İçeriğe geç

YON-306-01·Etnografi ve Katılımlı Gözlem

Etnografik soru ve saha seçimi

temel2.376 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Etnografik bir soru, sayılabilir bir cevaptan çok gündelik pratiğin içinde nasıl yaşandığını arar.
  2. Söylenen ile yapılan arasındaki mesafe, etnografik sorunun en güvenilir işaretlerinden biridir.
  3. Saha hazır bulunmaz, çünkü araştırmacı onu kendi sorusuna göre seçer ve sınırlar.
  4. Saha seçimi erişilebilirlik, süreklilik, araştırmacının konumu ve sorunun gerektirdiği zaman birlikte tartılarak yapılır.
  5. Tanıdık bir sahada aşinalık güveni kolaylaştırır ama "zaten biliyorum" hissiyle soruyu köreltebilir.
  6. Emik bakış ile araştırmacının kendi analitik kategorileri arasında sürekli bir gidiş geliş gerekir.
  7. Aynı mahalle bile sorunun ne olduğuna göre bambaşka biçimlerde ölçeklenip sınırlanabilir.

Açılış sahnesi

Öğrencinin önünde açık bir defter duruyor, sayfanın kenarında birkaç ok ve daire karalanmış bir kroki var. Nitel araştırma dersinde topladığı görüşmeler bir yığın kâğıda dönüşmüş, ama öğrenci danışmanının odasına biraz tedirgin girmiş. Görüşmeler torun bakan büyükannelerin anlattıklarını taşıyor: kimin kimi ne zaman aldığını, hangi günün kimin sırası olduğunu, bir çocuğun hastalandığında işin nasıl el değiştirdiğini. Ama öğrenci bir şeyin eksik kaldığını hissediyor. Kadınlar bakımı anlatırken bir yılın döngüsünden, bayramdan, okul tatilinden, kışın parkın boşalmasından söz ediyor. Ama görüşme metninde bu döngü yalnız birkaç cümle olarak kalıyor. Danışman soruyor: bu döngüyü görmek için ne gerekiyor? Öğrenci bir süre düşünüyor, sonra kendi teyzesinin evini öneriyor. Kapı zaten açık. Güven de zaten var, üstelik teyzesi her gün torununa bakıyor. Danışman hemen onaylamıyor. "Orada neyi görmeyeceksin?" diye soruyor. Öğrenci ailesinin evinde her şeyin kendisine zaten tanıdık geleceğini, sormayacağı soruları, atlayacağı ayrıntıları düşünüyor. Sonra defterinin kenarına başka bir olasılık daha karalıyor: sabahları büyükannelerin torunlarını getirdiği bir mahalle parkı. Ama park sabahları kalabalık, öğleden sonra neredeyse boş, kışın günler boyu kimse gelmiyor. Bir de anaokulunun kapısında sabah ve öğleden sonra biriken büyükanneler var, kısa ama düzenli bir bekleyiş. Son olarak mahallenin kadınlarının haftada bir buluştuğu bir misafirlik günü akla geliyor, orada bakım konuşuluyor ama bakımın kendisi sahnelenmiyor. Öğrenci krokiye birkaç daire çiziyor, her birinin yanına küçük bir soru işareti koyuyor. Danışman deftere bakıyor ve sorunun kendisinin hâlâ net olmadığını, ama netleşmesi için önce bir yere yerleşmek gerektiğini söylüyor. Öğrenci başını sallıyor, ama hangi daireye yerleşeceğine hâlâ karar vermiş değil.

Bu derste ne olacak

Sahnedeki ayrıntılar bu dersin sorularını somutlaştırmak amacıyla kurgulanmıştır. Sahnenin arkasında belirli bir öğrenci ya da belirli bir aile yoktur. Önceki kurs, sahaya seyrek uğrayarak ve dışarıdan gözlemleyerek çalışan bir araştırmayı izlemiş, notların nasıl yazıya dönüştüğüyle kapanmıştı. Kapanışta bir uyarı vardı: bazı sorular birkaç uğramayla anlaşılamaz, bir topluluğun günlük döngüsüne uzun boylu eşlik etmek ister. Bu kurs tam bu uyarının açtığı yerden başlıyor, hangi soru bu uzunlukta bir kalışı gerektiriyor ve o dünyanın neresine yerleşilmesi gerekiyor sorularıyla ilerliyor. Bu derste etnografik sorunun işaretlerine, sorunun sahayla birlikte nasıl şekillendiğine, saha seçiminin hangi ölçütlerle gerekçelendirildiğine ve tanıdık ya da yabancı bir sahada araştırmacıyı nelerin beklediğine bakılıyor. Emik bakışla analitik kategoriler arasındaki gerilim ve aynı sorunun farklı büyüklükteki sahalarda başka şeyler gösterme biçimi de dersin içinde yer alıyor.

Sıfır noktası — Soru etnografi istiyor mu

Her merak edilen şey etnografik bir çalışmayı gerektirmez. Bir sorunun cevabı sayılabilir, kayıtlardan okunabilir ya da birkaç görüşmeyle toparlanabilirse, o soru uzun süre bir sahada kalmayı zorunlu kılmaz.

Torun bakan büyükanne sayısını öğrenmek isteyen bir soru anket ister, saha istemez. Ama torun bakımını bir mahallede kimin kiminle, hangi güne göre paylaştığı, bir çocuğun hastalandığında bu paylaşımın nasıl yeniden kurulduğu sorusu farklıdır. Bu soru bir kereye mahsus anlatılan bir şey değil, tekrar eden ve çoğu zaman söze dökülmeyen bir düzeni arar. O düzen ancak günler ve haftalar boyunca aynı yerde bulunarak, aynı insanların yanında tekrar tekrar durarak görülür.

Bu durumların ortak yanı, sözle anlatılanın gözlenenden ayrı durabilmesidir. Bu ayrım ancak uzun süre orada bulunarak, aynı sahneye defalarca tanık olarak görülebilir.

Mekanizma — Soru ile sahanın birlikte kurulması

Bir sorunun etnografik olması tek başına yetmez. Sorunun hangi sahada en iyi görüleceğine de karar vermek gerekir, ama bu karar sahaya girmeden tam olarak verilemez, çünkü soru da sahayla birlikte değişir.

Nitel kursta görülen vaka sınırı analiz birimini gösterir, oysa saha araştırmacının fiilen içinde bulunduğu, günlerini geçirdiği dünyayı gösterir. Aynı araştırmada ikisi örtüşebilir ama birbirinin yerine geçmez.

Başlangıçtaki soru genellikle geniş ve biraz bulanıktır. Sahaya girildikçe daralır, beklenmedik bir olayla yön değiştirir, katılımcıların kendi vurguladığı bir ayrımla yeniden kurulur. Nitel kursta görülen esnek tasarım burada da geçerlidir, yalnız etnografide bu esneklik aylar süren bir alışkanlık hâline gelir.

Saha seçiminin ölçütleri birbirine karşıt değildir, birlikte tartılır. Erişilebilir olan bir yer zaman zaman zengin de olabilir, ama araştırmacı bunu baştan varsaymak yerine her ölçütü ayrı ayrı sınamalıdır.

Saha seçimini yöntem bölümünde gerekçelendirmek, yalnız hangi yerin seçildiğini söylemek değildir. Hangi alternatiflerin düşünüldüğünü, bu alternatiflerin neden elendiğini ve seçilen yerin soruyu hangi yönden zenginleştirdiğini de göstermek gerekir. Bu gerekçelendirme, nitel kursta görülen amaçlı örneklemenin mantığına yakındır. Seçim rastgele değildir, sorunun bilgi zenginliği taşıyan bir noktaya kasıtlı olarak yönlendirilmesidir.

Kuramsal mercekler

Bir sahaya yerleşen araştırmacı iki şeyi aynı anda yönetmek zorunda kalır: sahanın içindekilerin dünyayı nasıl adlandırdığını öğrenmek ve kendi sorusunu bu dilden çok da uzaklaşmadan sürdürmek.

Bu tür bir ayrımı görebilmek, araştırmacının kendi kategorilerini bir süreliğine geri çekmesini gerektirir. Ama tamamen geri çekilemez de, çünkü sonunda yazacağı metin karşılaştırılabilir bir analiz sunmak zorundadır.

Yabancı bir sahada ise tehlike tam tersi yöndedir. Her ayrıntı ilk günlerde eşit derecede tuhaf ve not edilmeye değer görünür, çünkü önemli olanı önemsizden ayırmak zaman ister.

Emik bakış ile araştırmacının kendi sorusu arasındaki gerilim hiçbir zaman tam olarak çözülmez, sürekli yönetilir. Araştırmacı katılımcıların kategorilerine ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın, sonunda başka bir dile, başka bir okur kitlesine seslenen bir metin yazacaktır. Bu çeviri işi sahadan dönüldükten sonra başlamaz. Sahada tutulan her notta küçük ölçekte zaten yapılmaktadır.

Ölçek

Aynı mahalle, sorunun ne olduğuna göre bambaşka biçimlerde sınırlanabilir. Saha bir mekân olabilir, ama bir kişinin güzergâhı, tekrarlanan bir etkinlik ya da bir kurumun eşiği de olabilir.

Bir mekân seçildiğinde orada gelip geçen çok sayıda insan görülür ama her birinin hayatı yalnız o mekânda geçtiği kadarıyla görünür kalır. Bir güzergâh seçildiğinde tek bir hayatın derinliği görülür ama başka insanların benzer güzergâhları görünmeyebilir. Bir kurumun eşiği seçildiğinde geçiş anı netleşir ama eşiğin öncesi ve sonrası geri planda kalır. Her seçim bir şeyi öne çıkarırken başka bir şeyi arka plana iter. Ölçek kararı bu yüzden sorunun neyi bilmek istediğine göre verilir. Aynı mahalle içinde birden çok mekânı, kişiyi ya da kurumu aynı anda izlemek isteyen araştırmacılar da vardır. Saha o zaman tek bir noktaya değil birkaç noktaya birden yayılır. Böyle bir yayılmaya kursun ilerisinde dönülecek, burada yalnız kapısı aralanıyor.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de sosyoloji öğrencisinin sahaya girişi çoğu zaman kendi mahallesinden, kendi kentinden ya da hemşehri ağından başlar. Kapı, bir kurumun izniyle değil bir tanıdığın aracılığıyla açılır. Bu da tanıdık sahanın hem avantajını hem tuzağını gündeme getirir.

Benzer bir tablo başka ülkelerde de görülür. Ama Türkiye'deki tez takviminin sıkışıklığı sorunu belirginleştirir: uzun bir saha süresi isteyen bir soru ile sınırlı bir teslim tarihi arasında sürekli bir gerilim yaşanır. Etnograf yaptığı seçimi bu gerilime göre de gerekçelendirmek zorunda kalır.

Karşılaştırıldığında farklı bir tablo ortaya çıkar. Etnografi, başka bir toplumu uzaktan inceleme geleneğinden doğmuş, zamanla araştırmacıların kendi toplumlarına dönmesiyle bugünkü hâlini almıştır. Dünyada farklı akademik gelenekler uzun saha süresinden farklı şeyler bekler: kimi gelenek bir yılı asgari sayarken kimi gelenek daha kısa ama yoğun bir kalışı yeterli görür. Bu farkı bir hiyerarşi olarak okumamak gerekir. Her gelenek kendi soru tipine ve kendi kurumsal takvimine göre bir denge kurmuştur. Türkiye'deki araştırmacı için asıl soru hangi sürenin doğru olduğu değil, elindeki süreyle hangi sorunun cevaplanabilir olduğudur.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Saha seçimiyle ilgili bilgi büyük ölçüde araştırmacıların kendi seçimlerini geriye dönük anlatmasından birikir. Bir saha neden seçildiği, hangi alternatiflerin elendiği ve o seçimin neyi görünür kıldığı, saha bitiminde yazılan yöntem bölümlerinde ayrıntılı biçimde tartışılır. Bu tartışmalar zamanla bir araya gelip hangi ölçütlerin işe yaradığını, hangi tuzakların tekrar tekrar karşılaşıldığını gösteren ortak bir bilgi hâline gelir.

Bu bilginin bir kısmı da başarısız girişimlerden gelir. Bir saha seçilir ve birkaç hafta sonra sorunun orada görülemeyeceği anlaşılırsa, araştırmacı başka bir sahaya geçer. Bu geçişler nadiren yayına konu olur ama araştırmacı yetiştiren programlarda sözlü olarak aktarılır. Danışmanların öğrencilerine anlattığı öykülerin çoğu bu tür geçişlerden oluşur.

Aşinayı yabancılaştırma gibi bir beceri ise doğrudan gözlenemez, yalnız sonucundan iz sürülebilir. Bir araştırmacının tanıdık bir sahada daha önce hiç sorulmamış bir soru sorması, o becerinin işlediğinin dolaylı bir kanıtı sayılır. Bu yüzden yöntem tartışmaları genellikle hangi sorunun sahanın hangi anında, hangi karşılaşmadan doğduğunu da kaydeder.

Bu gerekçelendirme alışkanlığı, nitel kursta görülen inandırıcılık kaygısıyla aynı köktedir. Bir okurun saha seçimini sorgulayabilmesi için araştırmacının seçim sürecini saklamadan, hangi noktada tereddüt ettiğini de göstererek yazması beklenir. Saha seçimi ne kadar iyi gerekçelendirilirse gerekçelendirilsin, geriye dönük bir anlatı olduğu için her zaman bir ölçüde düzeltilmiş, sadeleştirilmiş bir hikâyeye dönüşür. Bu da yöntem yazımının kendi sınırlarından biridir.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışEtnografinin uzun süre bir yerde bulunmaktan ibaret olduğu, sorunun ise sahada kendiliğinden ortaya çıkacağı düşünülür.
Doğrusu

Oysa boş bir merakla girilen bir sahada zaman büyük ölçüde boşa harcanır, çünkü hangi ayrıntının kaydedilmeye değer olduğunu belirleyen şey en azından kaba bir başlangıç sorusudur.

Yaygın yanlışKendi toplumunu, hatta kendi ailesini incelemenin her zaman daha kolay ve daha doğru olduğu varsayılır.
Doğrusu

Tanıdıklık erişimi kolaylaştırır ama aynı zamanda "zaten biliyorum" hissiyle pek çok ayrıntının sorgusuz geçilmesine yol açar, bu yüzden tanıdık saha kendiliğinden daha güvenilir bir bilgi üretmez.

Yaygın yanlışSahanın araştırmacıyı bekleyen, önceden var olan hazır bir yer olduğu düşünülür.
Doğrusu

Oysa aynı mahalle sorunun ne olduğuna göre bambaşka biçimlerde sınırlanabilir. Saha araştırmacının kendi kararıyla çizilir, dışarıda hazır durmaz.

Yaygın yanlışSaha seçiminin temsil edici olması, yani ortalama bir mahallenin ya da tipik bir ailenin seçilmesi gerektiği düşünülür.
Doğrusu

Etnografi örnek olay mantığıyla çalışır. Amaç geniş bir nüfusu istatistiksel olarak temsil etmek değil, sorunun en zengin biçimde görülebileceği bir sahada derinlemesine bir bilgi üretmektir.

Yaygın yanlışKatılımcıların kendi kelimelerinin yalnız metne renk katan bir süs olduğu, asıl analizin baştan sona araştırmacının kendi kategorileriyle yapıldığı varsayılır.
Doğrusu

Oysa emik kategoriler analizin kendisini kurar. Araştırmacı bu kategorileri görmezden geldiğinde sahanın kendi mantığını da kaybeder.

Aklında kalsın

  1. Etnografik bir soru, sayılabilir bir cevaptan çok gündelik pratiğin içinde nasıl yaşandığını arar.
  2. Söylenen ile yapılan arasındaki mesafe, etnografik sorunun en güvenilir işaretlerinden biridir.
  3. Saha hazır bulunmaz, çünkü araştırmacı onu kendi sorusuna göre seçer ve sınırlar.
  4. Saha seçimi erişilebilirlik, süreklilik, araştırmacının konumu ve sorunun gerektirdiği zaman birlikte tartılarak yapılır.
  5. Tanıdık bir sahada aşinalık güveni kolaylaştırır ama "zaten biliyorum" hissiyle soruyu köreltebilir.
  6. Emik bakış ile araştırmacının kendi analitik kategorileri arasında sürekli bir gidiş geliş gerekir.
  7. Aynı mahalle bile sorunun ne olduğuna göre bambaşka biçimlerde ölçeklenip sınırlanabilir.

Sonraki derse köprü

Saha seçildi, ama seçmek girmek anlamına gelmiyor. Parkta her sabah oturan büyükanneler, aralarına katılmaya çalışan tanımadıkları birine nasıl davranır? Anaokulunun müdüresi bir yabancıya izin verir mi? Misafirlik gününe kim kimi çağırır? Bu soruların cevabı, araştırmacının sahaya kimin aracılığıyla adım attığına ve orada torunu olan biri mi, bir öğrenci mi, gazeteci mi yoksa belediyeden biri mi sanılacağına bağlıdır. Sahaya giriş, kapı bekçileri ve rol müzakeresi başlıklı sıradaki ders tam bu eşiği, seçilen bir sahanın içine nasıl adım atıldığını konu ediyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.