İçeriğe geç

YON-306-03·Etnografi ve Katılımlı Gözlem

Katılım ile gözlem arasındaki denge

temel2.355 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Katılım yakınlık sağlar ama gözlem için gereken kaydı ve mesafeyi zorlaştırır.
  2. Araştırmacının sahadaki konumu sabit kalmaz ve hem sahnenin türüne hem sahadakilerin beklentisine göre değişir.
  3. Bir pratiği bizzat yapmak, sözle aktarılamayan bedenlenmiş bir bilgiye kapı açar.
  4. Yerlileşme yakınlıktan değil, soru sorma konumunun kaybedilmesinden doğar.
  5. Analitik mesafe fiziksel değildir ve sahanın tam ortasında bile korunabilir.
  6. Katılımın bağlayıcılığı arttıkça hem araştırmacının taşıdığı yük hem de geri çekilme imkânı değişir.
  7. Denge yalnızca araştırmacının kararıyla değil, sahadakilerin beklentisiyle birlikte kurulur.

Açılış sahnesi

Aynı öğrenci aylardır aynı parkla aynı mahallede bulunuyor ve bu kez bayram hazırlığı var. Öğrenci, mahallede saygı gören bir büyükannenin evinde diğer kadınlarla birlikte hamur açıyor: elleri unlu, defteri ise çantada kapalı duruyor. Mutfakta hamur kokusu ve yüksek sesli bir radyo aynı anda var. Bir günde çok şey oluyor: kimin hangi işi üstlendiği, kimin kime laf dokundurduğu, torunların içeri girip çıkması. Öğrenci bunların hiçbirini o anda yazamıyor. Elleri doludur ve kayıt tutmak o sahnede mümkün değildir. Gece eve dönünce hatırlamaya çalışıyor ve bazı sözleri neredeyse birebir hatırlıyor, bazılarını ise yalnızca genel havasıyla. Ertesi hafta bunun tersini deniyor ve parkta biraz kenardaki bir banka oturup elindeki defterle izlemeye başlıyor. Kadınlar onu görünce seslerini alçaltıyor. İçlerinden biri gülerek soruyor: "Ne yazıyorsun öyle, bizi mi?" Sonra sohbet yeniden başlıyor ama öğrenci artık içinde değil. Kenardan yalnızca izliyor. Bir başka gün iki büyükanne arasında torunları kimin alacağına dair bir gerginlik çıkıyor. Kadınlardan biri öğrenciye dönüp soruyor: "Sen de gördün, haksız mıyım evladım?" Öğrenci o an bir taraf tutarsa ilişkisinin bir yarısının zarar göreceğini hemen fark ediyor. O akşam günlüğüne kendi sözleriyle şunu yazıyor: artık bazı şeylere şaşırmıyorum, bunun iyi mi kötü mü olduğunu bilmiyorum. Bir şeyi daha fark ediyor: kalabalık parkta aynı anda üç çocuğa göz kulak olmanın ne kadar yorucu olduğunu, bir sabah büyükannelerden biri torunlarına göz kulak olmasını isteyince ilk kez bedeniyle anlıyor.

Bu derste ne olacak

Hamur açılan mutfak, kenardaki bank ve taraf tutmaya çağrılan an bir kurgunun parçaları. Onları katılım ile gözlem arasındaki gerilime yüz vermek için tek bir öğrencinin aylarına yerleştirdik. Aynı gerilim, çok farklı sahalarda çalışan araştırmacıların defterlerinde de karşımıza çıkabilir çünkü mesele belli bir saha tipine değil, yöntemin kendisine ait.

Katılımlı gözlemin taşıdığı bu ikilemi, araştırmacının sahadaki konumunun nasıl değiştiğini ve katılmanın getirdiği bedenlenmiş bir bilgiyi birlikte düşüneceğiz. Bu yakınlığın bir yerlileşmeye nasıl kayabileceğine ve analitik mesafenin hangi pratiklerle korunabileceğine bakacağız. Katılımın büyüklüğünün araştırmacıya ne yüklediğini ve bu dengenin Türkiye'deki bazı saha ilişkilerinde nasıl kurulduğunu da göreceğiz.

Sıfır noktası — İkisi birden olmaz

Bir önceki dersin sonunda bırakılan soru, bu dengeyi kimin kurduğuydu. Yanıt yalnızca araştırmacıya ait değil çünkü denge sahadakilerin beklentileriyle ve o anki sahnenin türüyle birlikte şekilleniyor.

Katılımlı gözlemin kalbinde basit görünen ama pratikte zor bir sorun duruyor. Katılım, incelenen kişilerin güvenini kazanmayı ve onların gündelik dünyasına içeriden bakmayı sağlıyor. Gözlem ise bu dünyayı kayıt altına almayı ve ondan belli bir mesafede durmayı gerektiriyor. İkisi aynı anda ve aynı ölçüde yapılamıyor: elleri hamurlu bir araştırmacı o anda not tutamıyor ve deftere yazan biri de sohbetin tam ortasında olamıyor.

Temel yöntem derslerinde tanımlanan sistematik gözlem, neye, kimde ve hangi koşulda bakılacağının önceden kararlaştırıldığı bir gözlemdir. Etnografik gözlem daha açık uçludur ama yine de disiplinli bir kayıt gerektirir. Katılımlı gözlem bu disiplinle katılımın getirdiği yakınlığı aynı anda taşımaya çalışıyor.

Mekanizma — Yelpazede kaymak

Araştırmacının sahadaki konumu tek bir noktada sabit kalmıyor: yöntem yazınında yaygın bir sınıflandırma bu konumu bir çizgi üzerinde dört uğrak noktasıyla anlatıyor, yalnız izleyen gözlemci, katılan gözlemci, gözlem yapan katılımcı ve tam katılımcı. Aynı araştırmacı bir günün içinde bu uğrakların birkaçına birden uğrayabiliyor. Kimliğini tümüyle gizleyen bir tam katılımın etik soruları, saha etiğine ayrılan derste karşılanıyor.

Katılım, sözle aktarılamayan bir bilgiye de kapı aralıyor çünkü bir işi yalnızca izlemek ile bizzat yapmak arasında fark var. Yapıldığında ortaya çıkan yorgunluk, incelik ve zamanlama ancak bedenle öğrenilebiliyor.

Araştırmacının bu deneyimi katılımcının deneyimiyle birebir örtüşmüyor çünkü araştırmacı akşam olduğunda o yükü bırakıp gidebiliyor.

Katılım derinleştikçe bir risk beliriyor: emik bakış içeridekilerin kategorilerini anlamaya çalışırken yerlileşme o kategorileri sınamadan kendi analizinin yerine koyuyor. Önceki derste tanımlanan aşinayı yabancılaştırma çabası burada tersine dönüyor ve yerlileşen bir araştırmacı artık tanıdık olanı yeniden yabancılaştıramıyor.

Yakınlık tek başına analitik mesafeyi yok etmiyor: mesafe, hazırlık kurslarında değinilen düşünümsellik çabasının sahadaki bir görünümü sayılabilir ve sahanın tam ortasında bile korunabiliyor.

Katılım ile kayıt arasındaki gerilim en somut haliyle elde kalan zamanda görülüyor. Eller hamur açarken ya da bir çocuğu sakinleştirirken defter çantada kalıyor ve sahne bittikten sonra hatırlananlar da baştan itibaren eksik ve seçici oluyor.

Kuramsal mercekler

Dengeyi araştırmacının tek başına yönettiği bir beceri saymak mümkün. O zaman hangi anda katılıp hangi anda geri çekileceğine yalnız araştırmacının yargısı karar verir. Sahadakilere daha çok ağırlık tanındığında resim değişir ve denge onlarla birlikte üretilen bir şeye dönüşür. Sahadakiler de araştırmacıya bir rol biçiyor ve bu rol katılımın sınırlarını belirliyor.

İkinci okuma, önceki derste tanımlanan saha rolü ve rol müzakeresi kavramlarıyla örtüşüyor. Katılımın derecesi de tıpkı saha rolü gibi araştırmacı ile sahadakiler arasında sürekli müzakere ediliyor. Sahadaki bir kararın hangi okumaya daha çok borçlu olduğu çoğu zaman olay anında değil, notlar akşam yeniden okunduğunda anlaşılabiliyor.

Hangi okuma benimsenirse benimsensin, gözlenme etkisi her iki durumda da hesaba katılması gereken bir gerçek olarak kalıyor.

Ölçek

Katılımın büyüklüğünü ölçmenin bir yolu, bağladığı sorumluluğun ne kadar geri alınabilir olduğuna bakmaktır. Bir sohbete katılmak ya da kısa süreli bir işe yardım etmek kolayca geri alınabilir katılımlardır. Böyle bir katılım ertesi gün tekrarlanmayabilir ve araştırmacıyı uzun vadeli bir role de bağlamaz.

Belli bir süre sorumluluk doğuran katılımlar farklı bir ağırlık taşıyor: bir sabah boyunca çocuklara göz kulak olmak ya da bir hazırlığın belirli bir işini üstlenmek bu türden bir katılımdır. Sorumluluk o gün ya da o hazırlık boyunca sürüyor ve sonra kendiliğinden kapanıyor.

Geri alınması zor bağlanmalar ise ayrı bir grup oluşturuyor: bir tartışmada taraf tutmak, bir çocuğa düzenli olarak bakmayı üstlenmek ya da bir ailenin sırrını taşımak bu gruba giriyor ve böyle bir bağ sahadan çıkıldıktan sonra da sürebiliyor.

Katılım büyüdükçe hem sahadakilerin araştırmacıdan beklediği hem de araştırmacının taşıdığı yük değişiyor ve küçük bir katılımla büyük bir bağlanma artık aynı dikkatle ele alınamıyor. Bu üç grup arasındaki sınır da her zaman keskin değildir ve bir katılım, sahanın seyrine göre bir gruptan ötekine kayabilir. Araştırmacı bir katılımın hangi gruba gireceğini genellikle işin başında değil, o katılımın sahadaki karşılığını gördükten sonra fark edebiliyor.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de misafirlik ve ikram kültürü araştırmacıyı hızla katılımcı bir konuma çekebiliyor ve bir eve sürekli misafir olarak ağırlanmak, o evdeki bazı gündelik sahnelerin dışında kalmak anlamına da gelebiliyor. Aynı ikram kültürü bazı sahalarda hızlı bir kabul de sağlayabiliyor ve bu hız, önceki derste tanımlanan kapı bekçisiyle geçirilen uzun bir müzakereyi kısaltabiliyor.

Cinsiyete göre ayrışan gündelik mekânlar da katılımın sınırlarını belirleyebiliyor: bir mekânda kabul gören bir araştırmacı başka bir mekâna aynı kolaylıkla giremeyebiliyor ve bu da hangi sahnelere katılabileceğini önceden sınırlıyor.

Kendi kentinde ya da kendi mahallesinde saha yapan bir araştırmacı sahayı hiçbir an arkasında bırakamayabiliyor. Eve dönse bile aynı sokaklarda ve aynı komşularla karşılaşmaya devam ediyor.

Türkiye'deki mahalle ilişkilerinde taraf tutmaya çağrılmak da sık karşılaşılabilecek bir sınav olabiliyor. Bu durum yalnız burada değil, dünyada başka toplumlarda çalışan araştırmacılar için de tanıdık bir sorun olabilir.

Uzak bir toplumda çalışan bir araştırmacı, dil ve beceri eksikliği yüzünden uzun bir süre yalnız izleyen gözlemci konumunda kalabilir ama kendi toplumunda çalışan bir araştırmacı daha başından itibaren katılıma çekilebilir. Bu fark bir toplumu ötekinden daha kolay ya da daha zor kılmıyor ama yalnızca farklı bir başlangıç noktası sunuyor.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Katılım ile gözlem arasındaki dengenin nasıl kurulduğuna dair bilgi farklı kaynaklardan bir araya geliyor ve bu kaynaklar birbirini tamamlayan farklı açılardan aynı gerilime işaret ediyor.

Üçü birlikte okunduğunda, denge arayışının tek bir araştırmacının kişisel tercihinden ibaret olmadığı daha açık görülüyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışTam katılımın her zaman en iyi veriyi getireceği ve içeri ne kadar girilirse verinin o kadar iyi olacağı düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa tam katılım kayıt tutmayı neredeyse imkânsız kılabilir ve bazı sahneler tam da o yüzden hiç yazıya geçemeyebilir: katılımın artması veri kalitesini kendiliğinden yükseltmiyor.

Yaygın yanlışGözlemcinin kenarda sessizce durmasının sahayı hiç etkilemeyeceği sanılabilir.
Doğrusu

Oysa sahadakiler gözlendiklerini fark ettiğinde davranışlarını değiştirebiliyor ve bu değişim gözlemcinin kenarda durmasından bağımsız olarak ortaya çıkabiliyor: sessiz kalmak mesafeyi artırsa da gözlenme etkisini ortadan kaldırmıyor.

Yaygın yanlışBir pratiği bizzat yapmanın, o pratiği yapan kişinin deneyimini birebir yaşamak anlamına geldiği sanılabilir.
Doğrusu

Oysa araştırmacı o yükü geçici olarak taşıyor ve günün sonunda sahadan ayrılabiliyor: katılımcının deneyimi böyle bir çıkış seçeneği taşımıyor.

Yaygın yanlışYerlileşmenin sahadakilerle arkadaş olmak anlamına geldiği ve bu yüzden yakınlıktan kaçınmak gerektiği düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa yerlileşmeyi doğuran yakınlığın kendisi değil, soru sorma ve kayıt tutma konumunun kaybedilmesidir: yakınlık korunurken de analitik mesafe sürdürülebilir.

Yaygın yanlışAraştırmacının katılım derecesini sahaya girmeden önce tek başına belirlediği ve bu kararın saha boyunca aynı kaldığı varsayılabilir.
Doğrusu

Oysa katılımın derecesi sahnenin türüne ve sahadakilerin beklentisine göre sürekli yeniden ayarlanıyor: baştan çizilen bir plan sahadaki her ana uymayabiliyor.

Aklında kalsın

  1. Katılım yakınlık sağlar ama gözlem için gereken kaydı ve mesafeyi zorlaştırır.
  2. Araştırmacının sahadaki konumu sabit kalmaz ve hem sahnenin türüne hem sahadakilerin beklentisine göre değişir.
  3. Bir pratiği bizzat yapmak, sözle aktarılamayan bedenlenmiş bir bilgiye kapı açar.
  4. Yerlileşme yakınlıktan değil, soru sorma konumunun kaybedilmesinden doğar.
  5. Analitik mesafe fiziksel değildir ve sahanın tam ortasında bile korunabilir.
  6. Katılımın bağlayıcılığı arttıkça hem araştırmacının taşıdığı yük hem de geri çekilme imkânı değişir.
  7. Denge yalnızca araştırmacının kararıyla değil, sahadakilerin beklentisiyle birlikte kurulur.

Sonraki derse köprü

Dengeyi kurmaya çalışan öğrencinin elinde yine de çözülmemiş bir sorun kalıyor. Gün boyu yaşanan sahneler aklında yarım kalmış parçalar hâlinde duruyor: hamur açılırken duyulan bir söz, parkta geçen bir bakış, bir tartışmanın tonu. Bu parçaları akşam nasıl yazıya geçireceği, bir yabancının okuyunca sahneyi anlayabileceği kadar ayrıntı mı yoksa yalnızca kendine bir hatırlatma mı taşıyacağı henüz belli değil. Aylar boyunca biriken defterleri nasıl düzenleyeceğini de henüz bilmiyor. Sıradaki ders, "Yoğun betimleme ve saha notu sistemi" başlığıyla tam da bu notların nasıl tutulacağına iniyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.