İçeriğe geç

S1-M03-D01·Gözlem ve algı

Bakmak ve görmek

sıfırdan ileri2.033 kelime14 yaratıcı örnek2 karşı örnek≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bakmak dikkati bir yöne çevirmektir ve tek başına hiçbir şey garanti etmez; görmenin sınaması, bakmadan önce kurulamayan bir cümlenin sonradan kurulabilmesidir.

Süre bir görme ölçüsü değildir; bir saat bakıp geriye tek cümle bırakmamak mümkündür ve ölçü harcanan zaman değil sonradan söylenebilen şeydir.

Görememenin sebebi dikkat eksikliği değil, zihnin bakılan şeyin ne olduğunu anladığı anda durmasıdır; ad bir bilgi değil, bilginin yerine konan bir etikettir.

Ad koymayı geciktirmek bakmayı uzatır, çünkü ad verilmediğinde zihin tarif etmek zorunda kalır ve tarif etmek görmeyi sürdürür.

Görme bütçesi düşüktür ve bölündüğünde hiçbiri gerçekten görülmez; az ama görülmüş bir liste, uzun ama yalnız bakılmış bir listeden değerlidir ve tanıdık yerde bütçe daha da düşer.

Açılış sahnesi

Bir kişi on yıldır aynı sokaktan geçiyor ve sokağın başında bir ağaç var.

Biri ona soruyor: o ağacın gövdesi düz mü, eğri mi?

Cevap veremiyor. Gidip bakıyor, on saniye kadar duruyor ve dönüyor: eğri.

Sonra ikinci soru geliyor: hangi yöne eğri?

Yine cevap veremiyor.

İkinci kez gidiyor. Bu kez otuz saniye duruyor ve döndüğünde dört şey söylüyor. Gövde yola doğru eğik, eğim dizden yukarıda başlıyor, alt tarafta bir kabuk yarığı var ve dallardan biri kesilmiş.

Aynı ağaç, aynı kişi, aynı gün ve arada yalnız yirmi saniye fark var.

Birinci gidişte de bakmıştı ve dikkatsiz de değildi; hatta bir şey bulmuştu bile, eğri. Sorulan soruya cevap vermişti ve kendi tarafından bakıldığında işini yapmıştı.

Ama "eğri" kelimesini bulduğu anda durmuştu ve durduğunu fark etmemişti. On yıl boyunca da aynı şey olmuştu; her geçişte ağaca bakıyor ve her seferinde onu tanıyıp geçiyordu.

Bu ders o durmanın nerede olduğunu gösteriyor.

Bu derste ne olacak

Önce iki kelimeyi ayıracağız ve aralarındaki farkın ölçülebilir bir sınaması var.

Sonra ikisi arasındaki mesafenin neden bu kadar uzun olduğunu göstereceğiz; sebebi dikkat eksikliği değil, tam tersine dikkatin çok verimli çalışması.

Ardından o duruşu geciktiren tek bir hamle kuracağız.

Sonra bu hamlenin sınırını koyacağız, çünkü her şeyi görmek ne mümkün ne gerekli.

Bu ders yalnızca ikisinin arasındaki mesafeyi kuruyor. Duyularla gözlem, ayrıntı yakalama, örüntü tanıma, aykırı durumlar ve gözlem günlüğü bu modülün sonraki derslerinde ayrı ayrı ele alınıyor; burada hiçbirine girmiyoruz. Aşağıdaki örnekler kurgudur.

Sıfır noktası — iki kelime ve tek bir sınama

Bu sınama önemli, çünkü yerine sürekli yanlış bir ölçü kullanılıyor: süre. Uzun bakmak görmenin ölçüsü değil ve açılış sahnesindeki kişi ikinci gidişinde birincisinden yalnız yirmi saniye fazla durdu.

Beşinci modülde yorumsuz tarifi öğrenmiştin: orada olanı, ne anlama geldiğini söylemeden kaydetmek. Görmenin sınaması onun ölçüm hâli; ortada tarif edilebilecek bir şey yoksa görme de olmamış.

Mekanizma — adı bulan zihin durur

İki kelime arasındaki mesafenin sebebi dikkat eksikliği değil. Tam tersi.

Bu kestirme çoğu zaman doğru çalışıyor. Bir kapıyı her seferinde baştan incelemek gerekmiyor; kapı olduğunu anlamak yetiyor ve gün böyle geçiyor. Önceki modülün ilk dersinde bunun bir başka yüzünü görmüştün: filtre neyi içeri alacağını seçiyordu. Burada filtre içeri aldığını da hızla kapatıyor.

Kestirmenin hızı da tarif edilebilir. Bir şeye baktığında ad neredeyse anında geliyor ve o andan sonra bakmaya devam etmek bir çaba gerektiriyor; yani durmak kolay, sürdürmek zor. Bu yüzden gözlem bir dikkat meselesi gibi görünüyor, oysa mesele dikkatin nereye gittiği değil, ne kadar erken kapandığı.

Sorun, üzerinde çalışılacak bir şeye bakarken de aynı kestirmenin çalışması. O anda zihin işini iyi yapıyor ve tam da bu yüzden istenmeyen şeyi yapıyor.

Karşı hamle basit ve tek adımlık.

Erteleme uzun sürmesi gereken bir şey değil. Otuz saniye çoğu durumda yetiyor ve o otuz saniye içinde iş kendiliğinden dönüyor: ad gelmeyince zihin boş kalmıyor, tarif üretmeye başlıyor. Yani erteleme bir bekleme değil, bakmanın yerine başka bir işlem koymak.

Bunun ucuz bir kurulumu da var. Bakılan şeye adıyla değil yeriyle işaret etmek, adın gelmesini kendiliğinden geciktiriyor.

Usta katmanı — görülebilecek şeyin bir sınırı var

Buraya kadar anlatılan şey kolayca yanlış bir yere götürülebilir: her şeye uzun uzun bak ve hiçbir şeye ad koyma.

Bu uygulanamaz ve gerekli de değil.

Bütçe düşük olduğu için seçim gerekiyor ve seçim zaten yapılıyordu. Önceki modülde dikkatin bir seçim olduğunu ve her seçimin bir eleme olduğunu kurmuştuk. Burada değişen tek şey, seçimin bilerek yapılması.

Seçimi bilerek yapmanın somut karşılığı bir sayı. Bir oturuma girmeden önce kaç şeye bakacağını yazıyorsun ve o sayı üçten büyük olmuyor. Küçük gelen bu sayı, serbest bakmaya göre çok daha uzun bir liste üretiyor; çünkü serbest bakışta bütçe farkında olmadan bölünüyor ve her şeye bir kestirme kadar zaman düşüyor.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlışBakmakla görmenin aynı şey olduğu sanılır.
Doğrusu

Bakmak dikkati bir yöne çevirmektir ve geriye bir şey kalıp kalmadığı ayrı bir sorudur; görmenin sınaması, bakmadan önce kurulamayan bir cümlenin sonradan kurulabilmesidir. Sınama uygulanmadığında bakılan her şey görülmüş sayılır.

Yaygın yanlışUzun bakmanın görmeyi getirdiği düşünülür.
Doğrusu

Süre bir çıktı ölçüsü değildir ve bir saat bakıp geriye tek cümle bırakmamak mümkündür. Ölçü harcanan zaman değil, sonradan söylenebilen şeydir.

Yaygın yanlışGörememenin dikkat eksikliğinden kaynaklandığı sanılır.
Doğrusu

Sebep genellikle tam tersidir: zihin bakılan şeyin ne olduğunu hızla anlar ve anladığı anda durur. Bu kestirme günün büyük kısmında doğru çalışır ve yalnız üzerinde çalışılacak bir şeye bakarken sorun olur.

Yaygın yanlışBir şeyin adını bilmenin onu daha iyi görmeyi sağladığı düşünülür.
Doğrusu

Ad çoğu zaman tarifin yerine geçer ve bakmayı kısaltır; adını bilmediğin bir şeyi tarif etmek zorunda kalırsın ve daha çok şey görürsün. Bu yüzden ad koymayı geciktirmek bakmayı uzatır.

Yaygın yanlışEn çok baktığın şeyleri en iyi gördüğün sanılır.
Doğrusu

Tanıdıklık kestirmeyi hızlandırır, yani en uzun bakılan şeyler çoğu zaman en az görülen şeylerdir. Kendi evinde bir şey görmek dışarıda bir şey görmekten zordur.

Yaygın yanlışBir oturumda her şeye bakılabileceği düşünülür.
Doğrusu

Görme bütçesi düşüktür ve bölündüğünde hiçbiri gerçekten görülmez; geriye uzun bir bakılmışlar listesi kalır. Az ama gerçekten görülmüş bir liste daha değerlidir ve bunun için önceden seçim yapmak gerekir.

Aklında kalsın

Bakmak dikkati bir yöne çevirmektir ve tek başına hiçbir şey garanti etmez; görmenin sınaması, bakmadan önce kurulamayan bir cümlenin sonradan kurulabilmesidir.

Süre bir görme ölçüsü değildir; bir saat bakıp geriye tek cümle bırakmamak mümkündür ve ölçü harcanan zaman değil sonradan söylenebilen şeydir.

Görememenin sebebi dikkat eksikliği değil, zihnin bakılan şeyin ne olduğunu anladığı anda durmasıdır; ad bir bilgi değil, bilginin yerine konan bir etikettir.

Ad koymayı geciktirmek bakmayı uzatır, çünkü ad verilmediğinde zihin tarif etmek zorunda kalır ve tarif etmek görmeyi sürdürür.

Görme bütçesi düşüktür ve bölündüğünde hiçbiri gerçekten görülmez; az ama görülmüş bir liste, uzun ama yalnız bakılmış bir listeden değerlidir ve tanıdık yerde bütçe daha da düşer.

Sonraki derse köprü

Bu derste hep gözle baktık.

Oysa bakma yalnız gözle yapılmıyor ve bu dersin bütün mekanizması diğer duyularda başka türlü çalışıyor.

Bir sesi adlandırmak bir nesneyi adlandırmaktan zor. Bir kokuyu adlandırmak daha da zor; çoğu kokunun adı bile yok ve tarif etmekten başka çare kalmıyor.

Yani tanıma kestirmesi göz dışındaki duyularda çok daha zayıf çalışıyor.

Sıradaki ders beş duyuyla gözlemi ele alıyor.

Orada göreceğin şey şu: az kullanılan duyular daha zayıf değil, yalnız daha az çalıştırılmış ve tam da bu yüzden ad ertelemesi orada kendiliğinden oluyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.