Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir grubun kararını okurken bakılacak yedi yer.
- Kaç kişi vardı? Üye sayısı artarken ilişki sayısı çok daha hızlı çoğalır.
- Kaç kişi konuştu? Katılımın genişlemesi katkının genişlemesi değildir.
- İkiliden üçlüye geçiş niteliksel bir sıçramadır: çoğunluk, koalisyon ve arabuluculuk üçüncü kişiyle doğar.
- Sessizlik onay değildir; desteğin varlığı ayrıca aranmalıdır.
- Uyum baskısı zorlama gerektirmez; kişi odaya bakıp kendini ayarlar.
- Herkes itiraz taşıyıp herkes yalnız olduğunu sanabilir; ilk sesli itiraz bu yanılsamayı dağıtır.
- En sıkı ekipler eleştiriyi en çok bastıranlardır; uyum, kararın sınandığı anlamına gelmez.
Açılış sahnesi
Bir belediye, bir mahalle düzenlemesi için aynı gün iki toplantı yapıyor. Sunulan öneri aynı, sunan kişi aynı, dağıtılan belge aynı.
Sabah toplantısı altı kişilik. Herkes tek bir masanın etrafında oturuyor.
Yirmi dakika içinde üç itiraz geliyor. Biri servis güzergâhıyla, biri masrafın nasıl bölüşüleceğiyle, biri uygulama takvimiyle ilgili. Öneri masada değiştiriliyor ve toplantı bir saatte bitiyor.
Öğleden sonraki toplantı kırk kişilik. Sandalyeler sıralar hâlinde dizilmiş, önde bir kürsü var.
Sunum yapılıyor ve söz açılıyor. İki kişi konuşuyor, ikisi de destekleyici. Kimse itiraz etmiyor. Öneri sabahki hâliyle değil, ilk hâliyle kabul ediliyor.
Toplantı dağılırken koridorda konuşmalar başlıyor. Birkaç kişi servis güzergâhından rahatsız olduğunu söylüyor. Biri masrafın bölüşümünü sormak istediğini ama tek başına kalmaktan çekindiğini anlatıyor.
Salonda o üç itirazı taşıyan insanlar vardı. Hiçbiri konuşmadı ve her biri yalnız olduğunu sandı.
Bu derste ne olacak
Belediye, iki toplantı ve o kırk kişi kurgu. Sahne, aynı öneriyi iki ayrı büyüklükte sınamak üzere hazırlandı.
Geçen ders bir topluluğun ne zaman grup sayıldığını ve "biz" sınırının nasıl kaydığını ele aldı. Orada değişmeyen tek şey üye sayısıydı.
Sayı kendi başına bir şeyi değiştiriyor.
Bu derste önce büyümenin niçin basit bir toplama olmadığını göstereceğiz. Sonra bir kişinin eklenmesinin ilişkiyi baştan değiştirdiği tek durumu ele alacağız. Ardından kararların nasıl kaydığına geleceğiz ve açılış sahnesindeki koridor konuşmasının adını koyacağız.
Ders kimsenin korkak ya da sahtekâr olduğunu söylemiyor. Anlatılan mekanizmalar, iyi niyetli ve dürüst insanların bulunduğu odalarda da çalışıyor.
Sıfır noktası — büyüme toplama değil
Bir gruba bir kişi eklendiğinde ortaya bir kişi eklenmiyor; bir dizi yeni ilişki eklenmiş oluyor.
Mekanizma — üçüncü kişi
Büyüklüğün en keskin etkisi, en küçük ölçekte görülüyor.
Karar nasıl kayıyor
Şimdi açılış sahnesindeki kırk kişilik salona dönelim. Orada hiçbir itiraz dile getirilmedi ve itirazlar salondaydı.
Kuramsal mercekler
Bir grupta kararın niçin kaydığı sorusuna üç ayrı yanıt veriliyor ve her yanıt başka bir çözüm öneriyor.
Birinci yanıt bilgiye bakar. Buradaki görüşe göre kişi susuyorsa bunun sebebi korku değil, ötekilerin daha iyi bildiğine dair makul bir tahmindir; kalabalık bir odada herkesin sessizliği bir bilgi işareti olarak okunur. Bu yanıtın gücü, kimseyi suçlamadan mekanizmayı açıklamasıdır. Zorlandığı yer, kişinin kendi bildiği somut bir bilgiyi bile bastırdığı durumlardır; orada tahmin açıklaması yetmez.
İkinci yanıt ilişkiyi öne alır. Bu okumada susmanın sebebi bilgi değil, gruptaki yerini korumaktır; farklı görünmek bir bedel taşır ve kişi o bedeli ödemek istemez. Verdiği şey, uyumun niçin en çok kişinin uzun süre kalacağı gruplarda güçlü olduğunu açıklamasıdır. Açıkta bıraktığı nokta, hiç tanınmadığı ve bir daha görüşmeyeceği bir toplulukta da aynı eğilimin görülmesidir.
Üçüncü yanıt odanın düzenine bakar. Buradaki iddiaya göre belirleyici olan ne bilgi ne ilişki; kaç kişi olunduğu, oturma düzeni, söz alma usulü ve oylamanın açık mı gizli mi yapıldığıdır. Aynı insanlar farklı düzenlenmiş iki odada farklı kararlar üretir. Bu yanıtın pratik değeri, elle tutulur bir müdahale göstermesidir. Zayıf tarafı, düzen aynı kaldığında da bazı grupların niçin eleştiriyi sürdürebildiğini açıklamamasıdır.
Yaygın yanlışÜç yanıttan yalnız birinin geçerli olduğu düşünülür.
Bilgi açıklaması olmadan, kimsenin kimseyi zorlamadığı odalarda niçin susulduğu anlaşılmıyor. İlişki açıklaması olmadan, uzun süreli gruplarda baskının niçin daha güçlü olduğu görülmüyor. Odanın düzenine bakılmadan da aynı insanların iki farklı toplantıda niçin iki farklı karar verdiği açıklanamıyor.
Ölçek
Büyüklüğün etkisi her ölçekte var ve her ölçekte başka bir sorun üretiyor.
Küçük bir grupta sorun kaçış yokluğudur. Herkes herkesi görür, susmak da konuşmak da fark edilir ve bir anlaşmazlık kişiselleşmeye açıktır. Bu ölçekte kararlar genellikle tartışmayla alınır ve alınması uzun sürer.
Orta büyüklükte bir toplulukta sorun alt gruplaşmadır. Herkesin herkesle konuşması artık mümkün değildir ve iletişim kümeler hâlinde yoğunlaşır; kararlar çoğu zaman bu kümelerin arasındaki birkaç kişi üzerinden yürür. Bu ölçekte kimin kiminle konuştuğu, kimin ne düşündüğünden daha belirleyici hâle gelebilir.
Büyük bir toplulukta sorun temsildir. Herkesin konuşması imkânsızdır ve bir usul gerekir: söz sırası, delege, oylama. Usul kurulduğu anda kendi etkisini üretir; kimin adına konuşulduğu ve hangi görüşün gündeme girdiği artık usulün biçimine bağlıdır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Uyum ve sessizliğin ölçülmesi güçtür, çünkü ölçülmek istenen şey söylenmeyendir.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de toplantı ve kurul usullerinin biçimi, bu dersteki mekanizmaların ne ölçüde işleyeceğini doğrudan belirliyor.
Birincisi kalabalık kurulların yaygınlığı. Katılımın geniş tutulması bir temsil kaygısından geliyor ve büyüklük arttıkça söz birkaç kişide toplanıyor; geniş katılım, geniş katkı anlamına gelmiyor. Aynı konunun önce küçük çalışma gruplarında görüşülmesi bu etkiyi zayıflatıyor ve bu ara adım çoğu zaman atlanıyor.
İkincisi kıdem sırasının söz sırasını belirlemesi. En kıdemli kişinin görüşünü ilk söylediği bir toplantıda, sonraki görüşler o çerçevenin içinde kuruluyor. Sıranın tersine çevrilmesi ya da görüşlerin önce yazılı alınması, hiçbir ek maliyet getirmeden tabloyu değiştirebiliyor.
Üçüncüsü uzun süre birlikte çalışan ekiplerdeki yakınlığın iki yönlü işlemesi. Aynı yakınlık hem hızlı karar hem eleştirinin bastırılması üretiyor; ekibin gücü ile açık kalması aynı kaynaktan besleniyor ve ikisi birlikte yönetilmek zorunda.
Usulün ne kadar fark ettiği bir karşılaştırmayla görünüyor. Görüşlerin tartışmadan önce yazılı olarak toplandığı, oylamanın gizli yapıldığı ve toplantıya karşı görüş sunmakla görevli birinin atandığı düzenlerde, karşı görüşün dile getirilmesi kişisel bir cesaret meselesi olmaktan çıkıyor. Böyle bir usulün bulunmadığı yerlerde aynı iş, o gün odada elini ilk kaldıracak kişinin varlığına kalıyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışGrup büyüdükçe katkının da arttığı sanılır.
Üye sayısı artarken aralarındaki ilişki sayısı çok daha hızlı çoğalır ve herkesin konuşması imkânsız hâle gelir; katılım genişlerken katkı birkaç kişide toplanır. Geniş katılım isteniyorsa büyüklüğün kendisi bir usulle karşılanmalıdır.
Yaygın yanlışSusan kişinin razı olduğu varsayılır.
Sessizlik bir onay işareti değildir ve açılış sahnesindeki salon bunun örneğidir. Bir kararın desteklendiğini anlamak için itirazın yokluğuna değil, desteğin varlığına bakmak gerekir.
Yaygın yanlışUyum baskısının zorlama gerektirdiği düşünülür.
Kimse kimseye bir şey söylemeden de kişi odaya bakıp kendi görüşünü ayarlar; mekanizma iyi niyetli ve kibar odalarda da çalışır. Suçlanacak bir kişi aramak, mekanizmayı görünmez kılar.
Yaygın yanlışGrup düşüncesinin zayıf ya da bölünmüş ekiplerde görüldüğü sanılır.
Tersine, en çok güçlü ve birbirine bağlı ekiplerde ortaya çıkar; eleştiriyi bastıran şey ayrılık değil yakınlıktır. Bir ekibin uyumlu olması, kararlarının sınandığı anlamına gelmez.
Yaygın yanlışSorunun kişilerde olduğu düşünülür ve çözüm cesaret önerisiyle aranır.
Aynı insanlar farklı düzenlenmiş bir odada farklı davranır; söz sırası, yazılı ön görüş ve gizli oylama gibi usul değişiklikleri, kişilerden bir şey istemeden sonucu değiştirir.
Aklında kalsın
Bir grubun kararını okurken bakılacak yedi yer.
- Kaç kişi vardı? Üye sayısı artarken ilişki sayısı çok daha hızlı çoğalır.
- Kaç kişi konuştu? Katılımın genişlemesi katkının genişlemesi değildir.
- İkiliden üçlüye geçiş niteliksel bir sıçramadır: çoğunluk, koalisyon ve arabuluculuk üçüncü kişiyle doğar.
- Sessizlik onay değildir; desteğin varlığı ayrıca aranmalıdır.
- Uyum baskısı zorlama gerektirmez; kişi odaya bakıp kendini ayarlar.
- Herkes itiraz taşıyıp herkes yalnız olduğunu sanabilir; ilk sesli itiraz bu yanılsamayı dağıtır.
- En sıkı ekipler eleştiriyi en çok bastıranlardır; uyum, kararın sınandığı anlamına gelmez.
Sonraki derse köprü
Bu derste kararın grubun içinde nasıl kaydığını konuştuk. Hep tek bir grubun içinde kaldık.
İnsanlar tek bir gruba ait değil.
Açılış sahnesindeki salonda oturan kişilerin hepsinin başka çevreleri var: aileleri, meslektaşları, mahalleleri, uzaktaki arkadaşları. Salonda susan biri, akşam başka bir masada aynı konuda çok rahat konuşabilir.
Dahası, insanların kendilerini ölçtüğü topluluk, içinde bulundukları topluluk olmak zorunda değil. Bir kişi hiç üyesi olmadığı bir çevreyi ölçüt alabilir; oraya göre giyinir, oraya göre konuşur ve kendi grubunda tuhaf karşılanmayı göze alır.
Bu, aidiyeti bir üyelik meselesi olmaktan çıkarıyor. Kimin gözünde iyi görünmek istediğin, hangi listede adının bulunduğundan daha belirleyici olabiliyor.
Bir sonraki derste bu ayrımın peşine düşüyoruz. İnsanların kendilerini hangi topluluğa göre ölçtüğünü, akranların bu ölçüyü nasıl kurduğunu ve aidiyetin üyelikten nasıl ayrıştığını konuşacağız.