Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir karşılaşma aksadığında elde tutulacak yedi cümle.
- Etkileşim kazası fark edilir ve bir gerginlik üretir; yanlış anlama fark edilmez ve sonuçları sonradan çıkar.
- Asıl risk gerginlik üreten hata değil, kimsenin görmediği ayrışmadır.
- Onarımın amacı hatayı düzeltmek değil karşılaşmayı yürütmektir; ikisi çoğu zaman aynı şey değildir.
- Görmezden gelme bir kaçınma değil etkin bir onarım hamlesidir ve en yaygın olanıdır.
- Onarımın bir sırası vardır: önce hatayı yapana yer açılır, sonra dolaylı işaret gelir, en son açık düzeltme yapılır.
- Sıra atlandığında düzeltme ikinci bir aksamaya dönüşür ve gerginliği büyütür.
- Onarım yükü eşit dağılmaz ve çoğu zaman hatadan etkilenen tarafa düşer; aksamadan sonra ilk kimin konuştuğuna bakmak yeterlidir.
Açılış sahnesi
Bir düğün masası, sekiz kişi. Yemek gelmiş, sohbet dağınık.
Uzak bir akraba masadaki bir kadına dönüyor ve soruyor: "Çocuklar ne âlemde?"
Kadının çocuğu yok. Masada bunu bilen üç kişi var.
Dört saniye içinde üç şey oluyor.
Kadın hafifçe gülümsüyor ve "iyiler" diyor.
Yanındaki kişi hemen araya giriyor: "Abi sen o tatlıdan aldın mı, bitiyor."
Karşıdaki bir başkası su sürahisini uzatıyor.
Soran kişi yanlış bir şey söylediğini anlamıyor. Sohbet tatlıdan devam ediyor ve masada kimse bir daha o konuya dönmüyor.
Bir hata yapıldı, kimse düzeltmedi ve masa çökmedi. Üç kişi aynı anda, konuşmadan, aynı işi yaptı.
Bu derste ne olacak
Geçen ders duygunun gösterimini anlattı ve iki yerde işler sarpa sardı; ikisini de hızlı geçmiştik. Erken güldüğü söylenen kişi hakkında konuşuldu, sessiz kaldığı için mesafeli bulunan konukla ev sahibi iki gün birbirine küstü.
Bu ders o ters giden yerleri konu alıyor.
Gündelik hayat sürekli aksıyor. Biri yanlış adı söylüyor, biri sırayı bozuyor, biri bilmediği bir konuda soru soruyor, biri şakayı yanlış anlıyor. Buna rağmen karşılaşmaların çok azı çöküyor.
Çökmemesinin sebebi hataların az olması değil. Onarımın sürekli ve büyük ölçüde sessiz çalışması.
Dört adım var. Önce aksamanın iki ayrı türünü ayıracağız; bir hatanın fark edilmesi ile fark edilmemesi farklı sonuçlar üretiyor. Sonra onarımın kendisini kuracağız ve en yaygın biçiminin ne olduğunu göreceğiz; düğün masasındaki dört saniye orada açıklanacak. Ardından onarımın hangi sırayla denendiğini ele alacağız. Kapanışta ise tek bir soru kalıyor: bu işi kim yapıyor?
Bu ders kural çiğnemeyi ve toplumsal denetimi incelemiyor; bir davranışın sapkın ya da suç sayılması ayrı bir kursun konusu. Buradaki aksama, bir karşılaşmanın kendi içindeki pürüz.
Düğün masası, klinik ve mağaza durumları uydurulmuş kurgulardır; hiçbiri yaşanmış bir olaydan alınmadı.
Sıfır noktası — iki tür aksama
Karşılaşmalar iki ayrı biçimde bozuluyor ve ikisini karıştırmak, onarımı da yanlış anlamaya götürüyor.
Yaygın yanlışYanlış anlamanın kaza kadar zararsız olduğu düşünülür.
Kaza görüldüğü için hemen onarılabilir; yanlış anlama görülmediği için onarılmaz ve sonuçları biriker. Bir karşılaşmadaki asıl risk, gerginlik üreten hata değil, kimsenin fark etmediği ayrışmadır.
Yaygın yanlışAksamanın istisna olduğu varsayılır.
Sıradan bir günde onlarca küçük aksama olur ve neredeyse tamamı onarılır; onarım o kadar hızlı ve sessiz çalışır ki, aksamaların çoğu hatırlanmaz bile. Sorulacak soru niçin hata yapıldığı değil, karşılaşmaların niçin çökmediğidir.
Mekanizma — onarım nasıl çalışıyor
Düğün masasında üç kişi aynı anda bir şey yaptı ve hiçbiri hatayı dile getirmedi.
Onarımın en yaygın biçimi, gündelik dilde bir incelik sayılan ve aslında bir teknik olan şey.
Yaygın yanlışGörmezden gelmenin bir kaçınma ya da korkaklık olduğu sanılır.
Onarımın amacı hatayı düzeltmek değil karşılaşmayı sürdürmektir; bir hatayı dile getirmek çoğu durumda gerginliği kapatmak yerine büyütür. Ne zaman söyleneceği ve ne zaman geçileceği, kendi başına öğrenilmiş bir beceridir.
Yaygın yanlışOnarımın hatayı yapan kişiye yardım etmek olduğu düşünülür.
Onarım, taraflardan çok karşılaşmanın kendisini korur; masa dağılmasın diye yapılır. Bu yüzden onarımı çoğu zaman hatayı yapan değil, hatadan etkilenen ya da yalnızca tanık olan biri üstlenir.
Onarımın bir de sırası var ve bu sıra neredeyse her yerde aynı.
Yaygın yanlışBir hatayı hemen ve açıkça düzeltmenin en dürüst yol olduğu varsayılır.
Doğruluk ile onarım ayrı işlerdir; hızlı ve doğrudan bir düzeltme, karşı tarafı tanıklar önünde açıkta bırakır ve karşılaşmayı ikinci bir aksamayla yükler. Onarımın sırası, doğruluğu değil zamanlamayı düzenler.
Bu işi kim yapıyor
Düğün masasında hatayı yapan kişi hiçbir şey yapmadı. Üç kişi onun yerine çalıştı.
Yaygın yanlışOnarım yükünün kişilerin nezaketine bağlı olduğu düşünülür.
Bir ortamda kimin ilk konuşacağı ve boşluğu kimin kapatacağı, oradaki konumlara bağlıdır; kişi değişmeden oda değiştiğinde bu davranış da kaybolur. Nezaket olarak görünen şeyin bir bölümü, konumun dayattığı iştir.
Kuramsal mercekler
Onarımın ne işe yaradığına dair üç ayrı çözümleme var. Hepsi düğün masasındaki dört saniyeyi ele alır ve başka bir sonuca varır.
Onarım düzeni korur. Bu okumaya göre gündelik hayat sürekli aksar ve toplumsal düzenin ayakta kalması, bu aksamaların anında ve ucuza kapatılmasına bağlıdır; onarım olmasa her karşılaşma bir tartışmaya dönerdi. Bu okumanın gücü, düzenin niçin bu kadar dayanıklı olduğunu açıklamasıdır; sıkıştığı yer, hangi düzenin korunduğunu sormamasıdır.
Onarım itibarı korur. Buradaki iddiaya göre bir aksama, taraflardan birinin karşısındakiler önündeki değerini düşürür ve onarımın asıl işi o değeri geri koymaktır; masadakiler düzeni değil, iki kişinin itibarını kurtarıyordu. Bu çözümlemenin gücü, hatanın niçin çoğu zaman hiç dile getirilmediğini açıklamasıdır; kuramsal çerçevesi ileri etkileşim derslerine ait.
Onarım bir iş dağılımıdır. Burada sorulan şey onarımın yapılıp yapılmadığı değil, kimin yaptığıdır; bir ortamda hep aynı kişiler boşluğu kapatıyorsa, orada kimin rahatsız olmasının kabul edilebilir sayıldığı da bellidir. Bu çözümlemenin gücü, sayılamayan bir emeği sayılabilir kılmasıdır; sıkıştığı yer, karşılıklı onarımın da sık olduğunu yeterince anlatmamasıdır.
Yaygın yanlışBu üç çözümlemenin birbirini dışladığı sanılır.
Düzenin niçin çökmediğini birincisi, hatanın niçin hiç söylenmediğini ikincisi, işi kimin yaptığını üçüncüsü gösteriyor. Bir onarımı anlamak, üç sorunun da sorulmasını ister: ne korundu, kim korundu, kim çalıştı?
Ölçek
Onarım üç büyüklükte birden çalışıyor; ölçek büyüdükçe hem yavaşlıyor hem pahalılaşıyor.
Karşılaşma katmanında onarım saniyelerle ölçülür ve çoğu zaman sözsüzdür. Bir bakışın kaçırılması, bir konunun değiştirilmesi, bir sürahinin uzatılması buradadır. Bu katmanda onarım bedavaya yakındır ve tamamlandığında kimse onu hatırlamaz.
Kurum katmanında onarım bir işleme dönüşür: bir özür yazısı, bir şikâyet kaydı, bir düzeltme duyurusu. Burada onarım yazılı hâle gelir ve bir iz bırakır; iz bıraktığı için de daha pahalıdır ve daha geç yapılır. Bir kurumun hangi aksamayı ne kadar sürede onardığı, o kurum hakkında iş yükünden çok şey söyler.
Toplum katmanında onarım bir tören ve bir bildirim hâline gelir: kamuoyuna yapılan bir açıklama, bir tazminat, bir anma. Bu katmanda onarımın gecikmesi yıllarla ölçülür ve tarafların değişmesi de mümkündür; geçmişte yaşanmış bir haksızlığın nasıl onarılacağı kendi başına bir alan konusudur ve ilgili kurslarda ele alınıyor.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Onarım başarılı olduğunda iz bırakmıyor; incelenmesi de bu yüzden zor.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de onarımın kalıplaşmış bir açılışı ve kapanışı var: kusura bakmayın ve estağfurullah.
İkisi bir çift olarak çalışıyor. Birinci taraf bir kusur ihtimalini dile getiriyor, ikinci taraf onu geri çeviriyor ve karşılaşma sürüyor. Çiftin ikinci halkası burada asıl işi görüyor; kusuru kabul etmek yerine reddetmek, hatayı hiç var olmamış hâle getiriyor.
Aynı düzenin ikinci parçası, kırılan tarafın kırgınlığını küçültmesi. "Önemli değil", "ben de alınganım", "olur öyle şeyler" gibi cümleler, çoğu zaman hatayı yapan taraftan değil hatadan etkilenen taraftan geliyor. Bu, onarım yükünün sistemli biçimde nereye düştüğünü gösteren gündelik bir kanıt.
Üçüncü olarak konu değiştirme. Bir aksamadan sonra yemekten, hava durumundan ya da bir başka kişiden söz açmak, en yaygın onarım hamlelerinden biri ve masadaki herkes bunun ne olduğunu anlıyor. Kimse "konuyu değiştiriyorum" demiyor ve herkes değiştiğini biliyor.
Karşılaştırma, bu repertuvarın yerden yere başkalaştığını ortaya koyuyor. Japonya'da özür kalıpları çok daha sık kullanılıyor ve küçük aksamalarda bile açıkça dile getiriliyor; orada onarım görünür olmayı seçiyor. İskandinav ülkelerinde doğrudan düzeltme daha kabul edilebilir sayılıyor ve bir hatayı sessizce geçmek, karşı tarafı bilgisiz bırakmak olarak okunabiliyor. Kuzey Amerika'da yaygın olan hafifletme kalıpları, hatayı küçültüp hızla kapatmayı amaçlıyor.
Dört yerde de aynı iş yapılıyor: karşılaşmayı yürütmek. Değişen şey, hatanın dile getirilip getirilmediği ve ilk hamleyi kimin yapması beklendiği.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAksamanın istisna olduğu ve düzgün işleyen karşılaşmalarda hiç yaşanmadığı düşünülür.
Sıradan bir günde çok sayıda küçük aksama olur ve neredeyse hepsi onarılır; onarımın hızı, hataların yokluğu gibi görünür. Asıl soru niçin hata yapıldığı değil, karşılaşmaların niçin çökmediğidir.
Yaygın yanlışGörmezden gelmenin bir kaçınma olduğu sanılır.
Fark ettiğini belli etmemek etkin bir hamledir ve karşılaşmayı sürdürmeyi seçmektir; hiçbir şey yapmamakla aynı şey değildir. Yapmayanla yapan arasındaki fark, sonrasında konuşmanın nasıl devam ettiğinden okunur.
Yaygın yanlışBir hatayı hemen ve açıkça düzeltmenin en dürüst yol olduğu varsayılır.
Onarımın bir sırası vardır ve hatayı yapana önce kendi kendini düzeltme fırsatı verilir; sıra atlandığında düzeltme, kendisi ikinci bir aksamaya dönüşür ve gerginliği büyütür.
Yaygın yanlışYanlış anlamanın kaza kadar zararsız olduğu düşünülür.
Kaza görülür ve onarılır; yanlış anlama görülmez ve sonuçları birikir. İki hafta boyunca iki ayrı karşılaşmadan çıkan iki kişi, hiçbir gerginlik yaşamadan bir işi kaybetmiş olabilir.
Yaygın yanlışOnarımın nezaketten geldiği ve kişilik meselesi olduğu sanılır.
Bir ortamda boşluğu kimin kapattığı konumla ilgilidir; kişi değişmediği hâlde başka bir odada hiç onarım yapmayabilir. Onarım yükünü ölçmenin yolu, aksamadan sonra ilk kimin konuştuğunu saymaktır.
Aklında kalsın
Bir karşılaşma aksadığında elde tutulacak yedi cümle.
- Etkileşim kazası fark edilir ve bir gerginlik üretir; yanlış anlama fark edilmez ve sonuçları sonradan çıkar.
- Asıl risk gerginlik üreten hata değil, kimsenin görmediği ayrışmadır.
- Onarımın amacı hatayı düzeltmek değil karşılaşmayı yürütmektir; ikisi çoğu zaman aynı şey değildir.
- Görmezden gelme bir kaçınma değil etkin bir onarım hamlesidir ve en yaygın olanıdır.
- Onarımın bir sırası vardır: önce hatayı yapana yer açılır, sonra dolaylı işaret gelir, en son açık düzeltme yapılır.
- Sıra atlandığında düzeltme ikinci bir aksamaya dönüşür ve gerginliği büyütür.
- Onarım yükü eşit dağılmaz ve çoğu zaman hatadan etkilenen tarafa düşer; aksamadan sonra ilk kimin konuştuğuna bakmak yeterlidir.
Sonraki derse köprü
Bu derste onarımın hemen hepsi aynı koşula dayanıyordu: taraflar aynı odadaydı.
Masadaki üç kişi hatayı duydu, birbirini gördü ve dört saniye içinde aynı hamleyi yaptı. Klinikte hasta ile görevli birbirinin yüzüne baktı. Kasadaki müşteri kasiyerin sesindeki tonu duydu.
Şimdi odayı kaldırın.
Bir mesaj yazıldıktan sonra karşı tarafın yüzü görünmüyor. Bir yorum bırakıldığında yanındakiler araya giremiyor. Bir hata yapıldığında iki saniye beklemek diye bir şey yok; yazı orada duruyor ve isteyen istediği zaman okuyor.
Dahası, geçen kursta gördüğümüz gibi orada yalnız iki kişi yok. Bir aksama, onu hiç ilgilendirmeyen yüzlerce kişinin önünde geçiyor ve onarım hamlesi de aynı kalabalığın önünde yapılmak zorunda kalıyor.
Kursu kapatan ders oraya bakıyor. Yüz yüze düzenin hangi parçalarının ekranda karşılığı olduğunu, hangilerinin karşılığı olmadığını, yeni kuralların nasıl kurulduğunu ve bir aksamanın niçin orada bu kadar hızlı büyüdüğünü ele alacağız. Buradaki onarım sırası orada bozulacak: hatayı yapana yer açacak o bir saniye, yazının olduğu yerde bulunmuyor.