Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir karşılaşmadan çıktığında sırayla düşünülecek yedi şey.
- Benlik sunumu bir tercih değildir; hiçbir şey yapmamak da bir izlenim üretir ve karşı taraf onu okur.
- Sunumun karşıtı sahicilik değil, başka bir sunumdur; soru "sunuyor mu" değil "hangi sunumu, kime karşı" olmalıdır.
- İzlenim yönetiminin büyük bölümü alışkanlıktır; kişi ne kadar iş yaptığını ancak bir aksamada fark eder.
- Ön bölge izleyicinin gördüğü yer, arka bölge sunumun askıya alındığı yerdir ve sınırı duvar değil bakan göz çizer.
- Arka bölge de bir sahnedir; orada sunum bitmez, izleyici değişir.
- Sunum çoğu zaman ekip işidir ve bu düzen konuşularak değil sessizce yerleşir; yeni gelen onu bir hatayla öğrenir.
- Sunum araçlar ister; kapalı bir oda, hazırlık zamanı ve arka bölge herkeste yoktur ve beceri sanılan farkın bir kısmı budur.
Açılış sahnesi
Bir düğün salonu, saat sekiz. Kapıda beş kişilik bir aile duruyor ve gelen misafirleri karşılıyor.
Anne herkesin adını hatırlıyor, herkese ayrı bir cümle söylüyor. Baba elini sıkıyor ve her seferinde aynı şakayı yapıyor. İki kardeş misafirleri masalarına götürüyor.
Salonun arka tarafında, mutfağa açılan bir kapı var. Kapının ardında iki metrekarelik bir alan.
Anne oraya girip bir bardak su içiyor ve kız kardeşine dönüp "ayaklarım öldü" diyor. Baba orada telefonuna bakıyor ve kimseyle konuşmuyor. İki kardeş masa düzeni yüzünden tartışıyor; hangi akrabanın hangi masaya oturtulacağı bir hesap işi ve iki dakika sürüyor.
Sonra kapı açılıyor. Beşi de tekrar kapıya yürüyor.
Anne yeni gelen misafire gülümsüyor ve adını hatırlıyor.
Salonda kimse o iki metrekareyi görmedi. Görselerdi düğün bozulmazdı ve bir şey eksilirdi.
Bu derste ne olacak
Geçen ders bir karşılaşmada durumun nasıl tanımlandığını gösterdi ve sonunda bir ekleme yaptı: taraflar tanımı hazır bulmuyor, ellerindekiyle onu besliyor.
Bu ders o katkıyı ele alıyor. Bir kişi karşısındakine kendini nasıl sunuyor ve bu sunum ne kadar iş istiyor?
Baştan bir yanlış anlamayı kapatmak gerekiyor. Bu dersin konusu ikiyüzlülük değil. Sunum bir aldatma biçimi olarak değil, karşılaşmanın zorunlu bir parçası olarak ele alınacak; sunum yapmayan bir insan yoktur ve sunumu bırakmak bir seçenek değildir.
Dört adım var. Önce sunumun ne olduğunu ve neden kaçınılmaz olduğunu kuracağız. Sonra sunumun yapıldığı yer ile yapılmadığı yeri ayıracağız; düğün salonundaki iki metrekare orada açıklanacak. Ardından sunumun çoğu zaman tek kişilik olmadığını, bir ekip işi olduğunu göreceğiz. En sonda sunumun neye ihtiyaç duyduğunu ve bu ihtiyacın herkeste eşit karşılanmadığını ele alacağız.
Düğün salonu, banka şubesi ve okul sahneleri kurgudur ve gerçek bir olayın kaydı değildir. Aynı ayrımı üç ayrı meslekte göstermek için düzenlendiler.
Sıfır noktası — sunum kaçınılmaz
Geçen dersin koridorunda bir adam, koyu bir mont ve elinde bir dosyayla duruyordu. Hiçbir şey iddia etmedi ve yine de bir şey söyledi.
Bu tanımın ilk sonucu rahatsız edici ve dersin geri kalanını taşıyor: sunumun karşıtı sahicilik değil, başka bir sunumdur.
Sunumun bir de yönetilen tarafı var.
Yaygın yanlışBenlik sunumunun bir yalan ya da rol yapma biçimi olduğu düşünülür.
Sunum yapmamak diye bir seçenek yoktur; sessizlik, özensizlik ve kayıtsızlık da birer izlenim üretir ve karşı taraf onları da okur. Sorulacak soru "sunuyor mu" değil, "hangi sunumu ve kime karşı" olmalıdır.
Yaygın yanlışSunumun yalnız tanımadığımız insanlara karşı yapıldığı sanılır.
En yakın ilişkilerde de sunum sürer; kişi eşine yorgunluğunu göstermemeyi, çocuğuna endişesini belli etmemeyi seçebilir. Yakınlık sunumu ortadan kaldırmaz, yalnız neyin gizlendiğini değiştirir.
Mekanizma — iki bölge
Düğün salonundaki iki metrekare, bu dersin en işe yarar ayrımını taşıyor.
Arka bölgenin işlevi dinlenmek değil yalnızca. Sunumun sürdürülebilmesi için gereken hazırlık orada yapılıyor ve o hazırlık yapılmadığında ön bölge kısa sürede bozuluyor.
Yaygın yanlışArka bölgenin kişinin gerçek hâli olduğu düşünülür.
Arka bölge de bir sahnedir ve orada da bir izleyici vardır: meslektaşlar, aile, yakın arkadaşlar. Kişi orada başka bir sunum yapar ve o sunumun da kuralları vardır; mutfaktaki anne kız kardeşine yorgunluğunu gösterirken, aynı şeyi kayınvalidesine göstermeyebilir.
Yaygın yanlışİki bölgenin sabit mekânlar olduğu varsayılır.
Aynı oda, izleyici değiştiğinde bölge değiştirir; bir öğretmenler odası meslektaşlar arasında arka bölgeyken müfettiş girdiğinde ön bölgeye döner. Bölgeyi belirleyen şey duvar değil, o an kimin baktığıdır.
Sunum çoğu zaman tek kişilik değil
Düğün kapısında beş kişi vardı ve beşi tek bir şey sunuyordu.
Yaygın yanlışEkip performansının bir anlaşmayla kurulduğu sanılır.
Ekiplerin çoğu bunu hiç konuşmaz; kimin ne zaman araya gireceği, kimin neyi söylemeyeceği ve bir aksamada ne yapılacağı zamanla ve sessizce yerleşir. Yeni gelen kişi bu düzeni ancak bir hata yaptığında öğrenir.
Sunumun ihtiyaç duydukları
Bir sunum boşlukta yapılmıyor. Belirli şeyler gerektiriyor ve bu şeyler herkeste yok.
Yaygın yanlışSunum farklarının kişisel beceriden geldiği düşünülür.
Beceri bir etkendir ve tek etken değildir; aynı beceriye sahip iki kişiden arka bölgesi, zamanı ve mekânı olan daha iyi bir sunum yapar. Bir kurumda sunum performansını değerlendirmek, araçların dağılımına bakmadan eksik kalır.
Kuramsal mercekler
Sunuma üç ayrı açıdan bakılıyor. Hepsi düğün kapısındaki aileyi görür ve farklı bir şeye takılır.
Sunum bir zorunluluktur. Bu okumaya göre karşılaşmanın işleyebilmesi için tarafların birbirine okunabilir bir yüzey sunması gerekir; sunum olmadan durum tanımlanamaz ve etkileşim kurulamaz. Kapıdaki gülümseme bir yalan değil, düğünün yürümesini sağlayan şeydir. Bu okumanın gücü, sunumu ahlaki bir sorun olmaktan çıkarmasıdır; sınırı, bazı sunumların gerçekten aldatma amacı taşıdığını yeterince ayırmamasıdır.
Sunum bir emektir ve bedeli eşit dağılmaz. Buradaki iddia şu: mesele sunumun yapılıp yapılmaması değil, kimin ne kadar sunum yapmak zorunda kaldığıdır; bazı işler ve bazı konumlar sürekli ön bölgede kalmayı gerektirir ve arka bölge hakkı herkese eşit verilmez. Bu okumanın gücü, yorgunluğun nereden geldiğini göstermesidir; duygusal tarafın ayrıntısı bu kursun ilerleyen bir dersinde ele alınıyor.
Arka bölge de bir sahnedir. Bu okumaya göre ön ve arka ayrımı yararlı bir araçtır ve bir tuzak taşır: arka bölgeyi kişinin gerçek hâli saymak, orada da bir izleyici ve bir sunum bulunduğunu gizler. Bu okumanın gücü, ayrımı katılaştırmamasıdır; sınırı, ayrımı fazla gevşetildiğinde iki bölge arasındaki gerçek farkı da silmesidir.
Yaygın yanlışBu üç açının birbirini dışladığı sanılır.
Sunumun niçin gerektiğini birincisi, kimin daha çok yorulduğunu ikincisi, arka bölgenin de kurallı olduğunu üçüncüsü gösteriyor. Bir sunumu çözmek için üçü de sorulur: bu sunum ne işe yarıyor, kime pahalıya mal oluyor, nerede bitiyor?
Ölçek
Sunum üç büyüklükte birden yapılıyor ve büyüklük arttıkça arka bölge daralıyor.
En dar hâliyle sunum bir karşılaşmada kurulur ve o karşılaşma bitince biter. Bir gişede geçen üç dakika, bir asansör sohbeti, bir kapı önü konuşması böyledir. Bu ölçekte kişi çıkışta sunumu bırakır ve dinlenir.
Kurum ölçeğinde sunum bir görevin parçası hâline gelir ve süreklilik ister. Bir çalışanın mesai boyunca belirli bir çerçeveyi sürdürmesi, bir öğretmenin okul içinde her an öğretmen kalması bu ölçektedir. Burada arka bölge kurum tarafından tanınmışsa bir mola odası vardır; tanınmamışsa kişi arka bölgesini kendi bulur ve çoğu zaman bulamaz.
En geniş ölçekte sunum, kişinin tanındığı bütün çevreye karşı sürer. Küçük bir ilçede herkesin birbirini tanıması, bir mesleğin sürekli görünürlük istemesi ya da bir kişinin çevresinde temsil ettiği sayılan bir konumda bulunması bu ölçektedir. Burada arka bölge coğrafi hâle gelir: kişi ancak kimsenin kendisini tanımadığı bir yere giderek sunumu bırakabilir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Sunumu incelemenin zorluğu şurada: araştırmacı da bir izleyicidir ve geldiği anda ön bölge kurulur.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de sunumun izleyicisinin bir adı var: el âlem.
Pek çok yerde izleyici soyut kalır ve burada doğrudan adlandırılır. "El âlem ne der" cümlesi, bir kararın alınmasında hesaba katılan görünmez bir kalabalığı işaret eder ve o kalabalık her zaman oradadır. Kimse tek tek kimlerden oluştuğunu söyleyemez ve herkes onun ne diyeceğini tahmin edebilir.
Bunun sunum açısından sonucu, ön bölgenin genişlemesi. İzleyici adlandırılmış ve sürekli hâle gelmişse, kişi yalnız belirli karşılaşmalarda değil, sokakta yürürken de bir sunum sürdürür. Düğün, cenaze ve bayram gibi kalabalık toplanmaları bu izleyicinin en yoğun bulunduğu anlardır ve o günlerde sunum emeği belirgin biçimde artar.
İkinci bir yer, misafir ağırlamada görülüyor. Bir eve misafir geleceği zaman yapılan hazırlık, klasik anlamda arka bölge çalışmasıdır: ortalık toplanır, belirli şeyler görünür yerden kaldırılır, belirli şeyler çıkarılır. Misafir geldiğinde ev bir ön bölgeye dönüşür ve mutfak arka bölge olarak kalır. Ev sahibinin mutfağa gidip gelmesi yalnız hizmet değil, bölgeler arasında geçiştir.
Karşılaştırma benzer bir ayrımın başka adlarla da kurulduğunu gösteriyor. Japonya'da kamusal olarak sürdürülen tutum ile kişinin kendi hissettiği arasında yerleşmiş bir ayrım vardır ve bu ayrım bir ikiyüzlülük olarak değil, ilişkilerin işlemesini sağlayan bir düzen olarak anlaşılır. Kuzey Avrupa'nın bazı yerlerinde ise sunum yaptığını belli etmek olumsuz karşılanır; orada da bir sunum vardır ve sunumun kuralı, sunum yapmıyormuş gibi görünmektir.
Üç yerde de aynı mekanizma çalışıyor. Değişen şey izleyicinin ne kadar sürekli olduğu ve sunumun ne kadar görünür olmasına izin verildiği.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışSunum yapmayan insanların bulunduğu düşünülür.
Bir karşılaşmaya giren herkes bir izlenim üretir ve üretmemeyi seçemez; özensizlik de bir sunumdur ve karşı taraf onu da okur. Ayrım sunum yapanla yapmayan arasında değil, farklı sunumlar arasındadır.
Yaygın yanlışArka bölgenin kişinin gerçek hâli olduğu varsayılır.
Orada da bir izleyici bulunur ve orada da bir çerçeve sürdürülür; kişi meslektaşına gösterdiğini eşine, eşine gösterdiğini annesine göstermeyebilir. Arka bölge sunumun bittiği yer değil, izleyicinin değiştiği yerdir.
Yaygın yanlışİki bölgenin sabit mekânlar olduğu sanılır.
Bir oda, içine kimin girdiğine göre bölge değiştirir; öğretmenler odası müfettişle birlikte ön bölgeye döner. Bir mekânı bölge yapan şey duvarları değil, o an bakan gözdür.
Yaygın yanlışSunum kalitesindeki farkın yalnız beceriden geldiği düşünülür.
Aynı beceriye sahip iki kişiden kapalı bir odası, hazırlık zamanı ve dinlenme aralığı olan daha iyi bir sunum yapar. Bir değerlendirme, araçların dağılımına bakmadan beceriyi ölçtüğünü iddia edemez.
Yaygın yanlışEkip performansının konuşularak kurulduğu varsayılır.
Kimin ne zaman araya gireceği ve kimin neyi söylemeyeceği çoğu ekipte hiç konuşulmaz; sessizce yerleşir ve yeni gelen bunu ancak bir aksama yaşandığında öğrenir. Bu yüzden bir ekibin gerçek düzeni, yazılı görev tanımından değil bir aksamanın kaydından okunur.
Aklında kalsın
Bir karşılaşmadan çıktığında sırayla düşünülecek yedi şey.
- Benlik sunumu bir tercih değildir; hiçbir şey yapmamak da bir izlenim üretir ve karşı taraf onu okur.
- Sunumun karşıtı sahicilik değil, başka bir sunumdur; soru "sunuyor mu" değil "hangi sunumu, kime karşı" olmalıdır.
- İzlenim yönetiminin büyük bölümü alışkanlıktır; kişi ne kadar iş yaptığını ancak bir aksamada fark eder.
- Ön bölge izleyicinin gördüğü yer, arka bölge sunumun askıya alındığı yerdir ve sınırı duvar değil bakan göz çizer.
- Arka bölge de bir sahnedir; orada sunum bitmez, izleyici değişir.
- Sunum çoğu zaman ekip işidir ve bu düzen konuşularak değil sessizce yerleşir; yeni gelen onu bir hatayla öğrenir.
- Sunum araçlar ister; kapalı bir oda, hazırlık zamanı ve arka bölge herkeste yoktur ve beceri sanılan farkın bir kısmı budur.
Sonraki derse köprü
Bu derste sunumu hep sonucundan konuştuk. Anne gülümsedi, gişe çalışanı sesini yükseltmedi, aile odada sakin göründü.
Bunların hiçbiri kelimelerle yapılmadı.
Gülümsemek bir yüz hareketi. Sesini yükseltmemek bir ses ayarı. Kapıda karşılamak bir mesafe seçimi. Sunumun neredeyse tamamı bedenle yapılıyor ve bu derste bedeni hiç adlandırmadık.
Dahası, bedenin nerede durduğu da bir şey söylüyor. Masanın arkasına oturan kişi bir şey ilan ediyor; kapıda duran bir başkası. Geçen dersin görüşme odasında masanın yeri değiştiğinde konuşmanın kendisi değişmişti.
Bir de mesafe var. İki insan arasındaki kaç santim, konuşulan konudan önce ilişkinin ne olduğunu söylüyor ve o santim her toplumda aynı değil.
Sıradaki ders bedene iniyor. Duruşun, bakışın, jestin ve iki insan arasındaki mesafenin ne söylediğini, mekânın bunu nasıl düzenlediğini ve bu dilin ne kadarının öğrenilmiş olduğunu ele alacağız. Buradaki ön bölge fikri orada somutlaşacak: bir sahne kurmak, önce bedenleri yerleştirmekle başlıyor.