İçeriğe geç

13.3 · Seviye 6 · Ritim ve Sahne

Uzun konuşmaya izin

Uzun bir repliğin ancak öncesindeki sıkışmadan sonra ve bir dinleyenin karşısında çalıştığını görür

Diyalog Akademisi · Ritim · 1.707 kelime · 20 replik · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir düğün salonunda yemekler yenmiş, müzik bir süre susmuş. Gelinin dedesi mikrofonu alıyor. Salonda kimse onun konuşacağını beklemiyordu; bütün gece oturduğu yerden yalnızca başını sallamıştı. Şimdi ayağa kalkıyor ve beş dakika konuşuyor: torununu ilk kucağına aldığı günü, bir bisiklet kazasını, bir mektubu anlatıyor. Salonda kimse telefonuna bakmıyor. Aynı konuşmayı gecenin başında, herkes daha yeni otururken yapsaydı, yarısı dinlemezdi.

Uzun bir konuşma her zaman dinlenmez. Dinlenmesi için bir hak kazanması gerekir: önce bir bekleyiş, bir sıkışma, bir sessizlik; sonra onu dinlemek için bir sebebi olan biri. Dede bütün gece susmuştu; salon onun sesini merak ediyordu. Bu merak, beş dakikalık konuşmaya izin verdi.

Önceki derste on iki kısa vuruşun ardından gelen tek bir uzun cümlenin sahneyi nasıl kırdığını gördük. Bu ders o uzun cümleyi bir adım ileri taşıyor: bir sahnede bir karakterin uzun konuşmasına, monoloğa, ne zaman ve nasıl izin verileceğine bakıyor.

Tek fikir

Uzun bir replik iki şeye muhtaçtır: önünde biriken bir basınca ve karşısında onu duymak isteyen birine. Sıkışma uzun repliğe bir ihtiyaç yaratır; dinleyen onu bir konuşma olmaktan çıkarıp bir olaya çevirir. İkisi yoksa, uzun replik bir söylev olur.

Kavram

Monoloğun sahnede çalışması için iki koşul var.

Birincisi, birikim. Monolog bir boşlukta başlamaz. Önünde bir sıkışma olmalı: kısa replikler, kaçamak cevaplar, söylenemeyenler, bir karakterin uzun süre susması. Bu sıkışma seyircide bir beklenti yaratır; bir şeyin patlayacağını, bir bendin açılacağını hisseder. Monolog geldiğinde bu beklentiyi karşılar. Sıkışma olmadan gelen bir monolog ise seyirci için bir duraklama değil bir yavaşlamadır; seyirci beklemediği bir konuşmayı dinlemek zorunda kalır.

İkincisi, dinleyen. Monolog bir boşluğa değil, bir kişiye söylenir. O kişinin monoloğu dinlemek için bir sebebi olmalı: bir şey öğrenmek istiyor, bir şeyden korkuyor, bir karar bekliyor. Dinleyen sahnede ölü bir duvar değildir; dinlerken bir şey yapar, bir şey hisseder ve seyirci monoloğun etkisini onun yüzünde görür. Dinleyenin tepkisi, monoloğun her bölümünü ağırlaştırır ya da hafifletir. Bu yüzden monoloğun arasına dinleyenin küçük eylemlerini koymak, onu bir konuşmadan bir sahneye çevirir.

Monoloğun içinde de bir yapı olmalı. Uzun bir replik tek bir düşüncenin tekrarı değil, bir yolculuktur. Karakter bir yerden başlar ve başka bir yere varır. Çoğu zaman elle tutulur bir anıyla ya da gözle görülür bir imgeyle başlar ve oradan bugüne, bir karara ya da bir itirafa doğru ilerler. İçinde bir dönüm noktası vardır: karakter bir şeyi fark eder, bir cümleyi değiştirir, söylemek istemediği bir şeyi söyler.

Monolog karakterin sesine de bağlıdır. Her zaman uzun konuşan bir karakterin monoloğu bir sürpriz değildir; onun olağan hâlidir. Ama her zaman kısa konuşan bir karakterin birden uzun konuşması, ses sapmasının en güçlü biçimidir. Seyirci bu sapmayı hemen hisseder: bu karakter böyle konuşmaz, demek ki bir şey değişti. Bu yüzden en etkili monologlar çoğu zaman en suskun karakterlere verilir.

Bir monoloğun uzunluğu da bir karardır. Uzun konuşma, seyircinin dikkatini taşıyabildiği kadar uzun olmalıdır; bu süre, konuşmanın içindeki yolculuğa bağlıdır. Bir anıdan bir karara giden konuşma birkaç cümlede bitebilir; bir hayatın özetini taşıyan konuşma daha uzun sürebilir. Ölçü kelime sayısı değil, her cümlenin bir öncekinden bir adım ileri gidip gitmediğidir. Yerinde sayan bir cümle, monoloğun en zayıf yeridir; kesildiğinde konuşma hem kısalır hem de güçlenir. Yazdıktan sonra her cümleyi tek tek çıkarıp konuşmayı yeniden okumak, hangi cümlenin taşıyıcı olduğunu gösterir.

Son olarak, monoloğun bir çıkışı olmalı. Uzun konuşma bittiğinde sahne dialoğa geri döner. Bu dönüş genellikle kısa bir replikle olur: dinleyenin tek bir kelimesi, ya da konuşanın kendini toparlayan bir cümlesi. Bu kısa dönüş, monoloğun bıraktığı boşluğu ölçer. Monologdan sonra uzun bir cevap gelirse, iki uzun replik birbirini boğar.

Sahnede

Meral'in Ankara kararı iki gündür kalemin havasında. Ozan ile Tarık sabahtan beri ona dolaylı yoldan soruyor; Meral kısa cevaplarla kaçıyor.

İÇ. KALEM ODASI — AKŞAMÜSTÜ. Tarık çantasını topluyor. Ozan dosyaları rafa diziyor. Meral masasında.

TARIK

Ankara'da sistem tamamen dijitalmiş, Meral Hanım. Kâğıt neredeyse yok.

MERAL

Duydum.

TARIK

Yani alışmak kolay olur diyorum, sizin için.

MERAL

İyi akşamlar, Tarık Bey.

Tarık çıkar. Ozan son dosyayı rafa koyar, ama elini dosyadan çekmez.

OZAN

Cuma'ya kadar mı cevap vereceksiniz?

MERAL

Cuma.

OZAN

Ben… sandalyemi Cemil Bey tamir etti, biliyor musunuz? Tornavidayla.

Meral gözlüğünü çıkarır, masaya koyar. Uzun bir sessizlik.

MERAL

Benim sandalyem de sallanıyordu. Yirmi beş yıl önce. İlk sabah. Cemil o zaman da koridordaydı, gelip diz çöktü, bir şey demedi. Ben bu kaleme üç kâtip yetiştirdim, Ozan. Birincisi şimdi Bursa'da müdür. İkincisi istifa etti, avukat oldu. Üçüncüsü öğrenemedi, gitti.

Ozan elini dosyadan çeker. Meral'e döner.

MERAL

Sen dördüncüsün. Daha hazır değilsin. Tarihleri yazıyorsun ama virgülü hâlâ unutuyorsun. Ama bir gün hazır olacaksın ve o gün benim burada olmam gerekmeyecek. Hâkim bey bunu biliyordu. O yüzden şimdi yazdı, sen hazır olmadan. Beni seçmeye zorlamak için.

OZAN

Neyi seçmeye?

MERAL

Cuma.

Meral gözlüğünü takar, bir dosya açar.

Meral'in uzun konuşması sahnenin ortasında geliyor ve önündeki her şey onu hazırlıyor. Önce birikim: Tarık iki kez dolaylı yoldan Ankara'yı açıyor, Meral iki kez tek kelimeyle kapatıyor. Ozan tek bir soru soruyor ve yine tek kelimelik bir cevap alıyor. Sonra Ozan'ın tuhaf, yerinde olmayan cümlesi geliyor: sandalye. Bu cümle bir soru değil, bir hatıra; Meral'in kapısını aralayan bir anahtar. Ardından gözlüğün çıkması ve uzun bir sessizlik. Seyirci bir şeyin açılacağını hissediyor, çünkü Meral'in gözlüğünü çıkardığını daha önce hiç görmedi.

Uzun konuşma Meral'in sesinden bir sapma. Kartında kısa, kayıt dili, dolgusuz yazıyor. Burada da dolgu yok, cümleler hâlâ kısa ve olgulu; ama ard arda diziliyor. Meral'in sesi kaybolmuyor, uzuyor. Konuşma somut bir anıyla başlıyor, sandalyeyle, ve oradan üç kâtibin hikâyesine, sonra Ozan'a, sonra hâkimin niyetine gidiyor. İçinde bir dönüm noktası var: «Hâkim bey bunu biliyordu.» Meral orada kendi kararının aslında bir zorlama olduğunu fark ediyor.

Dinleyen ölü değil. Ozan'ın eli dosyada duruyor, sonra çekiliyor, sonra Meral'e dönüyor. Bu eylem satırı konuşmayı ikiye bölüyor ve ikinci bölümün Ozan'a, onun yüzüne söylendiğini gösteriyor. Monoloğun çıkışı ise iki kısa replik: «Neyi seçmeye?» ve «Cuma.» Sahnenin başındaki tek kelime sonda geri dönüyor, ama artık içi dolu.

İki sürüm

Aynı konuşmanın birikim olmadan, sahnenin başında yapıldığı hâli.

İlk taslak

İÇ. KALEM ODASI — AKŞAMÜSTÜ.

MERAL

Ozan, sana bir şey anlatayım. Ben bu kaleme yirmi beş yıl önce geldim, üç kâtip yetiştirdim. Sen dördüncüsün ve henüz hazır değilsin. Hâkim bey beni Ankara'ya çağırıyor çünkü bir gün hazır olacağını biliyor ve beni seçmeye zorlamak istiyor.

OZAN

Anlıyorum, Meral Hanım. Ne karar vereceksiniz?

MERAL

Henüz bilmiyorum, Cuma'ya kadar düşüneceğim.

OZAN

Siz nasıl karar verirseniz doğrusu odur.

Yeniden yazım

OZAN

Ben… sandalyemi Cemil Bey tamir etti, biliyor musunuz? Tornavidayla.

Meral gözlüğünü çıkarır, masaya koyar. Uzun bir sessizlik.

MERAL

Benim sandalyem de sallanıyordu. Yirmi beş yıl önce. İlk sabah. Ben bu kaleme üç kâtip yetiştirdim, Ozan.

Ozan elini dosyadan çeker. Meral'e döner.

MERAL

Sen dördüncüsün. Daha hazır değilsin. Ama bir gün hazır olacaksın ve o gün benim burada olmam gerekmeyecek.

OZAN

Neyi seçmeye?

MERAL

Cuma.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Uzun replik, önünde bir basınç ve karşısında onu duymak isteyen biri olduğunda çalışır.
  2. Birikim kısa cevaplarla, kaçışlarla ve sessizliklerle kurulur ve uzun konuşmaya bir ihtiyaç yaratır.
  3. Dinleyen bir duvar değildir; eylemleri monoloğun ağırlığını belirler.
  4. Monolog somut bir anıyla başlayıp bir yere varan bir yolculuktur; içinde bir dönüm noktası vardır.
  5. En etkili monologlar çoğu zaman en suskun karakterlere verilir; çıkışı ise kısa olmalıdır.

İlk taslakta Meral uzun konuşmaya hiçbir hazırlık olmadan başlıyor: «sana bir şey anlatayım.» Önünde bir sıkışma, bir sessizlik, bir kaçış yok; seyirci bu konuşmayı beklemiyordu. Konuşmanın içinde somut bir anı da yok: sandalye, Cemil, tornavida yerine bir özet var. Ozan dinleyen bir duvar: «Anlıyorum» ve «doğrusu odur» diyor, yüzünde hiçbir şey olmuyor. Meral de sesinden çıkıyor: «Henüz bilmiyorum» onun asla söylemeyeceği bir cümle.

Yeniden yazımda konuşma bir birikimin sonunda ve Ozan'ın açtığı bir hatıra kapısından geliyor. Somut bir nesneyle başlıyor ve bir dinleyenin eylemiyle bölünüyor. Çıkışı kısa ve sahnenin başına bağlı. Uzun konuşma sahneyi yavaşlatmıyor; sahnenin bütün basıncını boşaltıyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÖnemli bir şey söylenecekse uzun bir konuşmayla söylenmelidir.
Doğrusu

Uzun konuşma ancak bir birikimden sonra çalışır. Birikim olmadan gelen bir monolog, seyirci için bir yavaşlamadır.

Yaygın yanlışMonolog sırasında dinleyen karakter susmalı ve beklemelidir.
Doğrusu

Dinleyen sahnede bir duvar değildir. Onun küçük eylemleri ve yüzü, monoloğun her bölümünün ağırlığını belirler.

Yaygın yanlışUzun konuşmaya uzun bir cevap gelmelidir.
Doğrusu

İki uzun replik birbirini boğar. Monoloğun çıkışı genellikle kısa bir replikle olur ve bu kısa dönüş, monoloğun bıraktığı boşluğu ölçer.

Kendi sahnende

Özet

  1. Uzun replik, önünde bir basınç ve karşısında onu duymak isteyen biri olduğunda çalışır.
  2. Birikim kısa cevaplarla, kaçışlarla ve sessizliklerle kurulur ve uzun konuşmaya bir ihtiyaç yaratır.
  3. Dinleyen bir duvar değildir; eylemleri monoloğun ağırlığını belirler.
  4. Monolog somut bir anıyla başlayıp bir yere varan bir yolculuktur; içinde bir dönüm noktası vardır.
  5. En etkili monologlar çoğu zaman en suskun karakterlere verilir; çıkışı ise kısa olmalıdır.

Kendini sına

  1. Meral'in uzun konuşmasından önceki birikim nasıl kuruluyor?
  2. Ozan'ın sandalye cümlesi neden konuşmanın kapısını açıyor?
  3. Monoloğun çıkışında «Cuma» kelimesinin dönüşü ne iş görüyor?

Yanıtlar

  1. Tarık iki kez Ankara'yı açıyor, Meral iki kez tek kelimeyle kapatıyor; Ozan bir soru soruyor ve yine tek kelime alıyor. Ardından gözlüğün çıkması ve uzun bir sessizlik geliyor. Kısa cevaplar ve kaçışlar bir basınç biriktiriyor.
  2. Çünkü bir soru değil, bir hatıra. Meral'i Ankara'yla değil, kendi ilk sabahıyla, Cemil'le ve tornavidayla karşılaştırıyor. Somut bir nesne, Meral'in uzun süredir sakladığı anıya bir kapı aralıyor.
  3. Sahnenin başındaki tek kelimelik «Cuma»yı geri çağırıyor. Başta bir kaçış olan kelime, monologdan sonra bir kararın ağırlığını taşıyor; kısa çıkış, monoloğun bıraktığı boşluğu ölçüyor.

Sonraki derse köprü

Meral'in uzun konuşması ve sahnesi aynı kelimeyle bitti: «Cuma.» Bir repliğin ya da bir sahnenin son kelimesi, kulakta en uzun kalan kelimedir. Bir sonraki ders son kelimeyi inceliyor: repliği en güçlü kelimesiyle bitirmeyi ve o kelimenin bıraktığı ağırlığı kullanmayı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.