İçeriğe geç

TEM-110-07·Toplumsal Kurumlara Giriş

Medya, bilim ve teknoloji

temel3.014 kelime≈ 20 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Bildiklerimizin büyük bölümü sınanmamış kabuldür ve bu bir kusur değil, bilmenin olağan hâlidir.
  2. Bir iddia el değiştirdikçe koşullarını döker ve dökülme sıralıdır: önce ölçü, sonra kapsam, sonra kişi, sonra adres.
  3. Hiçbir elde yalan söylenmeden, varılan yerde iddia çıktığı yerde kapsamadığı durumları kapsar hâle gelebilir.
  4. Adsız koşul iddianın tonunu düşürür ama sınanabilirlik eklemez; adlandırmayan bir kayıt hiçbir gözlemle çiğnenemez.
  5. Koşulun yerine taşıyanın kefaleti geçer ve dinleyenin elinde tartılacak şey olarak yalnız kefil kalır.
  6. Yolda kalan hâl doğru olan değil, taşınması kolay olandır; eli çoğaltan her düzenek dökülme ihtimalini de çoğaltır.
  7. İddia ile düzeltme aynı yolu yürümez; düzeltmenin durduğu yer, cümlenin sahibinin düştüğü duraktır.

Açılış sahnesi

Bir sebze kooperatifinde bir cümle dolaşıma girdi ve dört el değiştirdikten sonra ilk hâline benzemiyordu.

Cümlenin çıktığı yerde şöyleydi. Bir üretici kendi serasında iki sezon boyunca sekiz sırayı sabah, sekiz sırayı akşam suladı, sıraların hepsi aynı tipteydi ve iki sezonun sonunda sabah sulanan sıralarda küf daha az çıktı. Üretici bunu anlatırken saydıklarını da söyledi: hangi sera, kaç sıra, kaç sezon, neyin sayıldığı.

Kooperatifin teknik sorumlusu bunu yönetim kuruluna aktardı. Aktarırken iki sezonu ve sekiz sırayı anmadı, çünkü kurul toplantısında sıra kendisine geldiğinde konuşmak için az vakit vardı. Kurulun duyduğu cümle şuydu: bizim serada sabah sulamasında küf azalıyor.

Kurulun karar defterine bir satır yazıldı ve satırda sera yoktu. Yazılan cümle şuydu: sabah sulaması küfü azaltıyor.

Kahvede bu cümle bir kez daha söylendi ve bu kez kimin ölçtüğü de düştü. Söylenen şuydu: sabah sulaması lazım, bunu bilenler söylüyor.

İki köy ötede, başka tipte bir serası olan bir üretici cümleyi bu son hâliyle duydu ve sulama düzenini değiştirdi. O sezon eline geçen ürün azaldı ve neden azaldığını soracağı kimse yoktu.

Dört aktarmanın hiçbirinde kimse yalan söylemedi. Her el, kendinden öncekinin söylediğinin doğru bir parçasını söyledi ve cümle her elde kısaldı.

Bu derste ne olacak

Kooperatif de seralar da o cümle de bu ders için uyduruldu; kurgu olduğu burada açıkça yazılıyor ve hiçbiri bir yerden aktarılmadı. Uydurulmuş olması dersin işini bozmuyor, çünkü ölçülecek olan cümlenin doğruluğu değil, cümleye yolda olan şey.

Bu ders iki yola sapmayacak. Birincisi öğüt yolu: hangi kaynağa nasıl güvenileceği ve bir sayfanın arkasında kimin durduğuna nasıl bakılacağı kendi dersinde kuruldu, orada duruyor ve burada tekrarlanmayacak. İkincisi deneme yolu: teknolojinin toplumu nasıl değiştirdiğine dair genel bir konuşma da yapılmayacak, çünkü öyle bir konuşma her şeyi kapsar ve hiçbir şeyi ölçmez.

Üç başlığı tek derste toplayan şey bir düzenek ve düzenek şu: bir iddia, üretildiği yerde üzerinde koşullarla durur, taşındıkça o koşulları döker ve dökülenlerin yerine başka bir şey geçer. Bilim koşulun takıldığı yer, medya koşulun döküldüğü yol, teknoloji ise kaç elden geçileceğini belirleyen kaldıraç. Üçü ayrı ayrı anlatılsa üç zayıf ders olurdu; aynı cümlenin başına gelenler olarak anlatıldığında tek ders oluyor.

Bu yüzden ders boyunca tek bir cümleyi takip edeceğiz. Yukarıdaki cümle her bölümde bir durak daha ilerleyecek ve her durakta başka bir şeyini kaybedecek.

Sıfır noktası — yolda kimse yalan söylemedi

Böyle bir hikâye anlatıldığında ilk akla gelen açıklama hazırdır: aradaki ellerden biri çarpıtmıştır. Açıklama bir kötü niyet arar ve bulduğunda konuyu kapatır.

Açılış sahnesi bu açıklamayı barındırmıyor. Teknik sorumlu vakti az olduğu için kısalttı, kurul defterine kararı yazdı, kahvedeki kişi duyduğunu aktardı. Dördü de kendi işini yaptı ve dördünün söylediği de kendinden öncekiyle çelişmiyor. Bir yalancı aramak burada işe yaramıyor, çünkü yalancı yok ve sonuç yine de ortaya çıktı.

İkinci hazır açıklama telefon oyunudur: söz ağızdan ağıza geçerken bozulur. Bu da tutmuyor ve tutmadığı yer önemli. Cümle bozulmadı; her hâli kendi başına doğruydu. Bozulan şey cümle değil, cümlenin taşıdığı koşullar.

Buradan dersin sınırı da çıkıyor. Kendi gördüğünü anlatan biri bu dersin konusu değil; konu, görmediğini aktaran ellerden geçerek sana ulaşan ifade.

Mekanizma — her durakta başka bir şey düşüyor

Cümleyi duraklarına ayıralım. Her durakta düşen şeyi ayrı ayrı adlandırmak gerekiyor, çünkü dördü aynı türden kayıp değil.

Dört durakta düşenler sırasıyla ölçü, kapsam, kişi ve adres. Dördü birden düştüğünde geriye kalan cümle kısa, kesin ve kimseye ait değil.

Buradan sayılabilir bir ölçüt çıkıyor: bir ifadenin üzerinde adlandıran kaç kayıt kaldığına bakarak kaç elden geldiğini kestirebilirsin. Ölçütü kullanmadan önce yanlış çalıştığı yeri görmek gerekiyor.

Yanlış pozitifin gösterdiği eksik, ölçütün neyi saymadığı. Koşul saymak yalnız, söyleyenin kendisinin sınayamadığı ifadelerde mesafe verir; gördüğünü anlatan biri için koşulsuzluk yakınlığın işaretidir, uzaklığın değil. Ölçüt bu yüzden tek başına çalışmaz ve önüne sınanmamış kabul koşulu konmadan kullanılamaz.

Dökülenin yerine ne geçiyor

Bir iddia koşullarını kaybederken boşalmıyor. Boşalan yere başka bir şey giriyor ve dinleyen kişi aslında onu tartıyor.

Bu seride bir sayının, gerekçe sorulduğunda cevabın kendisi hâline gelmesi sayıya sığınma adıyla ayrılmıştı. Kefalet onun sayısız hâli: orada tartışmayı kapatan şey bir rakam, burada bir ad.

Neden hafif olan taşınıyor

Şimdiye kadar cümlenin ne kaybettiğine baktık. Asıl soru kaybın neden bu yönde olduğu; koşullar eklenerek değil düşerek gidiyor ve bunun bir sebebi var.

Her aktarma bir seçim. Aktaran kişinin elinde uzun ve koşullu bir hâl ile kısa ve koşulsuz bir hâl var; hangisini taşıyacağına, taşımanın kendisine bakarak karar veriyor. Kısa hâl az yer tutar, kolay hatırlanır, bir kararın içine yerleşir ve bir cümlelik bir sohbete sığar. Uzun hâl bunların hiçbirini yapamaz.

Sonuç şu: yolda kalan hâl, doğru olan hâl değil, taşınması kolay olan hâl. Bu bir kimsenin tercihi değil, aktarmaların üst üste binmesinden çıkan bir sonuç.

Teknolojinin bu düzenekteki yeri tam burası. Bu seride, kültürel ürünlerin dolaşımının insanların birbirine aktarmasından çıkıp kimin neyi göreceğini hesaplayan bir düzene geçmesi algoritmik kültür adıyla ayrılmıştı ve bağların düşük maliyetli bir altyapı üzerinden kurulduğu düzenlenme biçimi ağ toplumu adıyla. İkisi birlikte bu derste tek bir şey yapıyor: bir iddianın sana ulaşmadan önce kaç elden geçtiğini artırıyor ve her el bir dökülme ihtimali.

Buradan çıkan sonuç bir yakınma değil. Elin sayısı arttıkça koşulun sağ kalma ihtimali düşüyor ve bu, iddianın içeriğinden bağımsız bir özellik.

Düzeltme neden geri dönemiyor

Cümlenin yolculuğunu izledik. Şimdi ters yöne bakalım ve düzeltmeyi aynı yoldan geri gönderelim.

Üretici, kahvede söylenen hâli duyuyor ve itiraz ediyor: bu ölçüm yalnız kendi serasında, iki sezonda ve sekiz sırada yapıldı. Düzeltme birinci duraktan geri dönüyor, teknik sorumluya ulaşıyor ve orada duruyor. Kurul defterindeki satır yerinde kalıyor, kahvedeki cümle yerinde kalıyor ve iki köy ötedeki üreticiye hiç ulaşmıyor.

Bu seride bir hatanın, eski hâli ve neyin değiştiği söylenerek düzeltilmesi görünür düzeltme adıyla ayrılmıştı ve bir itirazın kime iletileceğinin önceden belli olması itirazın adresi adıyla. İkisi de burada bulunmuyor ve bulunmamalarının sebebi aynı: üçüncü durakta cümlenin sahibi düşmüştü.

Bu seride muhatapsızlık, bir kararın etkilediği kişinin dönecek kapı bulamaması olarak ayrılmıştı. Aynı hâl burada bir karara değil bir cümleye ait: iki köy ötedeki üreticinin elinde, cümleyi geri aldırabileceği hiçbir kapı yok ve aradığında da bulamıyor.

Bir ayrım burada söylenmeli. Bu seride onarım, bir karşılaşmadaki aksamanın ardından karşılaşmanın sürmesi için yapılan işlem olarak tanımlanmıştı ve ölçüsü o karşılaşmanın içindedir. Düzeltme başka bir şeyi ölçüyor: iddianın peşinden gidip gidemediğini. Bir karşılaşma onarılabilir ve aynı anda iddia yoluna devam edebilir.

Kuramsal mercekler

Koşulun neden döküldüğü sorusuna sosyoloji üç ayrı cevap veriyor ve üçü farklı bir yeri sorumlu tutuyor. Aralarındaki farkı görmenin en hızlı yolu, her cevabın önereceği çareye bakmak.

Birinci cevap taşıyanın kapasitesini gösteriyor. İnsan belleği ve konuşma sırası sınırlıdır; uzun bir cümle taşınamaz ve taşınmak için kısalır. Bu cevabın çaresi biçimseldir: cümleyi kısalt ama tek bir adlandıran koşulu içinde bırak, çünkü taşınabilirlik uzunluğun kendisiyle ilgilidir.

İkinci cevap taşıyanın kazancını gösteriyor. Koşullu bir cümle aktaranı bir şey söylemiş yapmaz; koşulsuz bir cümle aktarana bilen kişi konumu kazandırır. Bu cevabın çaresi bambaşka bir yere bakar: koşulu düşürmenin aktarana sağladığı kazancı değiştir, yoksa kısaltma yine aynı yerden olur.

Üçüncü cevap taşıyan yolun biçimini gösteriyor. Bir karar defteri kapsam taşıyamaz, bir başlık ölçü taşıyamaz, kısa bir akışta koşul için yer yoktur. Bu cevabın çaresi cümleye değil kanala bakar: koşulun duracağı bir yer aç, cümleyi hiç değiştirme.

Üç çare aynı anda denenebilir ve hangisinin tuttuğu doğrudan gözlenir. Cümle kısaltıldığı hâlde tek koşul ayakta kalıyorsa birinci cevap güçlenir; koşul, yer açıldığı hâlde yine düşüyorsa üçüncü cevap zayıflar ve ikinciye bakmak gerekir. Bu deneme bir laboratuvar işi değil; bir kurumun kendi yazışma düzeninde yapılabilir.

Ölçek

Üç ölçek bu derste tek bir soruyla ayrılıyor: bu ölçekte iddianın son adresi kim?

Karşılaşma ölçeğinde adres bir kişi. Cümleyi söyleyen karşındadır, sorabilirsin ve cevabını duyarsın; yanlış çıkarsa onun yüzüne bakarsın. Bu ölçekte koşul, sorulduğu anda geri getirilebilir, çünkü kaynağı hâlâ odadadır.

Kurum ölçeğinde adres bir kayıt. Cümle artık bir defterde, bir yazıda ya da bir başlıkta duruyor ve sorulacak kişi yerine bakılacak bir belge var. Koşul burada kısmen geri getirilebilir, çünkü kaydın nasıl oluştuğu incelenebilir; ama kaydı yazan kişi çoktan değişmiş olabilir ve kayıt kendi koşulunu yazmamıştır.

Toplum ölçeğinde adres yok. Cümle dolaşımdadır, kimsenin ağzından çıkmamış gibi durur ve sorulacak bir taraf bulunmaz. Koşul bu ölçekte geri getirilemez; getirilebilmesi için cümlenin yolculuğunun geriye doğru sökülmesi gerekir ve sökülecek kayıt ancak biri baştan tutmaya karar vermişse vardır.

Ölçekler arasındaki hareket tek yönlü işliyor. İddia aşağıdan yukarı kolayca tırmanıyor ve düzeltme aynı basamakları geri inemiyor. Bir cümlenin toplum ölçeğine ulaşması bir hafta sürebilir; aynı cümleyi oradan geri çağıracak yol ise ayrıca kurulmadıkça yoktur.

Türkiye'de dilin kendi işareti

Türkiye'de bu dersin ayrımlarından biri dilin içine yerleşmiş durumda ve gündelik konuşmada her gün kullanılıyor. Türkçede bir olayın görülerek mi yoksa duyularak mı bilindiği fiilin üzerinde işaretlenebiliyor: geldi ile gelmiş aynı olayı anlatır ve ikisi bilginin nereden geldiği konusunda farklı şey söyler.

Bu işaret dersin birinci terimini taşıyor. Konuşan kişi, sınamadığı bir şeyi aktardığını belirtmek için ayrıca bir cümle kurmak zorunda değil; işaret zaten fiilin içinde. Sınanmamış kabul burada dilbilgisel bir yer buluyor ve işaretleme, konuşan bunu ayrıca düşünmeden yapılıyor.

İşaretin taşımadığı şey ise dersin asıl konusu. Fiil, bilginin duyulduğunu söyler ve kaç elden geçtiğini söylemez; bir el de dört el de aynı biçimde işaretlenir. Koşulların hangi durakta düştüğü de bu işaretin dışında kalır. Yani dil, sınanmamışlığı işaretliyor ve koşul dökülmesini işaretlemiyor.

Karşılaştırma burada hangi dilin daha dürüst olduğunu sormaz. Sorduğu şey işaretin nerede durduğu: bir dilde ayrım fiilin üzerinde taşınır, başka bir dilde ayrı bir sözcükle kurulur ve kurulması konuşanın tercihine kalır, bazı durumlarda ise hiç işaretlenmez. İşaretin yeri değiştikçe konuşanın onu atlaması kolaylaşır ya da zorlaşır, ve hiçbir dilde işaret kaç elden geçildiğini vermez.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Bir cümlenin yolculuğunu geriye doğru sökmek zor, çünkü yolculuk kendi kaydını tutmaz. Aşağıdaki üç kurulum bu kaydı sonradan üretmenin üç ayrı yolu.

Üç kurulum da cümleyi tek bir anda değil, iki ayrı anda yakalamaya çalışıyor. Tek bir ana bakan her inceleme, cümlenin nereden geldiğini cümlenin kendisine sormuş olur.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışYolda bir çarpıtıcı aramak, düzeneğin tamamını gözden kaçırır.
Doğrusu

Açılış sahnesinde kimse yalan söylemedi ve sonuç yine de çıktı; her el kendinden öncekinin doğru bir parçasını aktardı ve kısalttı.

Yaygın yanlışBir iddianın yolda biçim değiştirdiğini söyleyip orada durmak soruyu yarım bırakır.
Doğrusu

Asıl sorulacak olan hangi parçasının düştüğü ve düşenin yerine ne geçtiği; ölçü, kapsam, kişi ve adres ayrı ayrı düşer ve dördü ayrı sonuç verir.

Yaygın yanlışÜzerinde bir kayıt bulunan her ifadeyi koşullu saymak, adsız koşulu gerçek koşul yerine koyar.
Doğrusu

Bir kaydın sınanabilir koşul sayılması için adlandırması gerekir; adlandırmayan kayıt iddianın tonunu düşürür ve onu sınanabilir yapmaz.

Yaygın yanlışKefili değerlendirmeyi bir zayıflık saymak yanlış yöne gider.
Doğrusu

Koşullar düştüğünde dinleyenin elinde tartacak başka bir şey kalmaz ve kefile bakmak akla uygun davranıştır; sınırı, kefilin ölçümü kendisinin yapmamış olmasıdır.

Yaygın yanlışDüzeltmenin yapılmış olmasını, ulaşmış olmasıyla aynı saymak bu dersin en pahalı hatasıdır.
Doğrusu

Düzeltme bir durak geri gidip durabilir ve iddia yoluna devam eder; yapılan düzeltme ile varan düzeltme ayrı ayrı sayılır.

Aklında kalsın

  1. Bildiklerimizin büyük bölümü sınanmamış kabuldür ve bu bir kusur değil, bilmenin olağan hâlidir.
  2. Bir iddia el değiştirdikçe koşullarını döker ve dökülme sıralıdır: önce ölçü, sonra kapsam, sonra kişi, sonra adres.
  3. Hiçbir elde yalan söylenmeden, varılan yerde iddia çıktığı yerde kapsamadığı durumları kapsar hâle gelebilir.
  4. Adsız koşul iddianın tonunu düşürür ama sınanabilirlik eklemez; adlandırmayan bir kayıt hiçbir gözlemle çiğnenemez.
  5. Koşulun yerine taşıyanın kefaleti geçer ve dinleyenin elinde tartılacak şey olarak yalnız kefil kalır.
  6. Yolda kalan hâl doğru olan değil, taşınması kolay olandır; eli çoğaltan her düzenek dökülme ihtimalini de çoğaltır.
  7. İddia ile düzeltme aynı yolu yürümez; düzeltmenin durduğu yer, cümlenin sahibinin düştüğü duraktır.

Sonraki derse köprü

Bu modül boyunca yedi kurum tek tek ele alındı ve her birinde bir ölçüt kuruldu. Şimdi bu dersin aletini elimizdeki malzemeye çevirmenin sırası, çünkü o malzeme de bir yerden geldi.

Kurum, statü, rol, bağlayıcılık, muafiyet — bu modülde kullandığımız kavramların hiçbirini kendimiz ölçmedik. Hepsi bize aktarıldı ve aktarılırken, bu dersin anlattığı yoldan geçti: bir yerde, belirli bir soruya cevap olarak, belirli koşullar altında üretildiler ve bize ulaştıklarında üzerlerinde o koşullardan hiçbiri kalmamıştı. Yurttaş kavramı hangi kentin hangi tartışmasında doğdu, düzen sorusu ilk kez neyin karşısında soruldu, toplumun kendisi ne zaman üzerine konuşulabilir bir şey sayıldı? Bu soruların cevabını bu modülde hiç sormadık ve sormadan kullandık.

Sıradaki kurs bu sorularla açılıyor ve ilk dersi antik dünyaya gidiyor: toplumun, düzenin ve yurttaşlığın orada nasıl düşünüldüğüne. Yapılacak iş bir düşünce tarihi turu değil, koşulların geri takılması; bir kavramın hangi soruya cevap olarak üretildiğini bilmek, onu bugün nereye kadar taşıyabileceğini de söyler.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.