Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir topluluğa bakarken hangi tür grupla karşı karşıya olduğunu anlamanın yedi işareti.
- Ortada etkileşim, ortak beklenti ve karşılıklı tanıma yoksa grup değil kategori vardır.
- Kategori gruba dönüşebilir; dönüşüm kendiliğinden olmaz, bir çağrı ya da ortak bir muamele gerekir.
- Birincil grupta kişi bir işi gördüğü için değil kendisi olduğu için bulunur; yerine başkası konamaz.
- İkincil grupta ilişki kişinin tamamını değil bir rolünü kapsar ve rol devredilebilir.
- İki tür aynı toplulukta bir arada bulunabilir ve zamanla birinden ötekine kayabilir.
- "Biz" ancak bir "onlar" karşısında belirginleşir; karşılaştırma değişince sınır da yer değiştirir.
- Kendi grubumuzda ayrıntılı farklar görürüz, dış grupta tek bir tip görürüz; aynı hata iki tarafta iki türlü açıklanır.
Açılış sahnesi
Bir şirketin yemekhanesinde öğle saati. Muhasebe biriminden beş kişi aynı masada oturuyor.
Konu lojistik birimi. Gönderilen bir belgenin geciktiğinden, işlerin hep son dakikaya kaldığından söz ediliyor. "Onlar" diye başlayan cümleler kuruluyor.
Yarım saat sonra hoparlörden bir duyuru geliyor: gelecek hafta dışarıdan bir denetim yapılacak.
Masadaki konuşma değişiyor. Artık "biz" bütün şirket demek ve "onlar" denetçiler. Az önce şikâyet edilen lojistik birimi, cümlelerin içinde sessizce "biz"in tarafına geçiyor.
Öğle arasının sonuna doğru bir söylenti dolaşıyor: denetim yalnız iki birimi kapsayacakmış. Masada yeniden bölünme başlıyor ve kimin kapsama gireceği tartışılıyor.
Aynı beş kişi, aynı saat içinde üç kez başka bir "biz" içinde bulundu.
Masanın ucunda oturan altıncı kişi bunların hiçbirine katılmıyor. İki ay önce işe başlamış ve altı aylık sözleşmesi var. Ötekiler için bu masa on bir yıldır aynı masa; onun için bir öğle arası.
Bu derste ne olacak
Şirket, o öğle arası ve altı kişi kurgu. Amaç, bir topluluğun sınırının ne kadar hızlı yer değiştirdiğini tek bir masada göstermek.
Bu akademide insanların karşılaşmalarını, birbirlerine nasıl göründüklerini ve gündelik düzeni birlikte nasıl kurduklarını konuşmuştuk. O derslerde birim ya tek bir kişiydi ya da iki kişi arasındaki etkileşimdi.
Bu kurs bir basamak yukarı çıkıyor.
İki kişiden fazlası bir araya geldiğinde, kişilerde bulunmayan bir şey ortaya çıkıyor: bir sınır. Kimin içeride kimin dışarıda olduğu, kimin adına konuşulduğu ve o sınırın nereden geçtiği kendi başına bir olgu.
Bu derste önce grubu bir kategoriden ayıracağız. Sonra grupları iki ayrı eksende sınıflandıracağız: taşıdıkları bağın türüne göre ve konuşanın hangi tarafında durduğuna göre. Sonunda açılış sahnesindeki masanın niçin bir saat içinde üç kez bölündüğünü açıklayabiliyor olacaksın.
Sıfır noktası — her topluluk grup değil
Aynı özelliği taşıyan insanlar kendiliğinden bir grup oluşturmaz.
Mekanizma — bağın türü
Gruplar birbirine benzemez ve aradaki en temel fark, insanların birbirine ne olarak katıldığında yatar.
İki tür kesin sınırlarla ayrılmaz. Aynı topluluk her iki niteliği birden taşıyabilir ve zamanla birinden ötekine kayabilir.
Sınırın hangi tarafındasın
İkinci eksen, grubun kendi özelliğiyle değil konuşanın nerede durduğuyla ilgili.
Kuramsal mercekler
Grup sınırlarının niçin bu kadar kolay çizildiği ve bu kadar hızlı kaydığı üzerine üç ayrı açıklama var.
Birinci açıklama çıkarı işaret eder. Buradaki görüşe göre gruplar kıt kaynaklar etrafında kurulur; insanlar kendilerine bir pay sağlayan tarafla birleşir ve rekabet ettikleri tarafı dışarıda bırakır. Bu görüşün gücü, sınırın kaynak durumu değiştiğinde niçin bu kadar hızlı yer değiştirdiğini açıklamasıdır; açılış sahnesindeki denetim duyurusu tam da bunu yapıyor. Zorlandığı yer, hiçbir çıkarın söz konusu olmadığı durumlarda da grup ayrımlarının belirmesidir.
İkinci açıklama tanıma ihtiyacını öne alır. Bu okumada grup üyeliği bir kaynak meselesi değil bir kendini tanımlama meselesidir; kişi kim olduğunu ancak bir topluluğa ait olarak ve başka bir topluluktan ayrılarak söyleyebilir. Verdiği şey, çıkar bulunmayan durumlarda bile ayrımın niçin ortaya çıktığını açıklamaktır. Açıkta bıraktığı nokta, hangi aidiyetin öne çıkacağının neye göre belirlendiğidir; kişi çok sayıda gruba aittir ve hepsi aynı anda etkin değildir.
Üçüncü açıklama düzenlemeye bakar. Buradaki iddiaya göre sınırları çizen şey ne çıkar ne kimlik; kurumların insanları hangi kutulara ayırdığı, kimin kimle aynı listede bulunduğu ve hangi ayrımın kayda geçtiğidir. Bir kurum birimleri ayrı ayrı değerlendiriyorsa birimler arasında sınır belirir; ortak değerlendiriyorsa aynı sınır zayıflar. Bu okumanın pratik değeri, müdahale edilecek yeri göstermesidir. Zayıf tarafı, kayda hiç geçmemiş ayrımların da güçlü biçimde işlemesidir.
Yaygın yanlışÜç açıklamadan birinin doğru olduğu sanılır.
Çıkar hesaba katılmazsa sınırın kaynak değiştiğinde niçin kaydığı görülmüyor. Tanıma ihtiyacı yok sayılırsa çıkarsız durumlardaki ayrımlar açıklanamıyor. Kurumsal düzenleme sorulmazsa da sınırın nereden geçtiğine kimin karar verdiği hiç tartışılmıyor.
Ölçek
Aynı grup ayrımı üç ayrı büyüklükte iş görüyor ve her birinde başka bir yüzünü gösteriyor.
Küçük bir toplulukta sınır bir tanışıklık meselesidir. Kimin içeride olduğu tek tek bilinir, yeni gelen fark edilir ve kabul bir süreç gerektirir. Bu büyüklükte grup çoğunlukla birincil niteliktedir ve sınırın kendisi yazılı hiçbir yerde bulunmaz.
Bir kurumda sınır bir kayıt meselesine dönüşür. Kimin hangi birimde olduğu, hangi listede bulunduğu ve kimin adına konuşabileceği belgelerde durur. Bu büyüklükte grup ikincil niteliktedir ve sınır, tanışıklıktan bağımsız olarak da işler; birbirini hiç görmemiş iki kişi aynı "biz"in içinde sayılabilir.
Bir toplumun bütününde sınır bir tasavvur meselesi hâline gelir. Milyonlarca kişi birbirini hiç tanımadan aynı topluluğun üyesi sayılabilir ve bu aidiyet gerçek sonuçlar üretir. Bu büyüklükteki toplulukların nasıl kurulduğu ve nasıl sürdürüldüğü bu kursun ilerleyen bir dersinde ele alınacak.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Grup sınırlarının nerede olduğu, insanlara doğrudan sorularak güvenilir biçimde öğrenilemez; sınır çoğu zaman söylenenden başka yerde durur.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de birincil grup bağlarının kurumsal hayatın içinde sürmesi, bu iki eksenin en görünür kesiştiği yer.
Akrabalık, hemşehrilik ve uzun süreli arkadaşlık ilişkileri, ikincil grup olarak kurulmuş kurumların içinde işlemeye devam ediyor. Aynı birimde çalışan iki kişi arasındaki ilişki, kurumun tanımladığı rol ilişkisinden çok daha geniş olabiliyor ve bu, işin yürümesini kolaylaştırdığı kadar kimin hangi bilgiye ulaşacağını da belirleyebiliyor.
İkinci nokta hemşehri derneklerinin taşıdığı çift işlev. Bu yapılar hem birincil türden bir tanışıklık ağı hem ikincil türden bir örgüt olarak çalışıyor; bu kursta daha sonra göreceğimiz gibi, böyle yapılar bir talep ortaya çıktığında hazır bir zemin sağlıyor.
Üçüncüsü "biz" kapsamının kamusal tartışmada ne kadar hızlı değiştiği. Bir dış karşılaştırma belirdiğinde kapsam genişliyor, iç bir bölünme belirdiğinde daralıyor; açılış sahnesindeki masa bu hareketin küçük ölçekli hâli.
Bu görünüm her yerde aynı biçimde kurulmuyor. Kurumsal ilişkilerin biçimsel kurallarla dar tutulduğu ve iş dışı bağların açıkça sınırlandığı düzenlerde, aynı kurumda birincil türden bağların kurulması güçleşiyor ve dayanışma da denetim de kurallara kalıyor. İki düzen aynı işi yapıyor ve iki ayrı maliyet üretiyor: birinde kayırma riski, ötekinde kural dışına çıkan hiçbir durumun çözülememesi.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAynı özelliği taşıyan herkesin bir grup oluşturduğu sanılır.
Etkileşim, ortak beklenti ve karşılıklı tanıma bulunmuyorsa ortada bir kategori vardır. Kategori adına konuşmak, o kişilerin bir araya gelip böyle bir talebi dile getirdiği anlamına gelmez ve ikisini karıştırmak en sık yapılan hatadır.
Yaygın yanlışBirincil grubun her zaman iyi, ikincil grubun soğuk olduğu düşünülür.
Birincil bağlar dayanışma kadar denetim de üretir ve kişiyi bırakması güç bir çevreye bağlayabilir. İkincil gruplar ise kişiyi tamamını vermeden bir işe katmayı mümkün kılar. İkisi ahlaki bir sıralama değil, iki ayrı bağ türüdür.
Yaygın yanlışİç grup ve dış grubun sabit olduğu varsayılır.
Aynı kişi gün içinde birden çok iç gruba aittir ve hangisinin öne çıkacağı o anki karşılaştırmaya göre değişir. Bir topluluğun bölünmüş görünmesi, dışarıdan bir karşılaştırma belirdiğinde birleşmeyeceği anlamına gelmez.
Yaygın yanlışDış grup ayrımının düşmanlık gerektirdiği düşünülür.
Ayrımın en yaygın hâli ilgisizliktir: dış gruptakilerin ayrıntıları merak edilmez ve birbirine benzer görülür. Düşmanlık ayrı bir olgudur ve ayrımın üzerine eklenir; ayrımın kendisi ondan çok daha yaygındır.
Yaygın yanlışGrup sınırlarının insanlara sorularak öğrenilebileceği varsayılır.
İnsanlar hangi gruba ait olduklarını anlatırken çoğu zaman istedikleri aidiyeti söyler; kimin kime danıştığı ve kimin kimle vakit geçirdiği başka bir sınır çizebilir. Söylenen ile yapılan arasındaki fark, bir kusur değil incelenecek bir bulgudur.
Aklında kalsın
Bir topluluğa bakarken hangi tür grupla karşı karşıya olduğunu anlamanın yedi işareti.
- Ortada etkileşim, ortak beklenti ve karşılıklı tanıma yoksa grup değil kategori vardır.
- Kategori gruba dönüşebilir; dönüşüm kendiliğinden olmaz, bir çağrı ya da ortak bir muamele gerekir.
- Birincil grupta kişi bir işi gördüğü için değil kendisi olduğu için bulunur; yerine başkası konamaz.
- İkincil grupta ilişki kişinin tamamını değil bir rolünü kapsar ve rol devredilebilir.
- İki tür aynı toplulukta bir arada bulunabilir ve zamanla birinden ötekine kayabilir.
- "Biz" ancak bir "onlar" karşısında belirginleşir; karşılaştırma değişince sınır da yer değiştirir.
- Kendi grubumuzda ayrıntılı farklar görürüz, dış grupta tek bir tip görürüz; aynı hata iki tarafta iki türlü açıklanır.
Sonraki derse köprü
Bu derste grubun ne olduğunu ve sınırının nereden geçtiğini konuştuk. Bir şeyi hep sabit tuttuk: kaç kişi olduklarını.
Oysa sayı kendi başına bir şey değiştiriyor.
Açılış sahnesindeki masada beş kişi vardı. O masada bir görüş öne sürüldüğünde ötekilerin tepkisi anında görülüyor ve karşı çıkmak isteyen kişi kimin nerede durduğunu biliyor. Aynı konuşma otuz kişilik bir toplantıda geçseydi, hem karşı çıkmak zorlaşırdı hem de kimsenin fikri tam olarak duyulmazdı.
Grup büyüdükçe içindeki ilişki sayısı katlanıyor, herkesin herkesle konuşması imkânsız hâle geliyor ve bir yerden sonra ortaya alt gruplar çıkıyor. Karar alma biçimi de bununla birlikte değişiyor.
Bir şey daha var ve daha rahatsız edici. Kalabalıkta insanlar, tek başlarına savunmayacakları bir görüşe katılabiliyor; hem de kimse onları zorlamadan.
Sıradaki ders bu iki konuyu ele alıyor. Grup büyüklüğünün ilişkileri ve kararları nasıl değiştirdiğini, uyum baskısının nasıl işlediğini ve bir grupta hiç kimsenin savunmadığı bir kararın nasıl çıkabildiğini konuşacağız.