İçeriğe geç

TUR-701-01·Osmanlı Toplumsal Yapısı ve Modernleşme

İmparatorluk, merkez–çevre ve toplumsal düzen

temel2.261 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Klasik dönem Osmanlı toplumunun temel ayrımı, din değil devletle kurulan ilişkiye dayanan askerî ile reaya ayrımıydı.
  2. Adalet dairesi, devletin varlığını reayanın korunmasına bağlayan bir meşruiyet anlayışıydı.
  3. Kul sistemi, merkeze kişisel bağlılıkla bağlı ve soyundan güç almayan bir yönetici sınıf yetiştiriyordu.
  4. Merkez–çevre yaklaşımı, Osmanlı'da merkez ile toplum arasındaki ara kurumların zayıf kaldığını savunur.
  5. Eleştirmenler, yaklaşımın Avrupa'yı ölçüt aldığını ve merkezle çevre arasındaki pazarlığı gözden kaçırdığını öne sürer.
  6. Merkez ile çevre, imparatorluktan köye kadar iç içe geçmiş ölçeklerde ilişki kurar.
  7. Osmanlı arşivleri büyük ölçüde merkezin gözünden üretilmiştir ve çevrenin sesi dolaylı biçimde duyulur.

Açılış sahnesi

Öğrenci kütüphanenin süreli yayınlar katında, eski bir dergi cildinin fotokopisini okuyor. Makale kısa, ama dipnotları uzun. Yazar, Türkiye'nin siyasal hayatını bir eksen üzerinden okumayı öneriyor: bir yanda başkentte toplanmış, kendini devletle özdeşleştiren bir merkez, öbür yanda taşraya, köylere, kasabalara dağılmış ve merkeze hep kuşkuyla bakan bir çevre. Yazara göre bu gerilim imparatorluktan cumhuriyete taşınmış, partilerin, seçimlerin ve darbelerin ardında hep aynı eksen işlemiştir.

Öğrenci makaleyi okurken rubriğini masanın kenarında açık tutuyor. Soru açık, iddia cesur, kavram akılda kalıcı. Ama birkaç soru takılıyor. Merkez kimdir, yalnız saray mı, yoksa bürokrasi ve ordu da mı? Çevre tek parça mıdır, yoksa bir aşiret reisi ile bir köylü, bir tüccar ile bir medrese hocası aynı çevrenin parçası mıdır? Ve bu kavram bir betimleme mi, bir açıklama mı, yoksa bir tarih okumasını baştan belirleyen bir mercek mi? Bu soruları yanıtlamak için önce imparatorluğun kendisine, toplumsal düzenin nasıl kurulduğuna bakmak gerekiyor.

Bu derste ne olacak

Süreli yayınlar katı, fotokopi ve masanın kenarındaki rubrik kurgu. Osmanlı İmparatorluğu'nun toplumsal düzenini merkez ile çevre arasındaki ilişki üzerinden okuyan yaklaşım ve ona yöneltilen eleştiriler ise Türkiye sosyolojisinin en çok tartışılan gerçek konuları arasındadır.

Bu ders Türkiye sosyolojisi kursunu açıyor. Osmanlı toplumunun klasik döneminde yönetenler ile yönetilenlerin nasıl ayrıldığı, bu ayrımı meşrulaştıran adalet anlayışının nasıl işlediği, merkezin kendine bağlı bir yönetici sınıfı nasıl yetiştirdiği ve Avrupa'da merkez ile toplum arasına giren ara kurumların Osmanlı'da hangi biçimi aldığı dersin konuları. Dersin ikinci yarısı, merkez–çevre yaklaşımının gücünü ve sınırlarını, ona yöneltilen eleştiriler ve başka imparatorluklarla karşılaştırma üzerinden tartışıyor.

Sıfır noktası — Yöneten ile yönetilen

Tematik kurslarda imparatorluk, geniş ve çok kültürlü bir toprak üzerinde merkezî bir güç tarafından kurulan egemenlik biçimi olarak ele alınmıştı. Osmanlı İmparatorluğu da farklı dinlerden, dillerden ve yaşam biçimlerinden insanları tek bir siyasal çatı altında toplamıştı. Bu çeşitliliğin nasıl bir arada tutulduğu, imparatorluğun toplumsal düzenini anlamanın anahtarıdır.

Klasik dönem Osmanlı düşüncesinde toplumun temel ayrımı, din ya da etnik köken değil, devletle kurulan ilişkiye dayanıyordu.

Mekanizma — Merkezin kurduğu düzen

Bu ayrımı meşrulaştıran ve yöneticilerin görevini tanımlayan bir düşünce geleneği vardı. Bu gelenekte toplumsal düzen, birbirine bağlı halkalardan oluşan bir çember olarak düşünülüyordu.

Merkezin gücünün bir kaynağı da, kendine bağlı ve toplumun geri kalanından kopartılmış bir yönetici sınıf yetiştirmesiydi.

Merkez–çevre yaklaşımının asıl iddiası, bu merkezî düzenin bir sonucuyla ilgilidir: Avrupa'da merkez ile toplum arasına giren ve toplumsal çıkarları örgütleyen ara kurumların Osmanlı'da zayıf kaldığı iddiası.

Kuramsal mercekler

Merkez–çevre yaklaşımı güçlü bir açıklayıcı çerçeve sunar, ama ona yöneltilen eleştiriler de en az yaklaşımın kendisi kadar öğreticidir.

Birinci eleştiri, yaklaşımın Avrupa'yı ölçüt alan bir karşılaştırmaya dayandığını söyler. Osmanlı'da ara kurumların eksik olduğunu söylemek, Avrupa'daki gelişmeyi evrensel bir norm, Osmanlı'yı ise bu normdan bir sapma olarak görmek demektir. Bu eleştiriye göre Osmanlı toplumu kendi kurumları, pazarlık biçimleri ve aracıları üzerinden anlaşılmalıdır.

İkinci eleştiri, merkezin gücünün abartıldığını ve çevrenin edilgen gösterildiğini söyler. Tarihsel araştırmalar, Osmanlı merkezinin taşradaki güçlerle, eşkıya gruplarıyla, yerel eşrafla ve dinî cemaatlerle sürekli pazarlık ettiğini, çevrenin de bu pazarlıkta kendi çıkarlarını gözetebildiğini göstermiştir.

Ölçek

Merkez ile çevre arasındaki ilişki, farklı ölçeklerde farklı biçimlerde görünür. İmparatorluk ölçeğinde, başkent ile eyaletler arasındaki ilişki olarak ortaya çıkar. Eyalet ölçeğinde, eyalet merkezi ile kazalar ve köyler arasında tekrarlanır. Köy ölçeğinde ise köylüler ile köydeki vergi toplayıcısı, kadı ya da imam arasındaki gündelik ilişkilerde yaşanır. Her ölçekte bir merkez ve bir çevre vardır ve bu iç içe geçmiş ilişkiler, tek bir büyük gerilimle tam olarak anlatılamaz.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Merkez–çevre yaklaşımı, Türkiye'de yalnız tarih yazımında değil, günümüz siyasetinin yorumlanmasında da sıkça başvurulan bir çerçevedir. Seçim sonuçları, partilerin toplumsal tabanları ve devlet ile toplum arasındaki gerilimler bu kavramla tartışılır. Kavramın bu kadar yaygın kullanılması, onun gücünü gösterdiği kadar, her şeyi açıklayan bir anahtar gibi kullanılma riskini de taşır.

Uluslararası karşılaştırma, Osmanlı'yı Avrupa feodalizminin karşıtı olarak değil, başka imparatorluklarla birlikte okumayı mümkün kılar. Habsburg, Rus ve Çin imparatorlukları da farklı dinleri ve halkları tek bir çatı altında toplamış, merkez ile taşra arasındaki ilişkiyi farklı biçimlerde düzenlemiştir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Osmanlı toplumsal yapısı hakkındaki bilgimiz, büyük ölçüde arşiv belgelerine dayanır. Vergi kayıtları, mahkeme sicilleri, merkezden taşraya gönderilen emirler ve taşradan merkeze gelen şikâyetler, toplumsal düzenin nasıl işlediğine dair zengin bir kanıt sunar. Ahlak ve siyaset kitapları ise yöneticilerin toplumu nasıl düşündüğünü gösterir. Ama bu kaynakların çoğu merkezin ya da yöneticilerin gözünden yazılmıştır ve çevrenin kendi sesi ancak şikâyet dilekçelerinde ve mahkeme kayıtlarında dolaylı biçimde duyulur.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışOsmanlı toplumunun temel ayrımının din ya da etnik köken olduğu sanılabilir.
Doğrusu

Oysa klasik dönemde temel ayrım, devletle kurulan ilişkiye dayanan askerî ile reaya ayrımıydı ve her iki grup da farklı dinlerden kişileri içerebiliyordu.

Yaygın yanlışOsmanlı merkezinin taşra üzerinde mutlak ve pazarlıksız bir güce sahip olduğu düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa merkez, taşradaki güçlerle, eşkıya gruplarıyla ve yerel eşrafla sürekli pazarlık etmek zorunda kalmıştır.

Yaygın yanlışMerkez–çevre yaklaşımının Osmanlı ve Türkiye toplumunu tek başına açıklayan bir anahtar olduğu sanılabilir.
Doğrusu

Oysa yaklaşım güçlü bir çerçevedir, ama pazarlığı, aracıları ve iç içe geçmiş ölçekleri gözden kaçırma riski taşır.

Yaygın yanlışOsmanlı'da ara kurumların eksikliğinin bir geri kalmışlık işareti olduğu düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa bu yargı, Avrupa'nın tarihsel yolunu evrensel bir norm olarak kabul eden bir karşılaştırmaya dayanır. Osmanlı kendi aracılık ve pazarlık biçimleri üzerinden anlaşılmalıdır.

Yaygın yanlışOsmanlı arşivlerinin toplumun bütün kesimlerini eşit biçimde yansıttığı sanılabilir.
Doğrusu

Oysa arşivin büyük kısmı merkezin ve yöneticilerin gözünden üretilmiştir. Çevrenin sesi çoğu zaman dolaylı ve sınırlı biçimde duyulur.

Aklında kalsın

  1. Klasik dönem Osmanlı toplumunun temel ayrımı, din değil devletle kurulan ilişkiye dayanan askerî ile reaya ayrımıydı.
  2. Adalet dairesi, devletin varlığını reayanın korunmasına bağlayan bir meşruiyet anlayışıydı.
  3. Kul sistemi, merkeze kişisel bağlılıkla bağlı ve soyundan güç almayan bir yönetici sınıf yetiştiriyordu.
  4. Merkez–çevre yaklaşımı, Osmanlı'da merkez ile toplum arasındaki ara kurumların zayıf kaldığını savunur.
  5. Eleştirmenler, yaklaşımın Avrupa'yı ölçüt aldığını ve merkezle çevre arasındaki pazarlığı gözden kaçırdığını öne sürer.
  6. Merkez ile çevre, imparatorluktan köye kadar iç içe geçmiş ölçeklerde ilişki kurar.
  7. Osmanlı arşivleri büyük ölçüde merkezin gözünden üretilmiştir ve çevrenin sesi dolaylı biçimde duyulur.

Sonraki derse köprü

Merkez ile çevre arasındaki ilişkinin en somut biçimde yaşandığı yer topraktı. Klasik dönemde toprağın asıl sahibi kimdi, köylü onu hangi haklarla işliyordu ve ürününün ne kadarını kime veriyordu? Sipahi, köylünün ürettiğinden aldığı vergiyle nasıl geçiniyor ve bunun karşılığında merkeze hangi hizmeti sunuyordu? Kentlerde ise zanaatkârlar ve tüccarlar kendi aralarında nasıl örgütleniyor, bu örgütler üretimi, fiyatları ve meslek ahlakını nasıl düzenliyordu? Toprak düzeni, vergi sistemi ve esnaf örgütleri, Osmanlı toplumsal yapısının ekonomik temelini oluşturuyordu ve merkezin gücünün nereden beslendiğini anlamak için bu temele bakmak gerekiyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.