İçeriğe geç

TUR-717-04·Güncel Eşitsizlikler ve Toplumsal Değişim

Toplumsal cinsiyet ve bakım krizi

temel2.122 kelime≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Türkiye'de kadınların işgücüne katılım oranı erkeklerinkinin yarısı civarındadır ve bu durum bakım hizmetlerinin yetersizliğiyle yakından ilişkilidir.
  2. Bakım krizi, bakım ihtiyacının artmasına karşın aile içi kapasitenin daralması ve kamusal hizmetlerin bu açığı kapatamamasıdır.
  3. Çalışan kadınlar ev ve bakım işlerinin büyük bölümünü üstlenmeyi sürdürür ve zaman yoksulluğuna düşer.
  4. Büyükannelerin karşılıksız emeği, pek çok ailede kadınların çalışabilmesinin görünmez dayanağıdır.
  5. Evde bakım aylığı bakıma muhtaç kişileri desteklerken, bakımı kadınların aile içi görevi olarak pekiştirir.
  6. Göçmen bakım emeği varlıklı hanelerin açığını kapatır, ama güvencesizdir ve göçmen kadınların kendi ailelerinde yeni açıklar bırakır.
  7. Zaman kullanım araştırmaları, karşılıksız emeği görünür kılmanın en güçlü aracıdır.

Açılış sahnesi

Bursa'da bir hastanenin nöroloji polikliniğinin önünde, kırk yaşlarında bir kadın elinde bir dosyayla bekliyor. Babasına birkaç ay önce bunama teşhisi konmuş ve doktor, artık yalnız kalmaması gerektiğini söylemiş. Kadın bir muhasebe bürosunda çalışıyor, iki çocuğu var ve küçüğü daha ilkokulda. Ağabeyi başka bir kentte yaşıyor ve telefonda "sen oradasın, sen daha iyi bilirsin" diyor. Kadının eşi ise "işini bırakırsan hem çocuklara hem babana bakarsın" diye öneride bulunuyor.

Kadın, bekleme salonunda etrafına bakıyor. Yaşlı hastaların yanındaki refakatçilerin neredeyse hepsi kadın: kızlar, gelinler, eşler, bir de Türkçeyi kırık konuşan, yabancı olduğu belli bir bakıcı. Kadın, on beş yıl önce kendi annesinin de aynı salonda büyükannesi için beklediğini hatırlıyor. Ama annesi o zaman çalışmıyordu. Kadın merak ediyor: bakım neden hep kadınların işi sayılıyor ve kadınlar hem çalışıp hem bakamaz hâle geldiğinde bu yükü kim taşıyacak?

Bu derste ne olacak

Poliklinik önündeki kadın, telefondaki ağabey ve bekleme salonu kurgu. Türkiye'de kadınların ücretli çalışmaya katılımının düşük kalması, bakım işlerinin büyük ölçüde karşılıksız olarak kadınlara yüklenmesi ve nüfus yaşlanıp aileler küçüldükçe bu düzenin sürdürülemez hâle gelmesi ise ölçülen ve tartışılan gerçek süreçlerdir.

Önceki ders, eşitsizliğin haritadaki yerini gösterdi ve bu eşitsizliklerin yükünü kimin taşıdığı sorusuyla kapandı. Bu ders, o soruya toplumsal cinsiyet açısından cevap arıyor. Kadınların emek piyasasına neden az katıldığı, bakım işlerinin gün içinde kadın ve erkek arasında nasıl bölüştüğü, bakım ihtiyacının neden artarken bakım kapasitesinin neden daraldığı, devletin bakım politikalarının hangi yönde ilerlediği ve yükün bir bölümünün göçmen kadınlara nasıl aktarıldığı dersin konuları. Dersin sonunda, bakımı özel bir aile meselesi olarak değil, toplumun bütününü ilgilendiren yapısal bir sorun olarak görebilmen amaçlanıyor.

Sıfır noktası — Az katılan emek

Toplumsal cinsiyet, bakım emeği ve karşılıksız emek kavramlarını temel derslerde tanımladık. Türkiye'deki tabloyu anlamak için önce bir göstergeye bakmak gerekir.

Mekanizma — Artan ihtiyaç, daralan kapasite

Türkiye'de bakım uzun süre geniş aile içinde çözülen bir iş olarak görüldü. Çocuklara annelerin yanı sıra büyükanneler, halalar ve teyzeler baktı, yaşlılara ise kızlar ve gelinler. Bu düzen, kadınların büyük bölümünün evde olmasına ve ailelerin kalabalık olmasına dayanıyordu. Son on yıllarda bu iki koşul da değişti.

Bakım yükünün kadınlarla erkekler arasında nasıl bölüştüğünü görmenin en iyi yolu, günün saatlerine bakmaktır.

Kuramsal mercekler

Devletin bakım politikaları, bakımın kimin işi olduğuna dair örtük bir varsayım taşır. Türkiye'de son yıllarda geliştirilen bazı politikalar, bakımı kamusal bir hizmet olarak örgütlemek yerine, aile içindeki bakımı parayla desteklemeyi tercih etti.

Kamusal bakım hizmetlerinin yetersiz kaldığı ve ailedeki kadınların çalışmaya başladığı yerlerde, varlıklı aileler bakım işini piyasadan satın almaya yönelir. Türkiye'de bu piyasanın önemli bir bölümünü, komşu ülkelerden gelen göçmen kadınlar oluşturur.

Ölçek

Bakım krizini üç ölçekte izlemek gerekir. Ulusal ölçekte, kadınların işgücüne katılım oranı, kamusal kreş ve yaşlı bakım hizmetlerinin kapasitesi ve bakım politikalarının yönü, genel tabloyu gösterir. Hane ölçeğinde, kimin çalışıp kimin evde kalacağı, bakım işlerinin nasıl bölüştürüleceği ve hangi hizmetin satın alınabileceği, hanenin geliri ve kadın ile erkek arasındaki pazarlıkla belirlenir. Birey ölçeğinde ise bakım, kadınların meslek seçimini, çalışma saatlerini, emekliliklerini ve kendi sağlıklarını uzun erimde etkiler.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Bakımın nasıl örgütlendiği, ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösterir. Kuzey Avrupa ülkelerinde evrensel ve yaygın kamusal kreşler, uzun ve ebeveynler arasında paylaşılan doğum izinleri ve kamu tarafından sağlanan yaşlı bakım hizmetleri, bakımın yükünü aileden ve kadınlardan önemli ölçüde alır. Güney Avrupa ülkelerinde ise ailenin rolü büyüktür ve bu ülkelerin çoğunda da göçmen kadınların yatılı bakım emeği yaygındır. Türkiye bu açıdan Güney Avrupa'ya benzer, ama kamusal bakım hizmetleri daha sınırlı, kadın istihdamı ise daha düşüktür.

Erkeklerin bakıma katılımını artırmaya yönelik politikalar da Türkiye'de sınırlı kalmıştır. Babalara tanınan izin kısa bir süreyle sınırlıdır ve bakım hâlâ büyük ölçüde annenin işi olarak kabul edilir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Toplumsal cinsiyet ve bakım üzerine elimizdeki bilgi, resmî işgücü anketlerinden, insanların günlerini saat saat nasıl geçirdiğini ölçen zaman kullanım araştırmalarından, aile yapısı araştırmalarından, sosyal yardım ve evde bakım aylığı kayıtlarından, kreş ve bakım evi kapasitelerine ilişkin idari verilerden ve bakım yapan kadınlarla ve göçmen bakıcılarla yapılan derinlemesine görüşmelerden gelir. Zaman kullanım araştırmaları, karşılıksız emeği görünür kılmanın en güçlü aracıdır, çünkü insanlara ne kadar çalıştıklarını değil, günlerini nasıl geçirdiklerini sorar.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışKadınların işgücüne katılımının düşüklüğünün yalnız kültürel tutumlardan kaynaklandığı sanılabilir.
Doğrusu

Oysa kamusal bakım hizmetlerinin yetersizliği, uzun çalışma saatleri ve iş ile aile hayatını uzlaştıran politikaların zayıflığı da belirleyicidir.

Yaygın yanlışBakımın ailenin kendi içinde, kendiliğinden çözülen bir iş olduğu düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa aile içi bakım, büyük ölçüde kadınların karşılıksız emeğine dayanır ve bu emeğin ekonomik ve kişisel bir bedeli vardır.

Yaygın yanlışKadınların ücretli işe girmesinin ev içi işbölümünü kendiliğinden eşitleyeceği sanılabilir.
Doğrusu

Oysa çalışan kadınlar ev ve bakım işlerinin büyük bölümünü üstlenmeyi sürdürür ve zaman yoksulluğuna düşer.

Yaygın yanlışEvde bakım aylığının bakım sorununu tamamen çözdüğü düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa bu destek, bakımı kadınların aile içindeki görevi olarak pekiştirir ve bakım yapan kişiyi emek piyasasından uzak tutabilir.

Yaygın yanlışGöçmen bakıcıların bakım açığını kapattığı ve sorunun böylece çözüldüğü sanılabilir.
Doğrusu

Oysa göçmen kadınlar güvencesiz koşullarda çalışır ve kendi ülkelerinde yeni bir bakım açığı bırakır.

Aklında kalsın

  1. Türkiye'de kadınların işgücüne katılım oranı erkeklerinkinin yarısı civarındadır ve bu durum bakım hizmetlerinin yetersizliğiyle yakından ilişkilidir.
  2. Bakım krizi, bakım ihtiyacının artmasına karşın aile içi kapasitenin daralması ve kamusal hizmetlerin bu açığı kapatamamasıdır.
  3. Çalışan kadınlar ev ve bakım işlerinin büyük bölümünü üstlenmeyi sürdürür ve zaman yoksulluğuna düşer.
  4. Büyükannelerin karşılıksız emeği, pek çok ailede kadınların çalışabilmesinin görünmez dayanağıdır.
  5. Evde bakım aylığı bakıma muhtaç kişileri desteklerken, bakımı kadınların aile içi görevi olarak pekiştirir.
  6. Göçmen bakım emeği varlıklı hanelerin açığını kapatır, ama güvencesizdir ve göçmen kadınların kendi ailelerinde yeni açıklar bırakır.
  7. Zaman kullanım araştırmaları, karşılıksız emeği görünür kılmanın en güçlü aracıdır.

Sonraki derse köprü

Bu dersteki bakım krizinin arkasında büyük bir demografik değişim yatıyor. Türkiye'de kadın başına düşen çocuk sayısı on yıllardır azalıyor ve nüfusun yenilenme düzeyinin altına indi. Aynı dönemde insanlar daha uzun yaşıyor ve yaşlıların nüfus içindeki payı hızla artıyor. Bir yandan bakıma muhtaç yaşlıların sayısı çoğalırken, öbür yandan onlara bakacak ve emeklilik sistemini finanse edecek genç nüfus azalıyor. Bu gençlerin önemli bir bölümü ise ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor. Sonraki ders, nüfus yapısını, yaşlanmayı ve gençliği ele alıyor: Türkiye'nin nüfusu nasıl değişiyor, yaşlanan bir toplum neyle karşılaşır ve gençler geleceğe hangi koşullarda hazırlanıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.