Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bir kuralın ağırlığı metninde değil, çiğnendiğinde olanlarda görünür; aynı metin bir yerde bağlayıcı, başka yerde süs olabilir.
- Bağlayıcılık üç işaretle okunur: karşılığın varlığı, karşılığın kestirilebilirliği ve kapsamdan çıkış imkânı.
- Kestirilemez karşılık uymayı azaltmaz ama etrafında bir düzen kurulmasını engeller; korku ile bağlayıcılık aynı şey değildir.
- Çıkış kolaylaştıkça kural hafifler, çünkü karşılık ancak kalanlar üzerinde işler.
- Devleti ayıran şey karşılık vermesi değil, yaptırım repertuvarının tavanıdır.
- Hukukun ayırt edici yanı sertliği değil, kuralın kendisinin de bir usule bağlanmış olmasıdır.
- Bir kural hiç çiğnenmiyorsa ağırlığı ikinci bir izden okunur: insanların ona göre plan yapıp yapmadığından.
Açılış sahnesi
Bir köyde sulama suyu sırayla veriliyor ve sıranın üç ayrı hâli var.
Birincisi kahvenin duvarında asılı duran çizelge. Hangi parselin hangi gün ve hangi saatte su alacağı orada yazılı, altında imzalar da var. Geçen yaz bir parsel sahibi çizelgenin dışına çıkıp suyu iki saat erken açtı. Konuşuldu, birkaç kişi söylendi ve sonra unutuldu. Çizelge duvarda asılı kalmaya devam ediyor.
İkincisi hiçbir yerde yazılı değil. Köyde bilinen bir öncelik var: hasta bir hayvanı olan hane suyu sırasını beklemeden alır ve bunu kimse tartışmaz. Geçen yaz bir hane bu önceliği yanlış kullandı, hayvanı hasta değildi ve sırayı öne aldı. Ertesi hafta kendi tarlasına yardıma gelen olmadı, iki ay boyunca kimse ödünç traktör vermedi ve konu bir yıl sonra hâlâ konuşuluyordu.
Üçüncüsü bu yaz geldi. Bir karar alındı ve suyun ölçülerek verilmesi, ölçünün aşılması hâlinde gelecek sezonun payından düşülmesi kararlaştırıldı. Karar kâğıt üzerinde duvardaki çizelgeden daha uzun değil. Çizelgenin iki yaz boyunca yapamadığını üç haftada yaptı: kimse sırasının dışına çıkmıyor.
Üç kural da bir davranış söylüyor. Üçü aynı ağırlıkta değil ve ağırlık farkı kuralların metninde görünmüyor.
Bu derste ne olacak
Köy, çizelge ve sulama düzeni kurgu; hiçbiri gerçek bir yerleşimden alınmadı. Kurgunun gösterdiği fark ise bu dersin ekseni: bir kuralın ağırlığı, ne dediğine bakılarak değil, çiğnendiğinde ne olduğuna bakılarak anlaşılıyor.
Bu ders iki şeyin dersi değil. Devletin organlarını, bunların birbirini nasıl dengelediğini ya da hukukun kaynaklarının sıralamasını anlatmayacak; bunlar başka bir alanın konusu. İkinci olarak, bir kurala uymanın gerekip gerekmediğini de tartışmayacak. O soru değerlidir ve sosyolojik bir soru değildir: sosyoloji kuralın uyulmayı hak edip etmediğini değil, uyulmadığında ne olduğunu sorar.
Kuralın uyulmayı hak edip etmediği bu akademide zaten bir adla anılıyor; meşruiyet daha önce tanımlandı ve burada yeniden tanımlanmayacak. Buradaki soru ondan ayrı: bir kural meşru sayılmadığı hâlde de sonuç üretebilir, meşru sayıldığı hâlde de hiçbir şey üretmeyebilir.
Üç iş yapılacak. Bir kuralın ağırlığının neyle ölçüleceği kurulacak, devletin bu ölçüdeki özel yeri gösterilecek ve hukukun öteki kural düzenlerinden hangi biçimsel özellikle ayrıldığı ayrılacak.
Sıfır noktası — metin ağırlığı göstermez
Alışılmış başlangıç şudur: bir kural yazılıysa ve arkasında resmî bir makam varsa bağlar, yazılı değilse bağlamaz. Bu ayrım kolay ve açılış sahnesi onu ilk paragrafta düşürüyor.
Duvardaki çizelge yazılıydı, imzalıydı ve iki yaz boyunca hiçbir şey yapmadı. Hayvan önceliği hiçbir yerde yazılı değildi ve çiğnendiğinde bir yılı aşan bir karşılık üretti. Yazılı olmak ile ağırlık taşımak aynı şey değil.
İki atölyenin karşılaştırılması bir ölçütü de eliyor. Kurala uyulup uyulmadığına bakmak ikisini ayıramaz; birinci atölyede de tüpün önü zaman zaman boş kalır ve bunun sebebi kural değil, o gün oraya konacak bir şeyin bulunmamasıdır. Uyma davranışı alışkanlıktan da gelir, kuralın benimsenmesinden de ve bu akademide ikisi arasındaki fark daha önce ayrılmıştı. Ağırlığı gösteren şey uyanlar değil, uymayanın başına gelenler.
Buradan bir uyarı çıkıyor. Bir kuralın ağırlığını anlamak için metnini okumak yetmez; o metnin en son ne zaman ve nasıl işlediğine bakmak gerekir.
Mekanizma — üç işaret ayrı ayrı
Üç işaret birlikte anılıyor ve ayrı ayrı davranıyorlar. Her birinin tek başına eksilmesi başka bir sonuç veriyor.
Birinci işaret karşılığın varlığı. Karşılık hiç yoksa kural bir tavsiyedir ve tavsiye olduğu ilan edilmez; kâğıt üzerinde emir kipiyle durmaya devam eder.
İkinci işaret karşılığın kestirilebilirliği. Burada yön dikkatli kurulmalı, çünkü kestirilemezlik uymayı azaltmaz, hatta artırabilir: ne olacağını bilmeyen kişi temkinli davranır. Ama bu ikisi aynı şey değil. Kestirilebilir bir karşılık kişiye hesap yapma imkânı verir ve kuralın etrafında bir düzen kurulur; kestirilemez bir karşılık korku üretir ve korku etrafında düzen kurulmaz.
Üçüncü işaret çıkıştır ve üçü içinde en çok atlanandır.
Ölçütün kendi boşluğu da burada söylenmeli. Üç işaret de bir ihlalin yaşanmış olmasını varsayıyor; hiç çiğnenmemiş bir kuralda okunacak bir dizi yoktur. Böyle bir durumda bakılacak ikinci iz kuralın etrafındaki davranıştır: saatler, güzergâhlar ya da harcamalar o kurala göre düzenleniyorsa kural ağırlığını ihlal edilmeden de belli etmiştir.
Üç işaret birbirinin yerini tutmuyor ve bir kuralda üçü birden yüksek olmak zorunda değil. Hayvan önceliği yazılı değildi, karşılığı kestirilebilirdi ve köyden çıkmak kolay olmadığı için ağırdı. Duvardaki çizelgenin ise yalnız metni vardı.
Devletin iddiası ve hukukun biçimi
Şimdi üçüncü işaretin en uç hâline geliyoruz. Kapsamından çıkmanın en zor olduğu düzen, bir toprak parçasının üzerinde oturanların tamamını kapsayan düzendir.
Devleti öteki düzenlerden ayıran şey karşılık vermesi değil; köyün de kulübün de karşılığı vardı. Ayıran şey elindeki karşılık kümesi.
Hukuk bu tabloya bir başka özellikle giriyor ve o özellik tavanla ilgili değil, biçimle.
Kuramsal mercekler
Bağlayıcılığın nereden geldiği sorusunda uzun süredir devam eden bir anlaşmazlık var ve iki taraf aynı sahneye bakıp farklı şeyi merkeze koyuyor.
Bir taraf merkeze devleti koyar. Bu okumaya göre bir toplumda gerçekten bağlayıcı olan kurallar, sonunda zor kullanma tekeline dayananlardır; öteki düzenlerin karşılıkları ancak bu tekelin izin verdiği ölçüde iş görür. Köydeki hayvan önceliği bu okumada güçlü değil, yalnız kimsenin resmî yola başvurmadığı bir alanda serbest bırakılmıştır.
Karşı taraf merkeze çoğulluğu koyar. Bu okumaya göre bir toplumda aynı anda birden çok kural düzeni işler; hane, meslek çevresi, mahalle ve inanç topluluğu kendi kurallarını kendi karşılıklarıyla yürütür ve insanların gündelik hayatını asıl bunlar düzenler. Devletin kuralı bu düzenlerden yalnız biridir ve sıraya en sonda girer.
Anlaşmazlık uzun süre böyle sürdü ve üçüncü bir konum onu yeniden kurdu. Bu konuma göre soru hangi düzenin daha güçlü olduğu değil, düzenlerin birbirine nasıl bağlandığıdır. Mahallenin karşılığı, resmî yola başvurma ihtimalinin gölgesinde daha ağır işler; resmî yol ise bir anlaşmazlığa ancak o gölge yetmediğinde karışır. İki düzen birbirinin alanını daraltmaz, birbirinin işleme koşulunu üretir.
Üç konumu ayıracak gözlem bir anlaşmazlığın izlediği yolda duruyor. Bir uyuşmazlık çıktığında tarafların hangi kapıya gittiği ve o kapının seçilme gerekçesi sorulur. Herkes sonunda resmî yola gidiyorsa birinci okuma güçlenir; resmî yol hiç anılmadan çözülüyorsa ikinci okuma; resmî yol anılıyor ama kullanılmıyorsa üçüncüsü ve bu anılma, gölgenin kendisidir.
Ölçek
Ölçekler arasındaki farkı görmenin en iyi yolu tek bir anlaşmazlığı üç ölçekte birden izlemek. Bir bahçe duvarının yerini örnek alalım.
Karşılaşma ölçeğinde iki komşu duvarın yerini konuşuyor. Burada belirleyici olan kimin ne dediği, aralarındaki geçmiş ve hangisinin tartışmayı sürdürmeye tahammülü olduğu. Duvar burada yerinde kalabilir ve kalmasının sebebi bir kural değil, tartışmayı sürdürmenin maliyetidir.
Kurum ölçeğinde aynı duvar bir kayda dönüşür. Bir ölçüm yapılır, bir dosya açılır ve duvarın yeri artık iki komşunun hafızasında değil bir kayıtta durur. Bu ölçekte belirleyici olan kimin haklı olduğu değil, kaydın ne söylediği ve kaydı değiştirmenin hangi usule bağlı olduğu.
Toplum ölçeğinde duvar hiç görünmez. Görünen şey, mülkiyetin nasıl tanımlandığı ve sınır uyuşmazlıklarının hangi usulle çözüleceğine dair genel düzenlemedir. İki komşunun adı bu ölçekte yoktur ve buna rağmen karşılaşma ölçeğindeki konuşmanın seçenekleri burada belirlenmiştir.
Üç ölçek arasındaki bağ tek yönlü değil. Yukarıda kurulan usul aşağıdaki konuşmanın çerçevesini verir; aşağıda usule hiç başvurulmaması ise yukarıdaki usulün ne kadar işlediğini belirler. Hiç kullanılmayan bir usul yürürlükte kalır ve zamanla duvardaki çizelgeye benzer.
Türkiye'de kâğıt ile fiilî durum
Türkiye'de bir yerin kayıtlı durumu ile fiilî durumu arasındaki fark tanıdık bir konu ve bu dersin ölçütü ona doğrudan uygulanabiliyor. Bir sınırın, bir yapının ya da bir kullanımın kayıtta başka, yerinde başka olması tek başına bir kuralsızlık değil; iki ayrı düzenin aynı anda işlemesi.
Fiilî durumu ayakta tutan şey de bir kural, yalnız kaynağı başka. Komşuların birbirinin kullanımını tanıması, yılların getirdiği yerleşiklik ve bu tanımayı bozanın karşılaşacağı çevre tepkisi bir bağlayıcılık üretiyor. Bu bağlayıcılığın tavanı düşük ve tavanın altında kalan anlaşmazlıklar resmî yol hiç anılmadan kapanıyor.
Tavanın hangi noktada göründüğü toplumdan topluma değişiyor ve değişen şey hukukun sertliği değil, bir anlaşmazlığın resmî yola taşınma eşiği. Kimi yerde eşik alçak; komşular arasındaki küçük bir uyuşmazlık bile bir dosyaya dönüşüyor ve çevre tepkisi hiç devreye girmeden iş usule bağlanıyor. Kimi yerde eşik yüksek; resmî yol ancak çevrenin kapatamadığı işlere kalıyor ve o ana kadar bütün yük mahallenin repertuvarında duruyor. Karşılaştırma bu eşiğin yerini gösteriyor, bir toplumun ötekinden daha kurallı olduğunu değil.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bir kuralın ağırlığı metninden okunamıyorsa, ağırlığı ölçmek için metnin dışına çıkan kurulumlar gerekiyor. Üçü aşağıda ve her birinin göremediği bir yer var.
Üç kurulumun ortak yanı metni veri saymamaları. Bir kuralın ne yaptığını yine o kuralın metnine sormak, bu dersin en başında düşürülen varsayıma geri dönmek olur.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışYazılı ve resmî bir kuralı, yazısız bir kuraldan daha bağlayıcı saymak açılış sahnesinde çöküyor.
Yazılılık kuralın ne olduğunu sabitler ve ağırlığını belirlemez; ağırlığı belirleyen, çiğneme ile karşılık arasındaki bağın gerçekten kurulup kurulmadığıdır.
Yaygın yanlışBağlayıcılığı meşruiyetle aynı şey saymak iki ayrı soruyu birleştirir.
Bir kural hak edilmiş sayılmadığı hâlde ağır işleyebilir, hak edilmiş sayıldığı hâlde hiçbir sonuç üretmeyebilir; ikisi birlikte gitmek zorunda değildir.
Yaygın yanlışDevleti, kural üreten tek düzen saymak gündelik hayatta işleyen öteki düzenleri gözden kaçırır.
Mahallenin, iş çevresinin ve hanenin kendi karşılıkları vardır ve bir anlaşmazlık resmî yol hiç anılmadan bu karşılıklarla kapanabilir.
Yaygın yanlışTersini yapıp devleti öteki düzenlerden yalnızca biri saymak da yanlış yöne gider.
Ayıran şey karşılık vermesi değil, repertuvarının tavanıdır; rıza olmadan mala ve özgürlüğe el konabilmesi öteki düzenlerin hiçbirinde bulunmaz.
Yaygın yanlışBir kuralın hiç çiğnenmemesini bağlayıcı olmadığının işareti saymak ölçütü ters çevirir.
Çiğnenme yoksa ihlal dizisi okunamaz, ama ikinci bir iz kalır: insanların o kurala göre plan yapıp yapmadığı.
Aklında kalsın
- Bir kuralın ağırlığı metninde değil, çiğnendiğinde olanlarda görünür; aynı metin bir yerde bağlayıcı, başka yerde süs olabilir.
- Bağlayıcılık üç işaretle okunur: karşılığın varlığı, karşılığın kestirilebilirliği ve kapsamdan çıkış imkânı.
- Kestirilemez karşılık uymayı azaltmaz ama etrafında bir düzen kurulmasını engeller; korku ile bağlayıcılık aynı şey değildir.
- Çıkış kolaylaştıkça kural hafifler, çünkü karşılık ancak kalanlar üzerinde işler.
- Devleti ayıran şey karşılık vermesi değil, yaptırım repertuvarının tavanıdır.
- Hukukun ayırt edici yanı sertliği değil, kuralın kendisinin de bir usule bağlanmış olmasıdır.
- Bir kural hiç çiğnenmiyorsa ağırlığı ikinci bir izden okunur: insanların ona göre plan yapıp yapmadığından.
Sonraki derse köprü
Bu dersin ölçütü bir yerde duruyor ve durduğu yeri söylemek gerekiyor. Üç işaretin üçü de bu dünyada verilen bir karşılığı varsayıyor: birileri görecek, birileri karşılık verecek ve karşılık bir yerde uygulanacak. Çıkış imkânı da aynı varsayıma dayanıyor; kişi kapsamdan çıkabiliyorsa karşılığın eli ona ulaşmıyor.
Şimdi öyle bir kural düzeni düşün ki karşılığı hiçbir görevlinin elinde olmasın. Kimse görmese bile sonucun geleceği söylensin ve kapsamdan çıkmak, kişiyi sonuçtan kurtarmasın. Böyle bir düzende bu dersin üç işareti de tutmaz; birincisi ölçülemez, ikincisi bu dünyada sınanamaz ve üçüncüsü baştan devre dışıdır.
Sıradaki ders o düzeni konu alıyor. Din başlığı altında sorulacak olan şu: karşılığı gözlenemeyen bir kural, insanların davranışını nasıl oluyor da bu kadar düzenli biçimde biçimlendiriyor ve böyle bir düzenin toplumsal olarak ölçülebilen tarafı nerede başlıyor?