Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Nitel örneklemde amaç evrenin küçük bir kopyasını kurmak değil, araştırma sorusunun ihtiyaç duyduğu bilgiye ulaşmaktır.
- Amaçlı örneklemede seçim ölçütü baştan yazılır ve kimin neden seçildiği her adımda gerekçelendirilir.
- Kuramsal örneklemede kimin seçileceğine, toplanan verinin analizinden doğan kavramlara göre karar verilir.
- Kartopu örnekleme görünmez gruplara erişim sağlar ama başlangıç noktasının ağına bağımlı kalır.
- Doygunluk bir sayıyla değil, sorunun gerektirdiği kavramların yeterince işlenip işlenmediğiyle belirlenir.
- Benzer hikâyeler duymak bazen konunun tükendiğini değil, aynı dar ağın içinde dolaşıldığını gösterir.
- Seçim ölçütü temsil değil bilgi zenginliğidir, bir katılımcı evreni temsil ettiği için değil soruya ışık tuttuğu için seçilir.
Açılış sahnesi
Benzin istasyonunun kenarında birkaç motosiklet yan yana duruyor, gidonlarına asılı termos çantalar hafif rüzgârda sallanıyor. Kasklar koltuğun üstünde, vizörleri kapalı, telefonlar avuçların içinde, ekranlar art arda titreşen bildirimlerle aydınlanıyor. Havada yağmur kokusu var, henüz yağmamış. Bir sosyolog, kayıt dışı çalışan kuryelerin birbirleriyle kurduğu dayanışma ağlarını anlamak için buraya geliyor, elinde bir liste yok, hiçbir kurum ona kimin nerede çalıştığını göstermiyor. Bir tanıdığı aracılığıyla bir kuryeyle tanışıyor, o kurye onu sık bekledikleri bu köşeye götürüyor. Çay bardakları elden ele dolaşırken dinliyor, soruyor, not alıyor. Birkaç hafta boyunca konuştuğu kişiler birbirine benzer şeyler anlatıyor: uzun bekleme süreleri, birbirlerine haber vermek için kurdukları küçük alışkanlıklar. Bir akşam, aynı köşede otururken, artık yeni bir şey duymadığını fark ediyor ve içinden "doygunluğa ulaştım" diye geçiriyor. Ama danışmanıyla konuştuğunda başka bir soru geliyor karşısına: konuştuğun herkes hep bu köşede mi bekliyor? Aralarında kadın kurye var mı? Platforma bağlı çalışanlarla kendi hesabına çalışanlar aynı şeyi mi anlatıyor? Kazaya uğrayıp işi bırakanlarla konuştun mu? Sosyolog susuyor, çünkü her soru ayrı bir yokluğu gösteriyor. Benzer hikâyeler duymuş olması konunun tükendiğini değil, aynı ağın içinde dönüp durduğunu gösteriyor olabilir. Eve dönerken, kimi dinleyeceğine artık elindeki notlardan sorarak karar vermesi gerektiğini düşünüyor. Bekleme köşesinin dışında, henüz hiç sormadığı isimler var.
Bu derste ne olacak
Yukarıdaki köşe kurgu: orada aktarılan hiçbir konuşma gerçek bir kuryeyle yapılmadı, sahne yalnızca bir örnekleme kararının içeriden nasıl hissettirdiğini göstermek için kuruldu. Bu ders, sosyoloğun köşede yaşadığı duraksamayı açar: kimi seçeceğine karar verirken hangi mantığın işlediğini, bu mantığın elindeki veriyle nasıl değiştiğini, ulaşılması güç bir ağa girmenin bedelini kimin ödediğini. Seçim ölçütü baştan yazılabilir ya da analiz ilerledikçe kendini gösterebilir, ikisi de aynı amaca hizmet eder: sorunun ihtiyaç duyduğu bilgiye ulaşmak. Bu bilgiye ne zaman yeterince ulaşıldığına karar vermek ise sayı kuralına değil, kavramların ne kadar işlendiğine bağlıdır ve bu bağlılığın kendisi tartışmalı bir zemin taşır.
Sıfır noktası — Evrenin kopyası değil, sorunun peşi
Önceki derste bir vakanın neyin vakası olduğunu sorduk, bir aile pansiyonunun sınırlarını nasıl çizdiğimizi gördük. Bu ders aynı vakanın içinde kiminle konuşacağımızı sorar. Daha önce gördüğümüz evren ve örneklem mantığı, bir çerçeveden alınan bir alt kümenin bütünün yapısını koruyarak küçültülmesiydi. Nitel araştırmada seçim başka bir mantık izler: amaç evrenin küçük bir kopyasını kurmak değil, araştırma sorusunun ihtiyaç duyduğu bilgiye ulaşmaktır. Bu, seçimin keyfi olduğu anlamına gelmez; kimin neden seçildiği baştan yazılır ve her adımda gerekçelendirilir. Katılımcılar, araştırma sorusu için önemli bir bilgiyi taşıdıkları ya da belirli bir deneyimi temsil ettikleri için bilerek seçilir. Bu ölçüt bazen çeşitliliği yakalamaya çalışır, aynı süreci farklı konumlardan yaşayan kişileri yan yana koyar. Bazen tipik olanı arar, bazen aykırı olanı; hangisinin seçileceği doğrudan sorunun kendisine bağlıdır.
Nitel örneklemde seçimin gerçek ölçütü temsil değil, bir katılımcının ya da vakanın araştırma sorusu hakkında derin, ayrıntılı ve öğretici bilgi sağlayabilme kapasitesidir. Bir kişi evrenin ne kadarını temsil ettiği için değil, soruya ne kadar ışık tuttuğu için seçilir.
Mekanizma — Kimi dinleyeceğine veri karar veriyor
Sosyoloğun köşede yaşadığı duraksama, ikinci bir mantığın işaretiydi. Kimi dinleyeceğine artık elindeki notlar karar veriyordu; danışmanının sorduğu her soru, topladığı verideki bir boşluğu gösteriyordu. Kimin seçileceğine, önceden hazırlanmış bir listeyle değil, toplanan verinin analizinden doğan kavramlara göre adım adım karar verilir, sabit bir liste yoktur, veri toplama ile analiz iç içe yürür. Bu, esnek tasarımın örneklemedeki biçimidir; sahaya çıkmadan önce kimle konuşulacağı tam olarak bilinmez, çünkü hangi kavramın sınanması gerektiği ancak analiz ilerledikçe ortaya çıkar.
Görünmez ya da güvensiz hisseden gruplara ulaşmanın çoğu zaman tek yolu, içeriden birinin aracılığıdır. Her katılımcı bir sonrakini önerir, örneklem böyle büyür. Ama bu erişim bedelsiz değildir: örneklem başlangıç noktasının ağına bağımlı kalır, o çevrenin dışındakiler hiç görünmeyebilir.
Sahnedeki köşede kadın kuryenin, işi bırakanların, farklı bir çalışma biçimindeki kişilerin görünmemesi tam olarak bu yüzdendir. Bu bağımlılığı azaltmanın bir yolu, bilinçli olarak birden fazla, birbirinden farklı başlangıç noktası seçmektir.
Bu mantık, literatür taramasında kullanılan bir başka yönteme benziyor: birkaç kaynaktan başlayıp atıfları izleyerek taramayı büyütmek de başlangıç noktasına bağımlıdır, ikisinin ortak zaafı aynıdır, ağın ya da atıf zincirinin dışında kalan bilgi hiç görünmez. Kartopu örneklemede katılımcılar genellikle birbirini tanır, bu da bir gizlilik riski taşır. Küçük bir çevrede kim kiminle görüştüğünü bilmek, katılımcıların birbirini metinde tanımasına yol açabilir.
Kuramsal mercekler
Kimin ne zaman yeterli sayıldığı sorusu, nitel araştırmanın en tartışmalı köşelerinden biridir. Yeni katılımcıların ya da yeni verinin, araştırma sorusu açısından artık yeni bir kavram, yeni bir boyut ya da yeni bir örüntü getirmediği nokta bir sayıyla değil, analizle belirlenir. Sahnedeki sosyoloğun yanılgısı da burada başlıyordu: benzer hikâyeler duymak, yeni hiçbir şey duymamakla karıştırılabiliyor, oysa ikisi aynı şey değil. Yeni hiçbir şey duymamak bazen sorunun tükendiğini gösterir, bazen de sadece aynı ağın içinde dolaşıldığını. Hazırlık kursunda gördüğümüz tekrar eşiği kavramıyla akraba bir fikir bu: orada yeni aramaların yeni kaynak getirmemesi bir eşikti, burada yeni görüşmelerin yeni kavram getirmemesi bir eşik; ama biri kaynak düzeyinde işler, diğeri kavram düzeyinde.
Bu noktaya ne zaman ulaşıldığına kim karar veriyor sorusu, yöntembilimciler arasında iki ayrı çizgide tartışılır. Bir kısmı, doygunluğun hiçbir zaman tam olarak sağlanamayacağını savunur. Her yeni katılımcının, her yeni görüşmenin teorik olarak hâlâ bir şey ekleyebileceğini, dolayısıyla doygunluğun bir sınır değil bir yönelim olduğunu söylerler. Başka bir kısmı ise doygunluğun bir yeterlilik ölçütü olarak kullanılması gerektiğini, aksi halde hiçbir çalışmanın bitmeyeceğini öne sürer. Bu tartışma, kuramsal örneklemenin kendisiyle de bağlantılıdır: kimi dinleyeceğin analizden doğuyorsa, analizin ne zaman durması gerektiği de aynı analizin bir parçası olarak düşünülmelidir.
Aynı kavram, kartopu örneklemenin ürettiği ağ küçük ve sıkı örülüyse daha çabuk, ağ geniş ve gevşekse daha yavaş oluşur. Ağın kendisi, doygunluğa ne kadar hızlı yaklaşıldığını da şekillendirir.
Ölçek
Aynı örnekleme kararı, farklı ölçeklerde farklı davranır. Sıkı örülmüş, küçük bir topluluk düşünelim: herkes birbirini tanıyor, aynı birkaç mekânda buluşuyor, haberler hızla yayılıyor. Böyle bir ağda kartopu örnekleme hızla büyür, birkaç görüşme sonra aynı isimler tekrar önerilmeye başlar, araştırmacı çabucak bir doygunluk hissi yaşar. Ama bu his yanıltıcı olabilir: ağın kapalılığı, dışındaki sesleri baştan eleyen bir sınır çizmiştir, doygunluk aslında ağın küçüklüğünün bir yansımasıdır.
Şimdi dağınık, geniş bir grubu düşünelim: üyeleri birbirini tanımıyor, farklı mekânlarda bulunuyor, bir katılımcının önerisi bir sonrakine hiç ulaşmayabiliyor. Böyle bir ağda kartopu örnekleme yavaş büyür, her yeni başlangıç noktası farklı bir alt gruba açılır, doygunluk hissi çok daha geç ve kırılgan biçimde oluşur. Araştırmacı burada birden fazla başlangıç noktasını neredeyse zorunlu olarak kullanır, çünkü tek noktadan büyüyen bir ağ, geniş grubun küçük bir köşesinden öteye geçemez.
Ölçek seçimi, sonuçta hangi sorunun sorulduğuna bağlıdır. Küçük ve kapalı bir topluluğun kendi dinamiği anlaşılmak isteniyorsa sıkı ağ bir sorun değil, tam olarak aranan şeydir. Ama soru geniş bir olguyu, farklı alt grupları kapsayacak biçimde soruyorsa, tek bir sıkı ağa hapsolmak örneklemi daraltır.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de kayıt dışı çalışanlarla, göçmenlerle, belirli bir cemaat ya da tarikatın üyeleriyle, belirli bir siyasi veya kimlik grubuna mensup kişilerle çalışan araştırmacılar için kartopu örnekleme çoğu zaman tek gerçekçi yoldur. Bu gruplara resmi bir kayıttan ulaşmak mümkün değildir. Güven ağları — hemşehrilik, akrabalık, mahalle ilişkisi — burada hem kapıyı açar hem de sınırlar. Bir hemşehrilik ağı üzerinden ulaşılan katılımcılar, o ağın dışındaki aynı grubun üyelerini büyük ölçüde görünmez bırakır.
Tez jürilerinde nitel çalışmalar için kaç kişiyle görüşüldüğü sorusu sık sorulur, çoğu zaman da nicel bir beklentiyle. Bu soruya verilecek doğru yanıt bir sayı değil, seçilen kişi sayısının araştırma sorusuyla ve doygunluk kararıyla nasıl gerekçelendirildiğidir, sayı tek başına hiçbir şey kanıtlamaz. Aracı kişiler — bir muhtar, bir dernek başkanı, bir cemaat büyüğü — örneklemi ciddi biçimde biçimlendirebilir, çünkü kimin araştırmacıyla konuşacağına kısmen onlar karar verir ve bazı sesler bu yüzden hiç duyulmaz.
Nitel örneklem büyüklüğünün nasıl gerekçelendirileceği, farklı akademik geleneklerde farklı biçimler alır. Bazı gelenekler doygunluğu bir yöntemsel zorunluluk olarak görürken, bazıları katılımcı sayısını araştırmanın kapsamına ve derinliğine göre esnek bırakır. Türkiye'deki sosyal bilim eğitiminde bu farklı gelenekler zaman zaman yan yana durur, bir araştırmacı danışmanının geleneğine göre çok farklı bir gerekçelendirme diliyle karşılaşabilir. Bu, dünyada da benzer biçimde yaşanan bir çeşitliliktir, tek bir doğru formül hiçbir yerde yoktur.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Doygunluğun tartışmalı bir kavram olduğunu, tek bir görüşmeden değil, yöntem üzerine yazılmış geniş bir literatürün birikiminden biliyoruz. Farklı yöntem el kitapları, kuramsal örneklemeyi ve doygunluğu birbirine yakın biçimde tanımlasa da, ne zaman durulması gerektiği konusunda aynı tavsiyeyi vermez; bu fark, kavramın kendisinin hâlâ açık uçlu olduğunun bir göstergesidir.
Kartopu örneklemenin ağ bağımlılığını da doğrudan gözlemden biliyoruz. Aynı araştırma sorusu için birden fazla, birbirinden bağımsız başlangıç noktasından kartopu başlatan çalışmalar, farklı noktalardan büyüyen örneklemlerin birbirinden belirgin biçimde ayrıştığını, örtüşmeyen alt gruplar getirdiğini gösteriyor.
Doygunluğun ne zaman ilan edileceği sorusu da yayın süreçlerinde iz bırakıyor. Bazı dergiler ve tez danışmanları, yazarlardan katılımcı sayısının ve görüşmelerin ne zaman durdurulduğunun gerekçesini ayrı bir bölümde yazmalarını ister. Bu talep, doygunluğun kendiliğinden açık bir gerçek olmadığının, açıklanması gereken bir karar olduğunun dolaylı bir kanıtıdır.
Yaygın hatalar
Nitel örneklem üzerine konuşurken sık tekrarlanan birkaç yanlış inanç var, çoğu nicel araştırmanın alışkanlıklarını nitel araştırmaya taşımaktan doğuyor.
Yaygın yanlışNitel araştırmada örneklemin rastgele seçilmesi, araştırmayı daha bilimsel yapmaz.
Nitel örneklemde seçim ölçütü temsil değil bilgi zenginliğidir, rastgele bir seçim bu ölçütü karşılamayabilir ve araştırma sorusu için en az şey söyleyebilecek kişiyi getirebilir.
Yaygın yanlışBenzer hikâyeler duymaya başlamak, doygunluğa ulaşıldığı anlamına gelmez.
Bu benzerlik çoğu zaman konunun tükendiğini değil, aynı dar ağın içinde dolaşıldığını gösterir. Farklı bir başlangıç noktası denenmeden bu ayrım yapılamaz.
Yaygın yanlışKartopu örnekleme, bir grubun bütününü görmeyi sağlamaz.
Yalnızca başlangıç noktasının ağına bağlı bir kesiti gösterir, o ağın dışında kalan kişiler bu yöntemle çoğu zaman hiç görünmez kalır.
Yaygın yanlışNitel araştırmada kaç kişiyle görüşüldüğü önemsiz değildir.
Sabit bir sayı kuralı yoktur, ama görüşülen kişi sayısının araştırma sorusuna göre gerekçelendirilmesi gerekir. Gerekçesiz bırakılan bir sayı okurun güvenini zedeler.
Yaygın yanlışEn çok konuşan katılımcının en bilgili katılımcı olduğunu düşünmek yanlıştır.
Konuşkanlık ile bilgi zenginliği aynı şey değildir, sessiz kalan bir katılımcı sorunun özüne çok daha yakın bir bilgi taşıyor olabilir.
Aklında kalsın
- Nitel örneklemde amaç evrenin küçük bir kopyasını kurmak değil, araştırma sorusunun ihtiyaç duyduğu bilgiye ulaşmaktır.
- Amaçlı örneklemede seçim ölçütü baştan yazılır ve kimin neden seçildiği her adımda gerekçelendirilir.
- Kuramsal örneklemede kimin seçileceğine, toplanan verinin analizinden doğan kavramlara göre karar verilir.
- Kartopu örnekleme görünmez gruplara erişim sağlar ama başlangıç noktasının ağına bağımlı kalır.
- Doygunluk bir sayıyla değil, sorunun gerektirdiği kavramların yeterince işlenip işlenmediğiyle belirlenir.
- Benzer hikâyeler duymak bazen konunun tükendiğini değil, aynı dar ağın içinde dolaşıldığını gösterir.
- Seçim ölçütü temsil değil bilgi zenginliğidir, bir katılımcı evreni temsil ettiği için değil soruya ışık tuttuğu için seçilir.
Sonraki derse köprü
Kiminle konuşacağına artık bir mantığın var: seçim ölçütünü baştan yazabilir, analiz ilerledikçe kimi dinleyeceğine karar verebilir, ya da ulaşılması güç bir ağa girmek için birinin seninle konuşan ilk kişi olmasını bekleyebilirsin. Ama karşındaki kişi oturduğunda ona ne soracağın, hangi konuyu önce açacağın, hangi soruyu en sona bırakacağın, aldığın cevabı baştan şekillendiriyor. Bir kuryeye ilk soru olarak bir kazayı hatırlatmak ile önce işe nasıl başladığını sormak, aynı kişiden çok farklı iki konuşma çıkarır. Elindeki listeyi bir konuşmaya çevirmek, kimi seçtiğinden ayrı, kendi başına düşünülmesi gereken bir tasarım.