Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- sollen (söylenti): başkalarından duyulan, doğrulanmamış bilgi — Er soll reich sein (zenginmiş).
- wollen (iddia): öznenin kendi hakkındaki iddiası, kuşkuyla — Er will ihn gesehen haben.
- Geçmiş: şimdiki modal + Partizip II + haben/sein; "sollte/wollte" bu anlamı taşımaz.
- Haberlerde sık: Der Täter soll …; … sollen verletzt worden sein.
- Konjunktiv I kaynağı belirtir (Er sagte, er sei …); "sollen" kaynağı belirtmeden söylenti işaretler.
- Zarf karşılığı: angeblich (güya); Türkçe: -mış, güya, iddiasına göre.
Kanca
Apartmanın bahçesinde komşular yeni gelen bir kiracı hakkında konuşuyor. Biri fısıldıyor: "Der neue Nachbar soll sehr reich sein. Er soll früher eine Firma gehabt haben." Başka biri ekliyor: "Er selbst will den Bürgermeister persönlich kennen." Sen cümleleri kelime kelime çevirmeye çalışıyorsun: yeni komşu zengin olmak zorunda mı, belediye başkanını tanımak mı istiyor? İkisi de değil: birinci cümle bir söylentiyi, ikincisi komşunun kendi hakkındaki bir iddiasını aktarıyor.
C1.4'te modal fiillerin konuşanın tahminini bildirebildiğini gördün. "sollen" ve "wollen" ise başka bir işe yarar: bir bilginin kaynağını ve konuşanın ona ne kadar güvendiğini gösterirler. "sollen" başkalarından duyulan bir bilgiyi, "wollen" ise öznenin kendisi hakkında öne sürdüğü bir iddiayı aktarır. Türkçede bu işi büyük ölçüde "-mış" eki ve "güya", "iddiasına göre" gibi ifadeler yapar. Bu derste iki kullanımı, geçmiş biçimlerini ve B2.11'deki Konjunktiv I ile farklarını göreceğiz.
Anlatım
"sollen": duyduğuma göre, söylendiğine göre
Söylenti bildiren "sollen", bir bilginin başkalarından duyulduğunu ve konuşanın onu doğrulamadığını gösterir: "Er soll sehr reich sein" (Çok zenginmiş; öyle diyorlar). "Das Restaurant soll sehr gut sein" (Restoranın çok iyi olduğu söyleniyor). Türkçedeki "-mış" eki bu anlamı çok iyi karşılar: "zenginmiş", "iyiymiş".
Bu kullanım gündelik konuşmada, dedikoduda ve özellikle haberlerde çok yaygındır. Haberlerde bir iddia henüz kanıtlanmamışsa "sollen" gazeteciyi korur: "Der Täter soll aus der Region stammen" (Failin bölgeden olduğu belirtiliyor). "Bei dem Unfall sollen drei Menschen verletzt worden sein" (Kazada üç kişinin yaralandığı bildiriliyor).
Söylenti anlamındaki "sollen", A1.36 ve B2.12'deki "sollen"den farklıdır. Orada "sollen" bir başkasının isteğini ya da talimatını taşıyordu: "Ich soll dich grüßen" (Sana selam söylememi istediler), "Er hat gesagt, ich soll anrufen" (Aramamı söyledi). Hangi anlamın kastedildiğini bağlam belirler; söylenti anlamında özne çoğu zaman üçüncü kişidir ve fiil bir durum ya da olay bildirir.
"wollen": iddiasına göre
İddia bildiren "wollen", öznenin kendisi hakkında bir şey öne sürdüğünü ve konuşanın bundan kuşkulandığını gösterir: "Er will den Bürgermeister persönlich kennen" (Belediye başkanını şahsen tanıdığını iddia ediyor). "Sie will nichts davon gewusst haben" (Bundan hiç haberi olmadığını iddia ediyor). Türkçede "güya", "iddiasına göre" ya da "… olduğunu söylüyor, ama …" gibi ifadelerle karşılanır.
İki kullanım arasındaki fark bilginin kaynağındadır. "sollen" ile bilgi başkalarından gelir: "Er soll reich sein" (Başkaları onun zengin olduğunu söylüyor). "wollen" ile bilgi öznenin kendisinden gelir: "Er will reich sein" (Kendisi zengin olduğunu iddia ediyor). Bu ikinci cümle, bağlamdan bağımsız okunduğunda "zengin olmak istiyor" anlamına da gelebilir; iddia anlamı çoğu zaman geçmiş mastarla ya da açık bir bağlamla netleşir.
Geçmiş biçim
C1.4'teki gibi, geçmişe ait bir söylenti ya da iddia aktarılırken modal fiil şimdiki zamanda kalır ve geçmişi cümle sonundaki mastar taşır: "Er soll früher eine Firma gehabt haben" (Eskiden bir şirketi varmış). "Sie soll schon zweimal umgezogen sein" (İki kez taşınmış, öyle deniyor). "Er will den Unfall gesehen haben" (Kazayı gördüğünü iddia ediyor). Yardımcı fiil yine Perfekt'teki gibi seçilir.
"sollte" ya da "wollte" biçimleri bu anlamı taşımaz. "Er sollte reich sein" B2.1'deki Konjunktiv II'yi ya da geçmişteki bir beklentiyi akla getirir; "Er wollte ihn sehen" ise "onu görmek istiyordu" demektir. Söylenti ve iddiada modal fiil hep şimdiki zamandadır.
Konjunktiv I ile farkı
B2.11'de haberlerdeki aktarılan sözü Konjunktiv I ile gördün: "Der Sprecher sagte, der Täter sei aus der Region." Konjunktiv I bir aktarma fiiline ("sagte", "erklärte") bağlıdır ve kimin söylediğini açıkça gösterir. Söylenti bildiren "sollen" ise kaynağı belirtmeden, bilginin yalnızca duyulduğunu işaretler: "Der Täter soll aus der Region stammen." Haberlerde ikisi sık sık yan yana kullanılır: kaynağı belli bir açıklama Konjunktiv I ile, kaynağı belirsiz bir bilgi "sollen" ile aktarılır.
Zarflar da benzer bir işlev görür ve modal fiillerle birlikte ya da onların yerine kullanılabilir: "angeblich" (güya, iddia edildiğine göre), "vermutlich" (muhtemelen), "laut Polizei" (polise göre). "Er ist angeblich sehr reich" cümlesi "Er soll sehr reich sein" ile aynı anlamı taşır.
| Yapı | Bilginin kaynağı | Türkçe |
|---|---|---|
| Er soll reich sein. | başkaları (söylenti) | Zenginmiş. |
| Er will reich sein. | öznenin kendisi (iddia) | Zengin olduğunu iddia ediyor. |
| Er soll reich gewesen sein. | başkaları, geçmiş | Zenginmiş (eskiden). |
| Er will ihn gesehen haben. | özne, geçmiş | Onu gördüğünü iddia ediyor. |
| Er sagte, er sei reich. | belirtilen kaynak (Konjunktiv I) | Zengin olduğunu söyledi. |
| Er ist angeblich reich. | belirsiz (zarf) | Güya zengin. |
Örnekler
Her örnekte bilginin kaynağını ve modal fiilin zamanını söyle.
Beşinci örnek haber dilinde çok yaygın bir yapıdır: modal fiil "sollen", Passiv ve geçmiş mastar ("verletzt worden sein") bir arada. Yedinci örnekte "wollen" bir isteği değil, kuşkuyla aktarılan bir iddiayı bildiriyor.
Sık yapılan hatalar
Yaygın yanlışİddia bildiren "wollen" fiilini istek olarak okumak: "Er will den Unfall gesehen haben" cümlesini "kazayı görmek istiyor" diye anlamak.
— A1'den beri "wollen" fiilini yalnızca "istemek" anlamıyla tanıyan öğrenci, geçmiş mastarlı yapıdaki iddia anlamını kaçırır. "wollen" + geçmiş mastar neredeyse her zaman öznenin kendi iddiasını aktarır. Doğrusu: "Er will den Unfall gesehen haben" = "Kazayı gördüğünü iddia ediyor."
Yaygın yanlışGeçmiş söylentiyi "sollte" ile kurmak: "Er sollte früher reich sein", "Sie sollte umgezogen sein".
— Türkçedeki "-mış" ekinin geçmiş anlamını modal fiile yükleyen öğrenci "sollte" biçimini seçer. Söylenti anlamında "sollen" şimdiki zamanda kalır; geçmişi mastar taşır. Doğrusu: "Er soll früher reich gewesen sein." "Sie soll umgezogen sein."
Yaygın yanlış"sollen" ile "wollen"i bilginin kaynağına göre karıştırmak: komşuların söylediği bir şeyi "Er will sehr reich sein" diye aktarmak.
— İki fiili de "söylenti" gibi algılayan öğrenci, bilginin kimden geldiğini gözden kaçırır. Başkalarından duyulan bilgi "sollen" ile, öznenin kendi iddiası "wollen" ile aktarılır. Doğrusu: "Er soll sehr reich sein" (öyle diyorlar). "Er will sehr reich sein" yalnızca kendisi öyle iddia ediyorsa doğrudur.
Mini alıştırma
Cevaplar
- "Das Museum soll sehr interessant sein."
- "Er will die ganze Nacht gearbeitet haben."
- "Die Firma soll pleitegegangen sein."
- "Der Zug fällt heute angeblich aus."
- "Bei dem Unfall soll niemand verletzt worden sein. Der Fahrer will nichts gesehen haben."
Özet kartı
- sollen (söylenti): başkalarından duyulan, doğrulanmamış bilgi — Er soll reich sein (zenginmiş).
- wollen (iddia): öznenin kendi hakkındaki iddiası, kuşkuyla — Er will ihn gesehen haben.
- Geçmiş: şimdiki modal + Partizip II + haben/sein; "sollte/wollte" bu anlamı taşımaz.
- Haberlerde sık: Der Täter soll …; … sollen verletzt worden sein.
- Konjunktiv I kaynağı belirtir (Er sagte, er sei …); "sollen" kaynağı belirtmeden söylenti işaretler.
- Zarf karşılığı: angeblich (güya); Türkçe: -mış, güya, iddiasına göre.
Sonraki derse köprü
Modal fiillerin gizli anlamlarıyla bu modül kapanıyor; sıradaki modül kelimelerin iç yapısına iniyor. Almancada fiillerin önüne gelen küçük ekler anlamı çoğu zaman köklü biçimde değiştirir: "kaufen" (satın almak) → "verkaufen" (satmak), "brechen" (kırmak) → "zerbrechen" (paramparça olmak), "decken" (örtmek) → "entdecken" (keşfetmek), "verstehen" (anlamak) → "missverstehen" (yanlış anlamak). Sıradaki derste "ver-", "zer-", "ent-", "miss-" gibi ayrılamayan ön eklerin taşıdığı anlamları ve bu eklerin bir fiile nasıl yeni bir yön kazandırdığını göreceğiz.