? Teyzenin söylediği her kelime bir iltifat. Ama kadın masasına döndüğünde yüzü kızarmış ve elbisesini bir daha giymeyecek.

Bu teyze bir kez bile kaba bir şey söylemedi. Sesini yükseltmedi, bir kusur saymadı. Tam tersine: övdü, gülümsedi, elini tuttu. Ama konuşmanın sonunda karşısındaki küçülmüş, kendisi büyümüştü. Ve damadın annesi buna karşılık veremezdi, çünkü kendisine yapılan bir saldırı değil, bir nezaketti. Nezakete öfkeyle cevap veren, kaba olan taraf olur.

Bu, güç oyunlarının en incelerinden biri ve diyalog yazarına çok şey verir. Bir karakteri kaba yapmadan acımasız yapmak, kurbanını savunmasız bırakmak, seyirciyi bir sahnenin altındaki gerilimi hissettirirken yüzeyde her şeyin yolunda olduğunu göstermek. Bu ders kibarlığın bir ezme aracına dönüştüğü yerleri ve bunun nasıl yazıldığını ele alıyor.

Tek fikir

Nezaket, ölçüsünü, yerini ya da hedefini kaçırdığında bir üstünlük aracına dönüşür. En etkili yanı, karşıdakinin itiraz etme hakkını elinden almasıdır.

Kavram

Nezaket olağan durumda konuşanı biraz aşağıya çeker: rica eden, teşekkür eden, özür dileyen, karşısındakine yer açar. Kibarlıkla ezmek, bu işleyişi tersine çevirmektir. Konuşan nezaketin kelimelerini kullanır, ama bu kelimeleri öyle bir ölçüde, öyle bir yerde ya da öyle bir hedefe yöneltir ki sonuç karşıdakini küçültmek olur.

Bunun birkaç tanıdık biçimi var.

Aşırı nezaket. Durumun gerektirdiğinden çok daha resmî, çok daha süslü konuşmak. Yakın bir arkadaşa «Efendim, rica etsem» demek, iki kişi arasına bir duvar örer. Aşırı nezaket «Ben sana yakın değilim» der, ama kibarca.

Korumacı hitap. «Canım», «şekerim», «yavrum», «tatlım» gibi hitaplar yakın bir ilişkide sevgi taşır. Yakın olmayan biri ya da konuşmanın bir anında birden kullanıldığında karşıdakini bir çocuğa dönüştürür. Bir toplantıda bir meslektaşına «canım» diyen, onu bir an için masadan indirir.

İlgisiz iltifat. Asıl konu dışında, önemsiz bir şeyi övmek. Bir sunum yapan birine «Ne güzel bir ceket giymişsin» demek, sunumun kendisi hakkında söylenmeyen her şeyi duyurur. Övgü, söylenmeyen eleştirinin çerçevesidir.

Gereksiz açıklama. Karşıdakinin zaten bildiği bir şeyi ona yavaşça, sabırla, ayrıntısıyla anlatmak. Bu, «Senin bunu anlamayacağını varsayıyorum» demenin kibar yoludur. Açıklayan öğretmen, dinleyen öğrenci olur.

Aşırı teşekkür ve aşırı özür. Küçük bir iş için çok büyük teşekkür etmek, karşıdakinin yaptığını o kadar küçük gösterir ki, büyütmek zorunda kalırsın. «Çok teşekkür ederim, gerçekten çok incesiniz, bunu yapmak zorunda değildiniz» gibi. Aynı biçimde «Rahatsız ettiysem çok özür dilerim» diye başlayan bir cümle, çoğu zaman rahatsız etmeye devam edeceğini duyurur.

Bunların hepsinin ortak noktası, karşıdakini bir çıkmaza sokmalarıdır. Bir hakarete cevap verilebilir: itiraz edilir, karşılık verilir, çekip gidilir. Ama bir nezakete itiraz etmek, konuşanı kötü gösterir. «Bana canım deme» diyen kişi alıngan, «Bunu bana açıklamana gerek yok» diyen kişi kibirli görünür. Kibarlıkla ezen, kurbanının elinden cevabı alır. Bu yüzden bu teknik çoğu zaman güçlü olanın değil, gücünü açıkça kullanamayanın aracıdır: akraba, komşu, meslektaş, aile.

Yazar için bu teknik iki iş görür. Birincisi alt metin: yüzey kibardır, alt metin düşmancadır ve seyirci ikisini aynı anda duyar. İkincisi karakter: kibarlıkla ezen biri, kimseye kaba görünmeden acımasız olabilen biridir ve bu, bir karakterin en tehlikeli özelliklerinden biri olabilir.

Bir de cevap seçenekleri var. Kibarlıkla ezilen karakter ne yapabilir? Teşekkür edip küçülebilir. Aynı oyunu oynayıp kibarlıkla geri ezebilir. Ya da nezaketi görmezden gelip açık konuşarak oyunu bozabilir; bu sonuncusu en riskli olanıdır, çünkü kabalık suçlamasını göze almak gerekir. Hangi cevabın seçildiği, ezilen karakterin kim olduğunu söyler.

Sahnede

Son Sefer. Pazar akşamı. Sevgi İstanbul'dan gelmiş, yarın babasının kardiyoloji randevusu var. Garaja uğruyor. Kerem, cuma günkü ilk seferinden bu yana üç gündür direksiyonda; dolmuşu yıkıyor. Plakanın Kerem'e gitmesi Sevgi'nin onayıyla oldu; ama içinde bir burukluk var.

İÇ. GARAJ — AKŞAM. Kerem hortumla dolmuşun tekerleklerini yıkıyor. Sevgi kapıda, elinde bir paket.

SEVGİ

Kerem'ciğim! Ellerine sağlık, pırıl pırıl olmuş.

KEREM

Hoş geldin abla.

SEVGİ

Sana bir şey getirdim. İstanbul'dan. Bir defter. Gelirini giderini yazarsın diye. Babam hep kafasında tutardı ya.

Sevgi paketi uzatıyor. Kerem ellerini pantolonuna silip alıyor.

KEREM

Sağ ol abla. Ben de bir deftere yazıyordum zaten.

SEVGİ

Aaa, ne güzel. Gördün mü, ne kadar düzenli. Hangi deftere?

KEREM

Kahveden aldığım.

SEVGİ

Tamam canım, bu daha sağlam. Sütunları da var, bak. Gelir şuraya, gider şuraya. Mazot ayrı, sigorta ayrı.

Kerem defteri açıyor. Sütunlara bakıyor.

KEREM

Mazot ayrı.

SEVGİ

İlk günlerin nasıldı peki? Yoruldun mu? Babam ilk zamanlar çok yorulurdu, ama sen gençsin, alışırsın.

KEREM

Alıştım.

SEVGİ

Ne güzel. Babam da gururlanmıştır. Bir şey lazım olursa, hiç çekinme, bana yaz. Hesapları da gönderirsen bir bakarım.

Kerem defteri kapatıyor. Hortumu yerden alıyor.

KEREM

Abla, ayın on beşinde taksit yatacak. Sekiz bin. Hesabını sen tutarsan bana da bir yaz, ne kadar kaldı.

Sevgi bu sahnede hiçbir kaba söz söylemiyor. Her repliği bir nezaket: övgü, hediye, ilgi, yardım teklifi. Ama sayalım.

«Kerem'ciğim» ve «canım»: iki korumacı hitap. Kerem yirmi iki yaşında ve artık bir plaka sahibi; Sevgi onu bir çocuk gibi çağırıyor. «Pırıl pırıl olmuş»: ilgisiz bir iltifat. Kerem'in sefer yapıp yapamadığı değil, dolmuşu yıkayıp yıkamadığı övülüyor.

Hediye defter, sahnenin en ince hamlesi. Bir hediye bir nezakettir. Ama bu hediye bir mesaj taşıyor: «Sen hesap tutmayı bilmezsin.» Kerem kendi defterinden söz edince Sevgi onu övüyor, «ne kadar düzenli», sonra hemen geçersiz kılıyor: «bu daha sağlam». Ardından gereksiz bir açıklama: gelir şuraya, gider şuraya, mazot ayrı. Kerem'in tekrarı, «Mazot ayrı», bir teslimiyet mi, bir alay mı, sahne söylemiyor.

«Ama sen gençsin, alışırsın», bir zehirli iltifat: gençlik bir övgü gibi sunuluyor, ama altında «henüz alışmadın» var. Ve son teklif, «Hesapları da gönderirsen bir bakarım», yardım kılığında bir denetim.

Kerem bütün sahne boyunca teşekkür ediyor, kısa cevaplar veriyor. Sevgi'nin oyununa itiraz edemez; itiraz ederse nankör görünür. Ama son repliğinde oyunu tersine çeviriyor: Sevgi'nin hesap tutma teklifini kibarca kabul ediyor ve ona bir iş veriyor. Taksiti, sekiz bini, ayın on beşini hatırlatıyor. Bu, Sevgi'nin İstanbul'dan denetlemek istediği hesabın, aslında babasının ve onun parası olduğunu hatırlatıyor. Kerem de kibarlıkla cevap verdi.

İki sürüm

Kalem Odası. Sabah. Tuna Bey, fotokopisini almak için geliyor. Geçen hafta Ozan onu dilekçeyle bekletmişti. Tuna Bey bunu unutmadı ve Ozan'a bir ders vermek istiyor.

İlk taslak

TUNA

Fotokopim hazır mı?

OZAN

Hazır, Tuna Bey. Buyurun.

TUNA

Geçen hafta beni dilekçeyle beklettin. Sen kim oluyorsun? Daha bir haftalık kâtipsin.

OZAN

Hâkim bey talimatı, Tuna Bey.

TUNA

Talimatmış. Neyse. Ver şunu.

Yeniden yazım

TUNA

Ozan Bey, günaydınlar. Fotokopim hazırmış diye duydum.

OZAN

Hazır, Tuna Bey. Buyurun.

Tuna Bey zarfı alıyor, açıp bakıyor.

TUNA

Ne güzel. Ne düzenli. Yazınız da çok güzelmiş, Ozan Bey, zarfın üstündeki. Bizim stajyerler böyle yazamıyor.

OZAN

Teşekkür ederim.

TUNA

Geçen haftaki dilekçe meselesi için de ayrıca teşekkür ederim. Haklıydınız. Usule uymak lazım. Hukuk Muhakemeleri Kanunu da bunu emreder, bilirsiniz. Tabii siz okulda okudunuz bunları. Biz de okuduk, ama aradan yıllar geçince insan unutuyor. Sizin gibi taze bilgilere ihtiyacımız var.

OZAN

Rica ederim.

TUNA

Meral Hanım'a da söyleyeyim, ne kadar özenli bir arkadaş gelmiş kaleme. Hep böyle kalın, Ozan Bey.

Tuna Bey çıkıyor. Ozan zarfın üstündeki kendi yazısına bakıyor.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Nezaket, ölçüsünü, yerini ya da hedefini kaçırdığında bir üstünlük aracına dönüşür.
  2. Tanıdık biçimleri: aşırı nezaket, korumacı hitap, ilgisiz ya da zehirli iltifat, gereksiz açıklama, aşırı teşekkür.
  3. En güçlü yanı, karşıdakinin itiraz hakkını almasıdır; nezakete itiraz eden kaba görünür.
  4. Bu teknik çoğu zaman gücünü açıkça kullanamayanın aracıdır: akraba, komşu, meslektaş.
  5. Ezilen karakterin cevap seçimi, onun kim olduğunu söyler.

İlk taslakta Tuna açıkça saldırıyor: «Sen kim oluyorsun?» Bu bir hakaret ve Ozan'a bir cevap hakkı veriyor. Ozan da kullanıyor: talimatı hatırlatıyor ve haklı çıkıyor. Tuna sahneden kaba ve küçülmüş olarak çıkıyor. Yazarın istediği, Tuna'nın Ozan'a bir ders vermesiydi, ama sahnede ders alan Tuna.

Yeniden yazımda Tuna bir kez bile kaba bir şey söylemiyor. «Ozan Bey» diyor: ilk haftasındaki bir kâtibe gösterilen bu aşırı resmiyet bir mesafe ve bir alay. Zarfın üstündeki yazıyı övüyor: ilgisiz bir iltifat, bir kâtibin el yazısı. Ardından gereksiz bir açıklama: Hukuk Muhakemeleri Kanunu, okul, taze bilgi. Tuna, Ozan'ın usulü okulda ezberlediğini ve gerçek hukuku bilmediğini kibarca söylüyor. Sonra bir aşırı teşekkür ve bir tehdit kılığında iltifat: «Meral Hanım'a da söyleyeyim.» Son olarak «Hep böyle kalın»: bir övgü, ama bir yaşlının bir gence söylediği gibi.

Ozan'ın cevapları üç kelimeyi geçmiyor: «Teşekkür ederim», «Rica ederim». Başka ne diyebilir? Her nezakete itiraz etmek, onu kaba gösterirdi. Ve son eylem satırı, Ozan'ın zarfın üstündeki yazısına bakması, bu ezilmenin yerine oturduğunu gösteriyor. Hiçbir hakaret yok ama Ozan küçüldü.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBir karakterin acımasızlığını göstermek için onu kaba yazmak gerekir.
Doğrusu

Kabalık karşıdakine cevap hakkı verir ve kaba karakteri küçültür. Kibarlıkla ezen bir karakter, kurbanını cevapsız bırakır ve çok daha ürkütücüdür.

Yaygın yanlışKibarlıkla ezmeyi seyirci kaçırır, bu yüzden bir yerde açıklanmalıdır.
Doğrusu

Seyirci yüzey ile alt metin arasındaki farkı iyi duyar. Ezilen karakterin bir tepkisi, kısa bir cevap ya da bir eylem satırı yeterlidir; açıklama, sahnenin zehrini sulandırır.

Yaygın yanlışHer korumacı hitap ya da iltifat bir ezmedir.
Doğrusu

Aynı söz yakın bir ilişkide sevgi taşır. Kibarlığı silaha dönüştüren şey ölçü, yer ve hedeftir; sözün kendisi değil.

Kendi sahnende

Özet

  1. Nezaket, ölçüsünü, yerini ya da hedefini kaçırdığında bir üstünlük aracına dönüşür.
  2. Tanıdık biçimleri: aşırı nezaket, korumacı hitap, ilgisiz ya da zehirli iltifat, gereksiz açıklama, aşırı teşekkür.
  3. En güçlü yanı, karşıdakinin itiraz hakkını almasıdır; nezakete itiraz eden kaba görünür.
  4. Bu teknik çoğu zaman gücünü açıkça kullanamayanın aracıdır: akraba, komşu, meslektaş.
  5. Ezilen karakterin cevap seçimi, onun kim olduğunu söyler.

Kendini sına

  1. Garaj sahnesinde Sevgi'nin getirdiği defter hangi mesajı taşıyor?
  2. Fotokopi zarfının verildiği sahnenin ilk taslağında Tuna neden istediğini alamıyor?
  3. Kerem, Sevgi'nin oyununa nasıl cevap veriyor?

Yanıtlar

  1. «Sen hesap tutmayı bilmezsin.» Defter bir hediye ve bir nezaket, ama Kerem kendi defterinden söz edince Sevgi onu övüp hemen geçersiz kılıyor ve gelir ile giderin nereye yazılacağını açıklıyor.
  2. Çünkü açıkça saldırıyor ve Ozan'a bir cevap hakkı veriyor. Ozan talimatı hatırlatıp haklı çıkıyor; Tuna kaba ve küçülmüş olarak çıkıyor.
  3. Sahne boyunca kısa cevaplarla teşekkür ediyor, sonra son repliğinde Sevgi'nin hesaplara bakma teklifini kabul edip ona bir iş veriyor: ayın on beşindeki sekiz binlik taksiti hatırlatıyor. Kibarlığa kibarlıkla cevap veriyor ve hesabın kimin olduğunu hatırlatıyor.

Sonraki derse köprü

Statü işaretlerini saymak, kurumsal ve anlık gücü ayırmak, bir kaymanın hazırlığını izlemek, kibarlığın ezdiği yeri görmek: gerçek bir sahnede bunların hepsi aynı anda çalışır. Sıradaki çözümleme bunu tek bir sahnede gösteriyor: Kalem Odası'nda bir müdürün odasında, bir müdür ile bir kâtip arasında geçen üç dakika, replik replik ve her replikte statünün nereye kaydığına bakarak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.