Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir odada duygunun nasıl gösterildiğine bakarken yanında duracak yedi cümle.
- Hissetmek kişiye aittir; gösterim toplumsal olarak düzenlenmiştir ve hiçbir duygunun gösterimi serbest bırakılmamıştır.
- Beklenti yalnız hangi duyguyu değil, kimin göstereceğini ve ne kadar süreyle göstereceğini de kapsar.
- Gösterim süresi kurumsallaşmış işaretlerle bölünür; erken bitirmek de uzatmak da bir karşılık üretir.
- Duygu sözlüğü, hangi hâllerin ayrı birer duygu sayılacağını belirler; adlandırılamayan hâl gündeme gelemez.
- Duygu ayarı iki yoldan yürür: yüzü beklentiye uydurmak ya da hissi değiştirmeye çalışmak; ikisi de emek ister ve bedelleri farklıdır.
- Ayar yükü eşit dağılmaz; bir ortamda kimin sesinin kaldırıldığına bakmak, konumları okumanın hızlı yoludur.
- Yük görünmezdir, çünkü başarıyla yapıldığında iz bırakmaz; yalnız yapılmadığında fark edilir.
Açılış sahnesi
Bir taziye evi, ikinci gün. Salon dolu, kapı sürekli açılıyor.
Ölen kişinin kızı kapıya yakın bir sandalyede oturuyor. Gelen herkes önce ona geliyor, elini tutuyor, bir cümle söylüyor.
Kız ağlıyor ve sesini yükseltmiyor. Kimse ona nasıl ağlayacağını söylemedi.
Yarım saat sonra kalkıp mutfağa gidiyor. Üç kadınla birlikte çay dolduruyor, bardakları tepsiye diziyor ve salona taşıyor.
Salonda bir misafir "otur kızım, sen otur" diyor. Kız oturuyor ve on dakika sonra yeniden kalkıyor.
Aynı salonda ölen kişinin oğlu var. O ayakta duruyor, kapıda karşılıyor ve ağlamıyor. Bir ara gözleri doluyor ve dışarı çıkıyor.
Üçüncü gün salon dağılıyor. Kırkıncı günde aynı insanlar yeniden toplanacak ve o gün ağlanması beklenmeyecek.
Üç gün boyunca herkes üzgündü. Üzüntünün kim tarafından, ne kadar, ne kadar süreyle ve hangi işi yaparken gösterileceği baştan belliydi.
Bu derste ne olacak
Geçen ders tekrarı anlattı ve bir soruyu açıkta bıraktı: insanlar bu tekrarları yaparken ne hissediyor ve o hissi ne yapıyorlar?
Bu ders duyguya bakıyor ve baştan bir sınır çiziyor. Burada bir duygunun beyinde nasıl oluştuğu ya da niçin hissedildiği anlatılmayacak; o başka bir alanın konusu. Buradaki soru dar: bir duygunun gösterilmesi nasıl düzenleniyor ve düzenleme kime neye mal oluyor?
Dört adım var. Önce beklentinin ne olduğunu ve neyi kapsadığını kuracağız; taziye evindeki üç günün her ayrıntısı orada açıklanacak. Sonra duyguların adlandırılmasına bakacağız, çünkü bir hissi tarif etmek için elde bulunan kelimeler de hazır bulunuyor. Ardından hissedilen ile gösterilen arasındaki farkı kapatma işini ele alacağız. En sonda bu işin kimin üstüne yıkıldığını göreceğiz.
Duygunun bir ücretin parçası hâline geldiği işler ve duyguların topluca yaşandığı anlar, kendi başlarına birer alan konusu; bu ders yalnız gündelik hayattaki temel mekanizmayı kuruyor.
Bu derste anlatılan taziye evi, çağrı merkezi ve okul durumları kurgudur; hiçbiri gerçek bir aileye ya da işyerine ait değildir.
Sıfır noktası — hangi duygu, nerede, ne kadar
Taziye evindeki kız ağlıyordu ve sesini yükseltmiyordu. İki şey aynı anda doğruydu ve ikisi de bir beklentiye uyuyordu.
Beklentinin kapsamı sanıldığından geniş. Yalnız hangi duygu değil, kimin göstereceği de belirlenmiş oluyor.
Beklenti bir de süre içeriyor ve bu, en az fark edilen parçası.
Yaygın yanlışDuyguların tamamen özel ve kişisel olduğu düşünülür.
Hissetmek kişiye aittir ve gösterim toplumsal olarak düzenlenmiştir; kişi ne hissettiğini seçemez, ne göstereceğini ve ne kadar süreyle göstereceğini ayarlar. Bir toplumda hiçbir duygunun gösterimi serbest bırakılmamıştır.
Yaygın yanlışGösterim beklentisinin yalnız olumsuz duygular için geçerli olduğu sanılır.
Sevinç için de bir ölçü vardır: bir sınav sonucunu kutlamanın uygun sayılan biçimi, bir terfinin ne kadar duyurulacağı ve bir kazancın kimin yanında anlatılacağı düzenlenmiştir. Aşırı sevinç göstermek de bir ihlal olarak okunabilir.
Duyguyu adlandırmak
Beklentiden önce bir şey daha var. Kişi hissettiğini adlandırmak için elindeki kelimeleri kullanıyor ve o kelimeleri kendisi seçmedi.
Yaygın yanlışDuyguların her yerde aynı biçimde bölündüğü varsayılır.
Toplulukların iç hâlleri adlandırma biçimi farklıdır ve bazı ayrımlar bir dilde vardır, ötekinde yoktur. Bu, insanların farklı hissettiği anlamına gelmez; farklı ayırdığı anlamına gelir ve ayırdığı şey, sonradan üzerine konuşabildiği şeydir.
Mekanizma — farkı kapatmak
Hissedilen ile gösterilmesi beklenen çoğu zaman aynı değil. Aradaki farkı kapatmak bir iş.
Yaygın yanlışDuygu ayarının bir sahtelik olduğu düşünülür.
Bir cenazede sesini yükseltmemek ya da bir hastanın yanında endişesini göstermemek, bir aldatma değil bir ilişki bakımıdır; ayar yapılmadığında karşılaşma yürümez. Sorulacak soru ayarın yapılıp yapılmadığı değil, kimin ne kadar ayar yapmak zorunda kaldığıdır.
Yaygın yanlışAyarın yalnızca yüz hatlarında yapıldığı sanılır.
Kişi kimi zaman gerçekten hissettiğini değiştirmeye çalışır ve bunda başarılı da olur; bu, yüzey ayarından daha derin bir iştir ve uzun sürdüğünde kişinin kendi hissini fark etmesini güçleştirir. İki yol da emek ister ve ikisinin bedeli aynı değildir.
Bu işi kim yapıyor
Taziye evinde kız hem yas tutuyor hem çay taşıyordu. Kardeşi ayakta duruyordu ve tepsi taşımıyordu.
Yaygın yanlışAyar yükünün kişisel bir tercih olduğu varsayılır.
Bir ortamda kimin duygusunu bastıracağı, o kişinin konumundan ve o ortamdaki beklentilerden gelir; aynı kişi başka bir odada hiç ayar yapmayabilir. Yükün dağılımını anlamak için kişilere değil, kimin sesinin kaldırıldığına bakılır.
Kuramsal mercekler
Duyguların düzenlenmesi üç ayrı yerden okunuyor ve üçü de taziye evindeki üç günü başka bir biçimde çözümlüyor.
Duygu içeriden gelir, ifadesi düzenlenir. Bu okumaya göre hissin kendisi kişiye aittir ve toplumun yaptığı şey yalnız onun dışa vurumunu biçimlendirmektir; bir cenazede herkes üzgündür ve kimin nasıl göstereceği düzenlenmiştir. Bu okumanın gücü, ayrımı net tutmasıdır; sıkıştığı yer, uzun süre yapılan ayarın hissin kendisini de değiştirebilmesidir.
Duygunun kendisi de düzenlenir. Bu okumaya göre ayrım o kadar temiz değildir; hangi durumda ne hissedileceği de öğrenilir ve kişi zamanla beklenen duyguyu gerçekten hissetmeye başlar. Kırkıncı günde ağlanmaması beklenen kişi, o gün gerçekten daha az ağlar. Bu okumanın gücü, uzun vadeli etkiyi görmesidir; sıkıştığı yer, kişinin beklentiye direnebildiğini ve içinden başka türlü hissedebildiğini yeterince anlatmamasıdır.
Düzenleme bir iş dağılımıdır. Bu okumaya göre asıl soru duygunun nereden geldiği değil, ayar işinin kime düştüğüdür; bir ortamda kimin bastırıp kimin serbestçe gösterdiğine bakmak, o ortamdaki konumları okumanın hızlı bir yoludur. Bu okumanın gücü, görünmez bir emeği görünür kılmasıdır; bu emeğin ücretli işlerdeki hâli ve kavramsal adı beden ve duygular sosyolojisi kursunda ele alınıyor.
Yaygın yanlışBu üç okumanın birbirini dışladığı sanılır.
Hissin kendisini birincisi, uzun vadede olan değişimi ikincisi, işin kimde toplandığını üçüncüsü gösteriyor. Bir ortamdaki duygu düzenini çözmek üç sorunun aynı anda sorulmasını ister: ne hissediliyor, ne beklenmiş, kim ayarlıyor?
Ölçek
Duygu düzeni üç ayrı katmanda birden yürüyor; katman genişledikçe beklenti kişiye özel olmaktan çıkıyor.
Karşılaşma ölçeğinde ayar anlıktır ve karşıdakine göre yapılır. Bir kişinin sesini alçaltması, bir haberi verirken yüzünü ayarlaması ve bir tepkiyi yutması bu ölçektedir; ayar bittiğinde karşılaşma da biter.
Kurum ölçeğinde beklenti işin tanımına girer ve yazıya geçebilir. Bir eğitimde nasıl gülümseneceğinin anlatılması, bir yönergede sesin nasıl kullanılacağının belirtilmesi ve bir değerlendirmede tutumun ölçülmesi buradadır. Bu ölçekte ayar artık kişisel bir incelik değil, bir performans ölçütüdür.
Toplum ölçeğinde beklenti bir takvime ve bir törene yerleşir. Yasın kaç gün süreceği, hangi günlerde toplanılacağı, bir bayramda hangi hâlin uygun olduğu ve bir felaket sonrası ortak bir duygunun ne kadar süreceği bu ölçektedir. Buradaki beklenti kimseye özel değildir; herkesi bağlamasının sebebi de budur.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Duyguyu ölçmenin zorluğu, hissedilen ile gösterilenin araştırmacıya aynı anda görünmemesinde.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de gösterim beklentisinin en ayrıntılı düzenlendiği yer yas.
Süre işaretlerle bölünmüştür: ilk üç gün taziye, yedinci ve kırkıncı gün toplanmalar, yıl dönümü. Her aşamada beklenen hâl farklıdır ve kimse bu farkı anlatmaz; katılan herkes hangi aşamada ne yapılacağını bilir. Bu, gösterim süresinin kurumsallaşmış bir örneğidir ve kişiye takvim üzerinden bir yol haritası verir.
Aynı düzenin ikinci yüzü, yas tutanın aynı zamanda ev sahibi olması. Taziye evinde gelenlerin ağırlanması gerekir ve bu iş, yas tutan hanenin kendisine düşer. Çay taşıyan, oturacak yer bulan ve yemek hazırlayan kişiler, aynı anda başsağlığı kabul eden kişilerdir. Ayar yükü burada en yoğun hâline geliyor: bir kişiden aynı saatte hem yas tutması hem hizmet etmesi bekleniyor.
Üçüncü olarak, gösterim beklentisinin gruplara göre değişmesi. Kimin ağlayabileceği, kimin ayakta durmasının beklendiği ve kimin ağladığında "toparlanması" isteneceği, kişinin yaşına ve hanedeki konumuna göre farklılaşıyor. Aynı acı, aynı salonda, farklı kişilerden farklı gösterimler bekliyor.
Karşılaştırma, bu düzenlemenin yerden yere ne denli başkalaştığını ortaya koyuyor. Kuzey Avrupa'nın pek çok yerinde cenazeler sessiz ve kısa yürür; sesli ağıt uygun sayılmaz ve taziye çoğunlukla yazılı bir mesajla iletilir. Akdeniz'in bazı yörelerinde ve Ortadoğu'da sesli ağıt beklenen bir gösterim biçimidir ve tarihsel olarak bu işi meslek edinmiş ağıtçılar bulunmuştur. İrlanda'daki bazı geleneklerde cenaze toplanmasında gülmek ve hikâye anlatmak olağandır ve bir saygısızlık sayılmaz.
Dört yerde de insanlar birini kaybediyor. Değişen şey hissedilen değil, hangi gösterimin uygun sayıldığı ve o gösterimi kimin yapacağı.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışDuyguların tamamen kişiye ait ve düzenlenemez olduğu düşünülür.
Hissetmek kişiye aittir ve gösterim düzenlenmiştir; hangi duygunun, ne kadar, ne kadar süreyle ve kim tarafından gösterileceği paylaşılan bir ölçüye bağlıdır ve o ölçü bozulduğu anda görülür.
Yaygın yanlışDuygu ayarının bir sahtelik olduğu sanılır.
Bir hastanın yanında endişeyi göstermemek ya da bir taziyede sesini yükseltmemek bir aldatma değil, karşılaşmanın yürümesini sağlayan bir bakımdır. Değerlendirilecek şey ayarın varlığı değil, kimin ne kadar ayar yapmak zorunda bırakıldığıdır.
Yaygın yanlışAyarın yalnızca yüz hatlarıyla yapıldığı varsayılır.
Kişi kimi zaman hissettiğini gerçekten değiştirmeye çalışır ve uzun sürdüğünde bunu başarır; bu daha derin bir iştir ve bedeli, kişinin kendi hissini tanımasının güçleşmesidir.
Yaygın yanlışAyar yükünün eşit dağıldığı düşünülür.
Bir ortamda kimin sesinin kaldırılacağı ve kimin sürekli sakin kalmasının beklendiği konuma bağlıdır; aynı kişi başka bir odada hiç ayar yapmayabilir. Yük görünmezdir, çünkü başarıyla yapıldığında hiçbir iz bırakmaz.
Yaygın yanlışBir duyguyu adlandıramamanın önemsiz olduğu sanılır.
Adlandırılamayan hâl, üzerine konuşulamayan ve bir düzenlemeye konu edilemeyen hâldir; bir kurumda bir hâle ad verilmesi, o hâlin gündeme gelmesinin ön koşulu olabilir.
Aklında kalsın
Bir odada duygunun nasıl gösterildiğine bakarken yanında duracak yedi cümle.
- Hissetmek kişiye aittir; gösterim toplumsal olarak düzenlenmiştir ve hiçbir duygunun gösterimi serbest bırakılmamıştır.
- Beklenti yalnız hangi duyguyu değil, kimin göstereceğini ve ne kadar süreyle göstereceğini de kapsar.
- Gösterim süresi kurumsallaşmış işaretlerle bölünür; erken bitirmek de uzatmak da bir karşılık üretir.
- Duygu sözlüğü, hangi hâllerin ayrı birer duygu sayılacağını belirler; adlandırılamayan hâl gündeme gelemez.
- Duygu ayarı iki yoldan yürür: yüzü beklentiye uydurmak ya da hissi değiştirmeye çalışmak; ikisi de emek ister ve bedelleri farklıdır.
- Ayar yükü eşit dağılmaz; bir ortamda kimin sesinin kaldırıldığına bakmak, konumları okumanın hızlı yoludur.
- Yük görünmezdir, çünkü başarıyla yapıldığında iz bırakmaz; yalnız yapılmadığında fark edilir.
Sonraki derse köprü
Bu derste her şey yolunda gitti. Beklenti biliniyordu, ayar yapıldı, düzen sürdü.
Oysa iki kez bir şey ters gitti ve ikisini de hızlıca geçtik.
Beşinci ayda gülen kişinin ardından iki tanıdığı konuştu. Yanlış yerde sessiz kalan misafir ile ev sahibi arasında iki gün soğukluk oldu ve üçüncü gün biri araya girdi.
İkisinde de bir şey bozuldu ve ikisinde de bir şey yapıldı. Konuşuldu, açıklandı, araya girildi, konu kapandı.
Bu, gündelik hayatın en az fark edilen işi. Karşılaşmalar sürekli aksıyor: biri yanlış anlıyor, biri sırayı bozuyor, biri uygun olmayan bir şey söylüyor. Buna rağmen çoğu karşılaşma çökmüyor ve düzen kendini onarıyor.
Bu onarım kendiliğinden olmuyor. Birinin bir şey yapması, çoğu zaman da bir şey söylememesi gerekiyor ve bunun kendi teknikleri var.
Sıradaki ders o teknikleri ele alıyor. Bir karşılaşmanın nasıl bozulduğunu, bozulduğunda tarafların ne yaptığını, hangi durumlarda görmezden gelmenin onarımın kendisi olduğunu ve onarımın kim tarafından üstlenildiğini göreceğiz. Buradaki ayar fikri orada bir başkasının hatasına uzanacak: kendi yüzünü ayarlamak bir iş, karşıdakinin düşen yüzünü kaldırmak başka bir iş.