Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Sosyal sermaye kişinin kendine ait bir mülk değildir; ilişkinin içinde durur ve ilişki bozulduğunda kaybolur.
- Güven, karşı tarafın bir sözü kendi çıkarına aykırı olsa bile tutacağına dair, belirsizlik altında kurulan beklentidir.
- Kişisel güven belirli bir kişiyi tanımaktan doğar; genelleşmiş güven insanlara dair genel bir varsayımdan doğar ve ikisi birlikte gitmek zorunda değildir.
- Kapalı ağlar itibar tehdidiyle güveni ve norm uyumunu güçlendirir, ama bu kapanıklık dışarıdan gelecek yeni bilgiyi sınırlayabilir.
- Bağlayıcı sermaye kapalı bir çevrenin içindeki dayanışmayı besler, köprü kuran sermaye farklı çevreler arasında bilgi taşır; ikisi farklı ihtiyaçları karşılar.
- Güven mikro, mezo ve makro düzeyde ayrı ayrı işler; bir toplum bir düzeyde güçlü, başka bir düzeyde zayıf olabilir.
- Güven anket sorusuyla, davranışsal bir oyunla ya da gönüllü üyelik yoğunluğuyla dolaylı olarak ölçülür; hiçbiri tek başına kesin değildir.
Açılış sahnesi
Bir inşaat malzemesi deposunun kepenginin önünde, sabahın erken saatinde iki adam duruyor. Genç bir müteahhit, deponun sahibini ilk kez görüyor; elinde uzun bir malzeme listesi var ama cebinde bu listeyi karşılayacak parası yok. Depo sahibi de bu genç adamı hayatında hiç görmemiş; şehrin öbür ucundan gelen, ismini bile daha önce duymadığı biri. Normalde böyle bir talebe hayır denir, çünkü malzeme peşin alınmadan verilmez. Ama genç müteahhidin yanında, depo sahibinin yirmi yıldır tanıdığı bir usta var; usta önden söz vermiş, "bu çocuğun işi bitince ödeyeceğine ben kefilim" demiş. Depo sahibi malzemeyi teslim ediyor ve parayı bir ay sonraya erteliyor. Bu kararı verirken aklından geçen şey, genç müteahhidin dürüst olup olmadığı değil; ustanın kendi itibarını bu işe koymuş olması. Usta yalan söylerse, bir daha bu depodan hiçbir müşterisine mal alamaz. Genç müteahhit parayı ödemezse, borç aslında ustanın sırtında kalır. Depo sahibi, tanımadığı bir adama değil, tanıdığı bir adamın sözüne güvenmiş oluyor.
Bu derste ne olacak
Yukarıdaki depo sahnesi, müteahhit ve usta kurgudur; anlattığı mekanizma değildir. Sahne, bir bağın kendi başına yetmediğini, bağın arkasında bir güvence olması gerektiğini göstermek için kurulmuştur. Geçen derste bir kişinin ağdaki konumunun, hangi çevrelere eriştiğiyle ölçüldüğünü görmüştük; ama erişim tek başına bir kaynağı harekete geçirmiyordu. Bu derste tam bu boşluk dolduruluyor: bir ilişkinin kendisinin nasıl bir kaynağa dönüştüğüne, bu kaynağın güvenle nasıl çalıştığına bakılacak. Kişisel güven ile genelleşmiş güvenin farkına, kapalı bir ağın güveni nasıl ürettiğine ve bunun bazen başka bir şeyden ödün verdirdiğine bakılacak. Sona doğru bu bilginin nasıl ölçüldüğüne ve sık yapılan hatalara geçilecek.
Sıfır noktası — ilişkinin kendisi bir kaynaktır
Önceki derslerde iki tür sermaye görülmüştü: bir kişinin kendi becerisi ve bilgisi, bir de baskın kültürde karşılığı olan bilgi, dil ve alışkanlık. İkisi de kişinin kendisine ait, kişiyle birlikte taşınan şeylerdi. Burada üçüncü bir tür devreye giriyor ve bu tür kişinin kendisinde değil, kişiler arasındaki ilişkide duruyor. Bir kişi tek başına hiçbir sosyal sermayeye sahip olamaz; sermaye ancak bir ilişki içinde, bir ağın parçası olarak var olur. Depo sahnesindeki genç müteahhidin cebinde para yoktu ama ustayla olan bağı bir kaynağa dönüşmüştü; bu kaynak müteahhidin kendi cebinde değil, iki kişi arasındaki ilişkide duruyordu. İlişki bittiğinde ya da bozulduğunda bu kaynak da ortadan kalkar; para gibi bir çekmecede saklanamaz. Bu, sosyal sermayeyi kişisel mülkiyetten ayıran temel özelliktir ve dersin geri kalanı bu özelliğin sonuçlarını açacaktır.
Mekanizma — güven olmadan sermaye çalışmaz
Bir ilişkinin kaynağa dönüşmesi için tek başına var olması yetmez; o ilişkinin içinde bir güven olması gerekir. Güven, karşı tarafın üstlendiği bir sözü, kendi çıkarına aykırı olsa bile yerine getireceğine dair bir beklentidir. Bu beklenti iki farklı biçimde kurulabilir ve ayrımı görmek önemlidir. Birinci biçim kişisel güvendir; bu güven, karşı tarafı doğrudan tanımaktan, onun geçmişteki davranışlarını bilmekten doğar. Depo sahibi ustaya bu yüzden güveniyordu, çünkü ustayı yirmi yıldır tanıyordu. İkinci biçim genelleşmiş güvendir; bu güven belirli bir kişiyi tanımaktan değil, insanlara ya da kurumlara dair genel bir varsayımdan doğar. Bir yabancıya para üstü bırakan bir esnaf, o yabancıyı tanımadığı hâlde, "çoğu insan dürüst davranır" varsayımıyla hareket eder. İki güven türü de aynı işi, yani belirsizliği azaltmayı görür, ama biri belirli bir kişiye özel bilgi ister, öteki istemez. Bir toplumda kişisel güven bol ama genelleşmiş güven kıt olabilir; bu iki değerin birlikte gitmesi zorunlu değildir.
Kuramsal mercekler
Sosyal sermayeyi inceleyen kuramcılar, güvenin nereden geldiği konusunda aynı yere bakmaz ve bu ayrım geçen dersle doğrudan çatışır gibi görünür. Bir yaklaşım, güvenin kapalı ağlarda doğduğunu söyler; herkesin herkesi tanıdığı, aynı çevrenin tekrar tekrar bir araya geldiği bir ağda, biri sözünü tutmazsa bu haber çabucak yayılır ve o kişi bir daha kimseden yardım alamaz. Depo sahnesindeki usta, tam olarak bu yüzden kefil olmayı göze alabiliyordu; kapalı bir esnaf çevresinde itibarını riske atarken, o çevrenin kendisini cezalandırabileceğini biliyordu. Bu yaklaşıma göre ağ ne kadar kapalıysa, güven ve ortak norm o kadar güçlü kurulur. Başka bir yaklaşım ise tam tersini söyler ve geçen derste görülen köprü bağını hatırlatır; birbirine hiç bağlı olmayan farklı çevreleri birleştiren seyrek bağlar, kişiye kapalı bir ağın asla veremeyeceği yeni bilgi ve fırsat sağlar. Bu ikinci yaklaşıma göre önemli olan ağın kapalılığı değil, ağın farklı çevrelere açılan noktalarıdır. İki yaklaşım da haklı olabilir, çünkü aslında iki farklı sermaye türünü tarif ediyorlar. Bağlayıcı sermaye, kapalı ve sıkı dokunmuş bir çevrenin içindeki güveni ve dayanışmayı besler; köprü kuran sermaye ise farklı çevreler arasında bilgi ve fırsat taşır. Bir toplumda ya da bir kişinin hayatında ikisi bir arada bulunabilir; sorun, birini artırırken ötekini azaltma ihtimalinin hep var olmasıdır. Çok kapalı bir çevreye fazla gömülen biri, dışarıdaki fırsatlardan kopabilir; çok fazla köprü bağına yayılan biri ise hiçbir çevrede derin bir güven biriktiremeyebilir.
Ölçek
Güven ve sosyal sermaye üç farklı düzeyde işler ve bu düzeyleri birbirine karıştırmak yanlış sonuçlara götürür. Mikro düzeyde bir kişinin, belirli bir başka kişiye güvenip güvenmeyeceğine dair verdiği tek tek kararlar durur; depo sahibinin genç müteahhide mal vermesi bu düzeydedir. Mezo düzeyde ise bir kurumun, bir derneğin ya da bir mesleğin kendi içinde kurduğu itibar sistemleri durur; lonca örneğindeki kalite denetimi, bir kooperatifin ortak aidat sistemi, bir derneğin gönüllü üyelik ağı bu düzeye aittir. Bu düzeyde güven artık iki kişi arasında değil, bir topluluğun kendi kuralları üzerinden işler. Makro düzeyde ise bütün bir toplumun genel güven düzeyi durur; bir toplumda yabancılara ne kadar güvenildiği, kurumlara ne kadar inanıldığı, bu düzeyde ölçülür ve genellikle o toplumun ekonomik işleyişiyle, sivil katılımıyla birlikte anılır. Üç düzey birbirinden bağımsız hareket edebilir. Bir toplumda aile içi ve yakın çevre güveni çok yüksekken, yabancılara ve kurumlara duyulan genelleşmiş güven görece düşük kalabilir; bu, o toplumun güvensiz olduğu anlamına gelmez, güveninin hangi düzeyde yoğunlaştığının farklı olduğu anlamına gelir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Güveni doğrudan gözlemlemek zordur; kimse birine ne kadar güvendiğini santimetreyle ölçemez. Araştırmacılar bu yüzden birkaç dolaylı yöntem kullanır. Bir yöntem, anket içinde genel bir soru sormaktır: kişiye, genel olarak çoğu insana güvenip güvenmediği ya da işlerin çoğu zaman insanların kendi çıkarını gözettiği bir dünyada mı yaşadığı sorulur. Bu soru kişisel bir belirli ilişkiyi değil, kişinin genelleşmiş güven eğilimini yakalamaya çalışır. Başka bir yöntem davranışsal bir oyun kurmaktır: bir kişiye küçük bir miktar verilir ve bunu hiç tanımadığı bir başka katılımcıya gönderip göndermeyeceği, gönderirse karşı tarafın bunu artırıp geri gönderip göndermeyeceği izlenir. Kişi parayı gönderdiğinde güvenini, karşı taraf parayı geri gönderdiğinde güvenilirliğini ortaya koymuş olur; bu yöntem, kişinin ne dediğine değil ne yaptığına bakar. Üçüncü bir yöntem ise bir toplumdaki gönüllü dernek, kulüp ve topluluk üyeliğinin yoğunluğunu saymaktır; bu sayım doğrudan güveni ölçmez ama insanların birbirleriyle düzenli olarak bir araya geldiği, tanışıklık kurduğu ortam miktarını gösterir ve bu ortamın genelleşmiş güvenle birlikte arttığı gözlenir.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de aile, akrabalık ve uzun süreli komşuluk üzerinden kurulan kişisel güven güçlü biçimde işler; veresiye defteri tutan bakkal, kefil olan usta, aynı köyden gelenlerin birbirine iş bulması, bu güvenin gündelik hayattaki görünümleridir. Buna karşılık, hiç tanımadığı bir kuruma ya da hiç tanımadığı bir yabancıya duyulan genelleşmiş güven, aynı gündelik hayatta çoğu zaman daha temkinli işler; insanlar bir işi hallettirirken önce "tanıdığım biri var mı" diye sorar, ilana ya da kurumsal başvuruya daha sonra başvurur. Bu örüntü Türkiye'ye özgü değildir. Sosyal sermaye araştırmalarının klasik karşılaştırmalı örneklerinden biri İtalya'nın kuzeyi ile güneyidir; kuzeyde gönüllü dernek üyeliği ve yatay iş birliği yaygınken, güneyde ilişkiler daha çok kişisel bağımlılık ve aracılık üzerinden yürür ve bu fark, iki bölgenin kurumlarının ne kadar iyi işlediğiyle birlikte anılır. Böyle bir karşılaştırma, hangi toplumun "daha iyi" olduğunu göstermez; hangi güven türünün baskın olduğunu ve bunun toplumsal koordinasyonu nasıl şekillendirdiğini gösterir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışSosyal sermayenin, kişinin kendi parası ya da malı gibi bireysel bir mülkiyet olduğu sanılır.
Oysa sosyal sermaye ilişkinin kendisinde durur; ilişki bozulduğunda ya da karşı taraf ortadan kalktığında bu kaynak da birlikte kaybolur, tıpkı bir cüzdanda saklanamayan bir şey gibi.
Yaygın yanlışGüvenmenin saflık olduğu, akıllı bir insanın kimseye güvenmemesi gerektiği düşünülür.
Oysa tam bir güvensizlik hiçbir iş birliğine izin vermez; depo sahnesindeki gibi pek çok gündelik işlem, bir tarafın diğerine belirli bir güven vermesiyle mümkün olur ve bu güven hesapsız değil, bir mekanizmaya, örneğin kefile ya da itibar riskine dayanır.
Yaygın yanlışKapalı, herkesin herkesi tanıdığı bir ağın her zaman en avantajlı ağ olduğu sanılır.
Oysa kapalı ağ güveni ve norm uyumunu güçlendirirken, dışarıdan gelecek yeni bilgiyi ve fırsatı sınırlayabilir; tek çevreye gömülü aile şirketi örneğinde görüldüğü gibi, güvenlik bazen durgunluğun bedeli olabilir.
Yaygın yanlışGenelleşmiş güven ile kurumlara duyulan güvenin aynı şey olduğu düşünülür.
Oysa biri insanlara dair genel bir varsayımdır, öteki belirli bir kurumun kendi işleyişine duyulan inançtır; bir toplumda insanlara genel güven yüksekken belirli bir kuruma duyulan güven düşük olabilir, ya da tam tersi görülebilir.
Yaygın yanlışBir toplumun güveni tek bir düzeyde, ya var ya yok diye ölçülebileceği sanılır.
Oysa güven mikro, mezo ve makro düzeyde ayrı ayrı işler; bir toplum aile içi güvende çok güçlü, kurumsal güvende görece zayıf olabilir ve bu iki durum birbirini yalanlamaz.
Aklında kalsın
- Sosyal sermaye kişinin kendine ait bir mülk değildir; ilişkinin içinde durur ve ilişki bozulduğunda kaybolur.
- Güven, karşı tarafın bir sözü kendi çıkarına aykırı olsa bile tutacağına dair, belirsizlik altında kurulan beklentidir.
- Kişisel güven belirli bir kişiyi tanımaktan doğar; genelleşmiş güven insanlara dair genel bir varsayımdan doğar ve ikisi birlikte gitmek zorunda değildir.
- Kapalı ağlar itibar tehdidiyle güveni ve norm uyumunu güçlendirir, ama bu kapanıklık dışarıdan gelecek yeni bilgiyi sınırlayabilir.
- Bağlayıcı sermaye kapalı bir çevrenin içindeki dayanışmayı besler, köprü kuran sermaye farklı çevreler arasında bilgi taşır; ikisi farklı ihtiyaçları karşılar.
- Güven mikro, mezo ve makro düzeyde ayrı ayrı işler; bir toplum bir düzeyde güçlü, başka bir düzeyde zayıf olabilir.
- Güven anket sorusuyla, davranışsal bir oyunla ya da gönüllü üyelik yoğunluğuyla dolaylı olarak ölçülür; hiçbiri tek başına kesin değildir.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir ilişkinin kendi başına yetmediği, o ilişkiyi çalışır kılanın güven olduğu görüldü; kapalı bir çevrenin bu güveni nasıl güçlendirdiği, ama aynı kapanıklığın nasıl bir bedel taşıdığı da görüldü. Bütün bu ölçekte hâlâ kişiden kişiye, ya da en fazla küçük bir çevrenin içinde kalan bir ilişki anlatıldı. Ama insanlar bazen hiç tanımadıkları, hayatlarında hiç karşılaşmayacakları binlerce, milyonlarca kişiyle kendilerini aynı topluluğun üyesi hisseder. Bir ülkenin vatandaşı, hiç görmediği öbür ucundaki bir vatandaşla kendini nasıl aynı "biz"in parçası sayar? Sıradaki ders, cemaat, topluluk ve hayal edilmiş topluluklar başlığı altında tam bu soruyu açacak.